| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ve 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ile Sayıştay tezkereleri a) Millî Eğitim Bakanlığı b)Yükseköğretim Kurulu c)Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ç) Yükseköğretim Kalite Kurulu d) Üniversiteler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 02 .11.2021 |
SEZAİ TEMELLİ (Van) - Sayın Başkan, değerli hazırun; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz gibi, eğitim deyince, özellikle eğitim sistemi deyince en önemli amaçlarının başında toplumsal eşitsizlikleri azaltmak gelir. Dolayısıyla bizim eğitim politikalarımıza, eğitim sistemimize baktığımızda, toplumsal eşitsizlikleri azaltan bir özelliği mi var yoksa toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren bir özelliği mi var? Bunu test etmek çok kolay. Elimizdeki bu kitapçık 20 kezdir sizin tarafınızdan hazırlanıp bize veriliyor. Bu kitapçıkla toplumsal eşitsizlikleri karşılaştırarak bir korelasyona ulaşmanız çok mümkün. Göreceğiniz şey şudur ki: Toplumsal eşitsizlikler derinleşmiştir. Bu eşitsizliklerden birkaç tane örnek vermek istiyorum. Neden bu eşitsizlikler var? Çünkü eğitim politikanız ve sisteminiz bir ayağını neoliberal politikalara öbür ayağına da tekçi ulus devlet anlayışına dayıyor. Bu ayaklar üzerinden toplumsal eşitsizlikleri, toplumsal barışı ve demokratik bir ülkeyi var etmeniz zaten mümkün değil. Mümkün olmadığı için de bunca ağır sorunla karşı karşıyayız.
Bakın, bütçenizde çok büyük rakamlardan bahsediyorsunuz. Aslında Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin yüzde 92'si maaşlara gidiyor, geriye kalıyor yüzde 8. Bütün bütçeyi Millî Eğitime versek sizin bu sorunları yine çözebilmeniz mümkün değil, bu yüzde 8.
Mecliste bütçeyi sunarken dediniz ki: "Aslan payını Millî Eğitim Bakanlığına ayırdık." Soruyorum, bu yüzde 8'lik aslan payını hangi 5 aslan alacak? Bunu da keşke bu kitapçığa yazsaydınız. Bu yüzde 92 maaşlara baktığınızda, mesela, buraya rakam olarak ortalama öğretmen maaşını da yazabilirdiniz. Bu sabah açıklandı, ortalama yoksulluk sınırı 10.200 lira, ortalama öğretmen maaşı bunun ne kadar gerisinde keşke bu kitapçığa bunu da yazsaydınız.
Başka bir rakam daha yazabilirdiniz. Ha, yazmışsınız pardon, ek ders ücretine 21 lira yazmışsınız yani 2 dolar. Oysa bilmeniz gerekiyor ki OECD'de "minimum wage" standardı yani asgari ücret standardı vasıfsız işler için 4 dolardır. Siz, vasıfsız işçiliğin bile yarısını öğretmene hem de ek derste reva görüyorsunuz. İşte, bu adaletsizliktir, bu eşitsizliktir.
Eşitsizlik burada bitmiyor. Eğitimi ticarileştirdiğiniz için, eğitim AŞ'ye dönüştürdüğünüz için, bugün ailelerimiz, inanılmaz bir şekilde eğitimin finansmanına katılarak yoksullaşmaya devam ediyor. Keşke bu kitaba ailelerin ortalama olarak eğitime ne kadar harcadığını da yazsaydınız. O zaman belki de kendi gerçekliğinizle yüzleşme olanağına sahip olabilecektiniz.
Sadece gelir adaletsizliği mi var bu ülkede? Hayır, çok daha büyük adaletsizlikler, eşitsizlikler var. Çocuk işçilerin ne kadar olduğunu biliyor musunuz? Bu ülkede 1 milyon çocuk işçi var ve çocuk işçiler eğitim hakkından mahrum bırakılıyor. Eğitim hakkından yoksun kalmış 1 milyon çocuk işçiden bahsediyoruz; dünyada 160 milyon, Türkiye'de, döneminizde dramatik bir şekilde 1 milyona ulaşmış durumda. Bu, kuşak içi eşitsizliğe tekabül eder.
Başka bir eşitsizlikten, kuşak içi eşitsizlikten daha beteri kuşaklar boyu süren bir eşitsizlikten size bahsedeyim; ana dilinde eğitim hakkının gasbedilmesi. Çünkü siz ana dilinde eğitim hakkını gasbettiğinizde, bu ülkede yaşayan milyonlarca Kürt çocuğunun ve gencinin eğitim hakkını elinden aldığınızda, sadece içinde yaşadığı kuşak boyunca eşitsizliğe maruz kalmıyor, kuşaklar boyu bir eşitsizliği ileriye doğru taşımış oluyor. Yani bütün kamusal ve toplumsal haklardan yararlanma hakkını yitirmiş oluyor.
Hatibiniz, 28 Şubattan bahsetti, benim de bir anım canlandı. Biliyorsunuz ben de bir akademisyenim ve KYK'li barış akademisyenim. YÖK Başkanı bana bakıyor, belki tanımıştır. Evet, bakarsanız o dönemin kayıtlarına, 28 Şubat gerçekten çok önemli bir tarihti. 28 Şubatta, üniversitelerde ikna odalarına karşı, darbelere karşı, YÖK'e karşı yan yana "YÖK'e hayır." diyorduk. Ben bugün hâlâ YÖK'e hayır diyorum. YÖK'ün bir vesayet sistemi, bir 12 Eylül rejiminin ürünü olduğunu çok iyi biliyorsunuz.
OTURUM BAŞKANI ŞİRİN ÜNAL - Sayın Temelli, tamamlayalım lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Van) - İşte, bu vesayete "hayır" diyoruz. Peki, ne oldu da bu vesayete bu kadar, dört kolla sarılıyorsunuz? Çünkü kayyumcusunuz. Kürt halkının nasıl ki siyasi iradesini yok sayıp belediyelerimize kayyum atadınız, aynı kayyumcu zihniyetle bugün Boğaziçi Üniversitesine de kayyum atadınız. Barış akademisyenlerinin de mahkemeleri kazanmalarına rağmen hâlâ haklarını gasbetmenizi kabul etmiyoruz. Barış akademisyenleri, barış imzacıları bu ülkede demokrasi ve barış adına mücadele etmiş arkadaşlarımızdır, bu ülkenin onurlu akademisyenleridir. İnanıyorum ki siz gideceksiniz, YÖK'ünüzü de alıp gideceksiniz ama biz üniversitelere geri döneceğiz.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.