| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3632) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 27 .05.2021 |
İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli başkanlar, üyeler; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum, Adalet Bakanlığı mensuplarına da hoş geldiniz diyorum. Bu teklifi hazırlayan grup başkanı, üyelerine de emekleri için teşekkür ediyorum.
Şimdi, tabii, yaşadığımız ortam itibarıyla hâliyle bizim Komisyon Başkanımız veya Sözcümüz olsun, HDP Komisyon Sözcüsü olsun ister istemez bu çerçevenin dışına çıktılar, teklif çerçevesinin dışına çıktılar çünkü sadece teklifi okumakla Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu anlamak zor. Ama Sayın Başkan, belki konuklarımızı bir tanısak -zannediyorum, hani biz burada biliyoruz ki sadece hukukçulardan oluşan tek komisyon Adalet Komisyonu, bu bakımdan çok önemli ama- en azından tanımakta yarar var.
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Evet Hocam, isterseniz o zaman -toplantının başında, hepsi geldikten sonra tek tek okuruz diye şey yaptık ama- mevcutları size takdim edeyim.
Sayın Niyazi Acar, Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdürümüz; Sayın Yunus Alkaç, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürümüz; Mehmet Ökmen, Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdür Yardımcımız; Mustafa Artuç, Yargıtay 14. Ceza Dairesi Üyemiz; Fatih Güngör, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Daire Başkanımız; Neşe Tok Toptaş, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevfikevleri Daire Başkanımız; Rıdvan Özkan, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Tetkik Hâkimi; Aslan Uslu Yargıtay Cumhuriyet Savcısı; Hamdi Taşyapan Adalet Bakanlığı Tetkik Hâkimi; Halil Yıldız yine Tetkik Hakimi, Çiğdem Erman Türkiye Barolar Birliği Temsilcisi avukat arkadaşımız, Gökhan Uslu Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdürlüğü Tetkik Hâkimi...
Evet, Hocam buyurun.
İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Evet, teşekkürler, hepinize...
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Hiç insan hakları derneklerinden temsilci yok mu? Mahkûm ailelerinden, insan hakları savunucularından yok yani.
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Bir saniye, yazdığımız kurumları ben size söyleyeyim. Saat 15:00 olarak ilan etmiştik ama sonra saat değişikliği yapınca durum değişti.
Kamu Denetçiliği Kurumunu davet ettik, öğleden sonraki toplantımıza iştirak ederler. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanlığını davet ettik, İçişleri Bakanlığını davet ettik, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığını davet ettik.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Tamam, öğleden sonra gelirler o zaman.
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Buyurun.
İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Tekrar bütün konuklarımıza hoş geldiniz diyorum, çünkü onların bulunması çok önemli hem uygulamadan bize aktaracakları bilgiler açısından önemli hem de bizim yapacağımız tespitler ve eleştiriler onlar tarafından mutlaka...
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Maskeyle konuşmak sizi çok zora sokar biraz sonra, çıkarın isterseniz.
İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Teşekkürler, sağ olun.
Bizim yapacağımız tespitler açısından, yönelteceğimiz eleştiriler ve bunların dikkate alınması açısından da konuklarımızın burada hazır olması çok önemli; dileriz ki sivil toplum örgütü ve diğer paydaşlar da gelirler ilerleyen saatlerde.
Evet, şimdi, ben Anayasa Komisyonu üyesi olmakta birlikte mesaimin daha fazlasını Adalet Komisyonuna verdim ve vermeye çalışıyorum çünkü Anayasa Komisyonu daha az çalışıyor ve bu çerçevede bu metin, karşımızda bulunan metinle ilgili, yasa önerisiyle ilgili ilk saptamam Yargı Reformu Strateji Belgesi ve İnsan Hakları Eylem Planı'na yollama yapmakla olacak; acaba bu gerek tam iki yıl önce açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde gerekse yaklaşık üç ay önce açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı'nda yapılan tespitler, saptamalar, eleştiriler ve öneriler ne ölçüde dikkate alınmıştır? Bunun saptanması önemli çünkü bu arada, yani Yargı Reformu Strateji Belgesi'nden sonra Adalet Komisyonunda birçok yasa teklifi görüşüldü ve bunlar içerisinde en önemli olanları 7188 sayılı Yasa ile 7251 sayılı Yasa, bir de özel af niteliğinde olan 7242 sayılı Yasa'dır. Ve bunların hemen hemen hepsi torba yasa niteliğinde olan yasalardır ve mesela, 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 69 maddelik Kanun bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesi tarafından 7'ye karşı 8 oyla reddedilmiştir bütün olarak ki 7 oyun, bildiğiniz gibi bazen 1 muhalif oyun bile değeri çok fazla ama 7 Anayasa Mahkemesi üyesi bunun tümden iptal edilmesi gerektiği yönünde oy kullanmışlardır.
Şimdi, bu açıdan bakıldığı zaman ilk saptama şudur, içeriğe girmeden ilk tespit: Ben özellikle vurguladım, hepimiz hukukçuyuz, Adalet Komisyonunun belki tek özelliği ve konuklar da hep hukukçu ve bazı kanunlar Adalet Komisyonuna yakışmıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisine de yakışmıyor aslında ama bu torba yasa uygulaması Adalet Komisyonuna hiç yakışmıyor; ne var ki bunda ısrar eden bir yaklaşım söz konusu.
Şimdi, bu bakımdan mesela, arkadaşların da, sayın üyelerin de değindiği üzere 8 ve 9'uncu maddeler esasen yaklaşık bir ay önce 3716 sayılı Yasa'dan Genel Kurulda geri çekildi itirazlarımız sonucu çünkü onlar Anayasa'ya aykırılıkla malul olan maddelerdi -mahpus hakları, biraz sonra değineceğim- ve geri çekildi. Olumlu bir adım geri çekilmesi kuşkusuz çünkü bunlar Plan ve Bütçe Komisyonu yoluyla gelmişti, ne ilgisi varsa, nasıl koymuşlarsa hapishanelerin durumunu Plan ve Bütçe Komisyonuna? Geri çekilmiş ama şimdi kayda değer bir değişikliğe uğramadan buraya gelmiş bulunuyor ama bununla sınırlı değil, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen ve geçen hafta Genel Kurul aşamasında Sigortacılık ile Diğer Bazı Alanlara İlişkin Kanunlarda ve Bir Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'dan çıkarılan 2 madde dün Komisyon aşamasında -sizin, benim katılamadığım- yasa önerisine eklendi.
Şimdi, Sevgili Başkan, değerli üyeler; Adalet Komisyonu bir tür Plan ve Bütçe Komisyonunun bugüne değin oynadığı işlev, tabii, tırnak içerisinde, bir torba komisyon işlevine mi büründü, bir bakıma torbalar arasında geçiş komisyonu mu oldu? Burada bunu eleştiri ve öz eleştiri olarak alabilirsiniz -beni dışarıdan görmeyin, Adalet Komisyonunun fiilî üyesi olarak görebilirsiniz- buna da dikkat çekmek istiyorum. O zaman, Adalet Komisyonu Bütçe Komisyonunda kirletilen maddeleri aklama yeri olmamalıdır; dolayısıyla, burası çünkü hukukçulardan oluşan Komisyon. Orada yönelttiğim eleştirilere hukukçu olmadıkları için kızıyorlardı ama biz hukukçu olarak öz eleştiri yapma yeteneğine nesnel olarak sahip olduğumuz için kızma yerine gereğini yerine getirmek için önlemler alabiliriz diye düşünüyorum.
Şimdi, bu itibarla birkaç hususa bu çerçevede değinmek istiyorum benden önce yapılan konuşmalarla çakışmaması kaydıyla. Bugün bilindiği gibi 27 Mayıs; 27 Mayıs 1960 dönemi, darbesi ve onun anılması. Şimdi, sabahleyin televizyonu açar açmaz hemen büyük sözler, büyük değerlendirmeler yapıldığına tanık oldum, tabii, onlara girmeyeceğim ama biz tam bir yıl kadar önce -tıpkı Karma Komisyon olarak geçen ay ve geçen hafta Adalet ve Anayasa Komisyonu uzlaşmasıyla belirli bir aşama kaydettiğimiz üzere- Haziran 2020'de Anayasa Komisyonu olarak yine uzlaşma yoluyla 27 Mayıs sonuçlarının, mağduriyetlerinin ortadan kaldırılması amacıyla bir af yasasına imza attık. Şimdi, bu önemliydi fakat orada vurguladığımız husus şu idi: Evet, darbelerin neden olduğu mağduriyetleri ortadan kaldıralım ama eşit bir biçimde yani sadece 27 Mayıs değil 12 Mart, 12 Eylül ve diğerleri 15 Temmuza kadar eşit biçimde kaldıralım. Şimdi, bu açıdan bakıldığı zaman, mesela, şu anda yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl uygulaması döneminde yürürlüğe konulan OHAL kanun hükmünde kararnameleri ek listelerine adları yazılan binlerce, on binlerce kişi yargısız infaza tabi tutuldu ve onlar terörist olarak nitelendirildi. Şimdi, 27 Mayıs darbesine karşı çıkarken bugün yaşadığımız askerî olmayan ama dünya hukuk tarihinin en büyük yargısız infazı olarak nitelendirilecek kanun hükmünde kararname ek listelerine adları konan kişilerin mağduriyetleri konusunda susmak ise, geçmişteki mağduriyetleri sorgularken günümüzde yaşanan mağduriyetler karşısında sessiz kalmak tam da işte bu, ikiyüzlülük, çifte standart olmaktadır.
Şimdi, bu çerçevede, bizim geçen hafta yaptığımız Hâkimler ve Savcılar Kurulu seçimine ilişkin ilk toplantı ve sonraki toplantı arasında bilmiyorum kaçınız fark ettiniz 2 hukuk fakültesi kuruldu, 2 hukuk fakültesi kuruldu. Şimdi, ben bütün üyelerin hukukçulardan oluştuğu heyete sorsam: Türkiye'de kaç hukuk fakültesi var acaba? Hiçbiriniz cevap veremezsiniz.
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - 103.
İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Acaba, Abdullah Bey, üç ay önce siyasal saiklerle kurulan Boğaziçi Hukuk, 1 Mayıs Resmî Gazetesi'nde ilan edilen Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Hukuk Fakültesi de dâhil mi buna?
İkinci sorum şu: Acaba, bu dönemde OHAL KHK'leriyle hukuk fakültelerinden kaç araştırma görevlisi, kaç doktor öğretim üyesi, kaç doçent ve kaç profesör gece yarılarında üniversite dışına itildi, bırakıldı ve onların ne kadarı üniversiteye geri döndü?
Şimdi, sayın üyeler, değerli Adalet Bakanlığının üst düzey mensupları; biz, bu iki konuyu sorgulamazsak eğer, bu yaptığımız yasaların sonuçları bakımından hep göreceli bir sonuca ulaşma veyahut da tersi yönde sonuçların doğmasıyla karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır. Çünkü biz, burada Hâkim ve Savcılar Kurulunun -Yüksek Kurulu esas itibarıyla- en nitelikli üyelerini belirlemek için uzlaşma arayışında iken hiçbirimizin haberi olmadan bir gece yarısı 2 hukuk fakültesi kuruluyor. Peki, biz nitelikli hukukçuları nasıl yetiştireceğiz? Çok sayıda kurulan hukuk fakülteleriyle mi yoksa çok nitelikli öğretim üyelerinin üniversite dışına gece yarılarında yine kararnamelerle atılması suretiyle mi? Bunu sorgulamamız gerekiyor. E, bunu sorgulamadığımız zaman, belki yirmi yıl, otuz yıl sonra bizi sorgularlar, biz nasıl ki 27 Mayıs yargılamalarını, 12 Martı ve 12 Eylül yargılamalarını bugün sorguluyor isek.
Şimdi, tabii, bu konularla demokratik siyaset alanı ile demokratik toplum alanının daraltılması, giderek fiilî durumlarla, uygulamalarla daraltılması arasında doğrudan bir ilişkinin bulunduğunu da kaydetmek gerekir.
Şimdi, doğrudan doğruya bu teklife dönecek olursam, bu teklifin öncülü olan 7242 sayılı Kanun, Af Kanunu. Bunu çok tartıştık, çok itiraz ettik ve çifte anlamda Anayasa Mahkemesine götürdük; bu itibarla Anayasa Mahkemesinin de sorumluluğunu bu vesileyle hatırlatmak gerekir. Neden buna özellikle değiniyorum? Çünkü mahpus hakları açısından eşitlik ilkesi geçerlidir ve mahpus haysiyeti bakımından da hangi suçu işlemiş olursa olsun kural olarak eşit haysiyet ilkesi geçerlidir, yaşam hakkı önünde de eşitlik ilkesi uygulanır ve o nedenle geçen yıl yapılan afla önemli bir ayrımcılık yapıldı, kayda değer bir ayrımcılık yapıldı. Bu nedenle "özel af" dedik ve mesela, özel afla çıkan suç örgütü başının, Türkiye'nin kurucu partisinin Genel Başkanını tehdit edişine tanık olduk, bazı siyasi odaklar da onun hamiliğine soyundular ve şimdi neye tanık oluyoruz? Yine, başka bir biçimde cezaevinde kalmış, suç araçlarıyla tamamen kamuoyunda bilinen ve şu anda da son günlerde izlenme rekorları kıran bir çetebaşı oluk oluk kan akıtmaktan söz etmişti, barış akademisyenlerinin kanını akıtacaktı ve sonra bizim neden meşru olmadığını üç yıldır vurgulamaya çalıştığımız 2017 Anayasa değişikliğine destek amaçlı büyük mitingler düzenlemişti Anadolu'da ve onları desteklemişti.
Şimdi, bu açıdan, anayasızlaşmanın olduğu yerde, hukuktan uzaklaşıldığı ölçüde hukuk dışı zeminlerin, ortamların oluşması ölçüsünde çeteleşmenin kaçınılmaz olduğuna bugün bütün acı gerçekleriyle tanık olmaktayız. Bu açıdan, tabii ki bizim son üç yılda özellikle bu komisyonlarda ve Genel Kurulda dillendirdiğimiz demokratik anayasa talebinde haklılığımız, Türkiye'nin parti başkanı tek kişi tarafından neden yönetilemeyeceğine dair haklı eleştirilerimiz, esasen, onların mimarı olan her iki partinin Cumhur İttifakı liderinin 1 Şubat akşamı yaptığı açıklamayla sivil anayasa yönünde ve ortağının da yine bir anayasa taslağı hazırlamak suretiyle 16 Nisan 2017'de oylanan parti başkanı yoluyla devlet ve hükûmet yönetimi sisteminin yürümeyeceğini, sürdürülemezliğini ortaya koymuş bulunuyor. Peki, neden buna değiniyorum? Değinmemin nedeni şu: Evet, biz Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerini seçtik burada, uzlaşma yoluyla seçtik. Evet, en nitelikli üyelerde uzlaşamasak da vasat nitelikte bir uzlaşma oldu ama gelin, görün ki ne kadar uzlaşsanız da esasen 6 üyenin yürütme tarafından tek başına belirlendiği ve yargının tümüyle dışlandığı bir Hâkimler ve Savcılar Kurulu olduğu sürece hâkim ve savcıların bağımsızlığını ve güvencesini sağlamak mümkün olmayacaktır. Bu açıdan tabii, yargı bağımsızlığının ve bunun sağlanmasının Anayasa yoluyla ne denli önemli olduğunu vurgulamak gerekir.
Şimdi, somut olarak... Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala'nın süregelen tutuklukları, yargı reformu konusunda karşı karşıya bulunduğumuz durumun acı ve somut gerçekleridir veyahut da 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma katliamının faillerinin olası kastla cezalandırılmaları yönündeki Yargıtay kararı sonrası Yargıtay heyeti değiştirilerek söz konusu karar aleyhe bozulmuştur. Gezi davası sürecinde ise FETÖ'cü savcıların iddianamelerinin kıymetlendirilmesine ve beraat kararı sonrasında bozma kararı ile bir kumpas davası girişimine tanık olmaktayız.
Şimdi, bakın, burada, tıpkı biraz önce değindiğim Soma davası örneğinde olduğu gibi, gece yarılarında üniversite dışına atılan öğretim üyelerinin başvurabildikleri tek merci, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu olmuştur; o ise beş yılda bunları sonuçlandıramamıştır fakat sonuçlandırdığı ve reddettiği dosyaların Ankara İdare Mahkemesine götürülmesi sonucu olumlu karar veren İdare Mahkemesinin heyeti değiştirilmiştir. Demek ki bu heyet değiştirme, Yargıtay heyetinin değiştirilmesi istisnai değildir Soma davası sonrası, idari yargıda da bu söz konusu olmaktadır. Demek ki münferit uygulama değil, bilinçli olarak tanık olduğumuz uygulamadır. Şimdi, bu açıdan bakıldığı zaman, hani, bu reform girişimi veyahut da torba yasayla yapılan düzenlemenin getireceği ve götüreceği bu açılardan mutlaka ele alınmalıdır.
Ben şimdi maddelere girmeyeceğim. Tabii ki hani bu tabloyu çizdim ama bu şu anda Adalet Bakanlığının burada bulunan temsilcilerinin sorumluluğunda değil veyahut da bu teklifi hazırlayan vekillerin sorumluluğunda değil ama bu, Türkiye'nin sorunudur, Cumhur İttifakı'nın sorunudur, bizim de tabii, demokratik anayasa arayışında üzerinde durmamız gereken önemli, genel sorunlardır.
Fakat burada esasen dikkat çekeceğim husus, başında da belirttiğim üzere bu 7316 sayılı Yasa'dan Genel Kurul aşamasında çekilen ve kayda değer bir değişikliğe tabi tutulmadan buraya konulan mahpus haklarıyla ilgili 2 maddedir ve bu 2 madde 8'inci madde ve 9'uncu maddedir. Bu maddeler -Plan ve Bütçe Komisyonunda- yapılan görüşmeler sonrası Genel Kurulda yapılan itirazlar sonucu çıkarılmıştı ama buraya getirilmesi ve konuluş biçimi dikkate alındığı zaman, birçok ilkeyi ihlal etmesinin yanı sıra esasen mahpuslar arasında eşitlik ilkesi, mahpusların özellikle haysiyet yönünden eşitliği ilkesini ihlal etmektedir ve burada göz ardı edilen önemli bir konu, mahpus olmak işlenen suçun yaptırımıdır. Yani demir parmaklıkların arkasında bulunmak beş yıl, on yıl, on beş yıl başlıca yaptırımdır, o özgürlüğünden alıkonulmak başlıca yaptırımdır ama şunu çok karıştırıyoruz, özgürlüğünden alıkonulmak haklardan alıkonulmak anlamında değildir, özgürlüğünden alıkonulmuştur bir kişi fakat mahpus olarak birçok haktan yararlanmaya devam eder; bunun başında da iletişim hakları, haberleşme hakları gelmektedir.
Bu açıdan bu 2 madde çok sorunludur. Şimdi, eğer girersem bunların içine, sıradaki vekillerin hakkına tecavüz etmiş olurum. O bakımdan, bu 2 madde üzerinde özellikle daha ilerleyen saatlerde konuşma hakkım saklı tutulmak kaydıyla ve bu 2 maddenin ya geri çekilmesi veyahut da Anayasa'ya uygun bir yazıma tabi tutulması gereğini vurgulamak suretiyle sözlerimi burada sonlandırıyorum.
Hepinize dinlediğiniz için, sabrınız için teşekkür etmek istiyorum.