KOMİSYON KONUŞMASI

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle teşekkür ediyorum, söz hakkını önden almama müsaade eden, anlayış gösteren tüm Komisyon üyelerimize de teşekkür ediyorum ama gerçekten kısa konuşacağım çünkü çok konuştuk ya, yani çok konuştuk, biz beş ay boyunca o Hayvan Hakları Araştırma Komisyonunun bir üyesiydim ben de ve biz çok konuştuk yani buradaki herkesi tanıyorum yani keşke bu kadar tanışmasaydık bile diyorum artık defalarca konuştuk ve ben bu teklifi okuduğumda Sayın Başkan içimden geçen duygu şu oldu: Bu teklif Mustafa Bey'in teklifi değil, bu teklif Serap ablanın teklifi değil. (STK temsilcilerinden "Aynen, aynen!" sesleri, alkışlar) Bu teklif veteriner hekim Yunus ağabeyin ya da bizim aklımıza gelmeyen hayvan türlerini o Komisyon aşamasında savunmak için kendini parçalayan Hasan Bey'in teklifi değil yani inanın içimdeki duygu bu oldu. Çünkü ben şunu biliyorum, şunu çok net söylemek isterim: Biz beş ay çok güzel bir çalışma yürüttük. Üç yıldır ben milletvekiliyim, hiçbir Komisyonda görmediğim demokrasiyi, katılımcılığı, STK katılımını ben Mustafa Başkanın yönetiminde gördüm ve bu Komisyon beni çok heyecanlandırmıştı. Yani dedim ki biz bu işi bu şekilde burada götürdüysek demek ki gerçekten bir şey olacak ve şundan da eminim yani ben Mustafa Bey'in de az önce saydığım bütün isimlerin de en az benim kadar hayvanları sevdiğini biliyorum. Bu saydığım bütün isimlerin az önce yaptığımız kavgaların hepsinde bizden yana taraf olduğunu da biliyorum. Bunu duygusal olarak ya da birlikte çalıştık, orada tanıdım, içeriden bilgi sızdırmak gibi söylemiyorum çünkü biz bir rapor yazdık, biz bir araştırma komisyonu raporu yazdık, onun altına hep birlikte biz imzamızı attık ve o rapor 50 maddeden oluşuyordu, 50 tane öneri derledik, birçoğu da sizin değerli katkılarınızdı, bizim aklımıza gelmeyen şeyleri, kuşların göç yollarını Mustafa Bey siz eklettiniz o maddelerin arasına değerli katkılardı bunlar.

Teklif önüme geldi, 18 madde. Kaç yıldır bekliyorum ben? Hayvan Hakları Komisyonundaydım İstanbul Barosu'nun, on yıl oldu belki, on yıldır ben bu teklifi bekliyorum buradaki hayvan hakları savunucularıyla birlikte ve 18 madde geldi bana. Neler olmadığını arkadaşlar çok güzel açıkladı, çok kısa geçeceğim. En basitinden duygulu varlık olduklarının kabulü yok; eşya mı, can mı? Gerekçe çok güzel yazılmış, içinde daha 1'inci maddede koyduğumuz şey yok. Hayvanları hâlâ "Hayvan Hakları Yasası" olarak diyemiyoruz açık seçik, bu yok. "Kat Mülkiyeti Kanunu'na ekleyelim." dedik, bu yok. Kuşlar, göç yolları, siz eklediniz, bir sürü kıymetli STK dinledik, ne yapabileceğimize karar verdik, bunlar yok. Mutabık kaldığımız tanımlar yok, hâlâ yok, evcil hayvan yok, sahipli-sahipsiz hayvan ayrımının ortadan kaldırılması yok. "Hayvanat bahçeleri ve yunus parkları yasaklanacak." dedik, bu yok. Buradaki argümanları dünya saçması. Yok, efendim, oradaki yunuslar ne olacakmış? Verin herhangi bir belediyeye, bize verin, biz fon yaratırız. Yani oradaki yunus parklarından para kazanacak insanlardan çok daha önemli o yunusların derdi. Hayvanat bahçesi tekrar açılacak, bunun önünde bir engel yok. Deneylerle ilgili o kadar çalıştık tek bir madde yok. Yani 11 (c) bile orada duruyor, sokak hayvanları üzerinde deney yapılmasına müsaade eden 11 (c) bile orada. Kürk konuştuk defalarca, kürkle ilgili hiçbir şey yok ve yasaklı ırklarda çok güzel değindi Sayın Haberal, "Tarkan Hoca konuşsun." dedi, konuştu. Ben belki hatırlıyorum, bu insan 3 kere konuştu, anlattı bize, biz bunlarda mutabık kaldık, ne yapmamız gerektiğini ortaya koyduk, bunların çıktıları yok. Hepsinden önemlisi av yok. Yani o geldiler ya o Komisyona, hatırlarsınız siz de "Biz bu ülkenin militer, paramiliter kuvvetleriyiz." diye. aynı zamanda silah işi de yapıyorlarmış, böyle tehditkâr ifadeler... Avla ilgili hiçbir şey yok. Yani bunlar bana artık bazı şeyler düşündürüyor. "Popülasyon kontrolü" dedik Sayın Başkan. En önemli şeyimiz neydi? Hayvan nüfusunu düzenleyebilmekti. "Kısırlaştırma seferberliği yapacağız." dedik. "Dört yıl boyunca ithalat yasağı getirelim." dedik. "Petshoplarda hayvan satışını yasaklayalım." dedik. "Mobil kısırlaştırma cinayettir, hepimiz karşıyız." dedik. Burada yok ama "geçici" ibaresi eklenmiş, buna yol açabilir. Yunus Bey en başta hepimizden çok karşıydı, siz, biz karşıyız buna, biliyorum ben bunu. İthalat kaçakçılığına karşı bir düzenleme yok; "satın alma, sahiplen" yönünde herhangi bir çıkışımız yok. İşini yapmayan belediyelere yaptırım düzenlemişiz, ne güzel, konuştuk, ettik ama bu hükümlere uymayacak belediyelere en küçük bir idari ve cezai yaptırım yok. Yapmayan yine işin içinden çıkacak, gidecek. "Nüfus sayımı yapalım." dedik, yok.

Başka bir görünümü var. Hepimiz niye bu kadar çıldırıyoruz? Patisi kesilen köpeğe çok çıldırıyoruz değil mi? Tecavüze uğrayıp öldürülen kediye hep beraber çok çıldırıyoruz. "Cezai düzenleme yapalım." dedik, hepimiz ya, AKP'si, MHP'si, CHP'si, hepimiz mutabık kaldık. Dedik ki: "En az iki ay, bir yıl olması lazım bu cezaların." Ve şu anda bakıyorum verdikleri cezalara; nesli yok etmekte bile üst sınırı on yıl olarak düzenlemiş, birçok ceza üç yıl, iki yıl ve arada İnfaz Kanunu değişti, yatarı olmayan şekilde bir düzenleme yapmışız. Çok açık ve net soruyorum şu anda, yani arkadaşlığımıza binaen soruyorum: Ben, şimdi buradan çıksam, Meclis bahçemizdeki kedilerden birine tecavüz etsem, eziyet etsem ne gelir benim başıma, cezam ne olacak? Yani bunun cevabını vermek bizim boynumuzun borcu. Birinci soru: Yargılanacak mıyım? Belli değil. Tarım il, ilçe müdürlerinin insafına kalmış durumdayım hayvan sahipsizse.

HAYVAN HAKLARI YASAMA İZLEME DELEGASYONU KURUCULAR KURULU ÜYESİ ŞEBNEM ASLAN - Bir de medyatik olursa eğer...

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Bölmeyin lütfen.

Eğer ki onlar uygun görürse ve bize izin verirlerse ancak ben bir tecavüzcü olarak yargılanabilirim. Burada çok büyük bir fecaat var, hâlâ "hayvanlarla cinsel ilişki" yazıyor orada. Biz zoofili değiliz hiçbirimiz, "hayvanla cinsel ilişki" diye bir şey olmaz, "Kanunda zaten böyleydi." demek, "Orada bir ayıp vardı ve biz şu an bunu düzeltme imkânımız varken düzeltmiyoruz." demektir. Önergeleri dikkate alacağınızı düşündüğüm için buranın altını daha fazla çizmeyeceğim.

Yargılamaya dönüyorum. Yargılanacak mıyım? Tarım müdürlüğünün insafına bağlı. Oldu da izin aldım, yargılanmaya başladım -hepimiz mutabıktık- dosyamı dernekler takip edecek mi, o kimsesiz hayvanlar için benim adıma savunabilecekler mi? Hayır, bu da yasak. Oldu da yargılandım, her şey oldu, suçlu bulundum; bir gün hapis yatmayacağım. Bizim yaptığımız düzenleme şu an bu ve beni inanın, en çok üzen şey ne biliyor musunuz? Komisyon görüşmelerinde Adalet Bakanlığının dediklerini hatırlıyorum: "İş yükümüz çok fazla, biz bunun altından kalkamayız." Tarım müdürlüğünün dediklerini hatırlıyorum, çok iyi niyetli arkadaşlar da geldi, kimsenin hakkını yemek istemem ama "İşime pek karışmayın, ben bunu bildiğim gibi yapmaya devam ederim." dedi.

Biraz uzattım, kusura bakmayın ama bir daha söz almayacağım çünkü. Hakikaten şunu hissettim: Biz burada 5 parti bir araya da gelsek hep birlikte çalışsak da TBMM Genel Kurulunda o rapor oy birliğiyle onaylansa da bizim milletvekilleri olarak istediğimiz şeyler yapılamayabiliyor. Bu, beni gerçekten bu sistemle bir kez daha yüzleştirdi. Yani, bu kadar milletvekili olarak bizim, Bakanlığın karşısında duramadığımızı hissediyorum. Gerçekten, bu teklif TBMM'nin atanmış bakanlara irade tesliminin, benim gözümde, bir resmi gibi.

Bir daha söz almayacağım ama önergeleri dikkate almanızı, o raporda çalıştığımız şeyleri dikkate almanızı ve en az benim kadar rahatsız olduğunuz bu hususları düzeltmenizi, aksi takdirde bunun TBMM iradesinin bakanlıklara teslim olduğunun resmi olacağını dikkatinize sunuyor, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

(STK temsilcilerinden "Bravo!" sesleri, alkışlar)