| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4031) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 20 .12.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli bürokratlar, sivil toplum örgütlerinin değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Şimdi, bu teklifte bazı değişiklikler yapılıyor, bazı düzenlemeler yapılıyor. Her şeyden önce Komisyonumuzun üyesi olması nedeniyle İbrahim Aydemir Bey'e teşekkür ediyorum ama Uğur Aydemir'in getirdiği teklif gibi ve bazı arkadaşlarınızın getirdiği teklif gibi çok sıkı bir şekilde teşekkürümüzü arz edebileceğimiz özelliklere sahip değil. Uğur Bey bir teklif getirdi ve etki analiziyle birlikte torba yasağı niteliğinde olmayan bir teklif getirmişti. Umut ediyorum ki bu nitelik diğer üyelerimize de örnek olur.
Şimdi, değerli arkadaşlar, gerçekten ekonomi şu anda sallanıyor, büyük bir deprem var ve korkunç derecede fiyatlar artıyor, marketler hatta iş yerleri her gün etiketlerdeki fiyatları değiştirmek için ilave eleman görevlendiriyorlar, istihdam ediyorlar. Türkiye bu duruma düşmüştür. Gözümle gördüğüm bir şeyi söylüyorum: Yetişemiyor, ne esnaf yetişiyor ne müşteri yetişiyor fiyatlara -böyle bir durum- uçmuş gidiyor, kur uçuyor, enflasyon da beraberinde peşi sıra uçup gidiyor ve netice itibariyle gerek asgari ücretteki artış ve buna bağlı buradaki düzenleme bu artışlar karşısında erimiş, bitmiştir; şimdiden, daha düzenleme tamamlanmadan erimiştir. 2022 bütçesi de bu kur artışı karşısında şimdiden anlamsızlaşmıştır. Bunu bilmemiz gerekiyor.
Bu neden oluyor? Sadece kur artışıyla sonuca varılmaz arkadaşlar yani kur artışına dayalı bir politika olmaz. Zaten ikide bir isim değiştiriyor hükûmet. "Acaba Çin modeli mi desek?" diyor, arkasından geçiyor "Türk modeli mi desek?" diyor. Ne Çin modeline benziyor ne Türk modeline benziyor. Çin modeline benzemesi için, bir kere Çin'de hâlâ millî hasılanın yüzde 40'ı kamu iktisadi teşebbüslerinden kaynaklanıyor. Siz bir kere işin başında bütün KİT'leri satmışsınız; kelepire, üretimden çıkmışlar.
İkincisi, mesela bir fark söyleyeyim, çok fark var da: Ya, Çin'de yolsuzluk yapanı idam ediyorlar, biliyor musunuz? İdam var orada yolsuzluk yapan ve rüşvet alanlara karşı. E, burada sizin hükûmetiniz döneminde her türlüsü, yolsuzluk serbest, korumaya almışsınız. Nasıl bir serbestlik var? Yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış hangi bakan hakkında işlem yaptınız? Hiçbiri hakkında işlem yapmadınız, hepsini ödüllendirdiniz. Çin modeline benzemiyor. E, Türk modeline nasıl benzeyecekmiş bu? Bir kere millî parayı, Türk lirasını eritiyorsunuz; bu bir. İkincisi, Türkiye'yi dolarize ediyorsunuz. Nasıl bir millî politika bu? Üstelik çeyrek altın değil, gram altın bin lirayı geçmiş. Ne demektir bu? Türk'ün örf ve âdetleri düğünlerde, şölenlerde bu altına bağlı. Siz, millî geleneklerimizi, örfümüzü, âdetimizi tahrip ediyorsunuz bu politikayla. Bunun neresi millî Türk modeli bir politikaymış? Bir politikayla ilgisi yok ama bu niye ortaya çıkıyor? Bunun ortaya çıkış sebebi: Bir kere plan yok, program yok, varsayımlar belli değil, gelecekle ilgili bir hedef belli değil, önünüzde rakamlar yok. Rakamsız planlama olur mu, program olur mu?
Şimdi, övünüyor arkadaşlar, siz de övündünüz, efendim "Gelir artışımız çok fazla olduğundan buradaki 7'nci maddeyi onun için düzenledik." diye övünüyorsunuz. Ya, hazırladığınız bütçedeki rakamlar tutmadığı için üzülmeniz lazım, rastgele, karavana iş yapıyoruz diye. Çocukluğumuzda böyle aşık veya misket oynarken tesadüfen değdiği zaman "Ketiş ketenden isabet etti." derdik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Buyurun.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sizin verdiğiniz rakamlar isabet ederse ketiş ketenden isabet ediyor. Bu bir istisna ama kural olarak isabet etmesi lazım. E, bakın hem plan program yok hem de başka bir şey yok. Ne yok? Ya, kurumlara saygı duyacaksınız, güven... Ekonomide en önemli husustur güven. Güveni sağlayamadınız mı hiçbir şey sağlanmaz.
Merkez Bankası... Efendim, Merkez Bankası Kanunu'nda diyor ki: "Bağımsızdır Merkez Bankası." Kim inanıyor bağımsız olduğuna Merkez Bankasının? Kim inanıyor? Nitekim dünyada bunun örnekleri var. Bakın, bir örnek vereyim: Zimbabve Başkanı Mugabe Merkez Bankası bağımsızlığına dikkat edeceğini deklare ediyor, Merkez Bankası bağımsızlığıyla ilgili bir kanun çıkarıyor ama kimse inanmadığı için -niye inanmadığını söyleyeceğim- dünyanın gelmiş geçmiş en yüksek enflasyonu Zimbabve'de yaşanıyor. Önce 2003'te yüzde 600 oluyor, 2007'de yüzde 66 bin oluyor, 2008'de yüzde 230 milyon enflasyon çıkıyor; niye inanmıyor kimse ona? Çünkü uygulamalarından, çünkü ülkenin Millî Piyangosundaki en büyük ikramiye Başkana çıkıyor; kim inanır bu Başkana?
Aynı dönemlerde Sierra Leone'de Merkez Bankası Başkanının meslektaşı yani Zimbabve'deki Başkanın meslektaşı, Merkez Bankası binasının en üst katından aşağıya atılıyor oradaki Başkan tarafından; Zimbabve'deki Başkan da bunu biliyor, nasıl itaat edecek? Siz iki senede 4 Başkan almışsınız görevden, hepsini en üst kattan aşağıya atmışsınız; kim inanır Merkez Bankasının bağımsızlığına?
1990'larda Arjantin ile Kolombiya'nın durumu da aynı. Aynı sizin yaptığınız gibi hazineyle arka kapıdan ilişki kurmuşlar, dünyanın açıklarını vermişler, sonunda bütün dengeler altüst olmuş; kimse inanmıyor. Şu anda Merkez Bankasına kimse inanmıyor. Bu güveni tesis etmeden ve de yaptığınız işleri bir plana, bir programa, gerçekten program denilecek bir plana bağlamadan kanun çıkarmakla, şunu düzeltiyorum demekle hiçbir neticeye varamazsınız çünkü sizin çıkardığınız kanunlar Meclisten geçinceye kadar, çıkardığınız bütçeler Meclisten geçinceye kadar, yürürlüğe girinceye kadar altüst oluyor. Ne bütçeniz var, ne kanundaki hesaplarınız var; hiçbir şey tutmuyor. Onun için tekrar tekrar gözden geçirmeniz lazım bu işleri.
Bakın, şimdi söylediğiniz kuru artırma politikası... Bir kere üretim yapısını, ülkenin üretim yapısını dikkate almadan bu iş olmaz. Bakıyorum, "Cari açık kapanıyor görüyor musunuz?" üç ay kapanmış, kapanıyor diye övünüyorlar. Ya, cari açık, bakın, 1994 krizinde de, 2001 krizinde de, 2019 ve tekrarında da sürekli kapandı, krizlerde cari açık kapanır zaten, aniden kur yükselince kapanıyor. Üretim yapısı daha ileriye gitmeye müsait olmadığı için daha sonra tekrar açık vermeye başlıyor. Bakın, şu tablo, imalat sanayisi üretimindeki yıllık değişim, kriz dönemlerindeki değişim. Görüyor musunuz? Kriz dönemlerindeki değişiklik... 2001 yılında da 2008, 2009'da da 2018, 2019'da da imalat sanayisi üretimi artışa geçmiş ama arkasından geri düşüyor. Peki, sizin üretim yapısıyla ilgili, sanayinin üretim yapısıyla ilgili ne programınız var? Bana bir söyleyin.
Kur bir sonuç sadece, bir semptom daha doğrusu, bir semptom kuru yani bir hastalık belirtisi birden fırlaması. Siz kuru artırmak istiyorsanız önce üretim mekanizmasını değiştireceksiniz, rekabet edeceksiniz. Üstelik üretim yapısını değiştirmeden kuru hızlı artırdığınız zaman ve emeği de küresel piyasalara göre ucuz hâle getirdiğiniz zaman sanayi emek yoğun sektörlere kayacaktır daha fazla satış yapmak için, verimlilikten kaçacaktır, teknolojik geliştirmeden kaçacaktır; kötülük ediyorsunuz sanayiye de. Bu rastgele bir politika arkadaşlar, politika da değil, politikasızlık. Onun için önce Hükûmetten şunu isteyeceksiniz, diyeceksiniz ki: "Şu politikanız ne ise varsayımlarınızla, diğer ayaklarıyla birlikte, dayandığınız ana unsurlarla birlikte ve önümüzdeki yıllar itibarıyla hesaplarınızla birlikte önümüze koyun, Mecliste tartışalım." Demeniz lazım, yoksa boşuna.