| Komisyon Adı | : | ANAYASA KOMİSYONU |
| Konu | : | Rize Milletvekili Hayati Yazıcı, İstanbul Milletvekili Feti Yıldız ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül ile 91 Milletvekilinin; Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4284) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 23 .03.2022 |
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, devam mı tamam mı konusunda kararınızı açıklar mısınız?
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Bitiriyoruz bu gece.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Maddeleri de dâhil mi?
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Maddeler de dâhil, evet.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Maddeler dâhil bitiriyoruz bu gece. Şu anda saat iki buçuk. Bu videoları falan yayınlıyoruz ya, insanlar sanıyor ki normal bir Meclis mesaisi yapıyoruz. Öyle değil, bunu bilsin insanlar, onunla başlayalım. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasa Komisyonundayız, saat gecenin iki buçuğu. Siz bu teklifi hazırlamak için iki senedir debeleniyorsunuz, gidiyorsunuz, geliyorsunuz "Öyle olacak, böyle olacak, şöyle yapacağız, böyle yapacağız." diye iki senedir görüşüyorsunuz. Getirdiniz bunu açıkladınız, biz niye bunu bir gecede bitiriyoruz? Yani nedir, amacımız nedir bunu yaparken? Çok mu hayati şeyler yapıyoruz? Ne bileyim, açlıkla boğuşan insanların derdine mi bir çare arıyoruz? Milyonlarca genç işsiz, onlar için mi bir şey getirdiniz, onu mu oyluyoruz şu an? Ne yapıyoruz biz? Gecenin iki buçuğunda gerçekten biz ne görüşüyoruz ya? Yani böyle yurt dışına kaçan gençlerle ilgili bir çözüm mü önerdiniz bize? Kendi Nebati Bakanınız çıktı al yanaklarıyla "Türk lirası tarihin en düşük seviyesinde." dedi, onunla ilgili mi bir şey çalışıyoruz? 50 milletvekili var burada ya. Yani vallahi size demiyorum çünkü umurunuzda olmadığını biliyorum, tavrınızdan anlıyorum, Ali İhsan Yavuz Bey'in yüzünden anlıyorum, verdiğiniz tepkilerden anlıyorum, umurunuzda değil.
ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) - Basiretinize hayranım!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Umurunuzda olan şey halkın dertleri değil, insanların açlıkla mücadele etmesi değil, milletin pazar artıkları için birbirine düşmüş olması değil. Sizin umurunuzda olan tek bir şey var: AKP, MHP eriyen oylarına rağmen nasıl iktidarda kalır? Bunun hesabını iki senedir yaptınız. Bizi de şu anda gecenin iki buçuğunda bu hesabın peşinde çalıştırıyorsunuz çünkü ne dediğimiz umurunuzda değil ya! Hadi beni geçin, benim yaşım kadar sizin kıdeminiz var, İbrahim Kaboğlu orada oturuyor...
SUZAN ŞAHİN (Hatay) - Aşk olsun, o çok genç yahu.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - ...yanında Levent Gök var, orada Bülent Tezcan var yani burada birbirinden kıymetli hukukçular var; tek hukukçu, tek avukat siz değilsiniz. Meral Danış Beştaş orada, Ruştu orada, burada, aha, Baro Başkanı adam ya!
HAYATİ YAZICI (Rize) - Biz öyle bir şey mi dedik?
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Umurunuzda değil bizim ne söylediğimiz, bu yüzden bu gece çalıştırıyorsunuz. Geneli üzerine bitireceğiz, maddelerde de konuşacağız, yüzünüze vuracağız, bütün eksiklikleri söyleyeceğiz, yerine ne yapılması gerektiğini anlatacağız. Umurunuzda değil ki getirdiğiniz şeyi parmak hesabıyla geçirip buradan çıkmak istiyorsunuz. Nasıl ki Kamu İhale Kanunu'nu, o çeteleri zengin etmek için 500 kez değiştirdiniz, şimdi de ne zaman başınız sıkışsa seçim yasası değiştirmeye çalışıyorsunuz; bu işin Türkçesi bu, Türkçesini konuşalım, vallahi Türkçesini konuşalım. Yani böyle uzun uzun konuşma hazırladım, bayağı da teknik şeyler anlatmıştım çünkü ben hukuka kıymet veririm, ettiğim yemin önemlidir benim için. Çünkü biz avukatız; hukuk fakültesinden mezun olurken bir yemin ediyoruz, üstüne avukatlık ruhsatı alırken bir yemin ediyoruz, onlar önemli benim için. Bayağı teknik bir konuşma hazırlamıştım -saat üçten beri buradayız, on iki saat oldu- hiçbir şey umurunuzda olmadığı için böyle teknik teknik konuşmanın da hiçbir anlamını ben artık gerçekten göremiyorum. Gerçekten tebrik ediyorum sizi ya! Ya, memleketin bu kadar derdi var, iki buçukta ben bunu konuştuğumuza inanamıyorum. Seçimle ilgili bir teklif konuşuyoruz değil mi Sayın Başkan? İtirazlar geldi buradan. Kimi ilgilendiriyor bu teklif? Siyasi partileri ilgilendiriyor özünde. Nerede siyasi partiler? Siyasi partiler sadece Mecliste vekili olan insanlardan mı ibaret, grubu olan insanlardan mı ibaret? Seçime girme yeterliliği olan bir sürü parti var, seçim güvenliğini sağlamayı beceremediğiniz için on yıldır kurulmuş bir sürü demokratik kitle örgütü var; nerede onlar, neden davet etmiyorsunuz? Bu Komisyonda sizin iki senedir konuştuğunuz şeyleri biz bu insanlarla en azından iki gün olsun niye konuşamıyoruz? Gerçekten merak ediyorum ben bunları. Sayın Başkan açıklama yaptı HDP'nin eleştirisi üzerine "Ben zaten gerekli gördüğüm herkesi davet ettim." dedi. Kim varmış burada? Sayın Başkan'ın ifadesinden okuyayım: İçişleri Bakanlığı varmış, Adalet Bakanlığı varmış, YSK varmış, HSYK varmış; hoş gelmişler. Yani "Siz yıkın, biz hukuku size uydururuz." diyen, her millî suçluyla fotoğrafı çıkan İçişleri Bakanlığı gelecek, seçim yasasıyla ilgili görüş verecek; güzel. "YSK" dediğiniz yer mühürsüz oyları geçerli saydı ya! Mühürsüz oyları geçersiz saymış bir kurumun temsilcileri... Bürokrat arkadaşlarıma değil sözüm elbette, onları atayan saraydaki zatımuhtereme. Ne varmış burada başka? HSYK. Bu arada, bu saydığımız insanların tamamı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanmış iradeler yani sizin buraya davet ettiğiniz insanlar -tekrar ediyorum bürokratlarımız için konuşmuyorum, siyasi iradeler için konuşuyorum- zaten Recep Tayyip Erdoğan'ın atadığı kimseler. E, siz zaten onu yeterince temsil ediyorsunuz, bu arkadaşları gecenin köründe niye burada tutuyoruz?
RECEP ÖZEL (Isparta) - Onların hiçbirini ora atamıyor, yanlış biliyorsun.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Vallahi, Sayın Özel, sizin yeriniz bende ayrı, istediğiniz kadar sataşın, cevap vermem. Sizin sayenizde 13 bin oy farklı olan belediyeyi biz 800 bin oyla aldık; siz ne derseniz deyin ben size kızmam.
RECEP ÖZEL (Isparta) - Yanlış biliyorsun, doğrusunu söylüyorum.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Bir sizin, bir de Ali İhsan Yavuz'un yeri bende ayrıdır; devam edin o yüzden.
RECEP ÖZEL (Isparta) - Siz kimsiniz ya? İşçi Partisi misiniz?
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Biz kimiz biliyor musunuz? AKP-MHP bloku dışında kalan ve bu ülke için içi yanan herkesiz Sayın Özel, herkesiz; işte, o yüzden yanılıyorsunuz, tam olarak o yüzden.
Şimdi devam ediyorum. Demokrasicilik oynuyoruz anladık da yani bir istirhamım var, aklımızla alay etmeyin bizim. Gerçekten, o ayıp oluyor biraz Sayın Başkan.
Teklifin maddelerine geçeceğim, sürem de bitmek üzere.
1'inci maddeye geldik: Baraj yüzde 7. Kimin için? Daha çok siyasi parti girsin içinmiş; "okey". Yüzde 7 ile yüzde 10 arasında kaç siyasi parti var bu ülkede? Ya, hepimiz siyasetçiyiz değil mi? Bir tane var. Bir tane var, Milliyetçi Hareket Partisi var. Ama bir şey söyleyeyim mi? Ben asli hedefin bu olduğunu düşünmüyorum, asli hedefiniz orada oturuyor. HDP'nin aldığı oyların gereksiz olduğu kanaatindesiniz ve "Barajı düşürürsek belki birkaç tane oy eksilir oradan da HDP'nin MHP'den çok oy alması utancına bir son veririz." diye bir hesap görüyorum ben burada.
2'nci maddesi var teklifinizin. Daha bir seçim geçirdiğiniz, seçmene doğru düzgün anlatamadığınız 2018'deki seçim kanununun içini boşaltıyorsunuz, ittifak sistemini ortadan kaldırıyorsunuz. Amacınız ne söyleyeyim: Küçük partilerin artık oyları büyük partilere yaramasın istiyorsunuz, "İttifaklar içinde böylece bir kargaşa çıkar da belki ayrışırlar, bize yarar." diye düşünüyorsunuz. Yine çok beklersiniz yani çok beklersiniz, gerçekten çok beklersiniz çünkü bence atladığınız çok hayati bir şey var burada: Ya, umurumuzda değil bizim şu anda ya! Ben kendi adıma söyleyeyim, bir dönem daha milletvekili olmuşum, olmamışım, zerre kadar umurumda değil. Mesleğim var benim, avukatım; giderim, paramı kazanırım, ne ihale alırım ne bir şey yapıyorum ne siyaset boyunca dokunulmazlığım kalkınca yargılanacak bir suç işledim. Benim umurumda değil, sizlerin neden bu kadar umurunuzda? Neden her seçim çıkıp siz bir seçim yasası değiştirmeye çalışıyorsunuz ve gerçekten, hiç mi ar etmiyorsunuz bundan? Samimiyetle ben merak ediyorum bunu ya!
3'üncü maddesi, Mecliste grubu olmayanı seçim yeterliliğinden çıkartıyorsunuz. Yani artık, grubu olan bir parti, seçim yeterliliğine sahip değil ama altı sene kongre yapmamış bir parti seçim yeterliliğine sahip. E, grubu olmasaydı AKP, 2002 seçimlerine giremiyordu; burada da derdiniz bence bu değil, AKP'den kopuşları önlemeye çalışıyorsunuz. Yani saat gecenin iki buçuğu olmuş, artık böyle siyasi, diplomatik falan konuşmakta ben bir anlam görmüyorum.
5'inci, 6'ncı maddesine gelelim. En korkunç madde, en utanç verici madde; her hukukçu için, o hukuk fakültesinden diploma alırken, o avukatlık mesleğini yaparken, yemin ederken, bu yemini eden her hukukçu için utanç verici bir madde. Hâkimlerle oynuyorsunuz ve bize diyorsunuz ki: "Hâkimlere güvenmiyor musunuz? Hâkimlere hakaret ediyorsunuz." Biz değil, siz hakaret ediyorsunuz. Siz bu ülkenin en kıdemli hâkimlerine hakaret ediyorsunuz. Az önce dediniz, birinizin kırk yıl, birinizin kırk beş yıl meslekte itibarı var; o insanların en az sizin kadar var. Ve avukatlık yaptınız mı, ne zaman yaptınız en son, inanın, bilmiyorum, adliyeye ne zaman gittiniz bilmiyorum. Ben niye buradayım biliyor musunuz ya? Avukatlık yapamadığım için. Çok seviyordum ben mesleğimi ya. Ofise gelen müvekkil "Yargıtayda tanıdık var mı?" diye sormaya başladı bana. Böyle ülke mi olur diye siyasete girmek durumunda kaldım ben. Bilmiyorsunuz böyle olduğunu. Şu anda aramızda biz ne konuşuyoruz biliyor musunuz, seçim sistemlerinde, ilçe seçim kurullarında, il seçim kurullarında? "Kimdenmiş o hâkim?" Açıyoruz, bakıyoruz ve "Oo, AKP ilçe başkanıymış bu, yandık, bittik." Önüne düştü çünkü. Bunlar yokmuş gibi davranıyorsunuz, en kıdemli hâkimlerden kurtulmaya çalışıyorsunuz ki yapılan hilelerin önünü kesemesinler, yapılan usulsüzlüklere çıtını çıkaramayacak insanları o torbalardan çekeceksiniz. O kurayı kim çekecek, o da belli değil. Bu konuda size güvenmemizi bekliyorsunuz, gerçekten büyük bir özgüven.
Ve son olarak -uzattım, biliyorum, toparlayacağım ama- 11'inci madde. Yani Recep Tayyip Erdoğan'a benim vergimle bana kara propaganda yapma yetkisi veren, kan donduran o madde. Bunu nasıl yapabilirsiniz Sayın Yazıcı? Feti Ağabey, soruyorum, gerçekten bunu nasıl yapabilirsiniz? Kendi ifadeleriniz, sizler avukatsınız. "Başbakanlık" ifadesini kaldırıyorsunuz, Cumhurbaşkanını oraya koymuyorsunuz. Bu ne demek? Tayyip Erdoğan benim vergimden kestiğiniz parayla, benim ekmek alırken topladığınız vergilerle binecek uçaklarına, gezecek oralarda buralarda, nasıl sarayda sizleri ağırladı, yemekler verdi, benim paramla halka propaganda yapacak ve siz bu seçimden elde edeceğiniz sonuca gerçekten böyle göğsünüzü gere gere -kazanamayacaksınız, ayrı da hadi de ki kazandınız- kazandık diyebilecek misiniz ya? Yani bunları hiç mi değerlendirmiyorsunuz bilmiyorum.
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Derler, derler!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hayır, ben günahlarını almak istemiyorum.
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Yok, derler ya! Ben alıyorum.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ve şu benim çok dikkatimi çekti: Sabahtan beri burada tartışıyoruz, hangi maddeden bahsetsek bir itirazları var, onlar da iyi hukukçular, bir itiraz ediyorlar, Başkandan da bir itiraz geliyor; bu maddede itiraz edemiyorsunuz. Vücut dilinize bakıyorum, önünüze bakıyorsunuz. Bu maddeyle ilgili doğru düzgün bir şey söyleyemiyorsunuz. Farkındasınız çünkü bunun ne kadar büyük bir haksızlık olduğunun, hepiniz en az benim kadar farkındasınız.
Devam edeyim. Yani devam edecek de bir şey yok, süre de bitti, zaten saat üç, dediğim gibi, ne desek zaten dinlemiyorsunuz. Yani eti, sütü, meyveyi falan geçtim, 3 öğün simit yiyemeyen asgari ücretliyle ilgili bir şey konuşmuyoruz. Efendim, niye ayçiçeği yağını Ukrayna'dan, buğdayı biz Rusya'dan alıyoruz, bunu konuşmuyoruz; bu ülkenin çocukları niye harıl harıl yurt dışına çıkıyor, biz bunu konuşmuyoruz; 2, 3 bin lira aylıkla hayatta kalmaya çalışan emekliler var, biz bunu konuşmuyoruz ama seçim zamanı geldiğinde sofrasından, cebinden, çoluğunun çocuğunun geleceğinden çalıp sadakaya mahkûm ettiğiniz milyonlarca insanı yine din diye, Allah diye, kitap diye, millet diye bayrak diye uyuturuz sanıyorsunuz; uyutamadığınızda da oyuna seçim mühendisliğiyle müdahale etmeye çalışıyorsunuz. Gerçekten ben bunu utanç verici buluyorum. Öyle bir patırtı kopartırız ki insanlar yaygaramızdan boş midesinin gürültüsünü duyamaz olur sanıyorsunuz. Bence tam da burada yanılıyorsunuz. Çünkü ne yaparsanız yapın bu iş bitti arkadaşlar. Yani gerçekten, AKP iktidarı bir çekirge sürüsü gibi geçti bu ülkenin üzerinden. O yüzden ister şimdi 40 takla atın ister 40 kez seçim yasasını...
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın Kadıgil, temiz bir dil...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Temiz bir dil istiyorsanız doğru düzgün bir mesai saati düzenleyeceksiniz Sayın Başkan.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Ama lütfen...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Gecenin iki buçuğunda bu kadar oluyor, temiz bir dil bu kadar oluyor.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın Kadıgil, bakın...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Yani siz yapıyorsunuz bunu, biz değil.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Size yakışıyor, yakışıyor! Çok yakışıyor size!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Vallahi, bence de yakışıyor.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Çok yakışıyor size!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Gerçekten bence de yakışıyor.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Son cümleniz...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Çünkü birinin sizin yüzünüze bu üslupla gerçekleri anlatması gerekiyor. Çok farkındayım, o yüzden benden hiç hazzetmediğinizde de...
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Üslubu lisan aynıyla insan diyorum.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Bir kere de Türkçe konuşsanız keşke ya, bir kere de Türkçe konuşsanız keşke ya.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Türkçe bu. Kendinize bu kadar yabancısınız, kendinize bu kadar yabancısınız!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ya, ülkeyi mahvettiniz, hâlâ burada bana iki buçukta seçim yasası tartıştırıyorsunuz.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Üslubu lisan aynıyla insan.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Bana üslup dersi verecek son insansınız gerçekten.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Hadi oradan!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Önce gidip o Tayyip Erdoğan'a, "Ananı da al git." diyen Tayyip Erdoğan'a vereceksiniz dersi.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Hadi oradan, hadi! Edepsizlik yapma.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Edepsizlik yapan sensin.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Hadi oradan, hadi!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sen bana "Edepsiz." diyemezsin, haddini bil!
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan, bu nasıl olay ya? Bir kadına nasıl "Edepsiz." diyor bu? Ayıptır ya!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Haddini bil!
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Saygılı ol!
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Saygılı olmamı istiyorsan, sen önce saygıdeğer bir insan olmayı bileceksin.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Yalnız, lütfen, sakin...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sen kimsin, benimle böyle konuşuyorsun!
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Sen kimsin bana hakaret ediyorsun ya!
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın milletvekilleri...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ben sana etmiyorum, sen bana ediyorsun, sensin saygısızlık yapan.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın milletvekilleri, lütfen...
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan, bu nedir? Bu nedir, bu?
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Seni temiz bir dille konuşmaya davet ettim.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ben de seni doğru düzgün bir Meclis çalışması yapmaya davet ettim...
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın milletvekilleri, lütfen...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - ...ben de seni bu ülkenin dertlerini konuşmaya davet ediyorum.
ALPAY ANTMEN (Mersin) - Bir kadınla böyle konuşamaz.
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Sen bir kadınla nasıl böyle konuşursun? (Gürültüler)
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - "Edepsiz"miş, sensin edepsiz!
ALPAY ANTMEN (Mersin) - Sayın Başkan, böyle bir usul yok.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın milletvekilleri, Sayın Antmen, Alpay Bey, lütfen...
SUZAN ŞAHİN (Hatay) - Böyle bir saatte bunu yaparsanız böyle bir gerginlik olur, insanca bir çalışma saati ayarlayın.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın milletvekilleri...
(Gürültüler)
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan, özür dilemesi lazım, özür.
ALPAY ANTMEN (Mersin) - Yarın sabah 09'00'da başlayın. Niye sabaha kadar?
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hiç!
ALPAY ANTMEN (Mersin) - Neden? Nereden emir aldınız?
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sanıyorsunuz ki konuşmayacağız, tartışmayacağız ya!
ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Ya, bu ne biçim söz ya? Ne biçim söz o? Ne demek o? Ne demek "emir" Ya, kimden emir alacağız, kimden emir alacağız? Ayıp bir şey ya!
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın milletvekilleri...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Çok mu acil ya?
SUZAN ŞAHİN (Hatay) - Bu çalışma yöntemi insani mi? İnsani mi bu çalışma yöntemi?
RAFET ZEYBEK (Antalya) - Böyle bir usul yok Sayın Başkan, milletvekili konuşacak, derdini anlatacak.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Hakaret edemezsin bize.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hakaret etmiyorum ben. hakaret etmiyorum ben; yalan söylüyorsun!
ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Yahu, ediyorsun, ediyorsun.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın milletvekilleri...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hakaret etmiyorum ben; yalan söylüyorsun!
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Hakareti sen ettin, "Edepsiz." dedin bir kadına.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Senin hakaretlerine cevap vermeyeceğim.
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Bir kadına "Edepsiz" dedin sen, "Edepsiz."
AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Hakaret eden sizsiniz.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Yüreğin varsa cevap ver bana. Sen bana "Edepsiz." dedin, hakareti sen ediyorsun.
RECEP ÖZEL (Isparta) - Ya, canlı yayın yapınca... Orada artistlik yapma ya; canlı yayın yapıyorsun, oradan konuşuyorsun.
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Yakışıyor mu size bir kadına "Edepsiz." demek.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Yayın yapmıyorum, video çekiyorum ki ne işler karıştırdığınızı halk görsün.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın Mustafa Tuncer'e söz veriyorum.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ayrıca, bu yayını yapmak zorunda kalan ben değilim; bunu şuradan siz yayınlamak zorundasınız. Yangından mal mı kaçırıyorsunuz, yasama mı yapıyorsunuz ya?