| Komisyon Adı | : | SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 16 .12.2021 |
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, değerli Bakan Yardımcıları, basın temsilcileri, uzman arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, yine, henüz 287 sıra sayılı Kanun Teklifi tamamlanmamışken, son 2 maddesi beklerken, doktorların ve diş hekimlerinin durumlarının iyileştirilmesine ilişkin 5-6 maddelik yeni kanun maddeleri ihdas edilmişken ve bunlar pazartesi günü geri çekilirken, 16'ncı maddeyle ilgili bizim tepkilerimiz ve kamuoyunun tepkileri neticesinde 16'ncı madde geri çekilmişken yine bir klasikle karşı karşıyayız. Yine, burada defalarca gündeme getirmemize, kaliteli kanunların oluşması için öncelikle dört başı mamur bir şekilde bunun, tüm tarafların gözetiminde tartışmalar tüketildikten sonra bu kanunların, kanun maddelerinin buraya gelmesiyle ilgili, buna ilişkin uyarıları defalarca yapmış olmamıza rağmen ne yazık ki yine bir kanun apar topar hazırlanmış. İşte 8 maddelik bir kanun teklifi karşımızda.
Değerli Başkan, burada özellikle size biraz sitemimiz var. Bu Komisyonun daha kaliteli kanunlar yapması için -teknik bir komisyondur- böyle iki güne sıkıştırılmış -neredeyse dün görüşülecekti bu kanun- bu maddelerin yeterince incelenmeden önümüze getirilip sunulması konusunda Komisyonun haklarını sizin korumanız gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Onunla ilgili de bir küçük şey yapmak durumundayız.
BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Tabii ki, Komisyonun tüm haklarını hep birlikte koruyoruz.
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Hep beraber ama bunun için bizim de inceleme yapmamıza olanak sağlayacak bir sürenin de tanınması gerekiyor muhakkak.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti kaynaklarının öz sermayesini korumak hepimizin birincil görevi elbette. Vatandaşlarımızın hâli ortada, perişan; insanlar ucuz ekmek kuyruklarında saatlerce beklerken, halkımız sokakta iş yerlerinin önünde kuru ekmek arar hâle gelmişken, ülkemizde tüm bu olumsuzluklar yaşanırken, özellikle komşu ülkelerden gelen insanlar vatandaşımızın gözlerinin içine baka baka, güle oynaya alışveriş yapıp bir de üstüne dalga geçerken bizim vatandaşımız kendi ülkesinde âdeta mülteci konumunda şu anda.
Şimdi, tabii, bu yetmiyormuş gibi, bütün karşı çıkmalarımıza rağmen yeniden kırk dokuz yıllığına limanları... Orman, doğa, çevre, doğal enerji kaynakları hiçe sayılarak bu memlekette har vurup harman savrulacak bir hâle getirildi ne yazık ki. Böyle bir memleket değil burası, bunun korunması gerekiyor.
1'inci maddeye baktığımızda, bu maddede öngörülen düzenlemeyle, işletme hakkı verilerek ya da devredilerek özelleştirilen limanların işletme sözleşmelerinin süresi kırk dokuz yıla çıkarılmakta. Tabii, burada altını çizmem gerekiyor ki yapılmak istenen bu düzenleme Anayasa'ya aykırı, bunu geçen sefer de dile getirmiştik, bu Komisyondaki daha önceki konuşmalarımızda da dile getirdik. Yine, tekrar edelim, peki biz Anayasa'ya uygun davranmak durumunda değil miyiz, yasalar Anayasa'ya uydurulmak durumunda değil midir? Kaldı ki her şeyi özelleştirmekten, kiraya vermekten, işletme hakkını devretmekten vazgeçmek zorundasınız. Kusura bakmayın ama AKP iktidarlarında bu uygulamalar bir alışkanlık hâlini aldı, ülkenin kamu kaynağı kalmadı neredeyse, işletmeleri kalmadı.
Şimdi, burada bakmamız gereken şey, Türk limanlarını mı koruyacağız, Türkiye vatandaşlarının haklarını mı koruyacağız? Yani bunu şu anda devretmeyi neyle izah ediyorsunuz? Gerçekten ben anlayamadım, kırk dokuz yıl daha uzatmanın mantığı nedir, bize bir anlatan çıkarsa çok memnun oluruz yani biz ikna olamadık bu konuda hâlâ.
Gittiğiniz belli, bir kere, gittiğiniz ortada da giderayak bir taraftan da bu döviz kurlarına bir türlü müdahale edilemiyor. Türk lirası pul edilirken, yani tüm bu mallar ucuzlatıp haraç mezat satışa çıkarılırken bir de kırk dokuz yıllığına bu limanların devredilmesi ne Rekabet Kurumuna uygun, ne İhale Kanunu'na uygun, her yönüyle tartışmalı bir konu. Doktorlarla ilgili iyileştirmeyi apar topar geri çekerken ısrarla yılbaşı öncesi yeniden bu konuyu gündeme getiriyorsunuz; bunu anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz.
Türkiye, üretimle, işletmeyle, kendi öz kaynaklarının potansiyelini harekete geçirmekle kalkınacak bir yapıya sahipken siz bunların hiçbirini göz önüne almadan, bir kısır döngüye gidip ne var ne yok elden çıkarma gayreti içerisinde görünüyorsunuz. Taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk bu memlekette balık yemeden önce balık tutmanın önemini ilmek ilmek işletmiş, küllerinden bir ülke oluşturmuşken bugün geldiğimiz noktada neredeyse bütün varlıklarımızın yabancılara peşkeş çekildiği bir sürece girmiş durumdayız.
Bu 1'inci madde gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken ve bence mutlaka geri çekilmesi -bu buna ilişkin önergemiz var zaten- gereken bir madde çünkü Türkiye Denizcilik İşletmeleri limanlarının bir kısmının özelleştirilmesine ilişkin özelleştirme kararları Danıştay tarafından iptal edilmişti. Söz konusu iptal kararları kesinleşmiş olmasına rağmen -geçen sefer de bunlardan bahsettik- bu mahkeme kararları yerine getirilmemiştir. Maddeyle getirilen bu düzenlemeyle bu hukuksuz durum hukukileştirilmek istenmekte ve yeni sözleşmeler yoluyla hem süre uzatılmakta hem de daha önceki mahkeme kararlarının uygulanmaması için bir altyapı oluşturulmak istenmektedir.
Öte yandan, liman işletme hakkı devirleri ihaleyle yapılmıştır. İhale şartnamesinde yer alan sürenin daha sonra uzatılması mümkün değildir arkadaşlar yani ihaleyle iş yapan herkes bunu bilir; bu, ihaleyi baştan kadük duruma düşürür. Liman için ihaleye giren diğer kişiler aleyhine ve limanı alan kişi açısından haksız bir rekabet unsurudur bu. Bu da rekabet hukuku açısından sorunlu bir durumdur. İhaleye katılanlar fiyat tekliflerini şartnamedeki süreye göre hesapladılar ve ona göre teklif verdiler. Örneğin, mevcut işletme süresi otuz yıl olan bir limanın ihale şartnamesi kırk dokuz yıllık süreye göre hazırlansaydı ihaleye gelecek teklifler ona göre olacaktı, farklı olacaktı elbette. Bunun yaşanmışlıkları var. İskenderun Limanı için, benzer şekilde, işte 180 küsur milyon dolarla ihaleye çıkılmışken pazarlıklarla 389'a ihalenin kaldığı bilinen bir gerçek.
Öte yandan, liman işletmeleri hakkı devirlerinin gerekçesi limanların modernizasyonu olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla işletme hakkı süresinin uzatılmasının da bir gerekçesi olması lazım. Burada herhangi bir haklı ve makul bir gerekçe, kullanıcıya ilişkin bir yükümlülük getirilmemektedir
Madde kapsamında Türkiye Denizcilik İşletmeleri Anonim Şirketine ait 13 liman ile Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğüne ait olan 5 limanın sözleşme sürelerinin kırk dokuz yıl olması planlanıyor. Bu teklif kabul edilirse yine kamu ihaleleri gözde şirketlere çıkacak, böyle kaygılarımız var. İsimlerini saymayayım burada. Antalya Limanı'nın işletmesini devralan şirketlere on, on üç ve on dokuz yıl olmak üzere yeni işletme süreleri verilecek. Yani arzu edilirse bu isimler sayılabilir ama burada saymak istemiyorum ben.
Yine, sözleşmesi 2029'da sona erecek bir şirketin 2047 yılına kadar işletmesi sürecek.
Yine, 9 şirketin devraldıkları limanlar kırk dokuz yıl süreyle işletilecek. İsimleri var burada, okumuyorum ben; evet, yani şirketlerin hepsinin adı var. Otuz, otuz altı ve otuz dokuz yıl işletme sürelerinin yeni ihaleye çıkarılmadan ya da pazarlık yapılmadan kırk dokuz yıl daha uzatılmasını öngören bu düzenlemeye karşı çıkıyoruz ve bu maddenin tekliften yine çekilmesi gerektiğini iddia ediyoruz buradan çünkü bu ülkenin limanlarının peşkeş çekilerek içinden daha çok çıkılmaz hâle gelmesinin önünü açmakla ilgili göz yummayacağımızı, buradan gerekli tüm yasal işlemleri de yapacağımızı ifade etmek isteriz. Sizleri de buradan vicdanlı ve ülkenin çıkarlarını düşünerek hareket etmeye davet ediyorum arkadaşlar. Gerçekten ben anlamakta güçlük çekiyorum yani. Bu ülkenin tüm malları böyle haraç mezat satılmak ya da kırk dokuz yıllığına, hiçbir kural kaide dinlemeden... Hani ne yapılmaya çalışılıyor, gerçekten anlamakta güçlük çekiyoruz.
4'üncü maddeyle yenilenebilir enerji kaynaklı santrallerde yerli girdi aksam desteği düzenleniyor. 30 Haziran 2021'den sonra işletmeye girecek tesisler için kapasite artışı yapılan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim santrallerinin yerli girdi aksam kullanımları hâlinde yerli aksam desteğinden yararlanabilmesine dönük bir istisna sağlanıyor. Yerli girdi aksam desteği kanunun 6/(b) maddesinde öngörülen yerli katkı fiyatına eşitleniyor. Bu desteğin birim fiyatında 30 Ocak 2021 tarihli ve 3453 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'yla açıklanmış olan YEKDEM destekleme fiyatlarının esas alınması ve her yıl bu karardaki formüle göre güncellenmesi öngörülüyor. Yerli aksam kullanımına verilen destek de YEKDEM gibi elektrik tarifelerine de yansıtılıyor. Öncelikle, içinde bulunduğumuz ekonomik kriz koşullarında YEKDEM, yerli aksam kullanımı, yerli kömür, kapasite destekleme mekanizması gibi elektrik enerjisi alanında özel sektöre sağlanan desteklerin tüketicilerin tarifelerine yansıma miktarlarının en aza indirilmesi şarttır. Türkiye'de kurulu güç, 100 brüt ağırlığı, gigavatı geçmiş durumdadır. Ancak bu kurulu güçteki her teşvikli artışın kullanıldığında tüketiciye ek maliyeti, kullanılmayıp atıl kaldığında da ekonominin geneline bir maliyeti olacaktır. Bu maddeyle öngörülen kapasite artırımlarının ülkemizde kurulu güce ve elektrik üretim miktarına olası yansımasının daha da netleştirilerek konunun müzakeresi şarttır. Yani hangi tesisin ek kapasite imkânının bulunup bulunmadığının ve ek kapasite miktarının bilinmesi, tüketicilere yansıtılacak olan ek yükün boyutunun öngörülmesi için şarttır.
Öte yandan, 2014-2020 yılları arasındaki yedi yıla ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Sayıştay raporlarında, özelleştirme işlemlerinin tamamlanmasının akabinde, değer tespitlerinin kamuoyuna kanuna aykırı bir biçimde açıklanmadığına dikkat çekilmiştir. Yani özelleştirilen 57 adet 280 megavat kapasiteli küçük HES ve 34 adet 1.135 megavat kapasiteli HES'e ilişkin yapılan değerlendirmenin tutarı ve içerikleri kamuoyu tarafından bilinmemektedir. Daha doğrusu, yapılan değer tespitinde kurulu gücün -örneğin 5 megavat olan HES'e biçilen değerin- olası kapasite artırımını içerip içermediğini bilmiyoruz. Muhtemelen de kapasite artırım imkânları değerlendirmelere dâhil edilmemiştir. Devredilen HES'lerin birçoğunda var olan kapasite artırım imkânları özel sektör tarafından değerlendirilmiş ve kapasiteleri arttırılmıştır. Yani 5 megavat kurulu güçlü ve ona göre fiyatlandırılmış bir HES'in değeri aslında kapasite artırımıyla artmış ancak kamu kesimi, özelleştirme sürecinde bu değer artışından payını almamış durumdadır. Sonuç olarak, bu kanun hükmünden yararlanması muhtemel kapasite artırım imkânı olan santrallerin ve olası kapasite artırım miktarlarının bilinmesi gerekmektedir. Diğer yandan, kamunun ucuza sattığı HES'lerin kapasite artırımından kaynaklanan değer artırışları kamuya yansımamıştır, üstüne de tüketicilerin tarifesine ek yük bindirilerek bu kapasite artırımlarının finansmanı da halka yüklenecektir. Yani sizin anlayacağınız, burada da kaybeden yine halk olacak, kaybeden yine Türkiye Cumhuriyeti devleti olacaktır.
Değerli arkadaşlar, 5'inci maddede kaldırılan Etibank, TEK, TEÜAŞ'ın eski mülk ve haklarının TEDAŞ ile TEİAŞ'a devredilmesi öngörülmekte; kaldırılan Etibank, Türkiye Elektrik Kurumu ve TEÜAŞ'ın tapuda kayıtlı mülkiyetlerinden ve mülkiyet dışındaki ayni haklarından elektrik dağıtımıyla ilgili olanlar TEDAŞ'ın başvurusu üzerine bedelsiz olarak TEDAŞ'a, elektrik üretimiyle ilgili olanlar TEİAŞ'ın başvurusu üzerine TEİAŞ'a devrolacak. Şimdi, sormak gerekiyor: Yukarıda belirttiğim gibi, özelleştirme furyası almış başını gitmiş. TEİAŞ'ın da 2022 yılında halka arz yoluyla özelleştirileceğini göz önüne alırsak, bu mülkler, bu haklar yok pahasına devletin, milletin elinden uçup gitmeyecek mi? Arkadaşlar, önünüzü mü temizliyorsunuz? Yani bu mülkler şimdiden oraya verilip özelleştirme kapsamına alınacak yani böyle bir süreç mi işletiliyor? Yine, TEİAŞ'ın özelleştirilmesi süreci öncesinde yapılmak istenen bu düzenleme bir tür evrak temizliği ve halka arzı öncesinde olası hukuki ihtilafların giderilmesi işlemi midir? Madde, eski tapu kayıtlarının düzeltilmesi olduğu kadar, esasen, bu şirketlerin 2022'de halka arz yoluyla özelleştirilmesi bağlamında getiriliyor görünmektedir. Madde, eskiden beri kurumlar arasında süren teknik bir mülkiyet sorununu çözmekle beraber, 2022'de gündeme gelmesi öngörülen özelleştirme, halka arz projesinin bir basamağı olarak da tartışmaya açıktır ve bunu bu Komisyonda enine boyuna tartışmamız şarttır; lütfen, bilen varsa da bu konuda bizleri aydınlatsın.
Evet, bu madde kapsamında stokçulukla ilgili maddeye geldiğimizde -6'ncı madde- 1 Ocak 2022'den itibaren cezanın alt sınırı 50 bin liradan 100 bin liraya, üst sınırıysa 500 bin liradan 2 milyon liraya yükseltiliyor, alt ve üst ceza sınırı böylece 10 kattan 20 kata çıkarılıyor. Yani bu derin ekonomik kriz varken, bu buhran varken bunu bu yöntemle mi çözeceksiniz arkadaşlar? Bataklığı kurutmak yerine yani stokçu... Tabii ki stokçuluk yapılmasın, elbette ama yani bugün çiftçiye destekleme vermek yerine, ne bileyim, insanların önünü açmak, tüketimden ziyade üretimi daha etkin hâle getirmek yerine sadece stokçulukla mı baş edilecek? Bu da ayrı bir handikap elbette. 4 Şubat 2021'de sektör görüşüne açılan Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Taslağı hâlâ sonuca bağlanmadan -bu, gündemdeydi- bu kapsamlı taslak gündemde ertelenmiş ve ne yazık ki bu, bir cezai müeyyide getirmekten öteye geçmeyen bir maddedir. Dolayısıyla, stokçuluğun cezası katlanırken ve cezaların alt ve üst sınırları artırılırken fahiş fiyat artışında bulunanlara uygulanacak cezaların alt ve üst sınırı değişmemiştir. Oysa, yılbaşında sektör görüşüne açılmış taslakta fahiş fiyat ve stokçuluk hususunda şu somut öneriler getirilmişti: Kanun teklifi fahiş fiyat artışı hususunda bir değişiklik getirmezken sektör görüşüne açılan taslak fahiş fiyat artışı yaptığı tespit edilenler için, her bir mal ve hizmet çeşidi için 20 bin lira ceza öngörmüştü; bu ceza işletmenin büyüklüğüne göre katlanacaktı. Yani bir kriter getirmişti işin doğrusu. Yine kanun teklifinin (b) bendinde stokçuluk hususunda ceza aralığı 50 ila 500 bin liradan 100 ila 2 milyon lira aralığına yükseltilirken, sektör görüşüne açılan ancak sonuca bağlanmayan taslakta her bir mal çeşidi için 100 bin lira ceza öngörülmüştü. Bu ceza işletmenin büyüklüğüne göre katlanacaktı. Şimdi böyle bir tarif yok yani bu maddede böyle bir tarifleme yapılmıyor. Dolayısıyla, rafa kaldırılan taslakta hem ceza birim tutarları belliydi hem de işletmelerin büyüklüğüne göre cezalar katlanıyordu. Taslağa göre, stokçuluk veya fahiş fiyat artışı ihlali eğer büyük bir mağaza, zincir mağaza, bayi işletme ve özel yetkili işletme tarafından gerçekleştirilirse ceza miktarı 5 kat, AVM tarafından işlenirse 10 kat uygulanacaktı. Bugün getirilen teklifte bu derecelendirmeler yok maalesef. Bunun açık olarak kanunla dercedilmesi gerekiyor mutlaka. Mevcut kanuna dokunulmamıştır, Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu ceza tutarını takdir edecektir.
Stokçuluk hususunda suçun tanımı TCK ve Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun arasında tartışmalı olduğu gibi, teklifte ihlale karşı cezai yaptırım da 20 kata kadar, 100 binden 2 milyon liraya kadar çıkarılmak suretiyle ölçülülük ve orantılılık ilkelerine aykırılık söz konusudur. Teklif, Şubat 2021'deki taslaktakinin aksine, mevcut kanundaki hükmü korumaktadır. Stokçuluk tespit edildiğinde uygulanacak ceza tutarının belirlenmesinde, herhangi bir mal, hizmet çeşidi için kanunda açıkçası ne kadar ceza yazılacağı, hangi birim tutarının esas alınacağı bilinmemektedir. Stokçuya kesilecek idari para cezası mevcut kanun hükmü korunarak Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulunca takdir edilecektir.
Hal Yasası değiştirilmeden, lisanslı depoculuk düzenlemesi tartışılmadan, yapısal reformlar hayata geçirilmeden sadece stokçuluk konusunda cezai miktarlar arttırılarak fiyatların kontrol altına alınacağı öngörülmektedir. Bu da aklımıza "Sayın Cumhurbaşkanının 'Stokçularla uğraşacağız.' talimatından sonra mı bu madde konuldu?" sorusunu akla getirmekte işin doğrusu. Evet, stokçuluk ve fahiş fiyat artışları hususunda, salgının ilk aylarında, 2020'de çıkarılan 7244 sayılı Kanun'da 6585 sayılı Kanun'un 181'e ek 1'inci maddesi eklenmiş, zincir marketlere ve piyasaya stokçuluk ve fahiş fiyat artışı denetimleri kapsamında cezalar kesilmiştir Sayın Ruhsar Pekcan döneminde. Bakanlık buna rağmen fiyatların yükselişini engelleyememiştir, yine de her ay, kaç firmaya, ne kadar ceza kesildiğini siteden düzenli duyurmuştur. Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu eliyle üretici, tedarikçi ve perakende işletmelere cezalar kesilmiştir.
Sorun, uygulanan tarım ve ekonomi politikalarında, faiz ve enflasyon yaklaşımında, üretim maliyetlerindeki artışta, eksik desteklemelerde, yerli üretime verilmeyen önemde, kurumların özerkliğinin yitirilmesinde ve liyakatin çöküşünde gizlidir arkadaşlar yani sadece cezalar getirerek bunun çözülmesi mümkün değildir. Sorunu önce kendi politikalarında değil, zincir marketlerde ve üreticide, tedarikçide arayan iktidarınız, her geçen ay bir başka sektöre ve işletmeye sorumluluk yükleyerek, cezaları artırarak temel ihtiyaçlarda enflasyonu, fahiş fiyat artışını ve stokçuluğu dizginleyeceğini sanma hatasına düşmektedir. İhlal-ceza dengesindeki ölçülülük ve orantılılık ilkelerini öngörmeden getirilmiş bu teklif, kesilecek cezalarla belli piyasa aktörlerini sektör dışına itme tehlikesini de tartışmaya açar, tekelciliğin de önünü açacaktır arkadaşlar. Bazı büyük firmaların rahat rahat bu konuda -o cezai müeyyide belki onu çok etkilemeyecek- tekelleşmesinin de önünü açan bir unsur olacaktır.
Bitiriyorum Sayın Başkan.
Ticaret Bakanı Sayın Mehmet Muş, Plan ve Bütçe Komisyonunda "Yasa gündemimizde, yakında getireceğiz." demişti ama şimdi bakıyoruz, gele gele önümüze sadece stokçuluk cezasını artıran bir rakam değişikliği geldi arkadaşlar. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati'nin açıklamalarını duyuyoruz, ekonomide atılan adımların altı ay sonra etkisini göstereceğini belirtiyor. Yirmi yıllık iktidarınızda bu işleri düzeltmediniz arkadaşlar, son altı ayda mı yani bu son altı ayda mı düzelecek. Yirmi yılda düzelmeyen şey gerçekten altı ayda nasıl düzelecek? Geçmiş Olsun diyoruz bu konuda.
ORHAN SÜMER (Adana) - 2071'de düzelecek(!)
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun defalarca söylediği gibi, Ekonomik Sosyal Konsey 2009 yılından bugüne kadar toplanmadı arkadaşlar, neden toplamıyorsunuz Ekonomik Sosyal Konseyi? Günübirlik düzenlemelerle gemiyi yüzdüremediğiniz apaçık ortada, halkımızın gerçek gündeminden uzaksınız. Esnafın, çiftçinin, köylünün, işçinin, emeklinin, öğrencinin derdiyle dertlenmiyorsunuz. Sokağa çıkıp insanlarımızın vaziyetini görmekten çekiniyorsunuz. Artık zamanı geldi, tüm bunlarla yüzleşmek durumundasınız. Yangından mal kaçırma sevdasından vazgeçin diyorum.
Uzattım biraz, çok teşekkür ediyorum.