| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Devlet Memurları Kanununda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4212) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 03 .03.2022 |
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Teşekkür ederim değerli arkadaşlarım.
Komisyon üyesi değilim, misafirinizim, anlayış gösterdiğiniz için teşekkür ediyorum öncelikle. Ben de bunu suistimal etmeyeceğim ama içimde kalan -tekrara düşmeden fakat içimde kalan- şeyleri masanın üzerine koymak, ondan sonra da çekip gitmek istiyorum.
Şimdi, biraz, kendimi bir konsilde çalışıyor gibi hissettim. Kusura bakmayın duygulara gem vurulmaz yani şunu söylemek istiyorum: Bu, aslında temsilî demokrasinin belki bir sıkıntısıdır. Demokrasiden yana bir şikâyetim yok ama temsilî demokrasiden yana bir şikâyetim var.
HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Anladık Hocam, çok net anlaşılıyor.
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Hah... Yani gerçekten bu halkın taleplerini ben buraya nasıl iletirim çünkü ben bir Müslüman'ım, dinimi ciddiye alan bir Müslüman'ım, bunu yaşamaya gayret eden bir Müslüman'ım ama bu ülkede ateist, deist, Hristiyan, Müslüman, Alevi, Sünni bütün -sadece seçmenlerimin değil- 84 milyonun temsilcisi olarak kendimi burada hissediyorum. Bu duygular içinde birkaç hatırlatmada bulunacağım.
Değerli arkadaşlarım, ilk önce "akademi" deyince heyecanlandım. Hani tarihe baktığımızda acaba beytülhikme gibi bir çalışma mı var? Beytülhikme birçok yönden eleştirilebilir, kabul. Eleştirilebilir ama yine de en azından bir hakikat arayışı olarak iyi bir efordur. Öyle bir Bağdat meydana gelmiştir ki esnaf sabah namazından çıkıp dükkânını açana kadar diz çöküp kitap okumaktadır, surun dibinde çömelip kitap okumaktadır. Öyle değil mi hocam? Yani Avrupa'nın büyük kütüphanelerinde 300-400 kitap varken orada 200 bin eser bulunmaktadır. Evet, bu beni heyecanlandırdı fakat "akademi" lafına da bir not koyayım; dil konusunda özellikle hassassınız, "academia" biliyorsunuz Platon'un yani gerçekten herkesin saygı duyması gereken büyük düşünür Platon'un okuluydu. Belki başka bir isim koysaydınız.
İkincisi; araştırmaya yönelik veya yüksek düzeyde eğitim vermeye yönelik değil, hizmete yönelik bir şey olduğunu belirttiniz ama hizmete yönelik kurumlara aslında "akademi" demiyoruz değerli arkadaşlar. "Akademi" daha ziyade araştırmaya ve yeni fikirlere açık insan yetiştirmeye yönelik bir yer. Bir de şöyle bir şey aklıma geldi: Acaba normal lisans eğitimi üzerinde bir şey mi düşünüyorlar? Diyanet kritiğinin dışında bunları düşündüm yani onlara hiç girmeden sadece şu niyetinize baktım: Hani, Amerika Birleşik Devletleri'nde bir tıp fakültesine, hukuk fakültesine giderken önce adama bir sorarlar "Ne mezunusun?" Yani önce bir fiziği, biyolojiyi, sosyolojiyi, bir şeyi bitireceksiniz ki ondan sonra öyle bir fakülteye başlayasınız. Acaba burada da hukuk artı ilahiyat, tıp artı ilahiyat -müracaat ederdim böyle bir şey olsaydınız- felsefe artı ilahiyat yani bir anlamda müçtehit düzeyinde insan yetiştirmeye yönelik, düşünce adamı yetiştirmeye yönelik bir şey mi? Öyle de çıkmadı, "Hizmete yönelik..." dediniz, onu da küçümsemiyorum. Yani teknik olarak söylenen söylendi ona girmeyeceğim fakat benim sıkıntım şu: Şimdi burada bir mesele var ve herkes çalının etrafından dolandı. Arkadaşlar, hani değerli arkadaşlarım "Hanefi ekolüne hizmet veren..." dediler; hayır.
MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Ona da hizmet eden...
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - İmam-ı Azam Ebu Hanife, siyasi otoriteyle arasına mesafe koymuş bir insandı. Bunu bütün Müslümanlar, sadece Hanefiler değil... Bütün imamlar böyledir, İmam Şafii de böyledir -Allah hepsine rahmet eylesin- Malik de Hanbel de böyledir. Bu, aslında Ebu Hanife ekolünü de temsil etmez, imameyni temsil... İmameynin de öğrencilerini temsil eder, imameyni bile temsil etmez. Neden? E, çünkü imameynin çok fazla siyasi otoriteyle bir sorunu olmamıştır. Öyle değil mi ilahiyatçı hocalarım? O yüzden almak daha kolaydır. Şimdi, sorun bence daha derinde ve hepimiz buna kafa yormalıyız. Yani tarih üzerinden bir hesap...
HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - İmameyni anlayamadım ben.
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Efendim?
HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - İmameyni anlayamadım, hangi imameyn?
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Yani Ebu Hanife'nin öğrencileri imameyni bilirsiniz efendim, daha ziyade onun takipçisi olarak...
HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Tamam.
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - ...benim gözlemlerim. Teknik kısmını, sözümü...
HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Biz siyasette Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ömer'e diyoruz. Efendim, fıkıhta...
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Efendim, ben sözümü tamamlayayım, siz onu cevaplar kısmında veriniz.
Değerli arkadaşlarım, bakın, buradaki asıl sorun, Alevi'ye hizmet gitmemesi, Ezidi'ye hizmet gitmemesi, gayrimüslim vatandaşlarımıza hizmet gitmemesi. Bunun dışında sadece bunlara değil, aslında bugün Sünni olarak kabul edilen diğer mezheplere de -ki demin "Şafii" demekle onu şey yaptım- en azından hizmet götürmeye çalıştığınız Hanefi kitlesi kadar bu düzeyde hizmet gitmemesi. Yani şunu söylüyorum: Evet, burada belki sizi aşan bir şeyler var. Lütfen hocam, lütfen... Ben seçmenlerimle, bu ülkenin vatandaşlarıyla konuşan... Benim, bakın, bu ülkede... Şu ülkeye 1.000 insan gelse Nepal'den ve yarın öbür gün şurada bir bina yapmaya girişseler ve sorsak "Ne yapıyorsunuz?" "Mabedimizi yapıyoruz, ibadethanemizi yapıyoruz." Bir şey söylemeye hakkımız var mı? Yahu! Bir cemaat... Bir yerin ibadethane olup olmadığına karar verecek kişiler o cemaatten başkası kim olabilir ya! Ben bunlara cevap istiyorum. Ha, diyorum ki sorunu hiç konuşmuyoruz, teknik tartışmalar içerisine daldık. Benim asıl önerim, şunun üzerine herkesin odaklanması: Evet, din bu ülkede siyasete alet edilir mi? E, din zaten siyasetin memuru durumundadır. Bugün Diyanet İşleri Başkanı, Cumhurbaşkanına herhangi bir konuda itiraz edebilir mi değerli arkadaşlar? Edemez, objektif olalım. Şunun üzerine kafa yoralım: Ben İslam'ın sivil olduğunu düşünenlerdenim.
İki; yine, İslam'dan aldığım terbiye -ki bu evrensel değerlerle çelişmez- herkesin inandığı gibi yaşamasından yanayım. Bu, ne kimsenin imtiyazı ne bir şey... Bu, doğrudan doğruya Allah'ın bütün insanlara istisnasız verdiği bir haktır. Bu eksende düşünürsek bence çıkış yolu bulabiliriz. Zaten sayınız yetiyor, şimdiden hayırlı olmasını dilerim ama meseleyi bununla çözmüş olmuyoruz, bunu hatırlatmak istedim.
Teşekkür ederim anlayışınıza Sayın Başkan.