| Komisyon Adı | : | SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU |
| Konu | : | Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 109 Milletvekilinin, Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) (Tali komisyon) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 22 .03.2022 |
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, kıymetli uzmanlar; ben de tabii ki sabahtan beri hemen hemen on iki saate yakındır Komisyon toplantısındayım. O yüzden, sizin de sabrınızı zorlamadan, tekrara düşmeden, öncelikle Komisyon çalışmalarındaki tutumunuz için -ben ilk kez katılıyorum Sağlık Komisyonuna- teşekkür ediyorum. Neden böyle diyorum? Çünkü eşitlikçi, ortak akla kıymet veren -şu an itibarıyla, gördüğüm kadarıyla- nitelikli bir yasama ve Komisyon çalışmalarına sebep olabilecek bir tutum sergilediğiniz için öncelikle teşekkür ederim.
Zira biz aynı kanun teklifini sabahtan görüşmeye başladık. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyesiyim ben de. Başkanımız da burada, hazır karşı karşıyayken de eleştirimi -gerçi Komisyonda da söyledim- burada da tekrar dile getireceğim. Biz maalesef aynı tutumu göremedik, konuşamadık. Beş dakikalık bir mola talebimiz ya da -işte, grubumuz vardı bugün, partimizin grubu- parti grubumuza katılma isteğimiz ve maddeler üzerine konuşma isteğimiz maalesef reddedildi oylama yoluyla ve ancak iktidar partisi milletvekillerinin ağzından mola ihtiyacı dile gelince biz beş dakikalık bir mola alabildik. Umarım bundan sonraki Komisyon çalışmalarında biz de aynı sizin Komisyonunuz gibi daha hakkaniyetli, eşitlikçi, böyle güzel bir ortam bulabiliriz diye düşünüyorum çünkü olması gereken bu.
Tabii, öncelikle ben Komisyonda da ifade ettiğim gibi, bazı çelişkilerden ve samimiyetsizlikten bahsederek olaya girmek istiyorum çünkü biliyorsunuz, sağlık çalışanlarına ve kadınlara saldıranların, yaralayanların haksız ve hukuksuz bir şekilde İnfaz -af- Yasası'yla yararlandıkları... Bir yandan biz burada hem kadına yönelik şiddette hem sağlık çalışanlarına şiddette cezaları artırıyoruz ama bir yandan da infaz düzenlemesiyle... Yani maalesef, bizde, hükmedilen ceza ile infaz edilen ceza arasında korkunç bir fark var ve son uygulamalarla beraber artık bu, cezasızlık kültürüne, caydırıcılıktan uzağa gidecek bir şekle dönüşmüş durumda. Yani maalesef, burada sadece cezaları artırmak değil, önemli olan bu cezaları uygulayabilmek. Yani demek ki sorunumuz infazda, infaz edilemez hâle gelmesinde; bu kadına yönelik şiddette de böyle, bu sağlık çalışanlarına şiddette de böyle, diğerlerinde de böyle. Yani burada bir samimiyetsizlik var, bir çelişki var. Bir diğer samimiyetsizlik şu: Ben 2012'de kurulan -İsmail ağabey, herhâlde sen de Komisyondaydın- sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesine dair bir Komisyon kurmuştuk. O zaman, biz ondan önce birçok önerge vermiştik, yine bu sorunumuz vardı ama olmadı. Ne zaman ki bir doktor meslektaşımız -Doktor Ersin Arslan- hasta yakını tarafından öldürüldükten sonra biz bu Komisyonu kurabildik. İşte, bir yıl sonra bir rapor ortaya çıktı. O raporda da gerçekten güzel çalışmalar yapıldı; üç ay, dört ay emek verdik; gelen oldu, giden oldu, dinlediklerimiz oldu; gittik, geldik. Sonuçta, güzel bir rapor çıktı ortaya, 66 madde önerileri olan güzel bir rapordu ama biz o raporu yine unuttuk, bir sekiz yıla yakın... Yine onunla ilgili ufak tefek düzenlemeler oldu -şimdi hakkı yerine teslim edeyim- genelgeler oldu, ara ara düzenlemeler oldu, işte, 2014'te düzenlemeler oldu, 2018'de oldu, genelgeler çıktı. Tamam, onu da bir tarafa koyalım ama sonuç itibarıyla, bütüncül bir yaklaşımda bulunmadığımız için, yine durumu idare ettiğimiz için bir sonuç alamadık; ta ki Covid-19 pandemisi çıkana ve gerçekten artık bazı şeyler ete kemiğe bürünmeye başladığında, ağır çalışma koşulları altında biz meslektaşlarımızı kaybetmeye başladığımızda ve onların bu şekliyle çalışma motivasyonu bulması gerektiği durumda biz işte, o zaman, 2020'de tekrar bir düzenleme yoluna gittik ama sonrasında geldiğimiz noktada yine bir düzenlemeye gitmek zorunda kaldık. Niye? Artık istifaların bir göçe dönüştüğü, hekimlerin artık Türkiye'den göç etmeye başladığı bir süreçte biz tekrar bir düzenlemeye gidiyoruz, cezaları artırarak. İşte, 2014'te yazdığımız yeri şimdi TCK'de tanımlayarak değil mi? Temel hizmetler kanununda zaten tanımlanmıştı bu. Şimdi, onu alıp TCK'de tanımlayarak buradan yine bu sorunu çözmeyi hedefliyoruz ama aramızda hekim çok, teşhisi doğru koymak lazım. Şimdi, cezalardan bahsettim, sadece cezaları artırarak bu sorunu çözemeyeceğimiz ortada; teşhisi doğru koymak lazım. İşte, "teşhis" dediğimiz noktada da biz bu parça parça çözümlerden, atılan küçük küçük adımlardan değil, daha bütünlükçü bir yaklaşım içine girelim. Evet, bugüne kadar yapılan şeyler var mı? Var, doğru olan şeyler de var ama eksik kalanlar da var. Şu an, geldiğimiz noktada sağlık sistemi bir kriz yaşıyor, bunu da kabul etmemiz lazım; hekimler kendini değersiz görüyor, bunu kabul etmemiz lazım; hekimler göç etmeye başladı, ülkesini terk etmeye başladı, bunu da değerlendirmemiz lazım. Sevgili meslektaşım söyledi, hastalarda şu an... Bakın, ben hekimim, aynı zamanda milletvekiliyim, bölgemden -elbette burada bulunan birçok milletvekili arkadaşım da aranıyordur- korkunç bir şekilde aranıyorum: "Vekilim randevu alamıyoruz." "Vekilim ameliyat olamıyoruz." İşte, "Vekilim, şuraya gideceğiz, şunu bulamıyoruz." İşte, "Şu alet takılacak, bu cihazı bulamıyoruz." Ya, korkunç bir şey yani ben işi gücü bıraktım, şu an randevu alma peşindeyim; hastalar randevu alamıyor, kuyruklar var. Şimdi, bu gerçeği görmezden gelemeyiz. Hastanelerde ameliyat olamıyorlar, randevular aylar sonraya gidiyor. Doktor kalmamış, uzman doktor kalmamış, asistanlar yetişmiyor. Benim ilim Tekirdağ bölgemde ilçelerde korkunç hekim açığı var, eksikliği var. Ya, hekimler oradan oraya, oradan oraya gitmekten gerçekten bıkmış durumda, hayatından bezmiş durumda.
Şimdi, gerçekten her meslek zor -biz de hekimiz burada, gerçekten zor yetişiyor- yani her mesleği icra etmek kolay değil, katılıyorum ama hekimlik de farklı bir meslek gerçekten yani bu kadar zorlu bir eğitim, otuz altı saati geçen nöbetler, üzerine gerçekten mobbing, üzerine şiddet, üzerine bir de hani bu kadar değerli, yetişmiş insanların değersizleştirilmesi; Sayın Bakan ifade etti "Ben öyle bir şey demedim." dedi ama hani biz bunu duyuyoruz, hani her yerde söyleniyor bu cümleler. Sadece o değil, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın hataları, uygulamadaki sorunları dile getirildiğinde işte "Paracı doktorlar gürültü yapıyor." dediniz mi Sayın Bakan bilmiyorum ama hani bu söyleniyor. Şimdi elbette, bunu yapan doktorlar var mıdır? Vardır yani elbette bu mesleği suistimal eden hekimler, meslektaşlarımız var mıdır? Vardır; vallahi diğer mesleklerde 10 varsa bizim mesleğimizde 1 vardır, bir kere bunun hakkını koyalım. Çünkü bu mesleği seçen insanlar gerçekten insanına, ülkesine hizmet etmeyi öncelemiş, bu bedeli ödemeyi göze almış insanlar. Hayatlarından hayatını vermişler, gençliğini vermişler, çoluğundan çocuğundan, her şeyinden vermişler. Şimdi bunları değersizleştirmemek lazım Sayın Bakan. Asıl size düşen o dönemde, elbette bunlar varsa cezalandırmak lazım, hiç de acımadan belki en ağır cezayı vermek lazım ama bunu bu şekliyle ifade etmemeniz gerekirdi diye düşünüyorum. Yani bu şekliyle Sağlık Bakanı olmanız hasebiyle, sağlığı temsil etmeniz, sağlık çalışanlarını temsil etmeniz hasebiyle daha dikkatli bir dili, hedef hâline getirecek bir dili...
Zaten yani hastalar canı burnunda geliyor, zaten bilmiyor, belki bilmeden geliyor; doğru. Hasta geliyor, bilmiyor neyi var, belki bizim için çok kıymetli bir şey değil, o basit bir müdahaleyle düzeltebileceğimiz bir şey, o bilmeden geliyor. Doktor bıkmış durumda; hasta sayısından, beş dakikaya sığdırmaya çalıştığı sağlıktan, kendinin ötekileştirilmesinden, nöbetlerinden, değersizleşmekten. Dolayısıyla orada hizmet alan ve hizmet verenin karşı karşıya getirilmesi var, dolayısıyla sistemde bazı hatalar var. Bu hataları görmezsek, eğer bu sistemi de düzeltmezsek bence artık bu bir çığ gibi büyümeye başladı bakın, özellikle yeni kuşakta. İsmail ağabey hep geçmişten anlatıyor; o dönem bitti, yeni bir kuşak var artık, yeni bir çağ var. Hekimler, meslektaşlarımız yeni bir şekliyle, yeni bir kişilikle, yeni bir şeyle sistemin içinde dünyaya geldiler ve çalışıyorlar. Bizim onları iyi değerlendirmemiz, bu sistemdeki eksikleri iyi değerlendirmemiz lazım.
Bakın, aile hekimleri çok ciddi sıkıntı içindeler. Son dönemde bir yönetmelik çıktı; Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği altında haksız cezalara, sözleşme feshine uğruyorlar. Benim bölgem Tekirdağ'da da bakın şu an yani pandeminin bir sürü tedbiri kalktı, maskeler kalktı, kısıtlamalar kalktı ama hâlâ aile hekimlerinden günün üç dört saatini, hatta beş saatini telefona ayırması isteniyor. Bu görevi yapmayan aile hekimlerinin sözleşmesi feshediliyor ve bu bazı bölgelerde sağlık müdürlüğünün uhdesinde olarak değerlendirilen bir şey. Birinci basamak sağlık hizmetleri aksıyor. Yani burada aksayan şeyleri konuşacağız elbette, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın nerede eksik kaldığını, nerede yanlış yaptığını konuşmak lazım. Hani bunları konuşurken de ben alınganlık da göstermememiz gerektiğini düşünüyorum.
Maddeler üzerinde de tabii konuşulacak ama özellikle bu Mesleki Sorumluluk Kuruluna dair hem hukukçuların eleştirileri var burada mahkemelerin yerine geçeceği durumda hem tarafsız olamayacağı mahiyetinin -7 kişilik bir kurul bu ve bu kurulu atayan Sağlık Bakanlığı, içeriği öyle- bu kararların tarafsız olamayacağı, kimin soruşturulup kimin soruşturulmayacağı, kimin cezalandırılıp kimin cezalandırılmayacağı noktasında maalesef hekimler kendilerini güvende hissetmiyorlar. Yani bunun daha tarafsız bir kurum... Elbette böyle bir sorun var, malpraktis gibi gerçekten ağır bir yük var hekimlerin üzerinde. Bunun tabii ki değerlendirilmesi lazım ama daha tarafsız, tabii hukukumuzun çerçevesi içinde bir sistemin kurulması gerekir diye düşünüyorum.
Bakın, en son olarak şunu söyleyeyim: Son şeyde de ifade etmiştik, hani bu istifa eden, Türkiye'den gitmeye karar veren sağlık çalışanlarıyla ilgili yüzde 51,6'sı daha iyi bir yaşam ve çalışma koşulları için gidiyor, yoksa öyle hani "Bunlar paragöz, para için, işte özlük hakları için giden." denilen grup yüzde 1,8 sadece. Yani itham ederken, gerçekten değerlendirirken bu gerçekleri de bilerek konuşmak lazım. İstifa etmek isteyen sağlık çalışanlarının yüzde 42'sinin gerekçesi tükenmişlik, yorgunluk, gelecek kaygısı, yine yüzde 25,8'i daha iyi bir yaşam için istifa ediyor, başka yerlerde yaşam kurmaya çalışıyor ve istifa gerekçesi de dediğim gibi mevcut koşulların ağırlığı, bunları düzeltmemiz lazım. İktidarın özellikle kıymet bilmez, değerbilmez, değer vermez uygulamaları ve özellikle son dönemde artan sözlü, fiziksel saldırılar. Bunları da bence bir an önce, tabii ki yasal çerçeve çok kıymetli ama uygulamamız lazım ve sağlık sisteminin asıl sorunlarını çözmeden de sadece cezaları artırarak bunu sağlayamayız diye düşünüyorum. Hekim-hasta ilişkilerini yeniden hak ettiği yere getirmemiz gerekir diye düşünüyorum.
Çok teşekkür ediyorum.