KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, iktidar gemisi öyle bir büyük buz dağına çarptı ki öyle böyle değil, her yerinden su alıyor. Günü gününe uymayan bir ülke hâline gelmemiz de tek adam rejiminin yani kaptanın rotayı kaybetmesinden kaynaklanıyor. Yarın ne olacağını önceden kestiremiyoruz. Zam, zulüm, işkencenin artık bir slogandan ötesini ifade ettiğini, o günleri de şu anda yaşamaktayız. İktidar ise yok "Yeni bir şey deniyoruz." yok "Çin modeliydi." yok "Türk modeliydi." "Nas vardı." olmadı "Kur korumalı mevduat." daha açıkçası "Dolara endeksli mevduat." diyerek "Yeni modeller geliştiriliyor." imajı yaratmak istemekte. Böylece Türkiye ekonomisini şahlandırıp büyük bir atılımın eşiğine getirdikleri, en kötünün geride kaldığı, altı ay sonra düzlüğe çıkılacağı propagandasına inandırıcılık kazandırdığını zannetmekte iktidar. "Tamam, batıyoruz ama durun, bir şey deniyoruz." diyen çaresizlik halkımızda umutsuzluktan başka bir şey yaratmıyor; bunlara da halkımız kanmıyor, bunu bilesiniz. Enflasyon dalgası öylesine yüksek ki vatandaşlarımız bu illüzyona inanmıyor. Halkımızın bugün zamlarla boğuşmasına neden olan ekonomik krizden tutun da tek adam rejiminin ülkemizi sürüklediği devlet krizine, bütün bu sarmaldan göstermelik tedbirlerle çıkmak mümkün değil.

Bakın, yeni asgari ücretin kasım ayındaki eski asgari ücret kadar alım gücü kalmadı çünkü "asgari ücrete görülmemiş zam" diye propaganda ettiğiniz yüzde 50,5'lik zamdan AGİ'yi çıkardığınızda yüzde 40'lık bir zam var ortada. Bu zamla ancak ocak ayında açlık sınırı 5 bine yaklaştı ve bu zam dahi açlık sınırının altında kalmaya başlayacak. Sizin övündüğünüz bu zam henüz işçinin eline geçmeden de eridi. Özellikle elektrik ve doğal gaz faturalarının gelmeye başlamasıyla, asgari ücretliler, ocak sonunda ellerine geçen faturalarla zamlı asgari ücretin kasım ayındaki eski asgari ücret kadar bile alım gücünün kalmadığını görecek. Tek adam rejimi halka önce ücret zamlarını müjdeymiş gibi veriyor; sonra elektriğe, doğal gaza, akaryakıta ve geçiş ücretlerine yaptığı zamlarla kaşıkla verdiğini kepçeyle geri alıyor. Dolar çıkarken de düşerken de zam geliyor; her hâlükârda çarpılan vatandaş oluyor, halkımız oluyor.

Biz "En düşük emekli maaşı en az asgari ücret düzeyinde olsun." derken 2.500 lirayla emekliye resmen "Açlıktan ölün." deniyor. Asıl ekonominin kitabını, sevgili arkadaşlar, bu zamlar altında 2.500 lirayla geçinmeye çalışan emekliler yazmaktadır. Bu hayat pahalılığında bu parayla emekli nasıl yaşasın? Mutlaka konu komşunuzda da tanık oluyorsunuzdur, hatta bir de "İş yok." diye babaevine sığınan evlatlar varsa emekliye bu maaş nasıl yetsin? En düşük emekli maaşı mutlaka asgari ücret düzeyine çıkarılmalı; çok prim ödeyen emeklinin ücreti asgari ücretin üzerinde, adaletli bağlama oranları ve intibak yasalarıyla belirlenmelidir.

Değerli milletvekilleri, teklifle "kur korumalı mevduat sistemi" denilen yeni bir sisteme geçiliyor. Amaç kuru düşürmekse nasıl oluyor da mevduatı olan vatandaşlara böyle bir garanti veriliyor? "Biz zaten kuru düşüreceğiz." demiyor musunuz yoksa kimse kurun düşeceğine inanmıyor da "Aman, daha çok döviz almayın, rezervimiz yok; ithalatçıya, ihracatçıya döviz temin edemeyeceğiz. Biz size kârını verelim." mi demek istiyorsunuz? İşin aslı, geçmediğimiz otoyol ve köprülere, gitmediğimiz şehir hastanelerine bizim ödediğimiz vergilerle, üstelik dolar üzerinden verilen garantilerden sonra şimdi de TL mevduata dolar üzerinden garanti getiriliyor. Her ağzınızı açtığınızda millî ve yerli olmaktan dem vuruyorsunuz ama anlaşılan o ki kendi paramıza iktidar dahi güvenmiyor.

Vatandaşlık için yönetmeliği bile değiştirdiniz. Türkiye'de en az 250 bin dolar veya karşılığı TL'yle ev, arsa alma şartı vardı vatandaş olabilmek için, onu da dolar şartı olarak değiştirdiniz. Doları referans göstererek ekonominin ne durumda olduğunun bir itirafıdır bu. Yoksuldan alıp zengine veriyorsunuz. Kimlerden alıyorsunuz? Yıllarca alnının teriyle çalışıp vergilerini peşinen ödeyen EYT'lilerden alıyorsunuz, traktörüne haciz konan çiftçilerden alıyorsunuz, işsizin kursağından alıyorsunuz. Kimlere veriyorsunuz? Teklifin 11'inci maddesiyle, kamu ihaleleriyle palazlandırdınız, şimdi kurdan dolayı zarar edince "Onları nasıl kurtarırım?" derdine düştüğünüz müteahhitlere, onların ağababaları 5'li çeteye veriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankamıza yabancıların haciz getirmesi hâlinde, kanunen haczin yapılamamasıyla ilgili kanun teklifi getirmek utançtır. 1'inci maddeyle getirilen yabancı merkez bankalarıyla ilgili düzenleme çok sayıda soru işaretine neden olmaktadır. Bugüne kadar yabancı merkez bankalarının para, mal, alacak ve benzeri haczedilebiliyor muydu? Eğer öyleyse bunların haczedilemeyeceğine dair düzenleme ihtiyacı nereden doğdu? Yabancı ülkeleri ve bunların kurumlarını ilgilendiren yasama faaliyetlerinde mütekabiliyet dediğimiz karşılıklı olma ilkesi geçerlidir. Yabancı ülkelerin merkez bankaları, bizim Merkez Bankamızın bu ülkedeki varsa varlıklarının haczedilemeyeceğine dair düzenleme yapmışlar mıdır? Yapmışlarsa hangileri yapmış, hangileri yapmamıştır? Yapmamışlarsa biz neden böyle bir düzenleme yapma ihtiyacı duymaktayız? Bunun son aylarda yapılan swap işlemleriyle bir ilgisi var mıdır? Yabancı ülkeler swap işlemi yapabilmek için böyle bir düzenleme şartı mı koşmuşlardır?

Değerli milletvekilleri, peki, bu Komisyon, ülkemizin büyük bir ekonomik kriz, siyasal yalpalama yaşadığı koşullarda ne yapmalıydı? Bakın, birkaç örnek vermek istiyorum: Madem girdi fiyatlarında beklenmeyen artıştan dolayı kamu müteahhitlerinin zararlarını tazmin edeceğiz, örneğin -bölgemizde, bize ve sizlere de mutlaka çok şikâyet geliyordur- servisçilerimizin, taksi, dolmuş, minibüs, özel halk otobüsüyle yolcu taşıyan esnafımızın da zararlarını niye tazmin etmiyoruz? Taşımalı eğitim kapsamında taşımacılık yapan servisçi esnafımızın sözleşmeleri her yıl haziran ayında yapılıyor. Dolayısıyla maliyet tespitinde de o tarihlerdeki akaryakıt fiyatları dikkate alınıyor. Sözleşmeler yapılırken motorin ortalama 7,43 lirayken bugün itibarıyla 12,80 TL'ye çıkmış ve yüzde 58 oranında zam yapılmıştır. Pandemi döneminde bir buçuk yıl hiç çalışmayan servisçi esnafımız, şimdi de artan maliyetler ve artan akaryakıt fiyatları karşısında zorlanmaktadır. Servisçi esnafın ayakta kalabilmesi için akaryakıtta ki artış farkı Milli Eğitim Bakanlığınca niye karşılanmıyor? Şehir içinde taşıma faaliyetinde bulunan, taksi, dolmuş, minibüs, özel halk otobüsüyle yolcu taşıyan esnaflarımız da akaryakıta gelen zamlardan dolayı ciddi şekilde zarar görüyor. Kazancından kendisine neredeyse pay kalmamasına rağmen şoför esnaflarımızı akaryakıttaki artışa karşı korumak için ticari akaryakıt desteği niye vermiyoruz?

Başka bir örnek, kamu kurumlarında çalışan yüz binlerce taşeron işçi 2017'de çıkarılan 696 sayılı KHK'le kadroya alındı. O dönemden sonra taşeron olarak çalışmaya devam eden işçiler de kendilerine kadro verilmesini talep ediyor. Bu arkadaşlarımızın sorunları, sizin gözünüzde, her şeyi doldurduğunuz torbalardan birine girecek kadar değer taşımıyor mu?

Ayrıca, özelleştirme süreciyle taşeron işçilerin devlet kadrolarına geçişinin ardından kamuda 4/C statüsünde çalışan yaklaşık 21 bin geçici personel de devlet kadroları için bekliyordu. 657 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik 4/C'lileri hüsrana uğrattı. Kararla âdeta, 4/B içerisinde, 4/C'liler için çakma 4/B kadrosu oluşturuldu. Bu arkadaşlarımızın talepleri için neden bir düzenleme yapmıyorsunuz?

Bakın, dün, Genel Başkanımız söyledi. Bu ülkenin acil ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri vurgulamak istiyorum. Birincisi, can ve mal güvenliği yoksa, bir ülkede demokrasi gelişmemişse o ülke büyümez. Var mı bununla ilgili bir düzenleme? Yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Bir iki cümleyle tamamlarsanız...

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tamamlıyorum Başkanım.

İki, sanayicinin katma değeri yüksek ürün üretebilmesini, üniversitelerin bunun motoru olmasını hedeflemeliyiz, var mı bununla ilgili bir düzenleme? Yok. Sürdürülebilirliğin anahtarı liyakattır, var mı liyakati devletin her alanında yeniden tesis edecek bir düzenleme? Yok. Halkımız yoksulluktan kırılıyor, var mı sosyal devletin s'sini hatırlatacak bir düzenleme? Yok.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyoruz.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Planlama yapmadan üretim yapamazsınız, var mı planlamaya dair bir hedef? Yok. Aksine, günü kurtarmaya çalışan tedbirler.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyoruz.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Son cümlem Başkanım.

Geldiğimiz noktada şunu görüyoruz: Kamu kaynaklarını bir grup müteahhitlik şirketlerine, onların taşeronlarına usulsüz aktaran, hesap vermeyen, denetim mekanizmalarını kasten sakatlayan bir iktidardan söz ediyoruz. Toprakların, doğal kaynakların, limanların, talan edildiği, kamu yararının ortadan kaldırıldığı on dokuz yıllık AKP iktidarının öyküsü artık bitmiş.

Teşekkür ediyorum.