| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4471) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 09 .06.2022 |
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlar, ben de olabildiği kadar kısa konuşmaya gayret edeceğim ve eleştirilerimi 29'uncu maddeyle sınırlı tutmaya gayret edeceğim.
Bir defa, hukuki açıdan baktığınızda, yeni bir suç tipi tarif ediliyor ancak bu suç tipi ne öngörülebilir ne hukuki kesinlik açısından iyice düşünülerek yazılmış ne de keyfîliği önleyen bir durumda değil. Yani sizin yargıçlarınızın elinde son derece keyfî bir şekilde kullanılmaya açık ve sonuçta da ülkemizde son derece ağır sonuçlar doğurabilecek hatta yargımızı belki de milyonlarca dava, soruşturmayla baş başa bırakabilecek bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.
Bir defa, değerli arkadaşlar, bir özel kasıt ihdas ediliyor, "sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saiki" deniliyor. Şimdi, burada bir niyet var çünkü diğer haber yaymalardan ayırmak ya da ayırmış gibi görünmek gayesi var burada; bunu anlıyoruz, o yüzden "sırf" denmiş. Ama baktığınız zaman, bir kişinin bu kanunda, bu suç tanımında yer alan fiili bu saikle işlediğini ama aynı zamanda başka saikleri olabileceğini de öngörmemiz gerekir yasa koyucu olarak. Yani eğer bu kişinin veya kişilerin bunun yanında yani halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak yanında başka saikleri de var ise bu kişi nasıl yargılanacak? Mesela bu kişiyi diyelim ki cezalandırdınız, bu kişi de savunmasında Yargıtayda dedi ki: "Evet, benim bu saikim var ama başka saiklerim de var." İnsanlar sadece halkı panik, korkuya sevk etmek istemez ki, örneğin, bunun üzerinden para kazanmak istiyor olabilir, hatta para kazanıyor olabilir, ne yapacaksınız o zaman? Ya, ben şimdi meslekten hukukçu değilim.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Söylediğinin hiçbir manası yok.
MURAT EMİR (Ankara) - Peki, siz öyle düşünün.
Ama bakın, siz "sırf" dediğiniz zaman "sadece" dediğiniz zaman bunu sadece bununla şey yapıyorsunuz. Dolayısıyla, bundan başka saikleri olursa ne olacak? Bu bir.
İkincisi, değerli arkadaşlar, bakın, burada "genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yaymak" diyor. Burada da baktığınız zaman, aslında son derece müphem bir yaklaşım söz konusu.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Elverişli olmasını unutmadan sözünüze devam ederseniz daha manalı olur.
MURAT EMİR (Ankara) - Buyurun.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Elverişli olacak şekilde...
MURAT EMİR (Ankara) - Evet, anlıyorum, anlıyorum.
Şimdi, bir örnek üzerinden bu görüşümü ifade etmeye çalışayım. Gerçeğin ne olduğu, doğru haberin ne olduğu, bu haberi yayanların gerçek saiklerinin ne olduğu veya bir an için bu kanunu yazanların düşüncesine katılırsak, "sırf" amaçlarının ne olduğu zamana ve duruma göre değişebilecek şeylerdir. Bakın, Türkiye'de ağır bir pandemi yaşandı ve bu pandemi sürecinde -anımsayacaksınız- 30 Eylül gününe kadar Sağlık Bakanı günde ortalama 1.500-2.000 vaka sayısı açıkladı ve "Ya, gerçek bununla örtüşmüyor, gerçek başka; yoğun bakımlar dolu, hastaneler dolu, yataklar dolu, ölümler fazla." diyenlere de "Sen halkı paniğe sevk ediyorsun." dendi. Bu yaşandı değil mi? Ve biz belgesini çıkardıktan sonra o gün Sağlık Bakanı çıktı "30 bin vaka var." dedi. 20 kat düşük söylüyormuş, öbür gün 20 kat fazla söyledi; bu yaşandı Türkiye'de. Yani bu kanun eğer 30 Eylüle kadar olsaydı ben suçluydum çünkü her gün bunu söyledim, 30 Eylülden sonra da Fahrettin Koca suçlu olmuş olmuyor mu arkadaşlar? Bakın, genel sağlığı bozdu, vaka sayılarını gizledi ve sonuç olarak insanların pandemiden korunmaları için alabilecekleri önlemlerin bir şekilde önüne geçti. Dolayısıyla da burada böyle bir kanun yazdığınız zaman, böyle bir kanunu hele hele sizin hâkimlerinizin eline verdiğiniz zaman bunun nerelere varacağını hiç kimse kestiremez.
Devam ediyorum, şimdi 217'ye bir ek yapıyorsunuz, "halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik" bu onun devamı gibi düşünmüşsünüz; tamam, bu olabilir ama baktığınız zaman, 218'de de bir ceza maddemiz var ve yanılmıyorsam, bu 218'deki ceza maddesini biz 2018'de ek maddeyle düzenledik. Çünkü o sırada yani basın ve yayın yoluyla işlenen suçlar bakımından ifade hürriyetinin çok fazla sayıda cezai takibata, soruşturmaya konu olmasından dolayı, buraya yargı reform paketi kapsamında şu maddeyi ekledik: "Haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz." Hatta biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak dedik ki: Bakın, aslında haber alma hakkı anayasal bir hak olduğu için, düşünce ve ifade hürriyet anayasal bir hak olduğu için ve Ceza Yasası da ondan kaynağını aldığı için zaten bir haberi vermek ve haber sınırını aşmayan bir şey ve eleştiri amacıyla yapılan bir şey elbette ki suç değil. Bunu yazmak bile aslında abes ama Türkiye'deki yargı öyle bir yere geldi ki, öylesine sarayın ağzının içine bakan bir yargı var ki, öylesine muhalefeti susturmak, Türkiye'yi tek sesliliğe götürmek isteyen bir iktidar var ki, "Evet, bu madde de yazılsın." dedik. Bakın, aslında normalde, aklı başında bir adam bu maddeye, bu yazıya baktığı zaman "Haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz." cümlesinin bu kanunda niye olduğuna şaşırır ama Türkiye'yi bilen bir kişi şaşırmaz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bu ortak hüküm. 216, 217, 218.
MURAT EMİR (Ankara) - Biliyorum, işte onu ifade ediyorum. Bakın, niye? Çünkü Türkiye'yi biliyor. Türkiye'de bu hükmün sizin savcılarınızın ve hâkimlerinizin elinde ne hâle geldiğini hepimiz biliyoruz. Ve "yargı reform paketi" deyince bunu söylüyoruz. Şimdi, bu konuya, 218'e niye geldim? İki sebebi var. Birincisi, böyle bir öngörülemez, kesinliği olmayan, muğlak kavramlarla, "sırf"lar "sadece"ler işte, "elverişli" vesaire gibi kavramlarla yazılan bir metin, sizin yargınızın eline verildiği zaman nereye gideceği belli olmaz. Ama şunu da bilin: Keser döner, sap döner; onu da bilin.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Ortak hükmü ne yapacak yargıç?
MURAT EMİR (Ankara) - Biliyorum, bir saniye, cevap vereyim.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Yargıç ne yapacak o 218'i?
MURAT EMİR (Ankara) - Efendim?
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Yargıç 218'i görmeyecek mi?
MURAT EMİR (Ankara) - Görecek canım.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - E, o zaman? O zaman suç oluşmaz...
MURAT EMİR (Ankara) - Hayır, biz şunu söylüyoruz: Bu olmazsaydı bile zaten yargıç düşünce açıklamasına ceza mı verecekti Türkiye'de? Ama veriyordu ki bunu yazdık çünkü veriyordu, siz de biliyordunuz, biz de biliyorduk, sizin gönderdiğiniz Adalet Bakanı da biliyordu, o yüzden getirdi bunu. Yargı reform paketiydi bu, demokratik açılımdı bu, biz de katkı verdik o zaman; bunu ifade etmeye çalışıyorum. İkinci sebebi de arkadaşlar, bunu gündeme getirmemin ikinci sebebi, bence önemli bir yanlışlık var burada. Bakın, 218'in başı şöyle diyor: "Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır." Hoppala! Şimdi, bakın, bir ceza yazıyorsunuz -fark ettiniz mi bilmiyorum- 217'ye bir şey yazıyorsunuz, basın yayın yolunu düzenliyorsunuz -ya gülüyorsunuz ama bakın, gerçekten önemli bir şey söylüyorum- basın yayın yoluyla, iletişim yoluyla, internet yoluyla, sosyal medya yoluyla yapılabilecek bir suçu tanımlıyorsunuz, tanımlamaya çalışıyorsunuz daha doğrusu, sonra "bir yıldan üç yıla kadar ceza" diyorsunuz; e, sonra da 218'de "yarı oranında artırılır" diyorsunuz. Bilmiyorum fark ettiniz mi. Bu da son derece yanlış, mutlaka düzeltilmesi gereken bir durum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, çok uzatma niyetinde değilim. Önemli bir nokta, Sayın Emre de işaret etti, dezenformasyon var mı? Var. Bununla mücadele etmek gerekir mi? Gerekir. Bu dezenformasyon yoluyla hele de iletişimin bu kadar arttığı bir dünyada toplumlar çeşitli yanlış yerlere sürüklenebilirler mi? Sürüklenebilirler. Ama bunu yapacağınız kanunun gerçekten demokrasiyi içine sindirmiş, içinde ifade hürriyeti olan, düşünce ve ifade hürriyetini en azından sınırlamayan ve en azından nerede başladığı, nerede bittiği belli, somut kavramlardan hareket eden, açık bir madde olması son derece önemli. Bunu yapmadığınız sürece bu bir Demokles'in bir kılıcıdır, bu sizin elinizde bir sopaya dönüşür ve bu da tek sesliliğin çabasıdır. Ama ne yaparsanız yapın, özellikle de böyle bir düzenlemeyle Türkiye'deki muhalefetin çığlığını bastıramazsınız.
Teşekkür ederim.