KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyada açlığın küresel olarak ciddi bir sorun hâline geldiği, ülkemizde mutfağa vuran enflasyonun aile ekonomisini dağıtan ciddi bir yangına dönüştüğü, çiftçimizin ektiğinin karşılığını alamadığı için toprağı terk etmek zorunda kaldığı, çiftçinin üretim yapmasının değil üretim yapmamasının maliyetini hesaplamaya başladığı, aile işletmeciliğinin tasfiye edilerek yerine şirket tarımının egemen kılındığı, üretimin değil ithalatın desteklendiği bir ortamda dünya tarım devine ev sahipliği yapmış, dünyadaki ürün ve bitki çeşitliliği bakımından en zengin ülkelerden birinde yani ülkemizde Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesini konuşuyoruz. Her şeyden önce, 2022 bütçesinin hayırlı olmasını diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, gıda egemenliği, ülkelerin kendi ekolojik ve sosyal çevrelerine uygun tarım ve gıda politikalarını bağımsız biçimde belirleyebilmeleridir. Açıkça söyleyelim, AKP iktidarı on dokuz yılda ülkemizin gıda egemenliğini yok etmiş, geleneksel tarım yapımı zayıflamış, ülkemiz tarımda net ithalatçı konumuna düşmüştür. 2000'lerin başından beri tarımda şirketleşme derinleşmiş, çiftçi üretimden uzaklaşmış, çok uluslu tekellerin hakimiyeti artmıştır. Bugün dışa bağımlı tarımsal yapımız çiftçiyi tarımdan koparmakta, gençler tarım dışı alanlara yönelmekte, tarım toprakları atıl kalmaktadır. 2002'de 41 milyon 200 bin hektar olan tarım alanımız 2020'de 37 milyon 800 bin hektara gerilemiştir. Bu alan Ankara ve İstanbul'un toplam yüz ölçümünden büyüktür. 2003'te 2 milyon 800 bin çiftçimiz vardı, 2020'de 2 milyon 100 bine düştü yani nüfus bu sürede 16 milyon 400 bin artarken 650 bin çiftçi üretimden ayrıldı. Bunlar sadece rakam gibi gözükse de tarımdan kopuş göçe neden olmakta, kent yoksulluğunun temelini de oluşturmaktadır. Üzülerek ifade etmeliyiz ki 2022 bütçesinin açıkça gösterdiği şey tek adam rejiminin bütün yerlilik ve millîlik masallarına rağmen yerli tarımı tasfiye, tarımda emperyal şirketlerin egemenliğini tesis etme projesinin tüm hızıyla sürmekte olduğudur; hem de bu proje iktidarın kendi çıkardığı tarım yasasının bile aleyhine bir saldırganlıkla hayat bulmaktadır. 2022 bütçesinde tarıma ayrılan destek yalnızca 25,8 milyar liradır ancak Tarım Kanunu madde 21'e göre verilmesi gereken destek 78,8 milyar liradır. Sayın Bakan, bu paralar nerede? Çiftçimizin cebinden alınan 53 milyar lira kimin cebine girecek?

Değerli milletvekilleri, dünyada gıda ticaretinin pandemi nedeniyle yavaşladığı, ülkelerin tarım stoklamalarının arttığı, gübre, mazot, elektrik ve tohumda fiyatların aşırı yükseldiği bir dönemde yasa gereği verilmesi gereken 78,8 milyar destek yerine 25 milyar lira destek vermek demek çiftçinin 53 milyar lirasını gasbetmek demektir; çiftçiye "Bu sene ekim yapma, ekim yaparsan iflas edersin." demektir; "Ülkede yerli tarım biterse bitsin, tarım, tarımsal üretim tekellerince yapılsın." demektir; tüketici için daha pahalı gıda, daha çok ithalat, bütçe için daha çok döviz açığı demektir. Bunu bilmiyor olamazsınız Sayın Bakan, yerli tarım aleyhine bu politikaları bilinçli olarak tercih ediyorsunuz. Kara kış kapıda, gıda krizi kapıda. Bu gidişle ekmek 4 lira, ayçiçeği yağının litresi 50 lira olacak. Ekim ayında üretici ile market fiyatı farkı 4,5 kata yaklaştı. Süreç gıda egemenliği açısından çok kritik. Tarımsal üretimin devamlılığını koruyacak adımlar acilen atılmazsa ülkemize çok pahalıya mal olacak.

Sayın Bakan "Gübre desteği 2022'de yüzde 100 artacak." şeklinde açıklama yaptınız. Yüzde 100'lük bir artış oran olarak yüksek gibi görünse de 16 lira olan gübre desteği 32 liraya çıktı, üstelik bu rakam 2022'nin üretimiyle ilgili yani ödemesi 2023'te yapılacak. 2023'te enflasyon ne olur? Gübre fiyatları ne olur? Üretim yapan çiftçi kalır mı, kim bilir. Bir mısır üreticisi 1 dönümde 50 kilo taban gübresi, 50 kilo üst gübre kullanıyor ve bu iki gübrenin üreticiye dönüm başına maliyeti bugün 800 lira. Çiftçinin mutlaka atmak zorunda olduğu bir gübre bu, bunu atmazsa verimlilik düşer. Çiftçi "Şu anda gübre ihtiyacım var." diyor "Desteğe ihtiyacım var." diyor, siz iki yıl sonraki ödemeden bahsediyorsunuz. Ekilmiş, biçilmiş, hasat edilmiş ürüne bir yıl sonra destek veren tek ülkeyiz. Köylü tarlasını sürdü, tohumunu ekti ama devlet hangi ürüne ne kadar destek veriyor, hangisinin üretimini teşvik ediyor bilmeden ekim yapmakta. Siz bugün 800 lira harcama yapacağı gübreye 2023'te 32 lira destek vereceksiniz, 800 lirada 32 lira yüzde 4'e gelir. Bu mudur destek?

Geçen yıl 1 dekar buğday için gübre desteği 16 lira idi, üre gübre kilosu 1 lira 80 kuruş idi. Çiftçi 16 lirayla 8,8 kilo üre gübresi alabiliyordu. Desteği 4 lira artırarak 2021 yılı için 20 liraya çıkarıyorsunuz. Peki, artırılmış hâliyle 20 liraya çıkan destekle şimdi kaç kilo üre gübresi alınıyor? Yalnızca 2,2 kilo. Anlayacağınız, gübre desteği artmadı; 8,8 kilodan 2,2 kiloya düştü Sayın Bakan. Dünyanın hiçbir yerinde bunun adı destekleme değildir. Bunun adı olsa olsa çiftçiyi enflasyona ezdirip gıda pahalılığını tetiklemektir. Eğer çiftçimiz yeterli gübre kullanmazsa rekolte düşer, bu da daha çok ithalat ve döviz açığı demektir. Bu koşullarda, Sayın Bakanın "Çiftçi zarar etmiyor." açıklamasına da değinmek lazım. Haklısınız Bakan, çiftçi zarar etmiyor, iflas ediyor.

Değerli milletvekilleri, dünyanın dört bir yanında tarım ve gıda piyasasında arz güvenliği ve fiyat istikrarı adına gübre sektörüne yönelik, ülkemizin aksine, üreticiyi koruyacak önlemler açıklanıyor. Rusya'da enflasyonla mücadele kapsamında, gübre üreticilerinin de aralarında bulunduğu birçok sektörü kapsayacak şekilde doğal gaz fiyatını sabitleme kararı alındı. Bunun karşılığında Rusya Gübre Üreticileri Birliği temmuz-aralık döneminde gübre fiyatlarını sabitledi. Dünyanın önde gelen gübre ithalatçılarından Hindistan, küresel fiyatlardaki yükselişe karşı çiftçilerini korumak ve yerli sezonda üretimin devamlılığını sağlamak adına ek bir destekleme paketi açıkladı. Ülkemizde ise -başta da belirttiğim gibi- üretici üretmek ile üreticiliği bırakmak arasında karar verme aşamasına geldi.

Sayın Bakan, siz ise Türkiye'de bu sezon itibarıyla "'Ben zarar ettim.' diyen çiftçimiz yok, gübre desteklerini artırdık. Yeterli mi? Değil ama elimde olsa çok daha fazlasını verirdim." dediniz. Elinizden tutan mı vardı Sayın Bakan? Yani, siz, bu ülkenin bir Bakanı olarak "Ben çiftçiye daha çok destek vermek istiyorum. O nedenle Tarım Kanunu 21'inci madde uygulansın." dediniz de kim "Olmaz." dedi? Bunu açıklamalısınız.

Bir de "Çiftçiye moral ve motivasyon vermek en önemli." dediniz. Vereceğiniz moral ve motivasyonla kaç kilo gübre alınır Sayın Bakan? Çiftçi elektrik ve doğal gaz faturalarını ya da vergilerini "Moral ve motivasyon olarak ödeyeyim." dese kabul eder misiniz mesela? Bu nasıl bir tarım politikasıdır? Çiftçiye gelince "Elimde olsa daha fazlasını verirdim ama yok, siz moral ve motivasyonla yetinin." ithalata gelince "Paramız var ki alıyoruz." Bu bir çifte standarttır. Çiftçi sizden moral ve motivasyon değil, somut destek bekliyor Sayın Bakan. Algı yönetimiyle, inkâr etmekle, rakamları değiştirmekle, dilek temenniyle, moral motivasyonla kotarmaya çalıştığınız tarım politikaları yedi bin yıldır tarım yapılan toprakları tarım ithalatçısına dönüştürmüştür. Oysa, Hazine garantili projelere verdiğiniz desteğin onda 1'ini tarıma verseydiniz, çiftçi bugün perişan olmazdı.

Gübre fiyatlarının, tarımsal üretimi ölümle tehdit etmesinin yanı sıra, son bir yılda tarımsal sulamada kullanılan elektrik fiyatları yüzde 57, mazot fiyatları yüzde 30, TİGEM hububat tohumluk fiyatları yüzde 40-63 arasında, süt yemi fiyatları yüzde 52 ve besi yemi fiyatları yüzde 48 arttı. Sizce, bu girdi maliyetleriyle zarar etmemek mümkün müdür?

Sayın Bakan, "Dünyada gıda fiyatları artıyor; bu, dünyanın sorunu." diyorsunuz; doğrudur, dünyada da fiyatlar artıyor ancak TÜİK Gıda Fiyat Endeksi, küresel tarım fiyatlarını gösteren Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Gıda Fiyat Endeksi'nin 3 katını aştı. Türkçesi şu: Bizdeki pahalılık dünyadaki pahalılığın tam 3 katı. Dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye kadar yüksek gıda enflasyonu yok.

Sayın Bakan, bir diğer konu seçim bölgem Muğla'yla ilgili. Muğla ili Milas ilçemizde Toprak Mahsulleri Ofisi son beş yılda atıl durumda olduğu gerekçesiyle özelleştirildi. Asli görevi hububat üreticisinden destekleme alımı yapmak olan Toprak Mahsulleri Ofisi, açıkça, Türkiye genelinde olduğu gibi beş yıldır Milas'ta da kan ağlayan hububat üreticisini destekleme amaçlı alım yapmadığını itiraf etti. Milas Toprak Mahsulleri Ofisi üreticiyi desteklemek amacıyla son beş yıldır neden hububat alımı yapmamıştır? Bu konu basına yansıdığında AK PARTİ Milas İlçe Başkanı şöyle bir açıklama yaptı: "İhaleye giren arkadaşımız bizim yönetim kurulu üyemiz, bizim adımıza bu ihaleye girdi." dedi. Bu garabet açıklamanın anlamı nedir? AK PARTİ ilçe yönetimi olarak mı bu ihaleye girilmiştir? Bakanlığınızın siyasi parti ilçe başkanlarına, ilçe yönetim kurulu üyelerine Toprak Mahsulleri Ofislerini kiralamak gibi bir politikası var mıdır? Sizin göreviniz çiftçiye güç vermek, destek vermek, hububat alımlarında hem üreticiyi hem de tüketiciyi korumak değil midir?

Sayın Bakan, bu yıl limon dalda kaldı. Biraz önce, geldiğinizde size göstermeye çalıştık ama çiftçiye selam vermediğiniz gibi vekillere de selam vermeden geçtiniz. Limonun kilo maliyeti 1,5 lira ancak bu sene çiftçi 1 liradan bile limonu satamadı, 40 kuruşa satmak zorunda kaldı. İlaç, gübre ve tarımsal makinelerinin maliyeti yüzde 100-yüzde 250 arası arttı. Seçim bölgem Muğla'da Köyceğiz, Ortaca ve Dalaman'da limon üreticisi feryat ediyor. Yıllık ortalama 110 bin ton limon üretilen bölgede çiftçiler son beş yıldır limonu maliyetlerinin altında satmak zorunda kalıyor. Bu yıl kilo fiyatı 80 kuruşa, 40 kuruşa düşmesine rağmen yine de ürününü satamayanlar var; aynı limon tezgâhta 7 lira. Borçlarını ödeyemeyen birçok çiftçi bahçesini satışa çıkarmaya başladı, çaresizlikten ağaçlarını kesenler var. Çiftçi "Ağacımızı kesersek on yıllık emeğimiz boşa gidecek. Sesimizi duyan yok." diyor. Limon üreticisinin sesine niye kulak vermiyorsunuz Sayın Bakan?

Sayın Bakan, Muğla'daki arıcıların sorunları yangınlar sonrası katlandı. Üretiminde dünya lideri olduğumuz çam balının üretim sahası olan binlerce hektarlık basralı saha yandı, basra böceğinde büyük kayıplar oldu. Bu nedenle, arıcılarımız kovan desteğinin yüzde 100 artırılmasını istiyor. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının en az bir yıl süreyle faizsiz olarak ertelenmesini istiyor. Kovan başı desteklemelerinin ocak-şubat aylarında mutlaka verilmesini istiyor. Muğla arıcılarının arıyı kışın beslemek için şu anda 15 bin çuval şeker talebi var ancak TÜRKŞEKER bu ihtiyacı karşılamıyor. Arıcılar taleplerinin eksiksiz şekilde yerine gelmesini talep ediyor.

Sayın Bakan, iktidarınız pandemi sürecini nasıl yönettiyse, 67 bin dekarın yok olmasına neden olan yangın sürecini de öyle yönetti. Önce, işi oluruna bıraktınız, müdahale ettiğinizde ise iş işten geçmiş oldu. Kendi yetki ve sorumluluklarınızı yerine getirmekte kifayetsiz kalıp suçu başkalarına yüklemeye kalktınız. Tedbirsizlikleri, eksikleri bütün dünya gördü ama siz görmezden geldiniz. Binlerce dönüm arazi cayır cayır kül olurken insanların kafalarına çay atan bir anlayışınız var. Yangınların üzerinden aylar geçti, merak ediyoruz, eksikleri giderdiniz mi? Örneğin, Sayıştay raporunda "Orman Genel Müdürlüğü merkez ve taşra birimlerinde Aralık 2020 tarihi itibarıyla 9.591 sürekli işçi kadrosu boş olarak durmaktadır." diyor. Bu kadroları doldurup yangına müdahale için ne gibi çalışmalar yaptınız? Yoksa, böyle çalışmalar yapılmadığını yeni bir yangın sürecinde mi öğreneceğiz?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Girgin...

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - İki dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum.

Buna ek olarak, yine Sayıştay, ülkemizdeki toplam ormanlık alanın yüzde 60'ının yangına hassas alan olmasına karşılık yangının yaratacağı tahribatı azaltacağı bilinen Yangın Eylem Planlarının her yerleşim yeri için hazırlanmadığı eleştirisinde bulunuyor. Yangın Eylem Planlarının tamamlanması hususunda nasıl bir adım attınız? Aylarca uçakları tartıştık. Buradan bir sonuç çıkarıp uçak filosu kurdunuz mu? Yine, böyle bir yangında orman teşkilatının elinin kolunun bağlı kalacağını içimiz acıyarak mı göreceğiz?

Muğla'daki orman yangınlarında acı bir gerçeğe daha şahit olduk. Çiftçi mazot pahalılığı nedeniyle buğdayın başağını almış, saman kısmını tarlada bırakmış. Vatandaş "Mazot pahalı, getirisi götürüsünü karşılamaz." diye dokunmamış samanına. Bu durum yangının daha hızlı yayılmasına da sebebiyet verdi bazı yerlerde. Bu durumdan haberiniz var mı Sayın Bakan?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.