KOMİSYON KONUŞMASI

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, çalışmalarını bizimle paylaşan, bilimsel verileri bizimle paylaşan değerli hocalarımıza gönül dolusu teşekkür ediyoruz. Gerçekten önemli çalışmalara imza atmışlar ve bizimle burada paylaştılar. Umuyorum ki müsilaj problemi olduğu gibi, zehirli olabileceği iddia edilen diğer tüm denizel girdilere karşı bir çözüm olur bu çalışmalarımız hep beraber.

Şimdi, ben sırayla Sayın Doçent Doktor Haldun Karan'a -tabii, Osman Okur Bey de yanıtlayabilir- şunu sormak istiyorum: Siz böyle ilmek ilmek dokuyup, araştırmalar yapıp veriler paylaşırken, bu çalışmaları yaparken bir taraftan Marmara Denizi'nde kıyı yağmaları sürüyor yani kıyılar dolduruluyor; bir taraftan, Marmara'nın içerisinde bulunan Adalar'da taş ocakları ve mermer ocakları işletiliyor; bir taraftan, aslında iç göl diyebileceğimiz, son derece de genç bir jeolojik oluşum olan Marmara Denizi içerisine çevrede yapılan hafriyatlardan olan atıklar doğrudan atılırken; yine, sintine suları yani gemilerin o atık suları bir taraftan vahşice atılırken -değerli hocalarım buna ilişkin verileri paylaştılar bizimle, dışarıdan gelen sintine sularının olduğuyla ilgili- yine, bir taraftan, evsel atıklar ve endüstriyel atıklar doğrudan bu denize verilirken; yine, 25 milyonluk bir insan nüfusu varken bu Marmara Denizi kenarında, bütün bunlar yetmezmiş gibi 7 tane köprünün olacağı bir Kanal İstanbul Projesi ifade ediliyor şu anda. Karadeniz'in kirliliği dün de hocalarımız tarafından ifade edildi, bugün sizler tarafından da ifade edildi. Zaten kirliliği bilimsel olarak bilimsel verilerle kanıtlanmış ve 30 santimetre kadar daha düşük olup buraya akışı sağlanan Karadeniz'in akışını daha da artıracak... Gerçi Sayın Ulaştırma Bakanımız temizleneceğini iddia etti Kanal İstanbul'un akışıyla ama yani kirliliği dünden beri bilimsel verilerle ortaya konuluyor. Bu, Kanal İstanbul Projesi'nin yani sizin bu kadar çalışmalarınıza ve bu kadar kirletici unsura rağmen... 25 milyonluk nüfusun 300-400 milyona çıkacağı öngörülüyor. 7 tane köprü çünkü yeni bir ulaşım, yeni bir yerleşim merkezî ve yeni bir kirlilik potansiyeli yaratacak. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, bunu merak ediyorum, özellikle 2 hocamıza soruyorum.

İkinci sorum: Bu çalışmalarınız, TÜBİTAK'ın işte 8 enstitüden oluştuğu ve Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsünün birtakım projeler yaptığını ifade ettiniz, bunun finansal desteği Avrupa Birliğinden mi karşılanıyor, yerli sermaye mi, yani nereden karşılanıyor bu projenin giderleri?

Üçüncü sorum: "Havza Koruma Eylem Planı çalışıldı." dediniz, Ergene katılmadı. Neden Ergene gibi bu kadar büyük yoğunlukta ve debisi bu kadar yüksek bir kirletici unsur yani Susurluk gündeme alınırken bu alınmadı? Ergene gibi, artık kamuoyunun gündeminde, herkesin bildiği bir kirletici nehir neden dikkate alınmadı bu Koruma Eylem Planı içerisinde?

4'üncü sorum da... Havza raporlarından bahsettiniz Sayın Haldun Bey, havza raporları olduğunu ifade ettiniz. Onları Komisyonumuza iletmeniz olası mı acaba? Hani o havza raporları varsa bizler de incelemek isteriz eğer gönderebilirseniz.

Evet, çok sayıda izleme istasyonları olduğunu ifade ettiniz. Bu izleme istasyonlarında... Değerli hocam... Yurt dışında 3 milyona yakın mı? Bir saniye, hemen bakmak istiyorum, yanlış da bir cümle kullanmak istemiyorum. Sayın Doçent Doktor Muharrem Balcı Bey en ufak bir toksik şey olduğu zaman bu istasyonların uyarı verdiğini ve hemen devreye birtakım önlemlerin girdiğini ifade etti. Dolayısıyla hani bu kadar ciddi sorunların olduğu Marmara Denizi'nde, bu kadar da denetleme istasyonu varsa neden bu kirlilik önlenemiyor diye sormak isterim.

Uygun Sulak Alan Projesi'nin hayata geçirilmesi konusundan bahsettiniz. Susurluk Nehri, Gönen Çayı, Biga Çayı'nın denize döküldüğü yerde kirlilik yükünü azaltmak üzere Sulak Alan Projesi'ni ifade ettiniz. Bunu açar mısınız? Neyi kastediyorsunuz Sulak Alan Projesi'nden?

Size sorularım bunlar.

Neslihan Özdelice Hoca gemi atıklarından bahsetti, Atlantik ve Korsika kıyılarından atıkların saptandığını ifade etti. Şimdi, biliyoruz ki sintine sularını takip etmek çok kolay aslında. Bir geminin ne kadar atığının olabileceği, o tanklarda ne kadar suyu geri getirebileceği biliniyor. Yani Çevre ve Şehircilik Bakanlığı o tanklarda geriye dönmesi gereken suyu kontrol ediyor ve o tanklar limanlarda ölçülerek, belirli tanklara alınarak geri dönüşüme gönderiliyor. Şimdi, bir gemi boş geliyorsa zaten bir yerlerde o sintine suyunu bırakmış demektir. Yabancı ülkeler burayı bu kadar rahat mı bulup sintine sularını bizim denizlerimize.... Zaten yeteri kadar kirletici unsur var. Hani bu denetleniyor mu, denetlenemiyor mu? Buna ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hangi aşamada, niçin bunları denetleyemiyor?

Yine, dünden beri konuşuluyor; hani denize girilir mi, girilmez mi? Yine, siz "Amip ve kolibasili var." dediniz. Hani bu yıl ve önümüzdeki süreçte artık Marmara'ya girilebilecek mi? Hani bu kadar ciddi bir problem varsa... Çünkü özel kıyafetlerle bazı denizlerde dünyada denize girildiğini duyduk. Marmara da böyle bir duruma mı dönecek?

Yine, son olarak size sormak isterim: Genç araştırmacılar nasıl yetişiyor? Yani üniversitelerde kadro sorunu olduğu bize iletiliyor. Bu konuda, bu, genç, yeni kadro sıkıntılarını gidermeye dönük araştırmanın daha sağlıklı yapılmasına dönük neler yapılabiliyor, ne tür sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

Yine, Değerli Muharrem Balcı Hocama sormak isterim: Toksik türün katlanarak arttığını ifade ettiniz yani müsilaja rahmet okuyacağımız günlerin olduğunu ifade ettiniz. Bunu, tabii, dehşetle izledik ne yazık ki. Şimdi, kültür koleksiyonunun da tabii, Türkiye'de bulunmadığını da ifade ettiniz. Şimdi, yani her yere para ayırabilen, hani çok büyüyen bir ülke olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu, bilimsel araştırmalar konusuna neden para ayrılmaz? Yani bilimden ve kültürden tasarruf olmayacağını düşünüyorum açıkçası. Hani sizin araştırmaya dönük bu kadar sıkıntı çekmenizi ben açıkçası kabul edemiyorum çünkü her yere para bulabiliyorsak, hani itibardan tasarruf edemiyoruz, başka şeylerden edemiyoruz ama kültür ve bilimden de tasarruf olmamalı bence. Dolayısıyla bunu da burada ifade etmek isterim. Buna ilişkin ne düşünürsünüz? Yani siz de genç araştırmacıların, liyakatli araştırmacıların daha fazla sayıda, örneğin, bu istasyonlarda çalışacak kişilerin doğru verileri elde etmeleri, üniversitelerde liyakatli çocukların yetişmesi tasarruf konusu olabilir mi? Bunu sormak isterim.

Sordum aslında; "Marmara Denizi'nde müsilajın varlığını 30-40 milyona çıkınca biz fark ettik." dediniz. Madem düzenli ölçümler yapılıyor, neden biz bunu fark etmedik? Biz uyardık da yetkililer mi gereken önlemleri almadı, hocalar olarak siz bu uyarılarınızı yaptınız da yetkililer mi bu önlemleri almadı? Arkadaşlarım da sordu ama ben de burada tekrar vermek isterim.

Profesör Doktor Sevim Polat, değerli hemşehrime sormak isterim: Karataş'ta sintine suları olduğunu ifade ettiniz. Aslında Karataş kıyıları ve Yumurtalık kıyıları sanayinin en az kirlettiği, yani etrafında sanayi olmayan denizler. Şimdi, burada petrol atıklarına benzer yine müsilaj oluşumu var olduğunu ama etrafında bir betonlaşma, bir beton şeyi olmayıp direkt doğada olduğu için bunu elimine edebildiğini ifade ettiniz ama şunu biz zaman zaman yaşadık: Hani o petrol müdür, değil midir? Kefal balığı vardır biliyorsunuz, Karataş'ın son derece oraya özgü, Karataş'ın kefal balığı. Zaman zaman o kefal balığını yediğinizde petrol tadı alırsınız, yani yiyemezsiniz, çöpe atarsınız. Zaman zaman Karataş'ta bu tür şeyler var. "Acaba gerçekten hani söylediğiniz şey müsilaj mı yoksa o sintine suları ya da gemilerin attıkları atık mı, bu neden oluşuyor?" diye onu sormak isterim.

Yine, siz ifade ettiniz: "6300 dönüm -halk arasında tarla balıkçılığı olarak ifade edilen- ona dair üniversite olarak bir görüşünüz oldu mu yani? Hani çünkü şu da ifade ediliyor; yani bölge ekonomisine -işsizlikle boğuşan bir kent şu anda Adana- ciddi katkılar sunacağını ve yurt dışına işte karides de dâhil pek çok şeyin ihraç edileceği, dolayısıyla, bu balıkçılığın mutlaka yapılması gerektiğine ilişkin söylemler de oldu Adana'da. Ekonomiye katkısı, yani doğayla uyumlu olması konusunda hani nasıl bir çalışma yapılabilir? Bununla organize sanayi bölgeleriyle bir ilişki içerisine girildi mi? Kendi bölgem olduğu için belki biraz konunun dışına çıkıyoruz ama bunu önemsiyorum.

Bir de lagünlerin tatlı suyla beslenmeye çalışıldığı ve bunun da oradaki faunayı, florayı bozduğunu ifade ettiniz kabaca. Lagünler için ne yapmalı kurumaması için, buna bir öneriniz oldu mu üniversite olarak, Su Ürünleri olarak? Hani denizden mi acaba pompalayarak almak lazım? Tatlı su değil çünkü onun içerisinde birtakım kimyasal atıkların hem tarımsal hem gübre ve ilaçların olduğunu ifade ettiniz.

Sorularım bu kadar.

Çok teşekkür ediyorum tekrar sunumlarınız için, sağ olun.