| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) 2019 ve 2020 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmeleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 31 .05.2022 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bence çok önemli bir konuyu konuşuyoruz TİGEM'ler üzerinden ama aslında Türkiye hayvancılığını etkileyen temel bir meseleden bahsediyoruz; yerli ırklar meselesi ve verimlilik meselesi. TİGEM de ne yazık ki eğer havlu atmışsa işimiz gerçekten zor çünkü Türkiye'de yurt dışından dişi hayvan getirerek sürüsünün genetik yapısını değiştirebilecek akıl ne yazık ki ilk bizim siyasilerimizde oldu ve 1987 yılında ilk kez 70 bin -umarım sayıda hata etmem- Holstein düve getirilerek ve belirli bölgelere dağıtılarak aslında Türkiye hayvancılığının canına o zaman kastedildi. Bunu çok net bir şekilde söylemek lazım. Daha sonra da yine 2007-2008 yıllarında canlı hayvan ithalatına başlandığı andan itibaren yine bir verimlilik meselesi, yine bir dışarıdan besi hayvanı, kasaplık hayvan ve damızlık hayvan olmak üzere, özellikle damızlık hayvanlarda Holstein ırkının ısrarla talep edilmesi ve bu ülke topraklarına getirilip ona bağlı da damızlık işletmelerinin kurulması Türkiye hayvancılığının en büyük ve en önemli problemidir.
Bugün geldiğimiz noktada süt hayvanlarının 2007-2008 yılında kasaba gitmesi, yine 2019-2020-2021 yılında kasaplara gitmesi süt hayvancılığının, süt fiyatları ve yem fiyatları arasındaki dengenin bir türlü tutturulamaması ve özellikle yem fiyatlarının çok yüksek olması nedeniyle getirilen hayvanların üretim, verim kapasitesiyle Türkiye'de onlardan alınan miktar karşılaştırıldığında aslında bir verimsizlik ortaya çıktığını çok net bir şekilde görüyoruz. Daha somut, daha açık söyleyeyim: Türkiye hayvancılığı 1980 yılı, 44 milyon insan var ve yaklaşık olarak 84 milyon canlı hayvanımız var küçükbaş, büyükbaş. Bugün 90 milyon insan varlığımız var, 54 milyon küçükbaş var, 18 milyon büyükbaş -doğru kabul edelim TÜİK'in rakamlarını- 72-73 milyon hayvan varlığımız var ve ne yazık ki bu ülkede et sorunu da süt sorunu da olduğu yerde, devam ediyor. Bunun temel kaynağı şu: Siz Hollanda'da yılda 14 ton, 13 ton, 15 ton süt aldığınız bir hayvanı getirip burada sade süte dayalı bir üretim yapıp ondan da 6 ton, 7 ton ortalama alıyorsanız o verimlilik değildir; o, o hayvan ırkının kapasitesini, verimlilik kapasitesini kullanamamaktır. Doğru tespit, Türkiye'de kombine ırklara ihtiyaç var. Hiçbir ülke, bilimin, aklın yanında olan hiçbir bilim dünyası dişi hayvan getirerek kendi sürüsünü yönetmez, orada yeni bir ırk yaratmaz. Bu doğru değildir ve Türkiye bunun bedelini şu anda ağır bir şekilde vermektedir. Özellikle yapılan hayvan ahırlarının yanlışlığı, tamamen içeriye, entansif yani bağlı ya da tamamen kesif yeme dayalı hayvancılık ve bugün yaşadığımız, neredeyse artık doğrudan hastalık meselesinin aslında özü tam da bu. Bu aslında bir verimsizliğe atılmış en büyük adımdı. Ne yazık ki TİGEM'ler de verdiğiniz rakamlarda bunu yapmış ve melezleme meselesini, ıslah etme meselesini artık yerel kaynaklar üzerinden kapatmış. Bu tarihî bir yanlıştır Sayın Başkan, ısrar etmelisiniz Sayın Müdürüm, devam etmelisiniz. Bugün bu yaşadığımız hastalıkların temel kaynağı bu ve Türkiye'nin derhâl bu kapalı şirket tarımı modelinden sıyrılıp orta ve küçük ölçekli çiftçiliği canlandırıp o, tamamen meraya dayalı bir hayvancılık yapmak zorundadır. 2002'den bugüne kadar TÜİK 146 milyon dönüm mera alanından ne 1 metrekare ileri gitmiş ne 1 metrekare aşağı gelmiş. Enteresan bir rakam değil mi? 2002, 146 milyon dekar; 2022, hâlâ 146 milyon dekar, olacak iş değil, hepimiz biliyoruz. Geçtim onu. Tarım Bakanlığı diyor ki: "Bende 128 milyon dönüm mera tahsisi var, ben bu kadarını tespit ettim." Ama gelin, görün, bu 128 milyon dönüm mera varlığının bile sadece ve sadece yüzde 9'u ıslah edilmiş yani bizde kaba yemde de işletmeler dışarıya bağlı, ne yazık ki zaten yemde de yüzde 60 oranında ham madde dışarıdan gelmekte, oraya bağlıyız. Şöyle bir şey söyleyeyim, belki bu daha iyi anlaşılır geldiğimiz ağır tablo açısından: Şimdi, Toprak Mahsulleri Ofisi yurt dışından buğdayı 6 bin liraya, 5.500 liraya -neyse- alıyor 1 tonunu, onu iç piyasaya, un sanayisine -ekmek fiyatları artmasın diye- 2.650 lira yani yarı fiyatla veriyor, sübvanse ediyor. Sayın Komisyon üyeleri, Sayın Müdürüm, Sayın Başkan; 2.600 liraya buğdayı TİGEM'den alan un sanayisi undan çıkan kepeği...
BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - TİGEM'den mi dediniz, Toprak Mahsulleri Ofisinden mi?
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Toprak Mahsulleri Ofisi.
BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - TİGEM'den dediniz.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Özür dilerim. TMO. TMO'dan alıp... 2.600 liraya aldığı buğdayın kepeğini 4.250 liraya yem sanayisine satıyor, ne güzel değil mi(!) Normalde olması gereken nedir? Buğdayın 2.650 liraysa kepek onun yarı fiyatı 1.350 lira olması lazım tonu, gelenekseldir bu, yıllardır böyle oluyor, aynı şeker pancarında olduğu gibi. Şeker pancarının tonunu 420 liraya aldı şeker fabrikaları, posasını çiftçiye 75 kuruş ile 1 lira arasında sattılar yani 750 lira ile 1.000 lira arasında. Şimdi burada inanılmaz bir sorun var yani böyle hani normal falan değil.
Hayvancılıkta da bu şöyle: Yem sanayisi ile çiftçi karşı karşıya geliyor. Süt ısrarla zamlandırılmaya çalışılıyor, böyle bir paradigma yok. Bakın, yine bir örnek vereceğim: Geçen yıl bu zamanlar asgari ücret 2.825 lira, geçen yıl bu zamanlar çiğ sütün fiyatı 2,8 lira, bir asgari ücretli aldığı maaşla 1.008 litre yani 1 ton artı 8 litre çiğ süt almakta; bugün asgari ücret 4.250 lira, süt 7,5 lira, bir asgari ücretli 566 litre süt alabiliyor, 442 litre süt alamaz durumda; şimdi gerçek bu. Şimdi, burada TİGEM'lere çok büyük sorumluluk düşmekte ve hepimizin meslektaş olarak kafa yorması gerekiyor. Ben bir çiftçi ve ziraat mühendisi olarak bunu söylüyorum, mesleğimde fakültede zooteknist ama daha sonra sebze ve meyvecilik yapan birisi olarak bunu söylüyorum, canım acıdığı için bunları söylüyorum. Eğer biz meraya dayalı hayvancılığı geliştiremezsek, meralarımızı ıslah edemezsek Sayın Başkan, bunun için su yönetimi, meraları aktif hâle getirmek, meraya uygun bizim yerli hayvan modelimizi devreye sokamazsak, kusura bakmayın, bu er geç patlayacaktı, şimdi de zorla yaşatıyoruz. Nasıl yapıyoruz bunu? Sürekli süte zam yaparak. İyi de süte zam yapıyoruz da o sütü alacak bir kitle olması lazım. Çiğ süt olarak alacak, peynir olarak alacak, yoğurt olarak alacak, kaymak olarak alacak, tereyağı olarak alacak. Bu kitlenin geliri belli, sütün fiyatı sürekli artıyor, ya bir denge tutturmak lazım. Bir tarafta üretici zarar etmemeli, öbür tarafta da tüketici onu olabildiğince insanca yaşayacak miktarda alabilmeli. Yani bir yılda, bir asgari ücretli aile bir aylık maaşıyla 442 litre süt daha az alıyorsa orada çok büyük bir problemden bahsetmemiz gerekiyor. Aslında doğru bir yola doğru girmişti Sayın Başkan, bir önceki zamda 5,70 artı 1 lira prim vermişlerdi. 5,70 süt fiyatı, 1 lira prim. Bu, iyiliğe işaretti, biraz umutlandık, hakkı teslim... Doğru bir iş yapıldı, bir miktar; aradan bir ay geçti, o 1 liralık prim 20 kuruşa indirildi, süt fiyatına 1 lira zam yaptı diye aslında 80 kuruş geri alındı, 7,5 liraya çıkarıldı. Oysa başından itibaren süt-yem, et-yem paritesi yem üzerinden desteklenseydi bugün o 442 litrelik mesele olmayacaktı ve tüketici bunu alacaktı ama ham maddede dışarıya bağlıysak... Bugün buğday, arpa, mısır, özellikle soya gibi ürünlerde, bunlarda -dolara bağlı- dışarıdan ithal ettiğimiz için böyle bir sorunu yaşıyoruz. Bunu ortadan kaldırabilmenin yolu TİGEM'lerin ciddi bir çalışmasıyla sağlanabilir. O zaman da söyledim, şimdi de eleştiriyorum gene, eğer gidip hâlâ -Karacabey TİGEM arazisini jokey kulübüne verdik, geçtim- ceviz dikiyorsak, hâlâ badem dikiyorsak burada çok önemli bir sorun var, bir anlayış sorunu var. Yani bu, hayvancılığın olmamasına dair bir tutumdur, hayvancılığı önemsememeye dair bir tutumdur; Türkiye'nin insanının hayvansal protein açısından, hayvansal gıdayı tüketmesi açısından önemli bir krizdir. Biz, hiçbir zaman... Ben kendi adıma şunu çok net söylüyorum, hiçbir zaman yadsımıyorum: Devlet, hükûmet gerektiğinde zarar eder, önemli olan o zararı kimin için ettiğiniz.
Biraz önce yoktuk, olmadı, bazı tartışmalar hakikaten usul açısından sorun olduğu için ayrıldık. Yani, bizim orada da çok önemli bir sorunumuz var. Eğer biz stoklayacağımız eti 11 kuruştan stoklayacağımız yere 45 kuruşa stokluyorsak, kurumu 220 milyon lira zarara uğratıyorsak ve hiçbir şey olmamış gibi elimizi kolumuzu sallayıp geziyorsak hepimizin işi zor arkadaşlar, hepimiz bunu düşünmek zorundayız; bu kadar yetki, bu kadar şey olmamalı diyorum. Dolayısıyla burada yerli ırkların mutlaka...
Direnin, bakın, devam edin; bizim meralarımız da iklim yapımız da bölgeler arası farklılıklarımız da yerel çeşitlere uygundur. Nasıl Karadeniz'in simentali, Doğu Anadolu'nun karası, Doğu Anadolu'nun kırmızısı, Karacabey'in montofonu... Devam edin Sayın Başkanım, Sayın Müdürüm, devam edin; bu ırklarla, mevcut Holstein'la bu süreç gitmeyecek. On yıl içerisinde en az 2 defa, 3 defa sıfırdan kendini yenileyen işletmeler biliyorum ben, isim de verebilirim. Dolayısıyla yerli ırk çalışmasının devam etmesi gerekir. Mera ve sahaya bağlı hayvancılığın mutlaka ve mutlaka devam etmesi gerekir.
Elbette verin, hiç itirazım yok. Yol da yapın, köprü de yapın, şunu yapın, bunu yapın; bunlara kimsenin itirazı yok. Eğer toplumun daha refah, daha mutlu bir hayatı olacaksa yapılmalı, itirazım yok. Ha, tartışırız onu, zaten tartışıyoruz, eleştiriyoruz pahalı, ucuz meselesi üzerinden. Ama değerli Komisyon üyeleri, değerli Başkan, değerli Müdürüm; eğer biz çiftçiyi desteklemezsek, o garantiyi çiftçinin ürününe vermezsek, o garantiyi yerli hayvandan para kazanacak biçimde vermezsek tabii kimse yerli hayvan yetiştirmez. İster ki 500 kilo et alsın, ister ki 70 kilo süt alsın; alamaz, alamayacağını siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Siz, 14 tonluk üretim kapasitesi olan bir hayvandan 6 ton, 7 ton süt alarak orada sürü varlığını devam ettiriyorsanız kendi kuyunuzu kazıyorsunuz demektir. Bir anlayışa, bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Yerli ırkların üstün genlerini tutun, kesinlikle vazgeçmeyin, devam edin.
Teşekkür ediyorum.