| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Devlet Memurları Kanununda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4212) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 03 .03.2022 |
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşım ve sevgili arkadaşlarım, Diyanet İşleri bürokrasisi ve bu alanda örgütlü olan sendikaların genel başkanları; hepinizi saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyorum.
Umarım, kar gibi beyaz olur ama kar gibi kısa sürede eriyen bir kanun teklifi olmaz çünkü karın beyazlığı çok kısa sürüyor; bunun uzun erimli olmasını temenni ederim.
Bugün 3 Mart, cumhuriyet tarihimizde gururla andığımız günlerden biri yani devrim yasalarının gerçekleştiği gün 3 Mart 1924; Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Tevhidi Tedrisat Kanunu'nun yani Öğretim Birliği Yasası'nın kabul edilişi. O kanun ki ülkedeki bütün eğitim kurumlarını Maarif Vekâletine yani Millî Eğitim Bakanlığına bağlamıştır. Eğitim Birliği Yasası doksan sekiz yıl önce kabul edildi. Bugün görüştüğümüz yasa teklifinin de Eğitim Birliği Kanunu'na aykırı bir yasa olmaması için tüm dikkatlerin vekiller tarafından hassasiyetle, göz ardı edilmeden inceleneceğini düşünüyorum.
Yine, 3 Mart 1924'te Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından halifelik de kaldırılmıştı; Türkiye Cumhuriyeti, din ve vicdan özgürlüğü konusunda büyük bir devrimi gerçekleştirerek laiklik yolunda dev bir adım atmıştı. Bu yasa teklifinin görüşüleceği günün 3 Mart olmasının da bir tesadüf olmadığını düşünüyorum çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Mart 1924 yılında kurulmuş. Şimdi bu teklifin Diyanet İşleri Başkanlığının daha da güçlendirilmesi, daha çağdaş, daha nitelikli hâle getirilmesi için verilmiş bir teklif olduğunu sevgili Ahmet Hocamız, gerçekten, güzel bir sunumla anlattılar; umarım böyle olur.
Burada, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rifat Börekçi'yi de saygı ve minnetle anmak istiyorum. Mehmet Rifat Börekçi, Ankara Müdâfaa-i Hukuk Cemiyetini kuran, Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının yanında duran, kefen parasını millî mücadeleye bağışlayan bir din bilginidir. Mustafa Kemal Atatürk ve Kuvayı Milliyecilerin idamını isteyen şeyhülislam Dürrizade fetvasına karşı Ankara fetvasını hazırlayıp "Dinimizce düşmana karşı mücadele etmek sevaptır. Bu mücadeleyi yapanlara idam cezası verilemez." dediği için kendisi hakkında da idam kararı verilmiştir. Bir kez daha saygı, minnet ve hürmetle anıyorum, mekânı cennet olsun.
Bizlere özgür bir vatan bırakan, devrimleri gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, tüm yoldaşlarını, tüm şehit ve gazilerimizi bir kez daha saygıyla, minnetle ve şükranla anıyorum. Sözümüz olsun ki cumhuriyet ve devrimleri ilelebet yaşayacak. Cumhuriyetin 2'nci yüzyılında demokrasiyle birlikte, demokrasiyle taçlandıracağımız bir süreci mutlaka işleteceğiz. Diyanet İşleri Başkanlığının milletvekillerimiz vasıtasıyla, milletvekillerimizin önerisiyle talep ettikleri Hizmet İçi Eğitim Biriminin yeterli olmaması nedeniyle, sanırım hem imam-hatip liselerimizin hem de ilahiyat fakültelerimizin yetersizliği düşünülmüş ki yirmi yıl sonra da olsa daha nitelikli, çağa uygun, gerçekten dünyayı algılayan, İslam dinini algılayıp insanlara da anlatabilecek bir akademi önerilmektedir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, eğer hizmet içi eğitimi güçlendirmek sorunu çözmeyecekse bir Diyanet Akademisinin kurulmasına itiraz etmeyiz ama Hizmet İçi Eğitim Biriminin neden bu işleri göremediğini, neden yetmediğini... Hatta burada Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin olması gerekiyordu, YÖK yetkililerinin olması gerekiyordu, tabii Diyanet İşleri Başkanlığından bürokratların olması önemli ama biz burada Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin de, YÖK yetkililerinin de olmasını isterdik çünkü YÖK'ten bağımsız bir akademi, Millî Eğitim Bakanlığından bağımsız bir akademi, bir eğitim alanı düşünülemez. Eğer Diyanet Akademisi gerçekten ihtiyaçsa biz bu ihtiyacın karşılanması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasından yanayız. Bunun 633 sayılı Kanun içerisine sıkıştırılarak değil, Diyanet Akademisinin kuruluş gerekçesinin, amaçlarının, işleyişinin, denetiminin, çalışmasının özel bir kanunla hazırlanmasını teklif ediyoruz. Bunun yapılabilmesi için de Komisyonda bulunan tüm siyasi partilerin milletvekillerinin, ilahiyat fakültelerinin, YÖK'ün, Millî Eğitim Bakanlığının, Diyanet İşleri Başkanlığının ve bu alanda örgütlü olan sendika temsilcilerinin de görüşlerinin alınacağı ve daha ayrıntılı bir kanun teklifinin hazırlanacağı bir alt komisyonda bu çalışmanın yapılmasını önemsiyoruz. Çünkü gerçekten Ahmet Hocamızın anlattığı ihtiyaçlara yanıt verecek bir akademi söz konusu ise o zaman bunu 633 sayılı Kanun'un içerisine hapsetmek doğru değil, bağımsız bir kanun hâline getirmemiz daha yararlı olacaktır ve ayrıntıları da görüşülecektir. Ahmet Hocam bitirirken şöyle söylediniz, hakikaten, sabahın beşinde, bazen de saat dörtte -sabah namazının kılındığı vakitlerdir-gecenin bir yarısında eğer bir cenazeniz varsa köyün imamı ya da mahallenin imamı kalkar, sizinle birlikte ağlar, sizinle birlikte gözyaşı döker. Şimdi bunların özellikle haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda da bu kanun teklifinde hiçbir şey yok. Mesela 3600 ek gösterge; ben isterdim ki eğer Diyanet Akademisi bağımsız bir kanun teklifiyle hazırlanmayacaksa bu 633'ün içerisine sıkıştırılıyorsa o zaman bunu çalışanların özlük haklarını da koruyan, geliştiren bir noktada yapabilirdik. Şimdi, imamlara 3600 ek gösterge sözü hem Adalet ve Kalkınma Partisinin sözü hem bizim sözümüz hem İYİ Parti'nin hem Milliyetçi Hareket Partisinin hem de HDP'nin sözü; o zaman bu sözü niye gerçekleştirmiyoruz? Bu kanun teklifi içerisinde bu neden yok?
Giriş olarak, ben bu konuda bağımsız bir kanuna ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bunun için de eğer heyet de uygun görürse, Başkanımız da bu konuda katkı sunarsa bağımsız bir Diyanet Akademi kanununu görüşebiliriz.
Esas olarak Diyanet İşleri Başkanlığı ve Devlet Memurları Kanunu'yla 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de değişiklik yapan kanunun getirdiği değişikliklerin neleri içerdiği ve ne tür değişikliklere yol açtığını, yürürlüğe girmesiyle birlikte ne tür sorunlar doğuracağını anlamak için önce Diyanet İşleri Başkanlığının var olma gerekçesini düzenleyen Anayasa'nın 136'ncı maddesinin ve Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un 1'inci maddesinin dikkate alınması gerekir çünkü Anayasa'nın 136'ncı maddesi Diyanet İşleri Başkanlığının nasıl bir kurum olması gerektiğini, Kuruluş Kanunu'nun 1'inci maddesi Kurumun görevlerini belirlemektedir. Anayasa'nın 136'ncı maddesi: "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir." biçimindedir. Diyanet İşleri Başkanlığının 633 sayılı Kanun'un 1'inci maddesi ise "İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur." şeklindedir.
Şimdi, Anayasa ve özel kanun hükümlerine göre Diyanet İşleri Başkanlığı hangi görevleri yapar? Bir, laiklik ilkesini gözetir; iki, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalır; üç, milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinir; dört, İslam dininin ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işlerini yürütür; beş, diyanet konusunda toplumu aydınlatır, ibadet yerlerini yönetir. Diyanet İşleri Başkanlığı bu altı görev dışında şu görevleri de yeni zamanda üstlenmiştir: Bir, resmî nikah yapmak; iki, eğitim kurumları açmak ve din eğitimi yapmak; üç, din eğitimi yapacak din görevlilerini belirlemek; dört, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığının şahsı üzerinden iktidar adına siyasi görevler ifa etmek gibi yeni görevler tanımlanmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı Anayasa'nın ve özel kanunun 1'inci maddesinde sayılan özellikler ve görevler dışında kazandığı özellikler ve yeni görevleri, bu görevlerle ilgili yaptığı iş ve işlemlerden dolayı yalnızca tartışılan bir Kurum hâline gelmemiş, toplumdaki siyasi kutuplaşmaya da -ne yazık ki üzülerek belirteyim- kapı aralamıştır. Özellikle, kendi üzerinde tüm dinleri, dinler tarihini, dinler sosyolojisini, dinler psikolojisini ve dinler felsefesini de anlatması gerekirken belli bir kalıplara sıkışan bir süreç olmuştur; bunun geçici olduğunu düşünüyorum, geçici olması gerekir çünkü Diyanet İşleri Başkanlığının böyle kalıcı bir görevi yok.
Kanun teklifine Anayasa'nın ve Kuruluş Kanunu'nun 1'inci maddesi ile Başkanlığın son yirmi yıl içerisindeki uygulamaları açısından bakıldığında eğitim sistemimiz ve kamu personeli hukukumuz açısından önemli sorunları doğuracağı gerekçesiyle teklif üzerinde dikkatlice tartışmayı öneriyorum.
Teklifin ilk temel sorunu şudur: Kanun teklifi eğitim sistemimizin temel dayanağı olan eğitim birliği ilkesini yok saymamakla birlikte arkasından dolanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığının ne yasa ne de Kuruluş Kanunu'nun 1'inci maddesi gereği halka, halkın bir kesimine eğitim verme görevi yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığının eğitimle ilgili tek görevi -diğer bütün kamu kurumlarında görevli olduğu gibi- kendi personelinin hizmet içi eğitimini düzenli, nitelikli ve çağın gereklerine uygun sürekli yapmaktır. Bunun için ihtiyaç duyulan kadro, mali yükümlülükler ve diğer tüm ihtiyaçları mutlaka karşılamamız gerekiyor ki bu görevleri yerine getirsin. Özel kanunun 1'inci maddesinde yer alan "toplumu aydınlatmak" görevi ise İslam diniyle ilgili konularda toplumu bilgilendirmekten ibarettir. Diyanet İşleri Başkanlığının eğitimle ilgili bir Kurum hâline gelmesi Kur'an kurslarıyla olmuştur ancak -Kur'an kurslarının Diyanet İşleri Başkanlığının görevli hâline gelmesi- Eğitim Birliği Yasası gereği bu alanda tek yetkili Bakanlık Millî Eğitim Bakanlığıdır. Bu Bakanlığın gözetim ve denetimi altında Kur'an kursları açılır ve görevlerini ifa eder. Eğer bunu değiştirecek olursanız 2 temmuz 1965 tarihinde yürürlüğe giren 633 sayılı Kanun'un o günkü adıyla "Olgunlaştırma" bugünkü adıyla ise "Eğitim Müdürlüğünün" görevleri sayılırken Kur'an kurslarıyla ilgili hüküm şöyledir: "Kur'an kurslarının yönetim, eğitim ve öğretim işlerini ilgili bakanlıkla iş birliği hâlinde yürütür." der. Nitekim, 17 Ekim 1971 tarihli, Kur'an kurslarıyla ilgili bağımsız ilk yönetmeliğin ilk maddesinde "Bu yönetmelik 633 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (d) fıkrası uyarınca Millî Eğitim Bakanlığıyla iş birliği yapılarak hazırlanmıştır." hükmüne yer verilmiştir. Denetimle ilgili düzenlemede de durum aynıdır. Madde 17 "Kur'an Kurslarının denetimi, 633 sayılı Kanun'un 7. nci maddesinin (d) fıkrası gereğince Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği yapılmak suretiyle Diyanet İşleri Başkanlığına aittir." der. Yönetmeliğin 18'inci maddesinde de Diyanet İşleri Başkanlığının ve Millî Eğitim Bakanlığının denetimlerini nasıl yapacağı düzenlenmiştir. 18'inci maddenin (a) fıkrası şöyledir: "Kur'an Kurslarının genel denetimi; Diyanet İşleri Başkanlığı müfettişleri ile Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinden (mümkün olduğu ölçüde dinî yüksek öğretim yapmış olanlar tercih edilmek üzere) en az birer müfettişin katılması suretiyle meydana gelecek müfettişler grubu tarafından yapılır. Bu denetimler, ilgili teftiş kurulları başkanlığınca programlaştırılır. Teftiş sonuçlarına ait raporlar Diyanet İşleri Başkanlığına ve Millî Eğitim Bakanlığına verilir." Daha da önemlisi, 19'uncu ve 20'nci maddelerdir. 19'uncu maddede "18'inci maddeye göre, birlikte yapılacak denetimden başka lüzum ve zaruret görüldüğü takdirde, 17'nci maddede yazılı makamlar, Kur'an Kurslarını diğer mercilerin iştiraki olmadan da denetleyebilirler." denilmektedir. Madde 20 "Kur'an Kurslarını denetlemeye yetkili olanlar, Kur'an Kursu öğrencilerini barındırmak amacıyla gerçek veya tüzel kişiler tarafından açılan yurt, pansiyon ve benzeri yerleri denetlemeye de yetkilidirler." demektedir.
3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin -kendini, ısrarlı bir biçimde- bu yönetmelikte yer alan Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili hükümlerin karşısında konumlandırıldığını görüyoruz. Bu konuda Hükûmet, önce yönetmelik değişikliğiyle bu işi gerçekleştirmek, daha sonra ise 2010 yılında yapılan kanun değişikliğiyle üstlenilen eğitim görevleriyle ilgili, bakanlıkla yapılacak iş birliği konusunu ucu açık ya da sınırlayıcı biçimde ifade ederek iş birliği yapılan kurumu yönetim, eğitim, öğretim işlerinin dışına çıkarıp gerektiğinde danışılacak kurum yoluna gitmiştir. 6002 sayılı Kanun'la kurulan Eğitim Hizmetleri Müdürlüğü görevlerinin sayıldığı 6'ncı maddenin (b) fıkrasının 4'üncü bendindeki ifade şöyledir: "4) İlgili birim, kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak eğitim programları geliştirmek, planlamak ve uygulamak, bu amaçla eğitim merkezleri açmak ve bu merkezlerle ilgili iş ve hizmetleri yürütmek." Anayasa'mızca bu konuda iş birliği yapılması zorunlu olan Millî Eğitim Bakanlığı, denetleyici kurum olmaktan tümüyle çıkarılmış, ayrıca kanunun bu maddesinden, eğitim programı geliştirmek için iş birliği yapılması gereken kurumun Millî Eğitim Bakanlığı olduğunu anlamamak mümkün değildir ama anlamamak için ısrar ediliyor.
Nitekim 6002 sayılı Kanun'un madde gerekçelerinde de buna işaret eden ifadeler bulunmaktadır. Nitekim, bu kanun değişikliği sonrasında tümüyle değiştirilen, 7/4/2012 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'an Eğitim ve Öğretimine Yönelik Kurslar ile Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliği'nde, kanunda yer alan iş birliğine dair hiçbir hüküm yer almamaktadır. Eğitim Birliği Yasası gereğince, Türkiye genelindeki bütün eğitim öğretim faaliyetleri Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ya da ilişkili kanunda geçen ifadelerle nasıldır? Metin marbuttur. 6002 sayılı Kanun, 2012 tarihli yönetmelikle, Türkiye Cumhuriyeti'nde eğitimde 3 Mart 1924 tarihi öncesine dönülme eğilimi görülmektedir. Görüşülmekte olan kanun teklifiyle, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1924 öncesindeki Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'ne benzer bir konuma getirilmek mi istenmektedir? Ayrıca, bu kanun teklifinin görüşmelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde 3 Mart tarihinde yapılıyor olması, gerçekten bir tesadüf müdür? Umarım bir tesadüftür. Aşağıdaki maddeler üzerinde de değerlendirmeler yapılırken teklifte bunu destekleyen düzenlemelerin olduğu görülmektedir.
Kanun teklifi, esas olarak, Başkanlığın temel birimlerinden biri olan Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevlerinde değişiklik yaparken aynı zamanda "Diyanet Akademisi" adı altında bir kuruluşun kurulmasını öngörmektedir; bunun yanında, Başkanlığın taşra birimlerinin nerelerden oluştuğunu, sözleşmeli personel istihdamını da düzenlemektedir.
Kanun teklifinde kamu personel rejimi açısından üzerinde durulması gereken madde, 5'inci maddedir. Mevcut kanunda sözleşmeli personel 657 sayılı Kanun'un 48'inci maddesinin koşulları ile Başkanlık mevzuatının özel şartları dikkate alınarak, sözleşmeli personel adayları Kamu Personeli Seçme Sınavı sonuçlarına göre sıralanır, yapılacak sözlü bir sınavla atamaları gerçekleşirdi. Teklifle, aynı koşullarda sözleşmeli personel adayı belirleniyor. Belirlenen adaylara sözlü veya yazılı sınav yapılarak akademiye girmekte, böylece akademiye alınan sözleşmeli personel adayı "aday din görevlisi" unvanını kazanmaktadır. Belirlenmiş olan bu din görevlileri, Diyanet Akademisinde meslekî eğitime alınmakta, bunlara maaş yerine "harçlık" adı altında bir ödeme yapılması öngörülmektedir. Bunların eğitim süresi, daha önceki eğitimleri ve atanacakları pozisyonlar dikkate alındığında altı ay ile üç yıl arasında öngörülmektedir.
5'inci maddenin bu hâli tümüyle Anayasa'ya aykırıdır ve kamu sistemimiz içerisinde önemli sorunlara yol açacak bir uygulamanın kapısını aralamaktadır. Eğer gerçekten Diyanet Akademisinin sorunsuz bir şekilde kanunlaştırılmasını istiyorsak bağımsız bir kanun hâline gelmesi, işte bu gerekçelerle de önemlidir. Çünkü Anayasa'ya aykırı olabilme ihtimalini dikkate alarak; yasaya, hukuka, Anayasa'ya hiçbir aykırılık içermeden, Diyanet İşleri Başkanlığının ve İslam dininin ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir Diyanet Akademisinin kurulması ve nitelikli din adamı yetiştirme görevinin aksatılmadan yürütülmesi açısından da bunun dikkate alınması gerekiyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı kendi bünyesinde çalışacak din görevlilerini önce aday din görevlisi, sonra sözleşmeli personel, sonra ise kadrolu memur olarak atamayı öngörmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi aday, sözleşmeli, uzman, azman, doktora; bunlara niye bu kadar hevesli? Eğer gerçekten yaptığımız işin hukuka uygun, Anayasa'ya uygun, eğitim birliğine uygun olduğunu düşünüyorsak doğrudan bu işi yapmak varken niye dolandırıyoruz? Bu yöntem, nihayetinde kamu hizmeti için olduğundan, Anayasa'nın 70'inci maddesinin "Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez." hükmüne aykırıdır. Çünkü tanımlanmış görev için aranması gereken şartlar, aday din görevlisinde var ise ayrıca bir meslekî eğitime tabi tutmak, aranan şartın dışında koşul koymak, ayrıca bir engel oluşturmaktadır. Bu yöntem, Diyanet İşleri Başkanlığının din hizmetleri için açılmış eğitim kurumları olan imam hatip liselerini ve ilahiyat fakültelerini boşa çıkarmaktadır. 100'e yakın ilahiyat fakültemiz var, 650'e yakın imam hatip lisemiz var, Anadolu imam hatip liseleri var. Bunları boşa çıkartacak ve bunları işlevsiz hâle getirecek ve buradan mezun olanları işlevsiz hâle getirecek bir tehlike olabilir. Buraya dikkatinizi çekmek istedim.
Anayasa'mıza göre, Diyanet İşleri Başkanlığının din hizmetleri için gereksinim duyduğu personeli istihdam öncesinde yetiştirme görevi yoktur. Bu görev Millî Eğitim Bakanlığına bağlı imam hatip liseleri ile Millî Eğitim Bakanlığına ve Millî Eğitim Bakanlığıyla ilişkili olan Yükseköğretim Kurumuna aittir. Siz, Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurumuna ait olan bir yetkiyi Diyanet İşleri Başkanlığına alıyorsunuz; bu da doğru bir yöntem değil.
Anayasa'nın 174'üncü maddesi 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu devrim kanunları arasında saymaktadır. Bu hâliyle devrim kanunları Anayasaya aykırılığı iddia edilemeyen ve korunması gereken bir kanun olduğundan Anayasa'nın 11'inci maddesindeki "Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz." hükmü gereği bu kanun Anayasa'nın 174'üncü maddesine aykırı olamaz.
Eğitim Birliği Kanunu'nun 4'üncü maddesi Diyanet İşleri Başkanlığının personelinin nasıl yetiştirilmesi gerektiğini belirlemektedir: "MADDE 4 - Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı dineyinin ifası vazifesi ile mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşat edecektir." der. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun 4'üncü maddesi bu şekildeyken kanun teklifinde öngörülen Akademi ancak hizmet içi eğitim verebilir. Hizmet içi eğitim vermesi için Diyanet İşleri Başkanlığının, Hizmet İçi Daire Başkanlığının yetkileri, ihtiyaç duyduğu tüm olanakları artırılabilir, burası güçlendirilebilir, ihtiyaç duyduğu ne varsa verilebilir. Eğer, başta da söyledim, "Yok, burada çözemiyoruz. İlahiyat fakülteleri istediğimiz düzeyde bir eğitim öğretim göremiyor, imam hatipler istediğimiz noktada değil." diyorsanız, bunun için bir akademiye ihtiyaç varsa başta da söylediğim gibi ayrı bir yasayla akademiyi kurabiliriz.
Göreve başlamak için imam-hatip ve ilahiyat fakültesi mezunlarına yönelik memuriyete başlamadan önce bir eğitim engeli getirilmektedir. Bir eğitim engeli konulamaz çünkü ilahiyat fakültesini dört yıl okuyan birisi zaten bu alanda yetişmiş oluyor, diplomasını alıyor. İmam hatip lisesi mezunları da bizim bugüne kadar ilahiyat fakültesi mezunları din görevlisi olmadan önce yani imam, müezzin ve vaiz olmadan önce biz imam hatip lisesi mezunlarından yararlanıyorduk, hatta daha önceki yıllarda yeterli sayıda imam-hatip lisesi mezunu olmadığı için Kur'an kurslarını bitirenlerden de sözleşmeli olarak, anlaşmalı olarak, ya ihtiyar heyetinin kararıyla ya da il müftülerinin kararıyla bunlar görevlendiriliyordu. Şimdi 650'ye yakın imam-hatip lisesi, 100'e yakın ilahiyat fakültesi var, buradan yetişen mezunları almadan önce yeni bir eğitimden geçirmek doğru değil; aldıktan sonra her üç yılda 1 olabilir, her dört yılda 1 olabilir ya da ihtiyaca göre her iki yılda 1 din görevlilerinin -vaizden müezzine kadar- tamamı hizmet içi eğitimden geçirilebilir ve bu olanakları da bunlara mutlaka sağlamamız lazım.
Şimdi, teklifin 1'inci maddesiyle 2010 yılında 6002 sayılı Kanun'la Diyanet İşleri Başkanlığının birimleri arasında yer alan Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri belirlenmektedir. Bu maddede eski görevlerinin tamamı korunmakla birlikte yeni kurum tahsisi ve görevler bulunmaktadır.
Önceki görevler şöyleydi:
1) Kur'an-ı Kerim okumak, anlamını öğrenmek, hafızlık yapmak, din eğitimi almak isteyenler için kurslar düzenlemek.
2) Kur'an kursları açmak.
3) Kur'an-ı Kerim'i okumak ve anlaşılmasını sağlamak.
4) Din eğitimi almak isteyenlere kurslar düzenlemek.
5) Hafızlık eğitimi vermek.
6) Bu kurslarda okuyan öğrenciler için yurt ve pansiyonlar açmak ve yönetmek.
7) Kur'an kursu, yurt ve pansiyonların iaşe ve ibate ihtiyaçları ile diğer harcamalarına ilişkin bütçelerini, mali yıl itibarıyla düzenlemek.
8) Yurt ve pansiyonların her türlü alım-satım işlemlerini yürütmek.
9) Kur'an-ı Kerim'in usulüne uygun olarak okunması konusunda çalışmalar yapmak.
10) İlgili birim, kurum ve kuruluşlarla iş birliği yaparak eğitim programları geliştirmek, planlamak, uygulamak.
11) Bu amaçla eğitim merkezleri açmak ve bu merkezlerle ilgili iş ve hizmetleri yürütmek.
12) En az lisans düzeyinde dinî yükseköğrenim görmüş olan personelin, Başkanlığın görev alanıyla ilgili konularda hizmet içinde bilgisini artırması ve uzmanlaşması amacıyla dinî yüksek ihtisas merkezleri açmak ve bu merkezlerle ilgili iş ve işlemleri yürütmek.
Yani bu 12 maddede saydıklarım aslında hizmet içi eğitimin alanında. Kanun teklifinde bu 12 maddenin dışında din görevlilerinin daha nitelikli hâle gelmesini sağlayacak başka özel bir madde ne? Bunu çok merak ediyorum doğrusu.
Yeni olarak getirilen de şunlar:
1) Kur'an kurslarıyla birlikte Kur'an "eğitim merkezi" adı altında yeni bir kurum açılmaktadır. Kanunun eski hâlinde eğitim merkezi açma görevi bulunmaktadır. Ancak 7'nci maddenin (b) bendinde yer alan eğitim merkezi "4) İlgili birim, kurum ve kuruluşlarla iş birliği yaparak eğitim programları geliştirmek, planlamak ve uygulamak, bu amaçla eğitim merkezleri açmak ve bu merkezlerle ilgili iş ve hizmetleri yürütmek." anlamına gelmektedir. Eski kanunun öngördüğü eğitim merkezi, eğitim programlarını geliştirmeyi amaçlayan araştırma kurumunu da öngörmekteydi. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığının Hizmet İçi Eğitim Yönetmeliği "eğitim merkezi" kavramını bu anlamda ele almış ve kurumsal ad olarak da "dinî yüksek ihtisas merkezi ve eğitim merkezi..." Bu kurum, bu teklifle akademiye dönüştürülmektedir. Adı benimsenmemiş herhâlde ki aynı görevi yapan akademi denilmiş. Denilsin, hadi, onda da bir sorun yok.
Teklifin 3'üncü maddesinde de Kur'an eğitim merkezleri ayrı bir kurum olarak sayılmaktadır. Eğer bu ad değişikliği Kur'an kursları için düşünülen bir ad ise -ki mevzuatta böyle bir isim olmamasına karşın bu adla açılmış çok sayıda Kur'an kursu vardır- Kur'an kursları adının kurs biçiminde olması buraların eğitim değil öğretim kurumları olması düşünüldüğündendir. Nitekim teklifin eğitim hizmetlerinin görevlerini düzenleyen dört fıkrada Kur'an eğitim merkezinin hedef kitlesi kurum personeli değil, dikkatinizi çekerim, Kur'an öğrenen çocuklardır. Anayasa'nın 42'nci maddesi gereğince Kur'an kurslarının hedef kitlesi 18 yaşını aşmamış çocuklardır, 18 yaşını aşmamış çocuklardır. Çocuklar eğitimi ancak Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kuruluşlarda alabilirler, kurslar eğitim kurumu değil de öğretim yeri olarak öngörüldüğü için Kur'an eğitim merkezi değil, Kur'an kursu denilmiştir.
2) İslami ilimler öğrenilmesine yönelik çalışmalar yapmak. Diyanet İşleri Başkanlığının İslami ilim öğretmesi 633 sayılı Kanun'da olduğu gibi kendi personeliyle sınırlıdır. Eski kanunda Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan dinî yüksek ihtisas merkezleri bu amaçla kurulmuşlardır. Bu yasa teklifinde İslami ilimlerin öğrenilmesine yönelik çalışmaların hedef kitlesi açıkça belirlenmemiştir. Kendi personeli olabileceği gibi bu hâliyle dışarıdan insanlar da olabilir diyorum.
3) Eğitim materyallerini geliştirmek, alan araştırmaları, ölçme ve değerlendirme yapmak. 633 sayılı Kanun'da program geliştirme, planlama ve uygulama var iken eğitim materyalleri geliştirme, alan araştırmaları yapmak, ölçme ve değerlendirme çalışmaları yapmak görevleri yeni olarak eklenmiştir. Burada "Eğitim materyallerinin uygunluğu konusunda ilgili kurumlarla iş birliği..." gibi belirsiz bir ifade yerine açıkça şu belirtilmelidir: "Millî Eğitim Bakanlığıyla iş birliği içinde" hükmü yer almalıdır. Millî Eğitim Temel Kanunu'nun 42'nci, 53'üncü ve 54'üncü maddeleri gereği Millî Eğitim Bakanlığının eğitim araç ve gereçlerini geliştirmek, belirlemek, standartlaştırmak gibi görevleri bulunmaktadır.
4'ncü de şöyle bir ekleme geliyor: Pansiyon ve yurtlar, kurs ve Kur'an eğitim merkezlerinin öğrencileri için açılacak eski kanuna göre pansiyon ve yurt yalnızca Kur'an kurslarının öğrencileri için açılmaktaydı. Bu kez "Kur'an eğitim merkezleri" denilen yeni kurumun öğrencileri için de pansiyon veya yurtlar açılabilecek. 633 sayılı Kanun'un kendisinde de bulunduğu için bu kanun teklifinde de geçen kavramlardan tam olarak ne anlaşılması gerektiği açık değildir. Kur'an eğitim merkezleri ile dinî yüksek ihtisas merkezlerinin hedef kitlesinin kim olduğu açıkça belirtilmelidir. Bu kurumların hedef kitlesi Diyanet İşleri Başkanlığının personeliyle sınırlı tutulmadığından, bu kurumlar Kur'an kurslarının dışında, Başkanlığa bağlı yeni eğitim kurumları olarak değerlendirilmektedir.
2'nci maddeyle zaten Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bulunan dinî yüksek ihtisas merkezi -bu teklifle- Diyanet Akademisinin bünyesine alınmaktadır. Diyanet Akademisi doğrudan Başkana bağlı -Başkanlığı değil, dikkat edin, Başkana bağlı çalışacak- kurum olacağından Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde, Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün dışında ikinci bir eğitim kurumu olarak kurulmaktadır. Bu kurumun esas görevi, Diyanet İşleri Başkanlığının bünyesinde çalıştıracağı din görevlilerinin alımında verilecek mesleki eğitimi düzenlemektir.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Sayın Kaya, çok uzadı, bir sürü söz talebi var.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Arkadaşlarımıza da yani... Bakın, kırk dakikaya yaklaştık.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Bitiriyorum, beş dakika...
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Bir hatırlatma yapayım müsaade edersen; maddeler üzerinde, maddeleri görüşürken... Yani biz şimdi kanun teklifinin genelini görüşüyoruz,.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Ben geneli üzerine söylüyorum zaten.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Ama maddelere de çok girdiniz, çok uzadı.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Yok, atıfta bulundum.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Bakın, kırk dakika... Herkes kırk dakika konuşursa...
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Tamam.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Yani başka arkadaşların hakkını korumak adına.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Diyanet Akademisi şu görevleri yerine getirecek diyor.
"Diyanet Akademisi doğrudan Başkana bağlı olarak, Başkanlığın din hizmetleri sınıfına ait kadrolarına atanacak aday din görevlilerinin mesleki eğitimi ile hizmet içi eğitim faaliyetlerini ve yurt dışından gelen mahallin din görevlilerine yönelik eğitim faaliyetlerini yürütür; Başkanlığın görev alanıyla ilgili araştırma, yayın, konferans, panel, seminer, sempozyum ve benzeri dini, ilmi, sosyal ve kültürel etkinlikler, kurs ve sertifika programları düzenler ve Başkan tarafından verilen diğer görevleri yerine getirir."
Diyanet Akademisi bu görevlerini yerine getirmek için Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, lisans düzeyinde dini eğitim veren yükseköğretim kurumları ve müftülükler ile görevinin gerektirdiği diğer ulusal ve uluslararası kurum, kuruluş ve kurullarla iş birliği ve ortak çalışma yapabilir, mesleki ve bilimsel ilişkiler kurabilir, araştırmalarda bulunabilir, eğitim programları uygulayabilir, danışma kurulları ve komisyonlar oluşturabilir.
Diyanet Akademisinde araştırma ve uygulama faaliyetlerini yapacak olan personelin atamasının özellikle şu şekilde yapılacağı söyleniyor: "Akademide ders vermek; araştırma, uygulama faaliyetlerinde görev almak üzere dört yıllık dini yüksek öğrenim mezunu olup dini yüksek ihtisas merkezinde eğitimini tamamlamış veya ilahiyat alanında doktora yapmış olanlar arasından; dini musiki, kıraat gibi özel yetenek gerektiren konularda ise dört yıllık dini yüksek öğrenim mezunu olanlar arasından Başkanlıkça yapılacak sınavda başarılı olanlar Diyanet Akademisinde eğitim görevlisi olarak kadrolara atanabilir." "Ayrıca, Diyanet Akademisinde eğitim görevlisi kadrosunun yüzde onuna kadar, dini yüksek öğrenim dışında lisans mezunu olup yüksek lisans çalışmasını tamamlayanlar arasından Başkanlıkça yapılacak sınavda başarılı olanlar eğitim görevlisi kadrolarına atanabilir." Buna göre, ilahiyat fakültelerinde yüksek lisans yapanlar akademide eğitim görevlisi olamamaktadır. Buradaki yazılana göre, ne yazık ki ilahiyat fakültelerinde yüksek lisans yapanlar akademide görev alamıyorlar. Bu maddenin ayrıntılarının yönetmelikle düzenleneceği belirtiliyor.
Akademide görev alacak personel için temelde 2 koşul bulunuyor: Birinci koşul, lisans mezunu olmak ve bu eğitimin üzerine dinî yüksek ihtisas merkezinde eğitim tamamlamak; ikinci koşul ise doktora yapmış olmak. Bu iki koşulun dışında kalan din eğitimi veren kurumlar dışında eğitimi tamamlayıp yüksek lisansını yapmış olanlardan da mevcut öğretim görevlisinin yüzde 10'unu geçmeyecek kadar yapılacak sınav ile kadrolara atanır deniliyor. Burada, açıkça ilahiyat fakültelerini ve yüksek lisans eğitimini geçersiz saymakta, bu eğitim alanlarını devre dışı bırakmaktadır.
Bu maddelerde eğer gerçekten sorunu köklü olarak çözmek istiyorsak -maddelere ilişkin ayrıca, mutlaka görüşlerimizi söyleyeceğiz ama- sonuç olarak şunları söylemek isterim: Bu kanun teklifinde genel gerekçelerde yer alan "din hizmetlerinin çağın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde yürütülmesi" itiraf niteliğinde bir ifadedir. Nedeni şudur: Bu ifade, din hizmetlerinin çağın gereklerine uygun olarak yürütülmediğini kabul etmektedir yani yaklaşık doksan sekiz yıldır yürütülen faaliyetin kendisini... Hadi diyelim ki yirmi yıl öncesine sahip çıkmıyorsunuz, yirmi yıldır da ilahiyat fakültelerinde, imam-hatip liselerinde, Anadolu imam-hatip liselerinde verilen eğitimin yetersizliğinin altını çiziyorsunuz; bunu dikkatinize sunmak istedim. Bu kanun teklifi din hizmetlerini çağın gereklerine mi uydurmaktadır? Hayır çünkü din hizmetlerinin çağın gereklerine uygun olması için din hizmetlerine ilişkin talep ve hizmet sunumunun çağın gereklerine uygun olması gerekir. Hâlbuki kanuna yön veren düşüncenin çağın gereği bir düşüncede kendisini konumlandırması gerekiyor. Yükseköğretim Kurulunun (YÖK'ün), Millî Eğitim Bakanlığının, ilahiyat fakültelerinin, ilgili sendikaların ve bilim, ilim dünyasından dinî bilginlerin düşüncelerine de ayrıntılı olarak yer vermesi gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı kendisini dinî hizmetler veren bir kurum olmak yerine, din eğitimi veren kurum hâline getirerek kendisinin çağdaş din eğitimiyle olan bağını koparmaktadır. Bu kanun teklifi şu soruya cevap vermek zorundadır: Memur alımında ilahiyat fakültesi diplomasını yetersiz sayan Diyanet İşleri Başkanlığı, ilahiyat fakültesinden daha üstün, daha nitelikli hangi tür eğitimi kimlerle verecektir?
Bu kanun teklifinin öngördüğü akademiyle 2010 ve öncesinde getirilen akademinin uzak yakın bir ilgisi yoktur. Kamu kurumları akademileri arasında... Örneğin Adalet Akademisi gibi, Diyanet Akademisi de bağımsız bir kanunla kurulmalıdır -bunun altını çiziyorum- bağımsız bir kanunla kurulmalıdır. Polis Akademisi nasıl bağımsız bir kanunla kurulmuşsa, Adalet Akademisi nasıl bağımsız bir kanunla kurulmuşsa, burası da bağımsız bir kanunla kurulmalıdır; eğer bu olmaz ise akademinin yönetimi, işleyişi, denetimiyle ilgili hükümler açık seçik konulmalıdır. Bu kanun teklifinde bu hükümler yoktur, Diyanet İşleri Başkanlığında ikili bir eğitim modeli oluşmaktadır. Bir tarafta, Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, diğer tarafta Diyanet Akademisi olacaktır. Bu iki kurumun neden birbirinden ayrı olması gerektiğine ilişkin hiçbir hüküm, hiçbir açıklama da yoktur. Kurulmakta olan Diyanet Akademisi mesleki eğitim yapmakta, araştırmalar yapabilmekte, eğitim programları geliştirmekte, ölçme ve değerlendirme gibi görevler ifa edecek şekilde düzenlenmektedir.
Ayrıca, Diyanet Akademisi yüksek ihtisas merkezi ile dinî ihtisas merkezleri ve Kur'an merkezlerinin eğitim görevlerinin açık, anlaşılır biçimde teklifte yer alması gerekirken bu yapılmamıştır. 2010 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki eğitim, öğretim faaliyetleriyle Millî Eğitim Bakanlığının Anayasa'dan kaynaklanan yetkisi ortadan kaldırılmaktadır, Diyanet İşleri Başkanlığının eğitim faaliyetlerini, Millî Eğitim Bakanlığı ve YÖK'ün denetiminden kaçırmaktadır. Eğer kar gibi beyaz olmasını istiyorsak, kar gibi kısa sürede erimesini istemiyorsak nitelikli din görevlilerini yetiştirmek hem ülkemiz açısından hem İslam coğrafyası açısından oldukça önemlidir. Bunun için, yapılması gereken iş, bu konuda "Biz yaptık oldu, biz getirdik oldu." anlayışından uzak kalınmalıdır. Özellikle MEMUR-SEN'e bağlı DİYANET-SEN'in, TÜRKİYE KAMU-SEN'e bağlı din görevlileri hakkında örgütlü sendikanın, bağımsız din görevlileri sendikasının, DİN-BİR-SEN'in, KESK'e bağlı din görevlileri sendikalarının, ilahiyat fakültelerinin ve din âlimlerinin bu konudaki görüşlerinin alınması kıymetlidir.
Şimdi, Komisyon Başkanımız ile milletvekili arkadaşlarımız diyecek ki: Yıldırım Hoca bunları nereden edindin? Bunları, bu saydığım kuruluşların ve kişilerin tamamına sordum bir haftadır din âlimleriyle bu konuyu konuşuyorum. Rahmetli dedemin öğrettikleriyle yetinmedim, bugünün ilahiyat fakültesindeki dekanlarla, üniversitedeki rektörlerle ve ilgili alandaki sendikacılarla görüştüm. Diyanet İşleri Başkanlığı siyasi partileri ziyaret etmiş, kanun teklifini anlatmaya gayret etmişler, bizim grubumuzu da ziyaret etmişler, Engin Altay Başkanımızla görüşmüşler. Diyanet İşleri Başkanlığı yetkililerinin böyle bir çaba içerisine girmesi kendileri açısından olumlu. Ben isterdim ki aynı Komisyon üyesi olan ve kanun teklifinin birinci imzacısı olan Ahmet Hocamız da bu kanun teklifini hazırlarken bizlerle de görüşseydi.
Ben merak ediyorum Ahmet Hocam, bu alanda örgütlü sendikaların görüşüne başvurdunuz mu yazılı ya da sözlü? Sizin dışınızda, ilahiyat fakültelerinde görev yapmış, daha önce Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış, daha önce Diyanet İşleri Başkanlığında Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü yapmış kişilerle de bu görüş alışverişinde bulunuldu mu? Yoksa sadece, her zaman olduğu gibi, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleriyle görüşülerek onlarla birlikte mi hazırlandı? Umarım, gerçekten İslam inancının tüm inançları... Özellikle din kültürü ve ahlak bilgisi dersi verdim ben otuz yıl, tüm dinleri öğrettik, 4 kitabı anlattık, 4 kitabın indiği peygamberlerin tarihini anlattık. Çok açık ve net, burada kurulacak olan akademi gayrimüslimlerin vergileriyle kurulan bir akademi -biliyorsunuz- Alevilerin vergileriyle kurulan bir akademi olacak.
MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - "Gayrimüslim" deme ya. Adam "gayrı Hristiyan" diyor mu bize? Demiyor. Biz de onlara "gayrimüslim" demeyelim.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Siz demiyorsunuz da ben dedim, yanlışsa düzeltiriz, düzeltmekte problem yok, buraya takılmayın.
ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU BAN (Erzurum) - Bana da "gayrı Hristiyan" diyebilirler ve ben bundan gocunmam da yani.
MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Kırılıyorlar, söylememek lazım.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Arkadaşlar, isterseniz yirmi-yirmi beş dakikalık konuşmadan buraya takılmayın. Yanlış kullanıldığını düşünüyor arkadaşlarımız, geri alıyorum o sözü.
HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Almayın.
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Şimdi, itiraz eden arkadaşlarımız var.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Sayın Kaya, bitirdik mi?
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Caferilerin vergilerini alıyor muyuz? Alıyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesini Caferilerden gelen parayla Alevilerden gelen parayla, Hristiyanlardan gelen, Musevilerden gelen parayla da oluşturuyoruz. Vereceğimiz hizmetlerin helal, hoş olabilmesi için bu kesimlere dönük de herhangi bir bölüm, herhangi bir açıklama boyutu da yok. Bunu da dikkatlerinize sunmak istedim. Umarım, kısa sürede bu kanun teklifi kar gibi erimez ama kar gibi ak olabilmesi için hepimizin sunmaya çalıştığı katkıları, Komisyon ve Komisyon üyeleri her teklifi reddederek yoluna devam etmez. Gelin, 3 Martta, o devrimlerin, 3 büyük devrimin gerçekleştiği günde uzlaşı kültürünü bu Komisyonda, bu konuda olsun, sizin de kabul edebileceğiniz, bizim de sizin kabul etmeyeceğiniz önerileri sunmayacağımızı bilesiniz. Bunları sunduğumuzda "Virgülüne dokundurtmam." anlayışını bugün bu kanun teklifinde geri çekin Ahmet Hocam çünkü siz bu konunun hassasiyetine inanan birisiniz. Sunuş konuşmanızda da kapsayıcı bir konuşma yaptınız, bunu takdirle karşılıyorum. Ama Komisyon Başkanımız da Komisyon üyelerimiz de muhalefet partilerinden gelen teklifleri gözü kapalı reddetme anlayışından vazgeçsinler.
Hepimize, İslam dünyasına ve bir bütün olarak insanlığa hayırlı olmasını dilerim. Umarım, bizim önerilerimiz dikkate alınır. Özellikle Diyanet Akademisi, ayrı bir kanun olarak yeniden düzenlemek için bir alt komisyonda geniş tartışmalarla kendisine yol bulur diyor, hepinize saygılar sunuyorum.
Biraz uzun oldu, konu hassastı, onun için kusura bakmayın.