| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ve 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ile Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 19 .11.2021 |
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakan, kıymetli bürokratlar; hepiniz hoş geldiniz.
Sözlerime başlamadan evvel, dün hayatını kaybeden Sayın İmran Kılıç'a rahmet, başta ailesi ve AKP Grubu olmak üzere, tüm yakınlarına da sabır diliyorum.
Evet, Sayın Bakan, bu sene birlikte dördüncü yılımız. Geçen seneden kalma bir sözüm var, önce onu tutayım izninizle. AKM nihayet tamamlanarak faaliyete geçti. Henüz görme fırsatım olmadı ama bunun için teşekkür ediyorum. Bir de tiyatrocularla düzenli şekilde toplandığınızı duyuyoruz; bunu da kıymetli buluyorum, lütfen devam edin.
Siz de geçen sene bana bir söz verdiniz Sayın Bakan. İzmir DT'de hayatını kaybeden Ali Cem Hoca'nın Covid'e yakalanmasıyla ilgili soruşturma açılacağını söylediniz; bunun için gerekli izni de bahar ayında verdiniz. Henüz bir sonuç alamadık ama dikkatle süreci takip ettiğimizi bir kez daha bilginize sunmak isterim.
Evet, dört yıldır görevdesiniz. Bir milletvekilinin işi zaten göreviniz olan hususlarda yaptıklarınızı övmek değil, yapamadıklarınızı ve ihmal ettiklerinizi size hatırlatmaktır malum. Sizin ihmal ettiğiniz alanların başında da sanat ve sanatçılar geliyor Sayın Bakan. Anayasa madde 64'ü uygulamakta düştüğünüz acziniz geliyor ne yazık ki.
Bakın, sunumunuz neredeyse 40 sayfa, satır satır okudum yine ama sadece sanattan bahsettiğiniz yalnızca 6 sayfa var bunun içerisinde. Daha önce tartışmıştık ama sanat ve turizmin neden ayrı bakanlıklarda temsil edilmesi gerektiğinin en açık kanıtı bence bu sizin bizzat hazırladığınız sunum dosyasıdır. Bu nedenle ben kalan kısıtlı zamanımızda izninizle o koltukta sanat adına neler yapmadığınızı ve aslında, neler yapabileceğinizi anlatmak istiyorum.
Mesela, ben bakan olsaydım, pandemi sürecinde onca tiyatro ve sinema salonunun kapanmasına, yüz binlerce sanatçı ve kültür sanat emekçisinin açlıkla boğuşmasına, onca müzisyenin intiharına seyirci kalmaz, kalamazdım Sayın Bakan. Misal, en basiti ne yapardım biliyor musunuz? Vergi borçlarından başlardım. Kolin, Limak, Cengiz gibi 5'li çetelere toplam 128 kez vergi indirimi sağlanırken, tiyatro ve sanatçılara bir kez olsun bu kolaylığın sağlanmamasını kabul etmez, edemezdim bir bakan olarak. Her yıl dağıtılan devlet yardımlarında en azından bu zor zamanlarda KDV ve vergi borcu şartını aramazdım, bilakis, borç altında ezilen sanat kurumlarını özellikle desteklemeye çalışırdım. Pandeminin etkileri tam gaz devam ederken çıkıp 450 tiyatroya 24 milyon TL dağıtmış olmakla övünemezdim ben mesela çünkü tiyatro başı taş çatlasın 22 bin TL'ye tekabül eden bu tutarın aylardır kapalı olan bir sahnenin iki aylık masrafı etmeyeceğini bilirdim.
Bakın, Sayın Bakan, tiyatro kooperatifinin raporları gösteriyor ki salgın sürecinde özel tiyatroların yüzde 65'inin geliri 500 TL'nin altına inmiş durumda. Ne yapacaklar bu insanlar bu paralarla, neye çare bulacaklar? Tam da bu yüzden mesela, ben bakan olsaydım, ya bu ülkenin tüm tiyatrolarına bir sene için reva gördüğümüz toplam bütçe sarayın iki günlük masrafı etmiyor, böyle saçmalık olur mu diye isyan ederdim. Tiyatroları tacir değil, kültürel işletme olarak tanımlardım mesela; vergi adı altında 50 türlü haraç keseceğime mevzuatını yeniler, bağış alabilmelerinin önünü açardım.
Misal, ben bakan olsam, 40 bin müzisyen ve sektör emekçisine tüm pandemi boyunca sadece 280 milyon TL yani Osmangazi Köprüsü'nden geçmeyen araçlar için ödenen sadece bir aylık parayı reva gördüğümü sunumuma yazmazdım. Kişi başı 7 bin liraya gelen bu yardımla iki yıldır işsiz olan hangi müzisyenin hangi ihtiyacını, nasıl karşılayacaksınız diye çıkıp bir soran olur diye gerilirdim birazcık. Yüzlerce müzisyen intihar etmişken ben galiba koltukta oturmaya devam edemezdim Sayın Bakan.
Ben bakan olsam, ya bu sanatçılardan toplayıp kimseye koklatmadığımız ve 400 milyona ulaşmış bir rakam var, en azından bu zor günlerde bu "copyright levy"leri, özel kopyalama harçlarını, gerçek sahiplerine dağıtalım diye bir derdim olabilirdi mesela.
Ben bakan olsam, her sene öve öve bitiremediğiniz o dizilerdeki emek sömürüsüne bir parça olsun ilgi gösterir, on altı ila yirmi saat çocuklar dâhil güvencesiz çalıştırılmalarına göz yummazdım mesela.
Mesela, her sene gelip buraya "Telif hakkı bizim için önemlidir." deyip sonra bu ülkenin sanatçıları 5 kuruş telif hakkı alamazken makamıma dönüp çay içmeye ben devam edemezdim Sayın Bakan.
Mesela, her sene gelip "Sansür yok." diyorsunuz ya, döner bir yan Bakanlığıma bakardım, "muzır neşriyat" adı altında takır takır kitap sansürleyen yan Bakanlığıma ya da -siz sansürlemiyorsunuz ama- takır takır tiyatro oyunlarını yasaklayan o hadsiz kaymakam ve valilere iki çift laf ederdim Sayın Bakan.
Ben bakan olsam, biliyor musunuz hiç kimse bu ülkenin Genco Erkal gibi, Metin Akpınar gibi sanatçılarını 80 yaşında adliye koridorlarında süründürmeye asla cesaret edemezdi.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Kadıgil, lütfen tamamlar mısınız?
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Tamamlıyorum.
Söyleyecek çok şey var aslında Sayın Bakan ama sürem kısıtlı gördüğünüz gibi.
Son olarak şunu ifade etmem lazım: Ben olsam, saat 24.00'ten sonra müzik yapmanın tek bir kişinin keyfiyle yasaklandığı bir ülkede Kültür Bakanlığını falan kabul etmez, bu karanlık rejime su taşımaz, ayaklarıma kapansalar gelip bakanları olmaz, gerekirse simit satar ama vicdanım rahat yaşardım diyorum, teşekkür ediyorum.