KOMİSYON KONUŞMASI

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli Komisyon üyesi ve milletvekili arkadaşlarım, değerli basın mensupları; şimdi bir söz vardır "Şu sıraların, koltukların dili olsa da konuşsa." diye. Ne yazık ki Komisyon sıralarının dili var, Genel Kurulun da dili var; tutanaklar onlar. Tutanaklarda ne, ne zaman ne olmuş, kimin siciline açıp bakarsanız her şeyi birer birer görürsünüz. Tarihin hangi döneminde kim ne numaralar çekmiş, sandıktan çıkarım hesabıyla seçim kanunlarıyla nasıl oynamış, bunların tamamını arşiv unutsa da hafızalar unutsa da tutanaklar unutmuyor.

Şimdi, bir kere, daha, seçimlere bir buçuk yıla yakın -bir yıl üç ay, dört ay zaman- varken bir seçim yasası değişikliğiyle buradayız, ben yine Anayasa Komisyonu üyesiyim. Bundan önceki son seçim yasası değişikliği 2018 yılında burada yapıldı, ben yine Anayasa Komisyonu üyesiydim ve yine burada, bu sıralarda konuşma yaptım. Bu kanun teklifinde -ne ilginçtir ki- getirdiğiniz bir maddeyi o zaman yine getirmiştiniz, o zaman, 2018 değişikliğinde buraya getirmiştiniz, yine Cumhur İttifakı'nı oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili arkadaşlarımız hazırlayıp getirmişti. Şimdi dönüp tutanaklara baktığımda o zaman hangi hesapla yapıldığını ayrıntılı bir şekilde anlatıp arkasından da bu size yar olmayacak, aradığınızı satır aralarında bulmaya çalışsanız da sandıkta bulamayacaksınız demişiz. Şimdi aradan üç buçuk yıl geçtikten sonra tekrar "Vay, biz ne yaptık." diye yeni bir seçim yasası değişikliğinin içerisine -bir kere daha değiştirerek- giriyorsunuz. O gün de, demokrasi adına böyle gerekliydi diyordunuz, bugün de demokrasi adına bu gerekli diyorsunuz; önce dönüp kendinizle bir vicdan muhasebesi yapmanızı tavsiye ediyorum.

Değerli arkadaşlar, oraya, o maddeye gelince bununla ilgili ne dediğimi bir daha söyleyeceğim. Önce tümüyle ilgili şunu söyleyeyim: Herkes çok iyi biliyor ki çökmekte olan iktidarların kurtuluş için ilk sarıldığı can simidi seçim mevzuatıdır, -seçim kanunları, siyasi partiler yasaları, diğer yasalar- seçim kanunlarını değiştirerek nasıl kendimize bir çıkış yolu ararız hesabına girmişlerdir. Çöken iktidarların tamamının yaptığı budur ama ne yazık ki siyaset de tarihten ders almıyor hafızayıbeşer nisyan ile maluldür; yine unutuyor ve siyasette tarih tekerrür etmeye başlıyor. Çöken her iktidar çökerken yine bir öncekinden ibret almadan seçim yasalarını değiştirerek yeni bir çıkış arıyor ve aradığı her çıkış o iktidarın, sandıkta milletin tokadı olarak yeniden suratında patlıyor. Bugüne kadar seçim yasalarını lehine değiştirerek sandıkta lehine sonuç çıkarmış ve iktidarına devam etmiş bir iktidar ne yazık ki yok, siz de olmayacaksınız, siz de olmayacaksınız. Parmak hesabıyla bunu ne kadar geçirirseniz geçirin, milletin hesabından geçemeyeceksiniz. Burada oylama yapılır en sonunda biz yazarız... Şimdi size okuyacağım dört sene önceki satırları bugün de başka bir şekilde söyleriz ama bir gün birileri oturup araştırırken "Ya neler yaşanmış?" diye bakar yani işin özeti değerli arkadaşlar, milletin gönlünde kaybettiğiniz itibarı kanun değişikliklerinin satır aralarında bulamazsınız. Kanun değişikliklerinin satır aralarında milletin gönlünde kaybedilen iktidar bulunmaz. Her şeyi kaybettiğiniz yerde bulursunuz. Cumhur İttifakı iktidarı milletin gönlünde kaybetti, her geçen gün adım adım eriyor. Yeniden bulma peşindeyseniz yine millete gideceksiniz, burası değil onun işi, onun işi burası değil. Ama görüyorum ki kaybetmeye aday olanların çaresizliği ve gözü karalığı içerisinde yine komisyonda ve Parlamentodaki parmak hesabına güvenerek bir şeyleri değiştiririz ve kurtulur muyuz hesabı içindesiniz.

Değerli arkadaşlar, bu konuda, bu bölümle ilgili son söyleyeceğim şudur: Seçimin kapısı geçimden geçer. Milletin geçim kapısını kapatarak iktidarın seçim kapısını açamazsınız. Mazotun 5 kat arttığı bir yerde, insanların yoksullaştığı bir yerde, 45 milyon insanın yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir yerde, çiftçinin toprağa gübre saçamadığı bir yerde, yoksulluğun alıp başını gittiği bir yerde, geçimin kapısını kilitlediğiniz vatandaştan seçimin anahtarını bu şekliyle alamazsınız. Seçimin kapısını -geçim bozulmuşsa muhalefetin elindedir o anahtar- açacak anahtar geçim iyiyse, güzelse, refah varsa iktidarın elindedir. Onun için buralarda uğraşmayın, işi düzeltmeye çalışın; yönetim yetkisi elinizde. 2017 yılında burada Anayasa değişikliği görüşülürken saatlerce konuştuk o zaman övünerek dedi ki yine aynı ittifak: "Biz 1 kişinin eline yürütme yetkisini veriyoruz, bu tek kişilik yürütmedir." dedi. Biz de dedik ki: Tek kişilik yürütmenin kayığında bir felakete doğru gideceksiniz ama ülke de bunun zararını görecek. Şimdi, yapılacak şey eğer milletin gönlünde itibarı kaybettiğinizi görüyorsanız, ki anlıyorum görüyorsunuz, yapacağınız iş buralarda bu kağıtların içerisinde oyalanmayın. Tek kişiye verdiğiniz yetki o tek kişinin elinde duruyor, kadiri mutlak, haşa, kadiri mutlak ağzından çıkan her şey... İstifa etme yetkisini bile aldınız bakanların elinden -kadiri mutlağın kabulüne bağlı- affedilme yetkisine dönüştürdünüz. E, o zaman yapacağınız bir tane iş var, hiç itiraz etmeyin, yapacağınız bir tane iş var arkadaşlar, gidin, o kadiri mutlak şahsiyet bu işleri düzeltsin, vatandaşın refahını artırsın, size de eziyet etmesin. Yazıktır ya, size de yazıktır bu kadar eziyete yani...

RECEP ÖZEL (Isparta) - Çok mu düşünüyorsun bizi ya?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Nasıl? Üzülüyorum tabi üzülmez olur muyum yahu! Ya, bir daha sen Isparta'dan nasıl geleceksin Recep kardeşim, nasıl geleceksin? Ben size üzülüyorum artık.

Neyse, şimdi, bu dibaceden sonra, bu girizgâhtan sonra işin içine doğru biraz girelim. Değerli arkadaşlar, bakın, eline sağlık, arkadaşlarımız emek vermişler 15 maddelik bir kanun değişikliği yapmışlar, katılmamakla birlikte en azından emeklerine teşekkür etmek nezaket gereğidir. Bu teşekkürüm sadece verdikleri emeğedir. Ama görüyorum ki yola çıktıklarından bambaşka bir şekilde milletin karşısına çıkmışlar. Önce şunu söyleyeyim: Bakın, yanlışı söyleyeceğiz, bu işlerin neden bu memlekete faydası olmadığını ve sistemi nasıl bozduğunuzu anlatacağız, bunlar tutanaklara geçecek, ret oyumuzu da vereceğiz ama sakın ola ki şöyle bir düşünceye kimse kapılmasın: "Bu kanun geçti; vay anasına, memleket battı, gitti. Cumhur İttifakı'nın acaba bir gün daha ömrü uzar mı?" diye zerre kadar, buğday tanesinin binde 1'i kadar bir endişemiz yoktur. Hiç aklınıza böyle bir şey gelmesin, ne yaparsanız yapın gideceksiniz, bunun ötesi yok, sandık milletin önüne gelecek ve millet defterinizi katlayacak, dürecek, koltuğunuzun altına verecek. Şimdi, tavlada yenilen gibi tavlayı koltuğunuzun altına...

RECEP ÖZEL (Isparta) - Ama milletin yerine sen karar veriyorsun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, tabii ki ben vereceğim, ben milletin tercümanı oldum. Yirmi yıldır millet sizi tercüman zannetti, baktı olmuyor, şimdi milletin tercümanı benim, ben onu söyleyeceğim, millet adına söylüyorum. Şimdi...

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Yetmiş yıldır devam ediyorsunuz tercümanlığa.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Göreceğiz göreceğiz, inşallah inşallah...

Bakın, değerli arkadaşlar, "Yüzde 10 baraj fazla." demişsiniz; güzel, teşekkür ediyoruz. Yüzde 10 baraj fazla. Peki, niye yüzde 7? Niye yüzde 7? Arkadaşlar, biz bu barajı şimdi ilk defa bugün konuşmuyoruz. Bakın, bu tutanaklar burada. 2018'de de biz bunu konuşmuşuz. Bu sistemi getirdiğinizde, ittifaklarla ilgili yasayı getirdiğinizde, D'Hondt sistemini önce ittifaklar içerisinde milletvekillerini dağıtalım ondan sonra da ittifakın içerisinde dağıtalım diye ittifakın dışında kalanlara bütün kapıları kapatıp, ittifak içindeki küçük partileri de büyük partilere nasıl ezdiririz hesabı yaptığınız dönemde biz burada bunları konuştuk. O zaman da sorduk: Ya, arkadaşlar, niye yüzde 10 dedik, niye yüzde 10? O zaman hiç dokunmamıştınız yüzde 10'a bu sistemi getirirken, şimdi yüzde 7. Ha, anlıyoruz ki içinizdeki bir ittifak ortağı partinin yüzde 7'ye ihtiyacı var; adını koyalım, alınmasın arkadaşlarımız, Milliyetçi Hareket Partisinin yüzde 7'ye ihtiyacı var anladığım kadarıyla olur da ittifak dışına çıkarsam diye, ittifakın içinde kalırsa ihtiyacı yok. Olur da hani, geleceğe yatırım. O zaman bunu değiştirin, niye yüzde 7 dediniz? "Milliyetçi Hareket Partisinin ihtiyacı olan oran neyse baraj odur." diye yazın.

FETİ YILDIZ (İstanbul) - 12 yapalım. Çok istiyorsanız 12 yapalım.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Daha doğru olur, ha, o daha doğru olur; ne diyorsanız... Yok, Sayın Yıldız, ben daha pratiğini öneriyorum. "Milliyetçi Hareket Partisinin ihtiyacı olan oran neyse odur." diye yazın, o oran üzerinden bu iş yürüsün hiç birbirimizi yormayalım; bu bir.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Milliyetçi Hareket Partisi en son otuz yıl önce yüzde 8 almıştır. Otuz yıl önce yüzde 8 aldı MHP.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - İki, arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi dediğiniz tek adam rejimini getirdiniz, ülkeyi de batırdınız, hadi neyse. Getirdiniz, batırdınız kafiyeli oldu biraz... İşler yürüyor. E, şimdi bu sistemde Mehmet Uçum dâhil herkes burada da bunu savunurken Anayasa Komisyonunda dediniz ki: "Ya, yürütme tek kişilik bir yürütme. Bu yürütme tek kişilik yürütme. Artık bakanlar sekretarya düzeyindedir." E, tamam, bunu da anladık. Peki, Anayasa'da "temsilde adalet, yönetimde istikrar" diye bir ilke var. Eskiden barajı savunurken "Bu baraj hem temsilde adaleti sağlayacak nispi temsil sistemiyle seçim sistemiyle barajla da yönetimde istikrarı sağlayacağız. Yönetimde istikrarın gerekçesi barajdır." diyordunuz. Niye? Çünkü yönetim, hükûmet, Parlamentodan çıkıyordu. Ya, arkadaşlar, bu sistemde millet yürütmeyi doğrudan doğruya seçiyor, cumhurbaşkanını doğrudan doğruya seçiyor artık Parlamento seçiminin yönetimde istikrarı sağlamak diye bir görevi yoktur. Parlamento seçimi Anayasa'da sadece temsilde adaleti sağlamaya dönük bir seçimdir. Yönetimde istikrar zaten yürütme organının doğrudan halk oyuyla seçilmesiyle bu sistemle seçiliyor. Yani Parlamentodan güvenoyu almıyor, bakanlar Parlamentodan çıkmıyor, hükûmet Parlamentodan seçilmiyor, güvenoyu diye bir şey yok; o zaman yönetimde istikrar için sizin kalkıpda...

(Uğultular)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya arkadaş, azıcık dinleyin ya. Ben Recep Bey sandım da, sen konuşabilirsin.

MURAT EMİR (Ankara) - Beni Recep Bey konuşturuyor zaten.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Murat Bey konuşabilir.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Durumumuz çok vahim, yani iktidar hiç konuşmasın, siz her şeye konuşun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Söz bizde de ondan.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Biz dinliyoruz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Ya, sizi de dinleyeceğiz, sabaha kadar buradayız yani, öyle bir şey yok, sizi de dinleyeceğiz.

Şimdi değerli arkadaşlar, o zaman madem öyle "Bu sistem devam edecek." diyorsanız... Ha, bu sistemi değiştireceksek, demokratik parlamenter sisteme geçeceksek barajı bir daha konuşalım ama bu sistem devam edecekse barajın sıfır olması lazım. Biz, 6 partinin mutabakat metninde yüzde 3 barajını önerdik. Şimdi birisi, bir arkadaşım şunu diyebilir: E, canım siz de "yüzde 3" dediniz. Evet, dedik ama o demokratik parlamenter sistemde uygulanacak olan bir baraj önerisi, ona geçeceksek yüzde 3 yapalım, yüzde 7 onda bile çok ama bu sistem devam edecek diyorsanız sıfır olmak zorunda. Vatandaş oyuyla bir kişiyi bile milletvekili görmek istiyorsa onun Parlamentoya gelip sesinin burada duyulması lazım. O yüzden bu meselenin hiç de öyle masumane olmadığını biliyoruz. İhtiyaca binaen baraj inşa edilmiş ama ihtiyaca binaen inşa edilen barajları gelen sellerin yıktığını biliyoruz. İhtiyaca uygun olmayan barajları gelen sellerin yıktığını biliyoruz, hiçbir barajın milletin gelen seli önünde duramayacağını da biliyoruz.

Şimdi gelelim 2'nci maddede getirdiğiniz şeye. Maddelerde bir daha konuşmayacağım bunları, ben dönüp de bir daha tek tek her maddeyi konuşmayacağım Sevgili Başkanım. Yani meramımı anlatayım da, siz, ne yapacaksanız yapın, biz de ne diyeceksek diyelim.

Şimdi, bakın, burada başka bir şey getirmişsiniz, diyorsunuz ki: "Ya ittifak içerisinde D'Hondt sisteminde milletvekillerini partiler arasında önce paylaştırıp ondan sonra da o partilerin içerisinden milletvekillerini yeniden dağıtmayı adil bulunmuyoruz, demokrasiye aykırı."

(Uğultular)

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın Özel, Sayın Emir, lütfen dinleyelim.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, benim için bu gösterdiğiniz ihtimam nedeniyle.

Şimdi, değerli arkadaşlar...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Başkanım, bir ara versek de sonra devam etse arkadaşlarımız.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Pardon...

Şimdi Levent Bey sırasını, bir kişiye nezaket göstererek, başka arkadaşlarına kaydırdı. Levent Bey'i dinledikten sonra ara vereceğim uygunsa eğer.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Değerli arkadaşlar, meramımı anlatacağım, öyle çok uzun uzun bir şey anlatmak niyetinde değilim, derdimi anlatacağım, sabırla dinlemenizi bekliyorum.

Şimdi, teşekkür ederiz burada, yani bunun demokrasiye uygun bir yöntem olduğunu fark etmişsiniz üç buçuk sene sonra, sandıkta neticeleri aldıktan sonra. Biz, size, bunu üç buçuk sene önce, 2018'de burada söylemişiz, benim konuşmam, bu tutanakta 2018'de, hem de burayla ilgili. "Bu hesap oy artırmadan milletvekili artırma projesidir." demişim. Geçmişte bu yaptığınız, şimdi değiştirdiğiniz bu bölüm, oy artırmadan milletvekili artırma projesidir demişim, uzun uzun okumayacağım. "Bu çerçevede milletten aldığınız oyla çıkaramayacağınız milletvekillerini önce büyük sepette toplayalım, ittifak sepetinde, ondan sonra da ittifak sepetinin içinde paylaşalım." demişsiniz diyoruz ama -tarih önünde göreceksiniz diye bu ifadeyi de kullanmışım, tutanaklara merak eden arkadaşlar bakar- "Tarih önünde göreceksiniz, bu sizin elinizde patlar. Bu da size yaramayacak. Bu, ittifaklar içerisinde ittifaka girmeyen, dışarıda kalan partilerin milletvekilini çalma hesabıdır." demişiz; bir. Zannediyordunuz ki ittifaklar kurulmaz. İki ittifaklar içindeki partilerden de küçük partilerin uzun süre yaşayamamasını murat etmişsiniz burada. "Aşkın temsili yine kurumsallaştırmaya çalışmışsınız." demişiz. E, şimdi, üç buçuk sene sonra geldiniz bunu diyorsunuz; bu maddeye itiraz etmeyeceğim ben. Benim bu maddeyle, 2'nci maddeyle ilgili, bu bölümle ilgili maddeye itirazım yok ama niyetimin sizin niyetinizle ilgisi yok. Ben gerçekten demokrasiye inanıyorum, gerçekten Parlamentoda herkesin iradesinin temsil edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, sizin yaklaşımınız nasıl, hangi hesaplarla seçim kanunlarıyla siyaseti dizayn edebiliriz hesabı. Niye samimiyeti sorguluyorum? Çünkü öyle bir samimiyet sorgulama ihtiyacı doğmasa yüzde 7'de bırakmazdınız barajı -biraz önce söylediğim gibi- aşağı çekerdiniz. Ha, belli ki ya da diğer maddelerdeki işlemlere hiç tevessül etmezdiniz. Ancak görüyoruz ki burada acaba baktınız... Ha, MHP'ye de -yine tutanakta var- o zaman şunu söylemişim: "Bakın, Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşlarım, siz bunu ittifak ortağıyız diye şimdi imzalıyorsunuz ama bu sizi vuracak, -bu tutanakta yazıyor- bunun zararını siz göreceksiniz." demişim şimdi Milliyetçi Hareket Partisi fark etti ki masada, herhalde dedi ki: "Bunu kaldıracağız arkadaş, bu bize dokunuyor." Ha, şimdi de şunu söylüyorum: Bunu kaldırsanız da, bunu kaldırmış olsanız bile sandıkta size yarayacak bir sonuç yine çıkmayacak; onun hesabını hep beraber, inşallah, tarihin önünde yine göreceğiz.

Şimdi, gelelim diğer bir meseleye; seçime katılma meselesi. Partilerin seçime katılma hakkını düzenleyen maddede düzenleme yapmışsınız. Grup kurma meselesini seçime girme meselesi olmaktan, daha doğrusu seçime girme hakkı vermekten çıkarıyorsunuz. Eskiden biliyoruz ya örgütlenme şartını gerçekleştirecekti mevcut yasaya göre ya da Mecliste grubu olacaktı. Arkadaşlar -yani yanılıyorsam beni düzeltin- AK PARTİ ilk kurulduğu zamanda o hükümden yararlanarak seçime girmedi mi yirmi sene önce? Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra ya da kapatılmadan önce -tam hatırlayamıyorum- ayrıldı milletvekili arkadaşlarımız ve Fazilet Partisinden ayrılan arkadaşlarımız Mecliste grup kurdu ve bu imkânı kullandı, bu seçime girdi. Yani sizin kullandığınız bir imkânı başka partilerin kullanmasından niye rahatsızsınız? Daha önce başka partiler de kullandı, yine -yanılmıyorsam- Millî Selamet Partisi geleneğinden, millî görüş geleneğinden gelen partiler daha önce de bundan yararlandılar. Şimdi böyle bir tabloda bunu değiştirmekten muradınız ne? Ha, neymiş? İYİ Partiye Cumhuriyet Halk Partisinin gönderdiği 15 milletvekili canınızı çok yaktı demek ki. Demokrasiye kurulan tuzağı bozan bu önemli demokratik adım sizi çok rahatsız etti. Yani demokrasiye tuzak kurmak bazı arkadaşları rahatsız etmiyor ama demokrasiye kurulan tuzağı fedakârca, evet gözleri yaşara yaşara, evet ağlaya ağlaya, evet emaneten gide gide ama demokrasinin emaneti olarak, siyasetin emaneti olarak, ülkede siyaset yapma imkânını bilmem Anadolu'da bilmediğimiz filanca kasabanın hâkiminin talimatla verdiği kararla, bir siyasi partinin kongresini engelleyerek, o partilerde önce oranın dizaynını hâkimler eliyle, kanuna aykırı olarak olağanüstü kongre yapılmasını, delegenin iradesini engelleyerek, durdurup, arkasından önünde siyasette başka seçenek bulmayan bazı arkadaşlarımızın ayrılıp parti kurmaya giriştiklerinde o partileri nasıl parçalarız hesabını yaptığınızda, arkasından o arkadaşlarımızın bir araya gelme iradesi gösterip partilerini kurup İYİ Partiyi kurarak Türkiye demokrasisinde önemli bir pencere açtıklarında bu demokratik çıkışa tuzak kurmak istediniz; bunun adı budur. Nasıl anlatırsanız anlatın; bu kitabı ben başından da okusam böyle okurum, ortasından da okusam böyle okurum, sonundan da okusam böyle okurum, bu kitap böyle yazıldı, başka türlü okunmaz. Ha, ama bir şeyi hesap edemediniz o da demokrasiye kurulan tuzaklara karşı bu ülkenin tarihinden gelen çok önemli bir demokrasi birikimi vardı, tecrübesi vardı, Cumhuriyet Halk Partisi vardı, -ama Sadece Cumhuriyet Halk partisi yoktu- bütün bu tuzakların içerisinden sınavdan, imtihandan başarıyla geçip İYİ Partiyi kuran arkadaşlarımız vardı, buna teveccüh eden milletimiz vardı ve döndüler, baktılar bu demokrasiye kurulan tuzağı, adım adım, taammüden, planlı bir şekilde kurulan tuzağı arkadaşlarımız bozdular; çok da güzel bir şey yaptılar. Bakın, alacakaranlıkta...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - YSK "Seçime katılamaz." demedi ki İYİ Parti için.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Sayın Öztürk, siz devam edin.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - YSK size "Seçime katılamazsınız." demedi.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Siz konuşursunuz...

Bakın, ne rahatsız etti biliyor musunuz, ne rahatsız etti biliyor musunuz? Ben biliyorum, rahatsız eden şuydu...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Siz milletvekili kiraladınız.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ya, doğru düzgün konuşun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bırakın arkadaşlar.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - "Kiralamak" ne demek?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bir saniye Sayın Milletvekilim...

MURAT EMİR (Ankara) - Ayıp ya, "kira" demeyin.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bir saniye Sayın Milletvekilim, bir saniye...

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Gemerek Hâkimini siz mi kiraladınız o zaman?

MURAT EMİR (Ankara) - Daha ağırını işitirsiniz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Değerli arkadaşlar, ben meramımı anlatırım, rahat olun.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın Tezcan'ı dinleyelim arkadaşlar, lütfen.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Arkadaşlar, yani netice, Yüksek Seçim Kurulunun alacakaranlıkta toplanmaya hazırlanıp tam da "İYİ Parti seçime giremeyecek." diye bir hafta sonu karar vermeye, bir pazar günü karar vermeye hazırlandığı zaman hiçbiriniz duymadan, Yüksek Seçim Kuruluna talimat verebilme imkânı bulamadan bu işlem gerçekleşti ve demokrasiye kurulan tuzak bozuldu; İYİ Partinin seçime gireceği, grup kurduğu anlaşıldı. İşte, buna tahammül edemiyorsunuz, buna tahammül edemiyorsunuz.

Ha, gelelim milletvekili kiralanma işine, gelelim milletvekili transferi işine. İhale pazarlıklarıyla milletvekili alırsanız o ahlaklı olur, milletvekillerinin borçlarını ödeme hesabıyla milletvekili alırsanız o ahlaklı olur, sandıkta yenemediğiniz, sandıkta milletin oyuyla yenemediğiniz belediye başkanları ve belediye meclisi üyeleri olur da pazarlık yaparak sizin partinize geçerse onlar vatansever milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri olur ama onlar geçmeyip "Ben aldığım oyun iradesinin temsilciliğini yapacağım, milletin oyuyla gelen milletin oyuyla gider." diye bu zorbaca uygulamalara karşı direndiği zaman onlara kayyum atamak mübah. Yani şimdi, kime neyi anlatıyorsunuz? Bunları bırakın, bunların hepsi bahane. Buradaki mesele şudur: Bakın, ya, bir parti grup kuracak -bakın, hepsini anlattım, tekrar dönmeyeceğim; siz yararlandınız vesaire bunları geçtim; ya, bir de bugüne bakalım ya da bugünden sonraya- Parlamentoda, Mecliste işlemleri yapacak, grup başkan vekili olacak, o parti millet adına her şeyi yapabilecek, grubun bütün imkânlarından yararlanacak, seçim zamanı o partiyi seçime sokmayacaksınız. Ha, yapabilirsiniz yani oyla, bu Parlamentodaki çoğunlukla bunu yapabilirsiniz ama dün olduğu gibi bugün de buradan size ekmek çıkmaz arkadaşlar, başka fırına gideceksiniz, başka fırına; bu fırında size ekmek yok.

Ha, gelelim bu düzenlemenin başka tarafına, bak, burada önemli bir şey yapmışsınız, doğruya doğru, hakkını verelim; orada kongrelerle ilgili müphem bir maddede düzenleme yapıyorsunuz, yine müphem yapıyorsunuz ama en azından burada o düzenlenebilir, o müphemlik giderilebilir. Nedir o müphem madde? Şimdi, aslında Siyasi Partiler Kanunu ve Milletvekili Seçimi Kanunu'nda seçime girmeyle ilgili hükümde birinci fıkradaki örgütlenme şartı kuruluş dönemindeki şarta ilişkindir, gerekçeye de yazmışsınız ama Yüksek Seçim Kurulu, son dönemde biraz da sizin bu tuzaklarınızı belki hazırlamak için -ya da onu gördüğünüz için daha önce o tuzakları hazırlamıştınız- İYİ Partiyi seçime sokmamanın ilk planlamasını o sene, 2018 yılının Ocak ayında Demokratik Sol Partiyle ilgili verdiği bir kararla yapmıştı. O güne kadar örgütlenme şartını, kuruluşa dönük örgütlenme şartını bütün bir partinin yaşamı, dönemi için uygulamamıştı ve o şartı sadece kuruluş dönemine ilişkin uyguluyordu ama 2018'in Ocak ayında Demokratik Sol Partiyle ilgili -kimse dikkat etmeniz ya, Demokratik Sol Parti; Parlamentoda yok, bir şeyi yok, işte, anketlerde gözükmüyor o zaman- Yüksek Seçim Kurulu içtihadını değiştirdi ve dedi ki: "Ben örgüt kurma şartına artık sadece kuruluş için bakmayacağım, 41 ilde örgütlenme şartına her dönem için bakacağım. Her ilde üçte 2 ilçede kongresini yapma şartında sadece başsavcılıktan gelen yazıyla yetinmeyeceğim, kongresini yapmış mı diye bakacağım, örgütlenme şartını buna göre koyacağım." Bu tuzağı gördük, o günden itibaren işte o tuzağı bozmak için bu 15 milletvekili meselesi olmuştu.

Şimdi, bu Yüksek Seçim Kurulunun hatalı içtihadını düzeltmek için bir fırsat bu yani diyorsunuz ki gerekçede de: "Bu, kuruluşa ilişkin bir şarttır." Doğrudur, buna itirazım yok. Peki, bunu düzeltelim, yahu, düzeltelim de bir şeyi düzeltirken de düzgün düzeltelim. "İki defadan fazla ihmal etmiş olmama..." Bir kere, 40 kere okuyacaksınız bir şeyi; bu bir,

İki: Ya, buna "ihmal etmiş olmama" dediğiniz zaman yahu, kim tespit edecek, ne tespit edecek bunu? Anayasa Mahkemesinin ihtar düzenlemesi var yani kim tespit edecek, bir partiye Siyasi Partiler Kanunu üç yıl kongre yapmama hakkı veriyor, iki yıl normal süre, bir yıl da ilave süre; üç yıl. Şimdi, "iki defa ihmal etmemiş olma" demek, ne demek bu? Üç yıl yapmadın, bir; ondan sonra öbür üç yıl mı başlayacak? Belli değil, yoruma tabii. Ya, başladı öbür üç yıl, altı yıl yapmadın; buna da bir şey yok, iki kere ihmal etme hakkın var. Üçüncü ihmal üçüncü üç yılda mı başlayacak? Bilmiyoruz, bakın, "başlayacak" demiyorum, kim nasıl yorumlayacak belli değil, Yüksek Seçim Kurulu ne yapacak belli değil, siz ne yapacağınızı gerekçeye yazmamışsınız, belli değil. Ya, o zaman Anayasa Mahkemesinin ihtar şartına bağlayalım, misal yani ya da başka bir yol bulalım.

Ha, şimdi, başka bir şey daha var -ben buna itiraz için söylemiyorum bunu- bunu yaparken grubu bulunan partiyi, Mecliste grup kurmuş partiyi seçime sokmayacağım diyorsunuz kendiniz yararlandığınız hâlde ama dokuz sene sadece adı olmuş tabela partiye gerekirse dokuz sene girebilsin kardeşim diyorsunuz. Bakın, "girmesin" demiyorum, girsin, eyvallah ama niye? Acaba yedekte beklettiğiniz partiler mi var? Acaba münhal bekleyen devlette görev yapmış eski bazı siyasetçilerimizi yeniden göreve davet edip millet ve memleket için, onları da filanca bir partiye yamayıp o partiler varsın dokuz sene kongre yapmamış olsun, biz bu hükmü koyarsak onlara veremeyiz 20 milletvekili; e, biz bu hükmü koyarsak onlar da seçime giremezler, onları da sokuverelim diye bir hesabınız mı var? Göreceğiz yarın. Ya da şundan mı korkuyorsunuz: Yahu, bu işler gidiyor, gemi batıyor, gemi batarken herkes batan gemiden kaçar. Hani biliyoruz ya Millî Görüş geleneğinden 20'şer milletvekili ayrıldı, AK PARTİ de ayrıldı, bir parti kurdu, o zaman Anayasa Mahkemesinin kapatma kararlarına karşı oluyordu bunlar ama bugün de milletin sandıkta kapatmaya dönük bir işlemi var yani sandıkta bu iktidarın kilidini çevirecek, kapatacak. Acaba olur da içimizden 20 aklıevvel milletvekili çıkıverir de "Yahu bu gemi batıyor, biz en azından başka bir kayık bulalım, bir tahliye sandalı bulalım, 20 kişi o tahliye sandalına binelim ve bu selden, felaketten kurtulalım." deyiverir endişesiyle ona mı önlem alıyorsunuz? Onu da bilmiyorum, onlara bakacağız yani önümüzdeki dönemde neye önlem aldığınıza bakacağız ama bu yol, yol değil; bunun yanlış kısmını beraber düzeltelim, itiraz ettiğimiz kısımlar da aynı şekilde baki.

Şimdi, gelelim şu hâkimler meselesine. Allah'ınızı severseniz, ya, Allah'ınızı severseniz elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün yani şimdi, en kıdemli hâkimden ne rahatsızlığınız var, yahu niye rahatsızsınız? Bakın, şimdi, en kıdemli hâkim en tecrübelidir. Evet, biraz önce müstehzi söylendi "en yaşlı hâkim" diye, evet, en yaşlıdır, yaşlılık kötü bir şey değildir. İhtiyar heyetleri sadece yaşla ilgili değil, eski toplumlarda ihtiyar heyetleri oranın bilgeliğini de temsil eder, "ihtiyar heyeti" adı oradan gelir. Ya, işte, ak saçlılar vardır her zaman, sizin siyasetinizde de bizim siyasetimizde de millette de ak saçlılar vardır; yargıda da vardır yani en kıdemli hâkim, tecrübesi en fazla olan hâkimdir, etkiye en az açık olan hâkimdir, eyvallahı en az olan hâkimdir. E, bundan niye rahatsızsınız?

1) Tecrübesi az olan hâkim mi istiyorsunuz?

2) Etkiye açık hâkim mi istiyorsunuz?

3) Eyvallahı olan hâkim mi istiyorsunuz?

Bunun başka bir izahı yok, yok başka bir şey; arıyorum, arıyorum, arıyorum; bulamıyorum. Ha, biliyorum aslında, biliyorum yani şimdi, İstanbul seçimlerinde ne yaşadığımızı gördük, yani milletin gönlünde kaybedilen iktidarı bir taraftan satır aralarında kanunlarla öbür taraftan da seçim kurullarında yapılan oynamalarla yeniden devam ettireceğini sanıyorsunuz; ettiremezsiniz, vallahi de ettiremezsiniz, billahi de ettiremezsiniz. Bakın, bunu göreceksiniz. Şimdi, ama ne yapacaksınız biliyor musunuz? Hırs insanın gözünü kör eder ya, hırs aklı tatile çıkarır ya, bir ailede birinin hırsı aklını tatile çıkarırsa onun zararını o ailedeki bütün kurulu düzen çeker, sadece hırsı aklının önüne geçen çekmez. Ya, 1950'den beri Türkiye...

Bakın, 46 seçimleri hala tartışılır, İttihat ve Terakki Dönemi'ndeki sopalı seçimler hala tartışılır bu memlekette. 46 seçimlerinde en çok siz bizi eleştirirsiniz, tek parti döneminden ilk çıkış ama 1950 yılında iktidarıyla muhalefetiyle rahmetli Adnan Menderes, Celal Bayar ve rahmetli İsmet İnönü beraber bir araya gelmişler, 50 seçimleri öncesinde Türkiye'de demokrasiyi kurtarmak için önce adil bir seçim sistemi kurma konusunda anlaşmışlardır. Ve ne güzel bir iş yapmışlar ki aradan geçen bakın, 1950-2022 -yuvarlayarak söylüyorum- yetmiş iki senede -son yirmi senenin on senesi- sizin son yirmi yıllık iktidarınızın son on senesinde de bunu bozmaya dönük bütün çabalarınıza rağmen bu memlekette seçim sistemi, seçim hâkimleri hâlâ gerçekten kaliteli, düzgün işler yapmışlardır. Ya, şüpheler olmuştur, müphem durumlar olmuştur ama en azından vicdanları rahatlatan şeyler yapmışlardır. 1950'den beri uygulanan bu sistemden niye rahatsızsınız ya? Adnan Menderes rahatsız olmadı, İsmet İnönü rahatsız olmadı, Bülent Ecevit rahatsız olmadı, Süleyman Demirel rahatsız olmadı, Alparslan Türkeş rahatsız olmadı, Necmettin Erbakan rahatsız olmadı, Turgut Özal rahatsız olmadı, düne kadar siz rahatsız değildiniz. Sayın bütün liderleri, Tansu Çiller... Herkesi sayın.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) - Kenan Evren...

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Kenan Evren bile -evet, doğru söylüyor arkadaşım- o bile rahatsız olmadı. Ya, niye rahatsız oldunuz ya? En kıdemli hâkimden niye rahatsızsınız? Diyorsunuz ki: "En kıdemli hâkimi bırakacağız..." Ben teknik ayrıntıyı bırakıyorum, arkadaşlarım anlatırlar, birinci sınıf hâkim ile birinci sınıfa ayrılmış hâkim arasındaki farkı. Birinci sınıf bile sizi rahatsız ediyor, birinci sınıfa ayrılmış olma. Yani biraz daha kıdemsizini bulalım. Niye? Bir havuza atalım. Yani diyorsunuz ki: "En kıdemli hâkimin yerine tombaladan çıkan hâkime emanet edeceğim ben seçimi." Bu, budur. "Tombala çekeceğim, tombaladan hangi hâkim çıkarsa ona emanet edeceğim." Yapmayın. Bakın, bu, Türkiye'de seçim sistemine vuracağınız en büyük darbelerden biridir. Bu da kurtarmaz sizi. Bakın, bu söylediğimi, sakın ola ki, yeminle söylüyorum, buradan seçim kazanırsınız endişesiyle söylemiyorum; kazanamayacaksınız. Nasıl üç buçuk sene önce söylediğimi çıkarıp önünüze koyduysam bundan sonraki dönemde de bu işleri düzeltmek bize düşecek yeni Parlamentoda, inşallah, yine burada olacağız. Sizden olanlar da olacak Sayın Yıldız, inşallah siz de olursunuz burada milletvekili olarak, iktidar olarak değil; o zaman hangi arkadaşlar temsilci olursa bizim arkadaşlarımız bu söylediklerimizi çıkaracaklar önünüze böyle koyacaklar ve "Bakın, işte, şimdi biz sizin bozduklarınızı düzeltmeye geldik, düzeltiyoruz." diyecekler. Bundan emin olun, onun için anlatıyorum bunları.

Şimdi, bitiyor, sonuna geliyoruz. Değerli arkadaşlar, hâkimlerle ilgili mesele bu, ne olduğunu siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz ama korkunun ecele faydası yok.

Şimdi, gelelim şu sandık kurulu üyeleri meselesinde olur almak... Yani "Bir parti, sandık kurulundan birini yazdığı zaman başka bir partinin üyesini yazıyorsa, onun olurunu almalı." diyor. Yani şunu diyor: "Partiye üye olmayan, herhangi bir partiye üye olmayan birini yazabilirsiniz." Buna bir mahzur yok anladığım kadarıyla. Kendi üyeni zaten yazarsın, başka bir partiye üye olursa... Ya, buna niye ihtiyaç duydunuz? Adam gelir yani başka partiye üye adam sandık kurulu üyesi görevi yapmak istemiyorsa gelmez. Ya, mesele sandıkta mümkün olduğunca en geniş denetimi ve temsili sağlamak değil mi? Demokrasinin, adil seçimin, güvenli seçimin şartı bu değil mi? Farklı farklı... Niye sandık kurulu üyelerinin dışında biz oralarda müşahit görevlendiriyoruz, niye temsilciler görevlendiriyoruz? Bunu sağlamak için. E, niye bunu çekiyorsunuz? E, bu bir.

İki, ya, bir de başka bir şey var: Partilere, siyasi partiler sicilini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı açmıyor ki. Hiçbir parti kendi sicilinin dışında sicili göremez. E, nereden bilecek? Yazarken nereden bilecek?

Üç, ya, bir kere AK PARTİ'nin bu konuda sicili bozuk Türkiye'de. Bizim ilçe başkanlarımızı bile haberi olmadan parti üyesi yaptılar, sonra da iki partiye üye diye düşürdüler, adamlar düştükleri zaman üyelikleri anlaşıldı. E, şimdi siz kalkıp da yeniden bir üye seferberliğine girerseniz -hani kötü niyetli değilsiniz, öyle bir şey ima etmiyorum da- ilçe başkanlarınız, il başkanlarınız Sayın Cumhurbaşkanımızın gözüne girmek için adamların haberi olmadan akın akın üye yazıyor, onlar da gönderiyor Yargıtay Başsavcılığına. E, yani şimdi bunların sandık kurulu üyeliklerini düşürürseniz ne olacak? Ya, böyle bir şey olur mu, Allah'ınızı severseniz. Bir akıl işi değil bu. Biraz önce arkadaşım söyledi, onu tekrar etmiyorum yani adam gelip görev yapıyorsa zaten onay vermiş demektir. Ne istiyorsunuz yani ne yapacak? Ne derler, işte, bilmem ne mumla ya da kırmızı kurdeleyle kabul yazısı mı yazacak? Takdirname mi vereceksiniz? Bırakın bu işleri. Sandık meseleleriyle oynamayın, anlamsız bir iş bu.

Ha, şimdi, gelelim...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - Başka?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bitiyor, bitiyor Feti Bey.

Yani siz dört senede hazırlayamadınız, biz de işte yirmi dakikada anlatmaya çalışıyoruz, ne yapalım, dört sene sonra geldi.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Otuz dört dakika oldu yalnız.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Bitti Sayın Başkan, sonuna geldim. Olsun ne olacak? Canınız sağ olsun.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Tabii, tabii.

Buyurun, buyurun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Zaten on dört dakikasını bizim arkadaşlarımızın konuşmalarını durdurup benim konuşmamı sağlamak için harcadınız o yüzden on dört dakikayı ilave edin.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun efendim.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Şimdi, değerli arkadaşlar, başka bir şey, bu kütüklerle ilgili... Ya, bir yıl önceki kütükler bu yerel seçimlerde diyorsunuz ki: "Bir sene önceki kütük." yani 2024 yerel seçimlerinde 2023'ün kütükleri 2022'nin sonunda yayınlanıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Üç aya çeviriyoruz onu.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Yani üç aya çeviriyoruz ama bu şu demektir: Bir sene boyunca devletin nüfus müdürlerinin yaptığı kayıtlar sahte kayıtlar, yani şüpheli kayıtlardır, sahte demek çok iddialı olur da, şüpheli kayıtlardır. Yani zaten kütükler güncelleniyor. En güncel kütükle seçime gitmek esastır. Yani düşünün, o bir yıl içerisinde gerçekten nakiller olacak. Siz o nakilleri, normal hayatın akışı içerisinde devletimizin İçişleri Bakanlığının yaptığı nakilleri şüpheli nakiller sayacaksınız. Ne için? Seçim için. Seçim dönemindeki hareketler zaten kontrole tabi. Askıya çıkıyor, kontrol ediliyor. Buna ne gerek var? "Üç ay içinde" diyorsanız en sonu alırsınız, en son, niye bir yıl önceye çekiyorsunuz? Madem üç ay içinde yapacağız onları, "en son olan" diye yazın, bir ay içinde yaparsanız bir ay, iki ay içinde yaparsanız iki ay, teknoloji gelişiyor, üç ay içinde yaparsanız üç ay. "En son güncellenen kütük." deyin. Niye bir yıl önceye çekiyorsunuz? Niye "bir önceki kütük" diyorsunuz? Yani çok masumane gibi anlatırsın sevgili Recep kardeşim, değerli milletvekili arkadaşım, Isparta'da kandırabilirsin de vatandaşları beni kandıramazsın yani.

Şimdi, sonuçta bir başka konu, bu kütüklerle ilgili yaptığınız diğer düzenleme yani bu, güya havuzdaki seçmenleri almaya dönük düzenleme. Yahu, arkadaşlar, kendi adresinde olmayan adamı son adresi diye götürüp oraya koyacaksınız. Güncelleniyor yani itirazlar var, itirazlarda sandığa itiraz edip "Benim adresimde oturmuyor." diye düşürebiliyorsunuz. Sonra bir bakmışsınız, son itirazdan sonra önünüze bir liste gelmiş, hiç olmayan adamlar, onları düşürme şansınız yok. Niye? Havuz diye bir şey kalmadı, adresi belli olmayan kişi... Benim adresimde bana rağmen isim olacak, sizin adresinizde size rağmen isim olacak. Ya, böyle bir şey olur mu? Bunun izahı var mı? Bunu bir izah edin bakalım. Madde gelince izah edin, şimdi değil. Madde gelince imzası olan arkadaşlar izah etsin.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Bizim karşı çıkmamız lazım, onu sizin desteklemeniz lazım.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Hayır, buradaki mesele kütüklerin güvenli olmasıdır.

Başka bir konu, söyledi arkadaşlarımız, yahu, yani sağır sultan bile şunu çok iyi biliyor ki bu sistemde bakanlar artı başbakan; tamamının toplamı cumhurbaşkanı; tek kişilik yürütme, hatta daha ötesi de, bütün artık Varlık Fonundan tutun, Merkez Bankası bile Cumhurbaşkanı oldu. Hadi onları geçtim, Anayasa'da tarif edileni söylüyorum. Ya, bunların hepsi Cumhurbaşkanı; bakanlar ile başbakanın toplamı. Bu sistemi böyle geçirdiniz. E, şimdi bu bakanlara seçimle ilgili yasakları koydunuz, "Araç kullanamaz, seyahat edemez." diye. E, başbakan ne oldu? Niye topal bırakıyorsunuz burayı arkadaşlar? Yazık değil mi? Yürütmeyi niye topal bırakıyorsunuz? Yürütmenin eskiden olan bir yarısı yasaklara tabi ama öbür, en önemli, en kudretli olan kısmı yasaklara tabi değil. Niye? Yani şuna ihtiyacı mı var Sayın Erdoğan'ın? Başka cumhurbaşkanları bunu kullanmayacak yani ilk seçimden sonra değişeceği için madde de değişecek ama kullanmayacak. Biliyoruz ki Sayın Erdoğan'ın bunu kullanma tıyneti var; eğilimi, tıyneti bu yönde ve bunu kanuna yazıp burada geçirmeye çalışıyoruz. Ya, biri döner... Bakın, Hocam burada, anayasa hukukçusu, anlatırlar ileride, dışarıdan gelenler, birileri Türkiye'yi örnek verir, der ki: "Arkadaşlar, bir dönem Türkiye'de böyle bir şey olmuştu, bir sistem değişmişti. O zaman sistem değişirken bütün kanunlarda 'Başbakan' olan yeri çıkardılar, 'Cumhurbaşkanı' yazdılar." Hepsinde yazdınız. Hepsinde "Başbakan" olan yeri... Hani "Bakanlar Kurulu" olan yeri "Cumhurbaşkanı" yaptınız "bakan" olan yeri "Cumhurbaşkanı" yaptınız "Başbakan" olan yeri "Cumhurbaşkanı" yaptınız, öbür kanunlarda yaptınız; buna gelince niye yapmıyorsunuz? Burada niye yok "Cumhurbaşkanı"? Birisi açıklasın, o maddenin sırası gelince birisi açıklasın. Biliyoruz niye olduğunu. Ha, şunu da biliyoruz: Bu olmasa bile, fiilen Sayın Cumhurbaşkanı, kanunu ihlal etme konusunda yetenekli olduğu için yine dinlemeyecek, yapacak. Hani, sizin İçişleri Bakanınız "Yapın, arkasından hukuk gelsin. Önce yapın." diyordu. Yapmayın, bozmayın ya; bu kadar da olmasın yani en azından kitabına uydurun Sayın Yazıcı, en azından kitabına uydurun. Bu kadar oldu mu artık işin ayarı kaçıyor, dozu kaçıyor.

Son olarak, arkadaşlar, şu yürürlük maddesiyle ilgili mesele...

FETİ YILDIZ (İstanbul) - "Cumhurbaşkanı yürütemez." de ona da!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Yok, onu söylemiyorum; o değil söylediğim, o değil.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Her şeyi yürütüyorlar, bunu da yürütürler!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Orada şunu demem lazım: "Bakanlar yürütür." Siz "Başbakan"ı ayırdınız "Cumhurbaşkanı"nı saymıyorsunuz ya, orada öyle... O değil söyleyeceğim madde.

Şimdi "Üç ay içerisinde bu seçim kurullarını yenileyeceğiz." diyorsunuz. Anayasa'nın 67'ye son açık. Anayasa Mahkemesi karar vermiş. Neyle ilgili? Sürelerin uzatılmasıyla ilgili. Evet, verdi ve yanlış karar verdi; bu kadar açık.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Konu da farklı.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Hayır, yanlış karar verdi; konu aynı da olsa onda da yanlış karar verdi, farklı da olsa yanlış karar verdi ki bu, başka bir konu. Şu anda niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Niye üç ay içerisinde değiştireceksiniz? Bir sene sonra yürürlüğe girecek. "'298 sayılı Kanun' dediği zaman onun içindeki her şey seçimi kapsamaz." dedi Sayın Yıldız. Yani şimdi, bu kanun, bu maddeler... Burada bu seçim kurullarını, hâkimleri belediye zabıtası mı tayin edecek, pazar yeri mi dağıtacak? Ne yapacak bunlar? Seçim yönetecek ya. 298 sayılı Kanun, 2839 sayılı Kanun, 2820 sayılı Kanun, 2972 sayılı Kanun; bu kanunlara göre ya Milletvekili Seçimi Kanunu'nu ya yerel seçim kanununu ya Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu'nu yönetecekler. Ya, bu şimdi seçime ilişkin bir iş değil mi? Bu, pazar yeri dağıtma işi mi? Bu, ihale verme işi mi? Ne işi bu? Seçim işi. Nasıl 67'ye sona girmez bu. Birisi bunu makul açıklasın ama bahaneye sığınarak değil. Bunların olmayacağını biliyoruz.

Netice, muhtarlarla ilgili son sözüm şu: Bizim muhtar adayları konusunda söylediğimiz nettir, meseleyi kökünden çözen birleşik oy pusulasına dönülmesi gerekir. Birleşik oy pusulasına dönülmeden önce bu işler çözülmez. Muhtar seçilecek, yarışa girecek, yukarıdan aşağı bir ay süre vereceksiniz. Olmadı, mazbatayı alamaz, sıraya girecek, muhtar sırası başlayacak Seçim Kurulunun önünde "Aman olsa da öteki düşse de..." Bir de muhtar kuyruğu oluşturacaksınız. Patates kuyruğu oluşturdunuz, soğan kuyruğu oluşturdunuz, et kuyruğu oluşturdunuz, şimdi de muhtar kuyruğu oluşturacaksınız; yazıktır, yazıktır!

Sabrınız için teşekkür ediyorum. Netice şudur; işin özü, başta söylediğimi tekrar sonda söyleyerek bağlıyorum: Siz istediğiniz kadar bu kanun değişikliklerini yapabilirsiniz ama milletin gönlünde kaybettiğiniz itibarı seçim kanunu arasındaki hilelerde, satır aralarında yeniden tesis edemezsiniz. Kaybettiğiniz yerde bulun, millete gideceksiniz. Gidin millete, ondan sonra, orada, dönün, arayın, bulun.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Sağ olun.