KOMİSYON KONUŞMASI

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sanırım, birazdan hazırlık komisyonu için bir kura çekilecek ve hazırlık komisyonuna devredilecek.

BAŞKAN BEKİR BOZDAĞ - Evet, tabii.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Yine, vekilimizin, hani, gelip savunma yapıp yapmayacağı, yapmayacaksa işte bir vekil tarafından... Zaten o usul kuralları gereğince süreç devam edecek.

Ben Anayasa Komisyonu, Adalet Komisyonu üyelerimizin ve diğer vekillerimizin, açıkçası, çok kısa birkaç noktada bilgilenmesini istiyorum. Hakikaten, on gündür basın-yayın organlarında inanılmaz derecede bir linç kampanyası var, inanılmaz derecede. Ne özel hayat kaldı ne ailesi kaldı ne babası kaldı vekilimizin ve korkunç... Siz de demin hukuk kurallarını anlattınız, hani, bunun yapılamayacağını, masuniyet karinesini. Bunu, şüphesiz, hazırlık komisyonunda biz bütün ayrıntılarıyla açıklayacağız, elimizde çok sayıda bilgi var.

Şunu not olarak, bugün vekillerimiz duysun diye söylüyorum: Arkadaşlar, Semra Güzel Harran Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezundur. Sözü edilen örgüt mensubu da Harran Üniversitesinde bir üniversite öğrencisi. Bunlar, duygusal bir yakınlık, sonra işte aileler arasında bir bağ oluşmuş, söz kesilmiş ve sonrasında, işte, arama durumu falan olmuş herhâlde, gitmiş. Semra Güzel, nişanlısına resmî olarak -altını çizerek söylüyorum, burada pasaport kayıtları var- gitmiş. Hatta tarihini de söyleyeyim: 3 Ağustosta gece yarısı gitmiş, yani 4 Ağustos ve 7 Ağustosta da dönmüş; o da yani dört günlük bir süre zarfında bu denilen kampta kalmış. Yani, bunu zaten hazırlık komisyonunda ayrıntılı olarak anlatacağız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) - 2014'te...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - 2014 tabii. Çözüm sürecinin devam ettiği, ailelerin, annelerin, babaların, kardeşlerin, eşlerin gidip yakınlarını ziyaret ettiği bir dönem; yine, Kandil'de -çok iyi hatırlıyoruz- canlı yayınların yapıldığı bir dönemde. Ben çok iyi hatırlıyorum, o zaman, çözüm sürecinde, Karayılan'ın bütün basına, yüzlerce kameraya Kandil'de açıklama yaptığı bir dönemden söz ediyoruz ve daha da önemlisi bir tarafta iktidar ve kolaylaştırıcı olarak da HDP bulunuyordu. Her zaman çözüm sürecini savunduk, her zaman, bugün de savunuyoruz. Bir hafıza kaybı yaşanıyor, Türkiye'de bir hafıza kaybı yaşanıyor. Nedir o hafıza kaybı? O dönemi unuttuk, unutuldu, sanki böyle bir çözüm süreci hiç olmadı, sanki insanlar bundan umutlanmadı. Hatırlatırım ki Türkiye yurttaşlarının bu sürece yüzde 80 desteği vardı anketlerde. Ve Cumhurbaşkanının o dönem "Ben baldıran zehri içerim bu sorunu çözmek için." dediği bir süreçten söz ediyorum.

Kişisel hikâyelere girmeyeceğim ama bütün milletvekillerimizden özellikle rica ediyorum, 2014 sürecini lütfen hafızalarında canlandırsınlar, lütfen. O dönemde uluslararası basın-yayın organlarının... Hasan Cemal, örgüt üyelerinin ülkeden çıkışına eşlik etti ya, geri çekilmesine eşlik etti, bunu bütün kanallar günlerce canlı yayın verdi. Şu anda bizi linç eden basın-yayın organları o dönem bu haberleri sekiz sütuna manşet veriyorlardı ve destekliyorlardı ama bugün bu bir lince dönüştü. Vekilimiz doktor, o tarihte de doktor, gidiyor, geliyor ve görevine devam ediyor. Sonra, partimizin üyesi değil, partimizle bir ilgisi yok, 2018 seçimlerinde aday oluyor, müracaatını yapıyor, aday oluyor ve Diyarbakır Milletvekili seçiliyor. Sonra -o Volkan Bora denilen örgüt mensubunun öldüğünü biliyorsunuz, servis edildi- soruşturma dosyası açılıyor ve Semra Güzel'in fotoğrafları orada, daha vekil seçilmeden. Dava dosyası elimizde, bunu bütün Komisyona dağıtacağız, vereceğiz. Semra Güzel olduğu belli, vekilliğine engel teşkil etmiyor, altını çizerek söylüyorum yani bir soruşturma açılmıyor Semra Güzel'le ilgili. "Sen gittin, bu fotoğrafları çektin..." Sonuçta bir doktor yani kamu görevlisi. Sonra 2019'da Semra Güzel olduğu tespit ediliyor, vekil olduğu tespit ediliyor. Bu, soruşturma dosyasındaki resmî bilgiler. Yine, soruşturma açılmıyor, fezleke düzenlenmiyor, 2019'dan, üç yıl öncesinden söz ediyorum. Sonra, 2021 yılında ne olduğunu bilmiyoruz, bir yerlerden talimat geliyor herhâlde, 3'üncü ayda -martın kaçı, şu anda anımsayamadım- Mart ayının başında gizlilik kararı alınıyor aniden. Bu soruşturma dosyasına gizlilik kararı alınıyor ve dosya Ankara Parlamenterleri Soruşturma Bürosuna gönderiliyor yani bugünden geriye doğru on aydan söz ediyoruz. Bu olayın on gündür gündemde olduğunu düşünürsek dokuz ay boyunca yine fezleke hazırlanmıyor, yine o dosya burada, üzerinde gizlilik var. Şimdi, üzerinde gizlilik kararı olan bir dosyanın bütün evrakları basına nasıl servis edildi? Kim servis etti? Bunları kim yayımladı? "Masumiyet karinesi" dediğimiz sadece kanunda yazılı bir ilke mi? Bunu bütün Komisyon üyelerinin takdirine sunuyorum.

Tabii ki görüntülerde silah ve şiddet içeren bir kare var -hani silahın göründüğü; nasıldır, bilmiyoruz ayrıntılarını- biz Halkların Demokratik Partisi olarak onu tasvip etmek gibi bir durumda değiliz ama biz başka bir şey söylüyoruz. Burada kamuoyuna yapılan servis a'dan z'ye yalan, yanlış. Ya, top oynamayı örgüt üyeliğine delil olarak göstermişler, top oynamayı. Yani her gece haberlerde şu düşünülmüyor: Ya, bu insanın bir ailesi var, ya, sevdiği bir insanı ziyarete gitmiş. Ötesi var mı? O dönem -yine, o fotoğrafları getireceğiz- herkes yakınlarını ziyaret etti ve bunu servis ettiler yani fotoğraflar çektiler. Ve şunu unutmayın Sayın Başkan: Semra Güzel, Kürt meselesidir, Semra Güzel'in hikâyesi tam da Kürt meselesidir. Kürt halkının şu anda... Yani örgüte kim gidiyor? Hakikaten duygulanmayan konuşamıyorum. Kim gidiyor ya? Sizin evinizden, benim evimden, onun evinden, bir yerlerden gidiyorlar; bu ülkenin yurttaşları gidiyor. Sorunu çözmek için konuşmak zorundayız, sorunun sonucunu değil. Biz niye varız HDP olarak? Diyoruz ki: Bu sorunun şiddetle çözülemeyeceğini artık bütün dünya gördü, biz de gördük ve demokratik siyasette ısrar ediyoruz, bütün bedellere rağmen ısrar ediyoruz. Şu anda benim vekili olduğum Siirt'te -yani bölgeden başka vekiller de var- üç bin insan örgütte yaşamını yitirmiş, bir o kadarı, en az yarısı askerdeyken yaşamını yitirmiş. Gittiğim her evde, ziyaret ettiğim her evde duvarlarda ya bir tutuklu fotoğrafı var ya kaybettiği çocuğu var ya haber alamadığı evladı var ya kız kardeşi var ya da kayıpları var. Şimdi, bu sorun hepimizin sorunu. Bu nedenle vekillerimizin bu meseleye bütün her şeyden sıyrılarak insani yönden bakmasını istiyoruz ve tabii ki bu mesele...

Leyla Zana 94'te başında kırmızı, yeşil, sarı -çok küçüktük o zaman- bir bantla çıktığı için linç edildi, 94 darbesi oldu. Sonra AİHM karar verdi, Kürtlere karşıydı. Ondan sonra biliyorsunuz 2016'da dokunulmazlıklar kaldırıldı. Bu Parlamentoda bütün ilkler Kürtlere uygulandı; sarı bant, dokunulmazlıkların kaldırılması, devam zorunluluğu, yemin meselesi. Ben 2015'ten bu yana hepsinde bulundum, 94 dosyasında da avukatlık yaptım, rahmetli Orhan Doğan'ın ve diğer vekillerin avukatlığını yaptım. Yani Kürtler bu Parlamentoda... Ya, "Biz bu ülkede eşit yurttaşlık istiyoruz, biz kardeşlik istiyoruz, biz bu ülkede demokrasi istiyoruz." dedikçe ve bütün şartları zorlayıp Parlamentoya vekil gönderdikçe bu dokunulmazlıklar meselesi Kürtlerin vekillerine uygulanıyor. Bu, Kürt meselesidir; "Semra Güzel davası Kürt meselesidir." dememin çok sebebi var, anlatacağız.

Son olarak şunu söyleyeceğim: Hukuk tartışması yaparsak burada çok iyi ceza hukukçuları var; Feti Bey mesela onlardan biri, bende naçizane ceza avukatlığı yaptım, İbrahim Hoca bizim hocamız, tanıdıklarımı söylüyorum yani kamuoyundan bildiklerimi. Ya, bu dosyada ceza çıkmaz ki. Ya, propaganda mı yapmış, kendi görüntülerini basına servis mi etmiş? Yo, üçüncü bir kişiye göndermemiş. "Örgüt üyesi..." Örgüt üyeliğinin koşulları Yargıtay ilkelerinden belli hukuk tartışması yaparsak. Bu dosyada, 2017 soruşturmasında hemşire birisi var, beraat etmiş, dosyanın beş yıl kapağı açılmamış yani hukuk tartışmasına geleceğiz ama bu bir hukuki mesele değil, bu bir siyasi meseledir. 97'de ben bir dava dosyasında avukatlık yapmıştım, sivil yurttaşlar örgüt mensuplarıyla fotoğraf çekmişlerdi -hiç unutmuyorum, hafızamda- 3 fotoğraf karesi bulunmuştu ve mahkeme Başkanı da Orhan Karadeniz'di, hiç unutmuyorum, Allah rahmet eylesin. Baktı fotoğraflara, dedi ki: "Ya, fotoğraf çekmek nasıl bir suç? Türk Ceza Kanunu'nda yok ki. Hani belli seviyor, sempati duyuyor ama ben ceza veremiyorum çünkü bir fiili yok."

Bunları toparlarsam şunu diyorum: İktidarın çözüm sürecini suç ve suç ilişkisi içinde değerlendirmesi sonuçta bumerang gibi gelip kendisini de vurur. Çözüm sürecinde taraflardan bir taraf sanık, bir taraf savcı olamaz. Bu nedenle bu fezlekenin bizim önümüzde aslında, aynı zamanda Türkiye'de Kürt meselesini tartışma, dokunulmazlıkların neden sadece Kürt vekillere ilişkin kaldırıldığını konuşma ve bu insani hikâyeleri de öğrenme gibi öğretici bir görevi olacak. Hakikaten biz HDP milletvekilleri olarak sadece Semra Güzel değil... Ya, dün bir gazete sekiz sütuna manşet atmış, Eş Başkanımızın da içinde olduğu 3 kadın vekilimize "Kandil'in Gelinleri" diye iğrenç bir söylem yapmış. Başka bir manşet: "Yakınları örgütte olanlar." diye vekillerin adlarını söylemiş. Ya, biz söylüyoruz, uzaydan gitmiyorlar ki örgüte. Bizim vekillerden hepsinin eğer hayat hikâyesini açarsanız emin olun, Türkiye'de Kürt meselesinin tarihini görürsünüz. Hem kayıplar hem işkenceler hem aldıkları cezalar, ödedikleri bedeller ve buna rağmen demokratik siyasetteki ısrarı görürüz. Biz HDP olarak demokrasiye inanıyoruz, hukukun üstünlüğüne inanıyoruz ve bu meselenin Türkiye'nin önündeki en büyük mesele olduğuna inanıyoruz. Trabzon'daki yurttaşın da Hakkâri'deki yurttaşın da özgürlüğü için, eşitliği için, kardeşçe yaşaması için kesinlikle siyasetin inisiyatif alması lazım, bu meseleyi çözmesi lazım. Çözüm süreci dün doğruydu, bugün de doğru, yarın da doğru olacak. İktidara naçizane bir tavsiyemiz: Filipinler'de Moro'yla yapılan görüşmelerde arabuluculuk yapıyor -Filipinler'e kadar gitsin tabii ki, çok değerli bir iş yapıyor- bir de kendi ülkemizde bu işi çözelim diyorum.

Sabrınız için teşekkür ediyorum, sağ olun.