KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, sayın bürokratlar ve basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sonda söylenecek olanı başta söyleyeyim: Bu, Enerji Bakanlığımızın bütçesinin de ülkemize ve Bakanlık personeline hayırlı olmasını baştan temenni ediyorum.

Elimde 2022 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı var. Bu programda "Enerji arzının sürekli, kaliteli, sürdürülebilir, güvenli ve katlanılabilir maliyetlerle sağlanması temel amaçtır." diyor. Böylece enerji politikalarının temel amacının, hedefinin ne olduğu Cumhurbaşkanlığınca hazırlanmış bu belgede ifade ediliyor. Ancak Hükûmette ben şunu görüyorum: Yani insanlar kendilerinde olmayan sıfatları önemserler ve böyle kendisini çok anlatmaya çalıştığı zaman olmayan sıfatlar girer işin içine. Şimdi, burada da söylenenlerle bağdaşmayan, konulan hedeflerle uyuşmayan bir enerji politikasının bulunduğunu belirtmek isterim. Bakın, Energy Policy Tracker'a yani Enerji Politikaları İzleme Aracına göre, Türkiye'nin, pandeminin ilk günlerinden 1 Eylül 2021'e kadar fosil yakıtları desteklemek için ayırdığı bütçe 14 milyar dolardır ama yenilenebilir enerjiye ayrılan bütçe ise sadece 71 milyon dolardır. Yani fosil yakıtlara verilen destek yenilenebilir enerjiye verilen desteğin 200 katıdır. Tabii, burada şunu da söylemek lazım: Türkiye'de Hükûmetin kullandığı verilerde HES'ler yenilenebilir enerji kapsamında değerlendiriliyor ama artık HES'ler yenilenebilir enerji kapsamında değerlendirilmiyor, dünyadaki örnekler ve Avrupa'daki veriler o şekilde oluşturuluyor. Dünyayla paralel olmayan veriler oluşturulduğu için burada karşımıza farklı oranlar veriliyor.

Bakın, enerji politikasında nasıl hedeflerle, amaçlarla bağdaşık olmayan şeyler yapıldığıyla ilgili, Hunutlu Termik Santrali var, bu tipik bir örnek. Nasıl tipik bir örnek? Bu santrali kim yapıyor? Çinliler yapıyor ve Çinliler ithal kömür kullanarak burada enerji üretecekler. İthal kömüre dayalı bir santral için Çinlilere bu iş veriliyor. Şimdi bunu söylediğiniz zaman başlangıçta söylediğim enerji politikalarıyla ilgili bütün kelimeler, kavramlar anlamsızlaşıyor. Şimdi, bir kere bunun büyük maliyetleri var. Nasıl maliyetleri var? Tabii, siyasi, Çin'in birtakım yol projesi nedeniyle bir ayağı olarak düşünülebilir vesaire ama Çin'in Türkiye'de yaptığı en büyük yatırım bu. Burada bir kere ithal kömür kullanacak. Enerjiyi üretirken ithal kömür kullanacağı için Türkiye'nin dış ticaret açığını artıracak bir kere yani ekonomik, makro dengeler açısından baktığınız zaman. İkincisi, Enerji Bakanlığı sürekli diyor ki: "Biz, yerli kaynakları kullanarak, dışa bağımlılıktan kurtularak enerji üretimini, arzını artıracağız." Onunla da bağdaşır bir tarafı yoktur. Bir başka şey daha var. Tabii, yabancı sermaye girerken kâr garantisiyle girer. Kârlarını kendi ülkesine götürme garantisi var, bu da kâr transferlerini ortaya çıkarıyor. Kâr transferleri ise Türkiye'nin cari açığını yine artıran bir faktördür. Hem ithal kömürle cari açığı artıran hem kâr transferleriyle cari açığı artıran bir proje burada desteklenmiş. Sonra, kömür kullanılacaksa yani temiz bir yakıt değil kömür, ithal kömür üstelik bu, yerli kömürü de desteklemiyorsunuz. Yani karbon miktarını artıracak, Türkiye'de çevre sorunu oluşturacak, çevreyi olumsuz etkileyecek bir termik santral için neden Çinlilere yapım izni veriliyor? Bu tarafıyla da "temiz enerji" kavramına uygun değil. Yani bu proje, Bakanlığın ortaya koyduğu hedeflerin hepsinin tersi, baştan sona. Hâlbuki, bakıyoruz, enerji teknolojilerinde son dönemlerde önemli değişiklikler var ve elektrik maliyetlerini de artık kullandığınız santralin türüne göre farklı şekilde oluşturuyorsunuz. Mesela 2009'dan 2020'ye kömürdeki elektrik maliyet değişimi megavatsaat itibarıyla 111 dolardan 112 dolara çıkmıştır yani çok az bir miktar da olsa çıkış var, artış var ama aynı dönemde güneş enerjisinden yararlanılarak yapılan santrallerde 359 megavatsaat/dolar maliyet varken bu, 2020 yılı itibarıyla 37 dolara düşmüştür, 359 dolardan 37 dolara. Güneş enerjisinde üretim maliyetlerinde korkunç düşüş var. Aynı şey rüzgâr enerjisi için de söz konusu, 135 dolardan 40 dolara düşmüş vaziyettedir. O hâlde, yani bir şey yapıldığı zaman hem çağdaş gelişmelere uygun yapılmalıdır hem de millî menfaatlere uygun yapılmalıdır; ki şu ana kadar söylediklerim, Enerji Bakanlığının böyle bir politikasının fiilen olmadığını, olmadığı hâlde de "Bu politikalar vardır." diye dayattığını görüyoruz.

Sonra, Akkuyu Nükleer Santrali için -vaktim yaklaştığı için söyleyeyim- "2023-2026 yılları arasında üniteler devreye girecek." deniliyor. Burada da gariplik var. Neden gariplik var? E bakın, alım garantisi verilmiş, 12,35 sentten alım garantisi verilmiş. Üretilecek enerji, Rusların yaptığı bu enerji riskli bir kere. Bu da aynen Hunutlu Termik Santrali gibi, ortaya konulan ilkeler ve prensipler açısından tam ters bir sonuç ortaya çıkaracak bir projedir. 12,35 sent alım garantisi verilmiş, 118 kuruş ediyor; kilovatsaatine 118 kuruştan bugünkü kur itibarıyla alım garantisi verilmiş. Yine, Cumhurbaşkanının yayınladığı yıllık programa bakıyorum, burada diyor ki: "Hidroelektrik santrallerinde kilovatsaati 40 kuruştur -yani fiyatlandırma- rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerinde 32 kuruştur." Kömür santrallerinde bir ara yani sekiz on ay önce 25 kuruştu, şimdi bir artış varsa o da 30 kuruş olmuştur herhâlde. Yani daha ucuz, çok çok daha ucuz üretim yolları varken siz ne diye Akkuyu Nükleer Santraline bunun 4 katı daha yüksek bir fiyattan alım garantisi veriyorsunuz, bunun maliyeti ne? Veya bu yaptığınız işin koyduğunuz politikadaki "Katlanabilir maliyetlerle sağlanması temel amaçtır." diyorsunuz, bu amaca uygunluğu nereden kaynaklanıyor?

Diğer taraftan, bu, tabii, önemli felaketler ve sorunlar da doğurabilecek bir hadisedir. İşte, dün akşam bir trafoda patlama meydana geldi, herkes "Aman, ne oluyor Akkuyu'da?" diye tedirgin oldu. Vaktiyle bir bürokrat orada, daha 56 bin tonluk nükleer reaktörün ağırlığı binmeden tabanında çatlaklar olduğundan bahsederek istifa etmişti. Bu iddiaları ne derece doğrudur bilmiyorum ama her zaman deprem riski var, nükleer kazalar her zaman olabilir, radyoaktif sızıntılar dünyada hep görülmüştür; atık sorunu, depolama sorunu var hatta sigortalanmıyor bile bu nükleer santraller, riskli ve pahalı olduğu için kimse sigortasına yaklaşmıyor. Böyle bir proje neyin nesidir? Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Komitesi, raporlarında, "Akkuyu Nükleer Projesi'nin 2030 yılında deniz suyu altında kalacak olduğu." ifade ediliyor. Burada ortaya bir ne çıkıyor? Millî güvenlik sorunu çıkıyor, halk sağlığı sorunu çıkıyor.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Şener, lütfen tamamlar mısınız?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet.

Ekonomiyi çöküşe götürebilecek bir sonuç çıkıyor. Fukişima felaketini de hepimizin bu vesileyle hatırlaması lazım.

Şu Sakarya sahasında keşfedilen 540 milyar metreküplük doğal gaz... Ya, Türkiye'nin yıllık tüketimi 50 milyar metreküp arkadaşlar. Üstelik önce 310 milyar metreküp denilmişti, son dokümanlarda 540 milyar metreküp olarak ifade ediliyor. 50 milyar metreküp Türkiye'nin yıllık tüketimi olduğuna göre on yıllık bir doğal gaz. Bunun üretim işletme maliyetlerinin ne olduğuysa ayrı bir şey ama Maden Kanunu'nda bir madde var.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Teşekkür ediyorum Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bu maddeye göre eğer yabancılar tarafından bu yatırım yaptırılır ve üretilirse Türkiye'ye kalacak olan yüzde 12,5'u. Buradan hareket ederseniz bu rezerv Türkiye'nin bir yıllık doğal gaz ihtiyacını bile karşılamıyor. Şimdi, bu noktada, şunu sormak isterim.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, lütfen tamamlayalım Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bunun yapım ihalesi yapıldı mı? Birine verildi mi? Devlet mi yapacak? Yabancı şirket mi yapacak yoksa özel bir şirket mi yapacak? Teknik raporlar ne diyor? Burası fizibil midir, nedir? Bunu ilgili arkadaşlar bir açıklarsa memnun olacağım.

Hepinize saygılar sunuyorum.