| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4336) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 30 .03.2022 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Teşekkür ederim.
Şimdi, bu vatandaşlık olayı Türkiye'de dünyanın diğer ülkelerindeki özellikleri taşımıyor. Mesela, Amerika Birleşik Devletleri dünyadan pek çok insanı ülkesine çekmek için vatandaşlık veriyor ama demiyor ki "Sen şu kadar para yatır, gel vatandaş ol." Öyle bir şey yok; başka kriterlere göre -hatta bazen piyango uyguluyor- seçiyor ve vatandaşlık için bir deneme süreci geçiriyor yani beş yıldan önce vatandaşlık vermiyor. Bu beş yıllık süre zarfında onun performansına bakıyor, gelen kişi ne yapıyor, master mı yapmış, doktora mı yapmış, bir firmada mı çalışmış, kendisi iş yeri mi açmış; bunun da ötesinde, nasıl bir sicille bu süre içerisinde ülkesinde dolaşmış, sicili temiz mi değil mi, yargılık, emniyetlik vukuatı var mı yok mu; bunların hepsini çetelesine işliyor ve sonunda, uygun gördüğü zaman vatandaşlık veriyor ama burada "Yatır 250 bin doları, al vatandaşlığı." Yani şimdi ABD'nin vatandaşlık alışında dinamik bir nüfusu kendisine entegre etmek için çaba harcadığını görüyoruz, bizde ise "Aman, bir an önce getirsinler, yatırsınlar şu parayı, cari açığımızı kapatalım." anlayışı var yani getireceği döviz için vatandaş almaya yönelmiş bir kurgu var. Bu bakış tarzı yanlış, bu bakış tarzı tamamen yanlış. Nitekim, doğrudan yabancı yatırımların eğilimine bakıyoruz Türkiye'de yani doğrudan yabancı yatırımların çoğu gayrimenkul alımıyla ilgili; buraya gelip de fabrika kurup üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapıp Türkiye'ye döviz kazandıran sayısı her geçen gün azalıyor ve anlamını yitiriyor ama gelen doğrudan yatırımlara baktığımızda, yabancı yatırımlara, yarıdan fazlası gayrimenkul yatırımlarından ibaret ve doğrusu, para için, cari açığı kapatmak için vatandaşlık verilmesi bir problem olduğu kadar da yöneticiler açısından bir sorundur yani ülkeye bakış açısı bozuksa yönetici sınıfın, bu memleketin geleceğinden ne beklersiniz? Hiçbir şey bekleyemezsiniz. Onun için öncelikle bakış açısını düzeltmek gerektiği kanaatindeyim.
Sonra, son dönemlerde yabancılaşma artıyor, göç olayı çok artıyor. Şimdi, elimde bir sosyal medya reklamı var, Kenya'dan verilmiş, diyor ki: "250 bin dolara, kendinizin, eşinizin gitmesine de gerek yok, burada hallediyoruz." Türk vatandaşlığı satıyorlar yani dünyanın değişik yerlerinde Türk vatandaşlığı satma ofisleri oluşmuş; iş bu kadar ayağa düşmez.
Bir başka konu, gelenlerin büyük çoğunluğu vasıfsız olduğu için ve burada tutunabilmek için de düşük ücrete razı olduğu için, asgari ücretin de altında ücretlerle çalışmaya hazır olduğu için, iş yerlerinin, firmaların, girişimci sınıfın dinamizmini öldürüyorlar, düşük ücretle para kazanmaya yöneltiyorlar. İleri teknolojiye geçmek, ayakta kalabilmek için dünyayla teknolojiye dayalı bir üretimle rekabet etme arayışı yerine, düşük ücretlerle, düşük maliyetlerle rekabet etme arayışına giriyor firmalar ve bu da Türkiye'nin küresel rekabette geri kalmasına yol açtığı gibi, ülkenin gelişme konusunda potansiyel oluşturamamasına yol açıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Buyurun, tamamlayın.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir başka mahzuru da 6-7 milyonu bulmuş olan göçmen nüfus nedeniyle ve bu nüfusun düşük ücretlere razı olması nedeniyle ücretler genel seviyesini düşürüyor yani Türk vatandaşlarının da girebilecekleri işlerde ücret düzeyini aşağıya doğru çekiyor. Yani hem ücretler genel seviyesinin düşmesine, gelir dağılımının bozulmasına neden oluyor hem de ekonominin küresel rekabete açılmasını engelleyen bir patlama var, nüfus patlaması. Yani mevcut nüfusun bunları absorbe edeceği bir sürecin oluşması lazım yani burada konu üç yıl mı olacağı, yoksa bir yıl mı olacağı değil bence. Vatandaşlık vereceğimiz insanlar kimler olmalıdır, Türkiye'de bu süreç nasıl tamamlanmalıdır, bununla ilgili bir felsefesi olması lazım Hükûmetin; maalesef bu felsefe yok, "Döviz getirin, cari açığımız kapansın, memleket batarsa batsın." hikâyesi var.