| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe KanunuTeklifi (1/283) ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ve Sayıştay tezkereleri a) Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı b) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı c) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ç) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı d) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı e) Kalkınma Ajansları Denetim Raporları f) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı g) Türk Standardları Enstitüsü ğ) Türk Patent ve Marka Kurumu h) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ı) Türkiye Bilimler Akademisi i) Türkiye Uzay Ajansı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 03 .11.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Benden önce konuşan bazı arkadaşlarımız, özellikle iktidar partisine mensup bazı milletvekillerimiz, daha önceden de olduğu gibi sürekli lideri kutsayan cümleleriyle bir efsane yaratmaya çalışan üslupları benimsiyorlar. Ben eski dönemlerde böyle lideri kutsayan, her cümlesinin arasına sıkıştırmaya çalışan bir siyasi üslup hiç görmemiştim. Bunu özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının yarısından sonraki dönemde icat edenler sizlersiniz. Yani bunu yadırgadığımı söyleyeyim. Üstelik de yasama organı bağımsız bir organdır, yürütmeden bağımsızdır. Sayın Cumhurbaşkanının ne kadar yanlışı varsa o yanlışlarının üzerine bir destan yazıyorsunuz, böyle bir şey olmaz. Öğrencilik yıllarımda bir film izlemiştim "Viva Zapata" diye, Meksika'daki köylü ayaklanmalarını anlatıyor. İşte, despot bir yönetim var, Zapata köylülere önder oluyor, sonunda yönetimi devralıyor, kardeşinin aynı o despot liderler gibi köylülere zulmettiğini görünce onu köylülerin önünde öldürüyor ve bir efsane, bir kahraman hâline geliyor. Ama sonunda pusu kurup kurşuna diziyorlar ve cesedi tanınmayacak şekle geliyor, köy meydanına atıyorlar. Herkes tartışmaya başlıyor, bazıları diyor: "Zapata ölmüş." Bazıları diyor ki: "Zapata ölümsüzdür, ölür mü hiç, ölmemiştir; yaşıyor, bu ceset de onun değildir." Öldü, ölmedi tartışmalar arasında film şu cümleyle bitiyordu, diyordu ki: "Güçlü lider zayıf toplumun eseridir. Güçlü toplum güçlü lideri ne yapsın?" Demokratik kültür budur; toplumun güçlü olduğu, vekillerin güçlü olduğu ve herkesin kendi kimliğinin ve kişiliğinin önemli olduğuna inanan bir rejimdir. Herkes kendisini bir isimde birleştirmeye çalışıyor; olur olmadık destanlar yazıyor; ne kadar yanlış varsa "Doğrudur." diye anlatıyor. Bunlardan vazgeçelim arkadaşlar. Milletvekili olarak bilelim ki toplum ve bu Parlamento güçlü olduğu takdirde ülke düzelir ama buranın güçlü olması demek kimseyi kendi üzerinde güç olarak görmemesi demektir ama bura zayıfladığı zaman hemen birilerine destan yazmaya başlar. Ben doğru bir şey olmadığını düşünüyorum. Eski Meclis geleneğine uyalım, liderlerin isimlerini hiç fazla telaffuz ederek siyaset yapmayalım; arada bir söylenir ama dile pelesenk yapılmaz. İşin özeti budur.
Sanayi Bakanlığı, sanayi önemli bir hadisedir. Ya, bu Zapata süremin yarısını almış.
ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Ama son derece iyi bir hikâyeydi.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet.
Şimdi, Sayın Bakan, sistemin neye prim verdiği son derece önemlidir. Eğer bir ülkede sistem çalışmaya, üretmeye, teknolojiye, bilime, özgür bireye prim veriyor, değer veriyorsa o ülkede ekonomi de güzel olur küresel rekabette de mesafe alırsınız ama üretene, çalışana değer vermezse sistem -sadece kurallarıyla değil, işleyiş biçimiyle- o ülkenin geleceği karanlıktır. Şimdi bakıyorum ben Türkiye'ye, Türkiye bir rant düzenine dönüşmüş, özellikle de siyasi iktidar etrafında. Öyle rantlar var ki siyasetle dirsek temasına geçtiğin zaman... Şimdi, bir arsa kapatıyorsun, 1 liraya aldığının fiyatı çıkıyor bin liraya. Diğer taraftan bir yatırım yapmak istiyor, bir mal üretmek istiyor bir girişimci, bu malı üretebilmek için dünyanın sermayesini koyuyor, ömrünü koyuyor, küresel rekabete açılıyor, dünyanın öbür ucundaki malların daha kalitelisini, daha ucuzunu üretmediği takdirde gelip mahallesini bile işgal edecek, bunu biliyor, sonra bir bakıyorsunuz ki ne kazanıyor? Yüzde 20 kazanıyor, bilemedin yüzde 50 kazanıyor. Siz ranta bu kadar prim veren bir sistemi inşa ettikten sonra "Bu ekonomi kalkınıyor, ayağa kalkıyor." vesaire demenin bir anlamı yok. Maalesef, bu yirmi yılın hikâyesi rantlar hikâyesidir yani üretimi ve küresel rekabeti teşvik edici bir özelliği ve bir niteliği yoktur.
Şimdi bakıyoruz sanayi üretimi ne olmuş ne olmamış diye; şimdi imalat sanayisiyle ilgili rakamlar; ihracat -işte, 2002 rakamları en son belli- 160 milyar, ithalatına bakıyorsunuz 180 milyar. Üstelik de toplam Türkiye ihracatının yüzde 94'ü, 95'i -bu imalat sanayisinin ihracatı olduğu için, bu önemli bir olay- ithalatta ise yüzde 77. Bu durumda imalat sanayisinin ithalat-ihracat dengesinde bile sorun var, açık var; bu açığın olmaması lazım, sıfırlanması lazım. Diyeceksiniz ki: "Ağustos 2021 itibarıyla sıfırlanmış gibi görünüyor." Şunu bilesiniz ki: Krizlerde aniden dövizin fırladığı tüm dönemlerde dış ticaret açığı sıfırlanıyor ama siz ekonomiyi kalıcı olarak iyileştirmediğiniz takdirde arkasından aynı masal, aynı hikâye devam ediyor. O bakımdan daha kalıcı şeyler yapmak lazım. Bu kalıcılık var mı ekonomide? Bir iki gösterge bu kalıcılığının olmadığını gösteriyor.
Bakın, yüksek teknoloji ürünleri öteden beri yüzde 2-3 civarında. Türkiye'de ihracat içerisinde yüksek teknoloji ürünleri ihracatı yüzde 2-3 civarında devam ediyor. Burada mesafe alamıyoruz ama ithalat yaparken yüzde 13 yüksek teknoloji ithalatı yapıyoruz. Bu, önemli bir sorun olduğunu gösteriyor ileri teknolojiye geçmede. "Efendim, işte, savunma sanayisi" vesaire. Bu savunma sanayisi işi Türkiye'nin çok eskiden beri geliştirmeye çalıştığı bir hadisedir. Türkiye Cumhuriyeti kurulur kurulmaz zaten uçak sanayisiyle işe başlamış; daha sonraki yıllarda da değişik dönemlerde savunma sanayisine yatırım yapmış. Özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasındaki ambargo neticesinde ASELSAN, TAI gibi kamu kuruluşları silah sanayisinde önemli çalışmalar yapmıştır. Bu yakın geçmişimizdeki intiharların, suikastlerin, kazaların -şu anda bilmiyoruz ama- arkasında çok karanlık şeyler var. Bu övgü dizdiğiniz bazı yakın, yandaş firmalara ait üretimlerin arkasındaki asıl dinamik güç de TAI, ASELSAN gibi kamu kuruluşlarının ürettiği teknolojilerdir, geliştirdikleri teknolojilerdir.
Bakın, Sayın Bakan, bunun zevkini alamadınız. Ben bir bakana soru önergesi verdim, soru önergesinde diyor ki: "Evet ama parayla veriyor." Siz farklı bir şey sakın söylemeyin.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Şener, lütfen tamamlar mısınız.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sonra bakıyoruz sanayiye, istihdamda ne olmuş? İstihdama baktığımızda gördüğümüz şey 2014 yılı ile 2020 yılı arasında sanayi istihdamında bir gelişme yok arkadaşlar. 2014'te 5 milyon 316 bin, 2020'de de 5 milyon 497 bin. Bu ekonomik krizin verdiği ivmeyle bu sene biraz artmış olabilir ama istikbal göstermeyen kıpırdanma olmuş, istikbal gösteren kıpırdanma olması lazım.
Saygılar sunarım.