KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Cemal Bey Muhibbi'den bir beyit okudular, sağlığın ne kadar önemli olduğunu vurgulayan. Gerçekten, Muhibbi haklıdır -biliyorsunuz, Kanunî Sultan Süleyman'ın mahlasıdır- çünkü sağlık hayattaki en önemli konudur, hatta trajedi, sanata, tiyatroya, müziğe, edebiyata hayat veren, ölüm ile sağlık, hayat ve memat arasındaki mücadelenin bir ürünüdür ve insanlık tarihi boyunca insanların asıl mücadelesi birbiriyle ve doğayla olmaktan öte mikroplarla ve hastalıklarla geçmiştir. İnsanlık tarihinin en büyük savaşları hep mikroplar ve insanlar arasında dönmüş dolaşmıştır. Bir taraftan insanlar mikroplara ve hastalıklara karşı kendilerini daha da savunacak ilaçlar geliştirirken, mikroplar da aynı şekilde bu ilaçlara karşı kendilerini savunacak mekanizmalar geliştirmişlerdir ve bu mücadele her alanda ve özellikle ekonomi alanında da bazı ülkeler için dönem dönem avantajlar ortaya çıkarmış, bazı ülkelerse yok olmuş gitmişlerdir.

Örneğin, 13'üncü yüzyıldaki veba salgınlarının ve bu veba salgınlarında kilisenin akıl, mantık dışı açıklamalarının Avrupa'da Rönesans'a yol açtığı ifade edilir. Veya Amerika Kıtası'nı keşfeden Pizarro'nin 168 kişiyle 80 bin kişilik İnka ordusunu yenmesi, İnka İmparatorluğu'nu dağıtması sadece çelikle ilgili değildir; beyazların Amerika kıtasına taşımış olduğu, başta çiçek olmak üzere mikroplarla bağlantılıdır. Veya 17'nci yüzyılda dünya kapitalist sisteminin tepesinde, piramidin tepesinde Hollanda vardı, İngiltere atağa geçmiştir ama İngiltere'nin bu büyük atağında da yine hastalıkların rolü vardır çünkü o dönemde artık denizciler şarap fıçılarını yüklemiyordu gemilere, damıtılmış içkileri yüklüyorlardı ve damıtılmış içkilerde C vitamini olmadığı için Fransa, Hollanda denizcileri iskorbüt hastalığına yakalanırken İngiliz denizcileri brediyi limon sıkarak içtikleri için iskorbüt hastalığına yakalanmamışlardır ve Atlas Okyanusu'ndaki deniz hâkimiyetini ve neticede de Sanayi Devrimi'ni gerçekleştirmişlerdir. Dolayısıyla, bu serüven uzar gider. Birinci Dünya Savaşı'nda da bildiğiniz gibi ölen insan sayısından kat kat fazla insan bu savaş sırasındaki ve sonrasındaki hastalıklardan ölmüştür.

Şimdi, bu pandemi vesilesiyle de bazı ülkeler avantajlar elde ederken bazıları da bu avantajlardan yararlanamaz, dezavantajlı duruma düşer vaziyete düşmüşlerdir. Onun için, her krizin bir avantaj olduğunu bilmek lazım ve krizi avantaja çevirmek, geleceği okumakla bağlantılıdır, ilişkilidir ama bunu kurgularken doğru kurgulamak lazım, yanlış kurgular ilave maliyetler getirebilir. Örneğin, Sayın Bakan sunuşu sırasında söylemedi, öyle bir düşüncesi belki de muhtemelen olmadığı için söylemedi ama Sayın Hükûmet cenahlarından bazen açıklamalar duyuyoruz Avrupa'nın Covid hastalarının Türkiye'ye getirilip Türkiye'de tedavi edilebileceğiyle bağlantılı olarak. Yani, bu tavsiye edilecek bir şey değil gibi geliyor bana çünkü böyle bir yola başvurulduğu takdirde Covid'in bütün varyantlarını Türkiye'ye taşıma gibi bir maliyetle karşı karşıya kalabiliriz. Onun için muhtemelen, Sayın Bakan böyle bir şeye değinmemiş olabilir.

Özellikle aşı meselesi... Gerçekten, aşıyı ilk piyasaya süren ülkeler bu işten büyük avantaj sağlamışlardır ve Türkiye'nin de Turkovac aşısını piyasaya sürmeye yakın olduğunu duymuş olmak sevindirici bir hadisedir. Ama burada şunu belirtmek isterim: Konuşmanızın son taraflarında "İlaçta ve tıbbi cihazlarda ithalatın ihracatı karşılama oranı yüzde 30'dan yüzde 50'ye çıkmış bulunuyor." dediniz, buyurdunuz. Burada şunu hesap etmek gerek: Yerli üretimin ne kadarı, yerli üretimle ortaya çıkan değerin ne kadarı Türkiye'de üretilendir yani katma değer içermektedir, buna bakmak lazım. Normalde ilaçlara bakıyoruz, ilaçların ithal edilenlerinin de miktarının değer olarak yüzde 60'a dayandığını görüyoruz ama yerli üretimde yüzde 75 ithal girdi kullanıldığı ifade ediliyor -tabii, resmi açıklamaları görmediğimiz zaman bazı çevrelerin yaptığı açıklamalara da her zaman ihtiyatla bakıyoruz- dolayısıyla, yüzde 75 eğer yerli üretimde ithal girdi kullanılıyorsa bunun ne kadarının yerli olduğunu söyleyeceğiz? Turkovac'ın üretiminde de bunun maliyeti, girdiler vesaireyle birlikte ne kadarı yerli olacak, ne kadarı ithal olacak? Bu son derece önemli. Hem iç piyasada kullanımı hem ihraç edilebilecekse dış piyasada kullanımı ifade eden toplam üretimin ne kadarının yerli olacağı son derece de önemlidir diye bakıyorum.

Diğer taraftan, bir nokta dikkatimi çekti Sayın Bakan. Önümüzdeki yıl içerisinde ülkemize 55 tane hastane kazandırılacağı ifade edildi. Şimdiye kadar 13 tane şehir hastanesi var. Yani bütçeden yapılan hastaneler daha hızlı gidiyor anladığım kadarıyla. Bu şehir hastaneleri de sürekli tartışılıyor yani yapılış biçimi itibarıyla, finansmanının nasıl karşılandığı itibarıyla, yapılan sözleşmelerin niteliği itibarıyla. Ben bunun ayrıntısına girmeyeyim, bu tartışmaların ama hizmet alımı ve kira olarak bu 13 şehir hastanesine son beş yıllık periyotta ne kadar para ödendi? Önümüzdeki yıl için bütçede ödenecek para miktarı ne kadardır? Bunu lütfeder söylerseniz, açıklayabilirseniz biz de KÖİ modeliyle yapılan hastaneler hakkında daha doğru, daha gerçekçi değerlendirme yapma imkânına kavuşuruz diye bakıyorum.

Bu arada yüksekokul mezunu diyaliz teknikerinden bir talep aldım, o talebe istinaden size de ifade etmek istiyorum. Bu bölümden mezun olanların -yüksekokul mezunlarının- iş bulmakta büyük sorunları ve sıkıntıları olduğu ifade ediliyor. Bu sıkıntının önemli kaynaklarından biri de bu iş için sertifikasız sağlık personelinin çalıştırılıyor olması; buna neden oluyor. Onun için, yönetmelikte geçen "5 makineye 1 diyaliz teknikeri" ifadesinin "3 makineye 1 diyaliz teknikeri" şeklinde değiştirilmesinin kısmen sorunlarını çözeceği ama bu diyaliz teknikerlerinin yaptığı işe sertifikası olmayan başka elemanlarının görevlendirilmemesi hâlinde sorunlarının daha da çözümlü hâle geleceği ifade ediliyor. Bu talebi ben size iletmiş olayım.

SAĞLIK BAKANI FAHRETTİN KOCA - Değiştirdik onu. Eskiler için devam ediyordu ama bundan sonrakiler için sertifika olmadan olmuyor.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, değiştirildiği söyleniyor fakat "5 makineye 1 diyaliz teknikeri" deyince yönetmelik...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, son cümlelerinizi alalım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...o boşluğu diğer sertifikasızlarla hâlen, fiilen dolduruyorlarmış, bunu önlemek için "3 makineyi 1 diyaliz teknikeri" denirse biraz rahatlayacaklarını ifade ediyorlar.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süreniz dolmuştur Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Teşekkür ediyorum, sağ ol.