KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet, Sayın Bakanım, biz İstanbul seçimlerinde Sayın Bakanla birlikte olduk bir ortamda "Bakanlar karışıyor gazete haberlerinde "Murat Bakan" diye bana geliyor sizin haberleriniz." dedi.

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) - Vecdi Gönül de bana aynısını demişti.

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet, 2 tane Murat, 2 tane Bakan.

Sayın Bakanım, hoş geldiniz. Şimdi, 2 arkadaş seyahat ediyorlar arabada, yaşlı bir amcayı da almışlar, arka koltukta amca da. "Amca, sen yolda uyu." demişler. Yolda uyurken önlerine bir şey çıkmış, frene basmışlar, amca araya yuvarlanmış, arabanın arasına. "Oğlum, ne oldu?" demiş, "Yok amca, bir şey yok." demişler. "Oğlum, ben kendiliğimden mi düştüm?" demiş.

Yani müsilaj var, her şey yolunda, biz iklim kriziyle ilgili Komisyon kuruyoruz, müsilajla ilgili Komisyon kuruyoruz; demek ki bir şeyler yolunda değil, bir özeleştiri yapacağız. Özeleştiri yapmak erdemdir. Dolayısıyla burada, her eleştiriye "Bizim dönemimizde şu yapıldı." diye başlarsak olmaz. Bir de Sayın Bakan burada Sayın Bakanım, bir Başkan olarak müsaade edin de mevcut Bakanımız yanıt versin.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tabii tabii, elbette Bakanımız cevap verecek de ben...

MURAT BAKAN (İzmir) - Şimdi "güçlü yasama" dedik biz bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi gelirken, AK PARTİ'li arkadaşlarımız "Güçlü yasama, güçlü yasama; yasama, yürütme, yargı keskin bir şekilde birbirinden ayrılacak." dedi. Siz yasamanın güçlü olmadığını burada, sunumunuzda anlatmış oldunuz. "Taslağı hazırladık, milletvekillerine sunacağız, Meclise sunacağız, bunu hazırladık." İşte "Tek kullanımlık plastiklerle ilgili çalışma yaptık, size sunacağız." İşte "İklim yasasının taslağını hazırladık, şunu yaptık..." Demek ki bunu bakanlık bürokratları hazırlıyor, bizim milletvekili arkadaşlarımıza veriyor; bunu itiraf etmiş... Zaten biliyorduk da, tutanaklara da geçmiş oldu.

İklimle ilgili konu... Biz anlatıyoruz, diyoruz ki: "Dünya, gezegen bir varoluş problemi yaşıyor. Eğer gezegenimiz böyle ısınmaya devam ederse yüzyılın sonuna kadar ateş topuna dönecek, tüm canlı yaşam için bir yaşanmaz yer hâline gelecek." Bunu anlatıyoruz. Siz de bu felaketi çok iyi anlattınız; bu, sizin sorumluluğunuzu artırıyor ve aslında bu sorumluluğun gereğini yerine getirmediğinizi de bize anımsatıyor Sayın Bakan çünkü siz 40 sayfalık bütçe sunumunuzda 3 sayfa iklim krizinden bahsetmiştiniz, ben de Meclis kürsüsünden bunu eleştirmiştim. Siz "iklim değişikliği" diyorsunuz hâlâ, biz "iklim krizi, iklim felaketi, iklim acil durumu" diyoruz çünkü dünya, iki yıldır yaşanan -sizin de anlattığınız- bu felaketi "değişiklik"in ifade etmediğini, daha güçlü bir kavramla anlatılması gerektiğini söylüyor ve bunu söylerken bir taraftan, işte "İklimle ilgili şunları yapıyoruz." diyorsunuz, aslında gerçekleri yansıtmıyor söylediğiniz. "Karbon emisyonunu şu kadar düşüreceğiz." diyorsunuz ama biz hepimiz ne olduğunu biliyoruz. Paris Sözleşmesi'ne göre bizim niyet beyanımızda bir azaltım yok, artırımdan azaltım var. Olması mümkün olmayan 2023 hedefleri, o 2023 hedeflerinden de bir azaltım planlıyorsunuz ve zaten onun çok altında yani bizim mevcut koşullarda o hedefe ulaşmamız mümkün değil.

Paris'le ilgili, 197 ülkeden sadece 6 ülke kalmıştı; en son Libya da açıklama yaptı "Paris'e taraf olacağız." diye. Resmî olarak onaylandı mı bilmiyorum, 5 ülke kaldı; Eritre, Yemen, İran, Irak, Türkiye. Bize bu utancı yaşatmayın, siz de destekleyin, şu Paris'i Parlamentomuzda onaylayalım. Ve Paris'le ilgili diyorsunuz ki "Biz Ek 1'den çıkmak için şu görüşmeyi yaptık, bu görüşmeyi yaptık." Biz hangi görüşmelerin yapıldığını da biliyoruz. Dışişleri Bakan Yardımcısı geldi buraya, dedi ki: "6 ülke var. Bizim bu konuda sıkıntımız olmaz; 197 ülkeden 20 ülke de destek veririz dedi." Hâlbuki 197 ülkenin tamamının sözleşmedeki değişikliği, eğer o şekilde olmazsa 3/4'ünün -nitelikli çoğunluk- bizim Ek 1'den çıkmamızı desteklemesi gerekiyor; mümkün değil şu an, bu görülüyor.

"Yeşil İklim Fonuna ulaşamıyoruz." dediniz. Yeşil İklim Fonunda 8,3 milyar dolar birikmiş, 100 milyar dolar olması gereken Fonda; onu biliyoruz ve bizden çok daha az gelişmiş ülkeler var yani onlar da bizim bundan para almamızı istemiyor. Bir taraftan da iklim fonlarından -Avrupa Birliğinden, IPA'dan, Fransız Kalkınma Ajansından, Alman Kalkınma Ajansından, neyse- Avrupa'da en çok faydalanan ülke de biziz yani bizim buna da ihtiyacımız var. Tüm bunları bir yana bırakın, sadece TÜSİAD'ın raporuna göre sınırda karbon vergisiyle üzerimize -iş adamlarının- gelecek yük 1,8 milyar euro. Bu sınırda karbon vergisi sadece çimentodan, kâğıt sektöründen, tekstilden yani karbon emisyonunun yoğun olduğu sektörlerden kaynaklanan bir şey değil; aynı zamanda, bu döngüsel ekonomi kapsamında gereken adımları atmazsak, mesela, plastikte de vergi ödeyeceğiz. Biz en büyük plastik ihracatçılarından biriyiz, aynı zamanda ithalatçıyız, ham maddenin ithalatçısıyız. Eğer biz kendi plastiğimizi dönüştürülmüş malzemeden kullanmazsak plastik için İtalya'ya, İspanya'ya -bu, 2022'de yürürlüğe sokuluyor- ayrıca vergi ödeyeceğiz. Dolayısıyla, dünya yeni bir karbonsuz ekonomik sisteme gidiyor, tüm fonlar buna akmaya başladı yani iklimle ilgili projelere akmaya başladı. Türkiye bu sistemin dışında kalacak, biz bunu görüyoruz ve bununla ilgili hâlâ bir adım atılmış değil. Yani Türkiye'nin şu an COP26'da, Glasgow'da yapılacak önümüzdeki toplantıda masada olması lazım. Masada mıyız? Değiliz çünkü taraflar konferansı, taraf değiliz ki henüz. Bizim COP26'dan önce Paris'e taraf olmamız ve orada masaya oturmamız, o yeni oluşacak karbonsuz ekonomik sistemin bir parçası olmamız, Türkiye'nin haklarını, menfaatlerini, ulusal çıkarlarını savunmamız lazım. Biz bunu temenni ediyoruz "Acilen Paris." diyoruz. Acilen Paris Sözleşmesi'nin imzalanması lazım. Ha, bununla ilgili Sayın Mehmet Emin Birpınar'ın sunumunda biz olumlu işaret aldık ama diğer bakan yardımcılarında... Enerji Bakan Yardımcısı konudan habersiz, Paris'in mutlak azaltım gerektirdiğini, Ek-I ülkelerinin başka ülkelere yardım yapması gerektirdiğini falan söyledi, dolayısıyla konuya vâkıf değiller. İklim Değişikliği Başmüzakerecisi sizin Bakan Yardımcınız olması hasebiyle Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak sizin koordine etmeniz lazım. Tüm bakanlıkların sadece kendi paradigmalarıyla değil, kendi bulundukları bakanlık değil, Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından, daha büyük pencereden bakarak bir yaklaşım sergilemeleri gerekir. Enerji Bakan Yardımcısı gelip buraya kömürü savunmamalı mesela.

Şimdi, kömürle ilgili yapılan, WWF'in yaptığı bir araştırma var. Bir termik santral örneğinde yapmışlar araştırmayı. Otuz yılda kendisini geri ödeyemiyor termik santral. Eskişehir'deki Alpu Termik Santrali 7 defa ihale edildi, alıcı çıkmadı. Termik santrallere verdiğimiz alım garantileriyle Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyelini 2 katına çıkarabiliyoruz. Yani kömürlü termik santraller artık ekonomik bir model değil ama şimdi siz iklim kriziyle ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak buraya geliyorsunuz, karbonsuz bir ekonomiden, termik santrallerden, kömürden çıkışla ilgili hiçbir şey söylemiyorsunuz yani sizin temelde söylemeniz gereken şey bu olmalıydı. Avrupa Birliğinin nötr kıta hâline gelme hedefinden bahsettiniz 2050 yılına kadar. 2030 yılına kadar Avrupa Birliğindeki termik santrallerin yarısı kapanıyor, tamamının da kapanma tarihi belli; 2038'de Almanya da çıkıyor, hepsi kömürden çıkıyor. Türkiye hâlâ 22 tane termik santral planlamış durumda şu an, önümüzdeki süreçte, kömürlü ve bunun yarısı ithal kömürle. Şimdi, benim ihracatçım, benim sanayicim şunu üretirken karbonu hesaplanacak, ben Arjantin'in, Brezilya'nın karbonunu buraya ithal edeceğim -karbon çünkü kömür- burada yakacağım, emisyon yaratacağım, termik santral kuracağım -ekonomik değil- bir de bununla ilgili emisyonu yüksek olması sebebiyle Türkiye vergi ödeyecek. Yani bununla ilgili sizin Bakanlık olarak tavır almanız lazım. Biz konuyu devlet meselesi olarak görüyoruz, Türkiye'nin ulusal çıkarı olarak görüyoruz, bunu bir siyasal muhalefet mevzusu olarak görmüyoruz. Dolayısıyla birlikte ulusal çıkarlarımız noktasında hareket etmemiz lazım. Paris noktasında, sınırda karbon vergisi, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve döngüsel ekonomi noktasında bunu söylemek istiyorum. Ha, biz haklı mıyız Ek-I'le ilgili? Haklıyız, G20 ülkelerinden 9 tanesi Ek-I'de değil, haklıyız ama burada akılcı yaklaşmamız lazım. Şu an çıkmamız mümkün değil. Ulaşacağımız birçok fona da ulaşamayacağız eğer burada diretirsek. Dolayısıyla bu direnci bırakmak gerekir.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Murat Bey, Cancun'da özel şartlarımız tanındı.

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet, evet, onu biliyorum, şu anki durumdan bahsediyorum. Ek-II'den çıktık zaten, onu söylemiyorum.

Şimdi, diğer bir konu plastik.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şimdi, yalnız çok soru var, Bakanımızın da süresi sınırlı. E bir de seçim olduğu için soruları soracağız. Siz bir de cevap...

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Bakan, şimdi bakın, benim birkaç tane konum var, hepsi iklimle doğrudan ilgili.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tabii, sorun.

MURAT BAKAN (İzmir) - Bunlar kişisel mevzumuz değil, ulusal meseleler. İzin verirseniz hızlı bir şekilde...

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Murat Bey, biliyorsunuz, şeyleri sınırlamıyoruz, bizim Komisyon böyle.

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Bakanım, bu Komisyonun varlık sebebi asıl Çevre ve Şehircilikle ilgili yani bizim için en önemli toplantı bu. Eğer burada vaktimiz yetmeyecekse ikinci bir toplantıyı, üçüncü bir toplantıyı yapalım.

Şimdi, bu plastik çöp ithalatıyla ilgili, ben, biliyorsunuz, Bakanlığınıza çok soru önergesi verdim, Meclis araştırması istedim, çok gündeme getirdim tek kullanımlık plastikleri de. Şimdi, en son CİMER'den yaptığım başvuruya yanıtta bilmem yüz kırk konteyner Mersin Limanı'nda, bilmem kaç konteyner bilmem ne limanında plastik atıklar... Bunlar geri dönüştürülmesi imkânsız atıklar, karışık atıklar, temiz atıklar değil. Siz de ne yaptınız? Türkiye tabii çöp dağları oldu, ovalarımızdan, tarlalarımızdan çöpler çıkmaya başladı, şehirler arasındaki konteynerlerden Belçika'nın, Hollanda'nın çöpleri çıkmaya başladı, dere kenarlarında yakılmış, tarım arazilerimizi, derelerimizi kirleten yakılmış çöpler. Polietilen ithalatını yasakladınız, yüzde 70'i durdu. Bu sefer plastik ihracatçıları ayağa kalktılar, PAGEV vesaire ortalığı feryada verdiler ama bu konteynerler gelirken, dönüşmeyen atıklar gelirken hiçbirinin sesi çıkmıyordu. Demiyorlardı ki: "Bu işi kontrol edin doğru düzgün, burada bir sıkıntı olmasın, ülkemiz kirlenmesin." Şimdi ortalığı ayağa kaldırdılar ve duyuyoruz ki tekrar plastik atık ithalatı Türkiye'de kontrollü şekilde şey yapılacak. Biz artık ithal edilmesin demiyoruz ama önce kendi atığımızı dönüştürmemiz lazım. Türkiye'nin, şu an, mevcut çöpünde bulunan plastik ham maddesini biz dönüştürebilirsek bu geri dönüşüm, katı atık dönüşüm tesislerinin tamamını şeye sokabilirsek biz kendi ihracatımızı sağlayacak ham maddeyi zaten karşılayacağız. Niye cari açık yaratalım, dışarıdan milletin çöpünü alalım ülkemize? Bunun bir kısmı da biliyorsunuz geri dönüştürülemiyor, ya gömeceksiniz ya yakacaksınız. Türkiye'nin kendi çöpünü ham madde hâline getirebiliyor olması lazım. Biz Menderes'te hâlâ katı atık tesisimize, İzmir Menderes'te Tarım Bakanlığından ÇED onayı bekliyoruz. Niye? Bazı siyasi arkadaşlarımızın siyasi rekabet sebebiyle yaptığı kapris yüzünden. Bunu yapabiliyor olmak lazım...

HASAN KALYONCU (İzmir) - Yanlış.

MURAT BAKAN (İzmir) - Yanlış değil, ben iyi biliyorum.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Tarım arazisi...

MURAT BAKAN (İzmir) - Tarım arazisi değil. Gölova köyüne kaç defa gittin?

HASAN KALYONCU (İzmir) - Çok.

MURAT BAKAN (İzmir) - Gölova köyüne? Benim dışında giden milletvekili yok Gölova köyüne, yörük köyü. Belki bu işten sonra gitmişsindir bir kere.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Muhtara gidelim soralım.

MURAT BAKAN (İzmir) - Sorarız, gidelim soralım. Gidelim muhtar Murat'a.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Gidelim soralım.

MURAT BAKAN (İzmir) - Sorarız, yeni gitmişsindir yani ben senelerdir gidiyorum.

Şimdi, dolayısıyla, bu plastik atık ithalatıyla ilgili ciddi anlamda bir ön çalışma yapmadan bu kapının aralanmaması gerekir, yani bununla ilgili ciddi çalışma yapılması lazım. Niye? INTERPOL'ün raporu var. INTERPOL diyor ki: "Plastik atık ithalatı aynı zamanda suç rotalarını belirliyor." Fas'ta Çevre Bakanı istifa etti, niye istifa etti? Karışık atık geldiği için, yakıldığı için. Bu atıkların balyalarının dışına temizlerini koyuyorlar, kirlileri de içine koyuyorlar. Dolayısıyla iyi bir kontrol mekanizması kurulamazsa, gümrüklerde bunlar iyi analiz edilemezse bize karışık atıklar yine gelmeye devam edilir, para kazanılır, ülkemiz de çöp sömürgesi olur Avrupa Birliği'nin. Bu konu çok hassas bir konu, bunu sizinle paylaşmak istiyorum.

Kanal İstanbul'la ilgili arkadaşlar çok söyledi ama iklim krizi açısından bir iki değerlendirme yapacağım. Ekolojik açıdan doğru bir değerlendirme yapılmamış Kanal İstanbul'la ilgili. Proje alanında deniz, göl, dere, bataklık, kumul, sazlık, orman, tarım, mera, maki, kayalık ekosistemler var. Burada çok sayıda canlı türü var ve bunlar taşınma yöntemiyle korunacak gibi bir rapor var. Hâlbuki, taşıma, doğal olarak hayatını sürdüremeyenler için geçerli. Eğer burada bir taşıma yapılırsa bunların yeni gittikleri habitatlarda var olup olmayacaklarını bilmiyoruz, oradaki biyolojik çeşitliliğe zarar verecek Kanal İstanbul. Dolayısıyla önemli bir eksiklik bu.

Bir başka konu bu çıkacak hafriyatla ilgili. Çıkacak hafriyatın Karadeniz kıyısına döküleceği söyleniyor. Bu da çok ciddi tehlike, zaten hafriyat atıklarını dolgu olarak kullanmak yönetmelik gereği yasak, yasak olan bir şey yapacağız diyorsunuz ve oradaki deniz ekosistemini tamamen öldürecek bir şey hafriyatın dökülecek olması Karadeniz kıyılarına. Çok sayıda organik maddeyi de denize dökmüş olacaksınız böylelikle. Yer altı sularıyla ilgili arkadaşlar söylediler riskleri.

Tek kullanımlık plastiklerle ilgili yasaklanmalı diye ben Mecliste üç yıldır bas bas bağırıyorum. Sayın Mehmet Emir Birpınar'a da bir gün yine Komisyonda söyledim "Yasaklayın şunu." Dedi ki: "Bunun üreticileri var, sanayicisi var, bir anda yasaklarsak sıkıntıya girerler." Ama bu başka türlü olmuyor. Avrupa Birliği'nde bir rapor yayınlamışlar, geçen elime geçti, şu an yanımda mı bilmiyorum... Okyanusa giden plastik Akdeniz'den, plastiğin en büyük kirleticisi Türkiye. Bir numarada Türkiye var, iki numarada İtalya var. Yani bizim buradaki kirletmemiz okyanusa gidiyor yani Akdeniz'i geçiyor.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Ya, bu iddia çok büyük iddia. Ya bu mümkün değil ki.

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet, Sayın Bakan, ben boşa bir şey söylemem, elimde bununla ilgili şey var.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Müddei iddiasını ispatla mükelleftir.

MURAT BAKAN (İzmir) - Tabii, ben ispat ederim, ispat edemeyeceğim bir şeyi de iddia etmem.

Bir başka konu, şimdi, karbon emisyonunu düşüreceksiniz. Siz müzakereci kurumsunuz Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak. Elektrikli otomobili dünya teşvik ediyor, elektrikli otomobilde Norveç bir numara dünyada. Bakın, Norveç'in aldığı tedbirler: 90 yılından beri hiçbir ithalat ve satın alma vergisi yok Norveç'te elektrikli otomobile. 2001 yılından beri satın almada yüzde 25 olan KDV istisna Norveç'te. 96 yılından beri yıllık yol vergisi istisnası var, yol köprü harcı istisnası var -dolu- araç kiralamada yüzde 25 KDV istisnası var. Biz ne yaptık? Elektrikli otomobile dünya teşvik uygularken biz ÖTV'yi yüzde 400 arttırdık Sayın Bakan. Siz, ilgili bakanlıklarla, bununla ilgili de adımı atmakla, gerekli müzakereyi yapmakla sorumlusunuz. Ya, Ulaştırma Bakanlığına diyeceksiniz ki "Kardeşim, sen iklim krizini değerlendirerek yapacaksın." ya da Maliye Bakanlığıyla ilgili. Bu, sizin sorumluluğunuzda. Türkiye'de elektrikli otomobil almak imkânsız hâle geldi, hâlbuki elektriği teşvik etmemiz lazım. Bir de yerli otomobil projemiz var, TOGG diye. Yerli otomobil projesi ne? Elektrikli otomobil. Öyle değil mi? TOGG.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Murat Bey, şu olamaz mı; nasıl olsa yerli otomobil çıkıyor, beklesinler biraz diye?

MURAT BAKAN (İzmir) - Ya, olur mu? Yani karbon emisyonunu korumak amaç.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Bir iki sene içinde çıkıyor.

MURAT BAKAN (İzmir) - Kimse araba almak için beklemez, merak etmeyin Sayın Bakan.

Dolayısıyla, bu, elektrikli otomobille ilgili de yapılması gereken konular var. Ama en önemlisi Paris.

Komisyonumuza katıldığınız için tekrar teşekkür ediyorum.

Bakın, kısaca da hallettim Sayın Bakanım.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Teşekkür ederiz, sağ olun.

MURAT BAKAN (İzmir) - Rica ederim.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şeyi unuttunuz, hani, zirai mücadele ilaçlarında kullanılan o bidonların geri... Onu da söyleyin bir zahmet.

MURAT BAKAN (İzmir) - Tabii, söyleyelim onu da. Onu Vehbi söylüyordu daha ziyade.

Zirai ilaçlamada kullanılan şeylerin plastikleri zehirli atık. Onlarla ilgili ciddi anlamda...

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Derelere atıyorlarmış.

MURAT BAKAN (İzmir) - Derelere, nehirlere atıyorlar, tarım arazilerine bırakıyorlar. Bunların toplanmasıyla ilgili ciddi cezai yükümlülük getirmek lazım satın alana. Yılda 7.500 tondan bahsediyoruz, bu çok önemli.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Vehbi Bey mi demişti onu?

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Evet, evet.

MURAT BAKAN (İzmir) - Bir de bu Çevre Ajansı, doğru, kuruldu ama bizim birçok eleştirimiz var kurulma şekliyle ilgili, hatırlarsanız, yani yapılanmasıyla ilgili. Onu daha önce söylemiştim zaten. Ama tutanaklara geçti.

Sağ olun.