KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Hocam, teşekkür ederiz sunumunuz için.

Ben sizin sunumunuzla ilgili bir katkıda bulunmayacağım, usulle ilgili bir konuşma yapmak istiyorum Sayın Bakan.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Üç dakika süreniz var.

MURAT BAKAN (İzmir) - Şimdi, Komisyona davet edileceklerle ilgili biz size bir liste verdik ve bu konuda da size yetki verdik bu işler hızlı yürüsün diye ama bize hangi sivil toplum örgütleri gelecek, hangi akademisyenler gelecek, hangi bilim adamları gelecek olduğunu bir iki gün önce siz bildiriyorsunuz. Bunlarla ilgili bir müzakeremiz, bir tartışmamız yok. Bu konulara son derece hâkim bilim adamları da geldiği gibi, konuyla uzaktan ilgisi olan... Mesela, buraya İTÜ ağırlıklı bilim adamları davet ediliyor ama bizim davet ettiğimiz, önerdiğimiz çok değerli, iklimle ilgili çalışan isimlerle ilgili "Yeterince dinledik." diyorsunuz.

Süre konusunu ben anlayabilmiş değilim. Bu Komisyon, İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonu. Bizim yeterince vaktimiz var milletvekilleri olarak. Sizin vaktiniz yoksa vekiliniz var, o devam eder. Biz niye üç dakika süre sınırı koyuyoruz? Bilim adamları işini ne kadar sürede yapabilecekse o kadar konuşur. "Yirmi dakika bitti, yazılı verin soruların cevaplarını." diyorsunuz, burada bir müzakere, bir tartışma ortamı yaratmıyorsunuz. Yani Komisyon ortak akılla hareket etmesi gereken bir Komisyon ama Komisyonun şu anki işleyişi Veysel Eroğlu komisyonu, Veysel Eroğlu'nun yaptıkları, yapamadıkları, eleştirileri, davet ettikleri, etmedikleri. "Süreyi ben belirledim, üç dakika süreniz var, bitti." diyorsunuz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu Komisyona, Meclis İçtüzüğü gereğince, komisyon yönetmeliği gereğince, biz çağırırız Parlamentodaki arkadaşlarımızı, hepsini üçer dakika konuştururuz ama derdimiz bizim üzüm yemek. Burada birlikte istişare edeceksek, birlikte müzakere edeceksek, sağlıklı bir çalışma yapacaksak, bu ülkeye, bu vatana en önemli konuda, iklim krizi gibi bir konuda katkıda bulanacaksak biz burada olalım yoksa bizim burada olmamızın anlamı yok. Siz tek başınıza çağırın bilim adamlarını, istediğinizi, istediğiniz kadar konuşun, konuşturun, anılarınızı anlatın, milletvekilleri konuşmasın.

Şimdi, belki üç dakika yetmedi, belki arkadaşımız çok daha katkıda bulunacak şeyler söyleyecekti ya da bir başka arkadaşımız. Bunu doğru bulmuyoruz. Usulle ilgili ya yeniden konuşalım, tartışalım, birlikte müzakere edelim, Komisyonu sağlıklı çalıştıralım. Biz üç dakika konuşmayacağız, ne kadar süre gerekiyorsa o kadar konuşacağız ve öyle yaptık. Benim bir dakika konuştuğum da var, iki dakika konuştuğum da var, on dakika konuştuğum da var; ne kadar ihtiyaç varsa o kadar konuşuyoruz.

Yani Sayın Başkan, milletvekilinin konuşmasını Komisyonda sınırlamak nasıl bir şeydir?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Var, İç Tüzük'te var efendim; öyle şey olur mu, zamanında bitirmemiz lazım.

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, burayı bir tahakkümle yönetmenizi doğru bulmuyoruz; burayı ortak akılla, Komisyonun hep birlikte...

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Buna siz sebep oldunuz, kusura bakmayın.

MURAT BAKAN (İzmir) - Ben süremi, verdiğiniz süreyi kullanayım madem. Yani bizim süremize de müdahale edecekseniz, şimdi, böyle karşılıklı konuşacaksak bu da uygun bir şey değil.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şimdi...

MURAT BAKAN (İzmir) - Yani Komisyon sizin tahakkümünüzle gidiyor, böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Yok ya, öyle olur mu hiç, en demokratik şekilde yönetiyoruz.

MURAT BAKAN (İzmir) - Bizim, milletvekillerinin konuşmalarını üç dakikayla sınırlayamazsınız.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Ne olacaktı? Süreler yarım saat ama genelde bir saat sürüyor. Yani netice itibarıyla, burada da belli bir süre var.

MURAT BAKAN (İzmir) - Sivil toplum örgütleri öneriyoruz...

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Geliyor, geliyor efendim.

MURAT BAKAN (İzmir) - ....sivil topluma örgütlerinden hangisi gelecek, hangisi gelmeyecek, bilmiyoruz.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Her hafta ilan ediyorum, geçen hafta...

MURAT BAKAN (İzmir) - Yani bir davet edersiniz, otururuz müzakere ederiz; hiçbir müzakere yok, kendi başınıza karar veriyorsunuz.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, bütün listeyi aldık, listeye göre hepsini çağırıyoruz, hepsini çağırıyoruz.

MURAT BAKAN (İzmir) - Göreceğiz.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Hepsini çağırıyoruz.

MURAT BAKAN (İzmir) - Dün "Erinç Yeldan" diyorum, Boğaziçi Üniversitesinden Hoca "Birlikte çalıştık." diyor, "Ekonomiyle ilgilisini, iklim krizinin Türk ekonomisine nasıl etkisi olacak?"ı anlatacak "Bitirdik, çok hoca geldi." diyorsunuz.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, kusura bakmayın, şimdi, bazı hocaları davet ediyoruz "Vaktim yok." diyor, gelmek istemiyor. Boğaziçi Üniversitesinden, Marmara Üniversitesinden talep ettiğiniz hocalar gelmek istemedi, zorla getirecek hâlimiz yok.

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Bakan, otururuz karşılıklı konuşuruz, müzakere ederiz; bu bir sorun mudur yani?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Her toplantının başında söylüyorum kimin katılacağını ve aşağı yukarı listedeki herkesi de çağırmaya gayret ediyoruz ama bizim burada istediğimiz şu: Bu konuda uzman olsun.

MURAT BAKAN (İzmir) - Salı, çarşamba çalışıyoruz, perşembe de çalışalım. Çok yoğunsanız siz, işiniz varsa vekiliniz var, sözcünüz var, onlar yönetsin.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, doğru da en devamlı olan benim. Yani benim çok işim olsa bile buraya çok önem verdiğim için geliyorum.

MURAT BAKAN (İzmir) - O zaman bir gün daha uzatalım, perşembe de çalışalım, bizim bir süre sıkıntımız yok.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Arkadaşların takdiri; normalde, takdir...

MURAT BAKAN (İzmir) - "Üç dakika" ne demek "üç dakika" yani?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, bakın, şu ana kadar çok iyi yönettik, kusura bakmayın ama bu işin provoke etmek doğru bir şey değil ya, ben istediğiniz şekilde veriyorum.

MURAT BAKAN (İzmir) - Hocam, eleştirilecek bir şey olmadığı sürece ben eleştirmem, eleştirmedim de. Komisyon çalışmalarının başından beri teşekkür ettiğimiz zaman da var, eleştirdiğimiz zaman da. Bu tutum doğru bir tutum değil.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Hayır, bu tutum doğru ve yani hakikaten bence çok rahat, istediğiniz kadar konuşuyorsunuz, konuşalım da dedim.

MURAT BAKAN (İzmir) - Nasıl konuşuyoruz, üç dakika süre veriyorsunuz. Komisyonun personeli üç dakika bitince oradan... Arkadaşın süresi bitti, benim de bitti, şeyin de bitti.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, doğru ama bunu neticede, siz...

MURAT BAKAN (İzmir) - Yani zaten bunu suistimal edecek bir vekil var mı burada?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Yok, şimdi, bakın, bu Komisyon çok iyi yürüyordu, belki örnek bir komisyon olacaktı ama arkadaşımız maalesef... Hoca da daha sonra yazılı olacak verecekti, ben de ne bileyim hangisine önce cevap verecek. Bir saat de dolduğu için hocamıza da dedik ki: "Hocam, saat üçe kadar beş dakika daha konuşun, soruların gerisine yazılı cevap verin." Hangisine cevap verdiğini, hangisine cevap vermediğini, onları ben takdir edemem, Hoca takdir eder. Bunu da söyledik, hemen itiraz etti. O zaman, dedim ki: "Buyurun, o zaman sınırlayalım, birlikte karar verelim." Ama kusura bakmayın, bu şekilde de bizim müsamahamızı serbest bir şekilde...

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, burada böyle bir müsamaha değil... Milletvekilinin konuşacağı yerdir burası. Böyle bir ortamda bizim zaman sınırımız yok.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, doğrudur ama İç Tüzük açık.

MURAT BAKAN (İzmir) - Genel Kurul çalışması yapmıyoruz, burası komisyon çalışmasıdır ve bu bir araştırma komisyonudur.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Hayır, Genel Kurulda da komisyonda da araştırma komisyonunda da İç Tüzük...

HASAN KALYONCU (İzmir) - Şimdi, cevapların yazılı gelmesi ile sözlü söylenmesi arasında fark var mı?

MURAT BAKAN (İzmir) - Hayır, cevapla ilgili ben bir şey demiyorum; ben, milletvekilinin konuşma süresinin üç dakikasıyla ilgili söylüyorum.

HASAN KALYONCU (İzmir) - He, o ayrı, o başka.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, konuşma süresini sınırladık mı şimdiye kadar, sınırladık mı?

MURAT BAKAN (İzmir) - Yani Sayın Başkan, kim istismar etti konuşma süresini? Burada gelip saatlerce konuşan mı oldu?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, ben dedim ki...

MURAT BAKAN (İzmir) - En çok konuşan sizsiniz yine.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Ya, o zaman toplayalım; çıkarsınlar en çok konuşan kim, onu belirleyelim.

MURAT BAKAN (İzmir) - Tamam, belirleyelim, var tutanaklarda.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam, çıkaralım.

En çok konuşan ben değilim. Söylemek istediğim çok şey var, faydalı olur diye söylemek istiyorum ama...

MURAT BAKAN (İzmir) - O zaman siz de söyleyin, hepimiz söyleyeyim.

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - O zaman ayrı bir gün ayrı bir sunum yapın size bize.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şimdi, arada bilgi ve tecrübemi aktarmamda mahzur var mı acaba?

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - Onda hiçbir mahzur yok ama...

MURAT BAKAN (İzmir) - Bizim aktarmamızda var mı?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Yok, mahzuru yok ama...

MURAT BAKAN (İzmir) - Yoksa rahat bırakın.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Cevaplar konusunda çıktı bu iş.

MURAT BAKAN (İzmir) - Cevapla ilgili bir şey demiyorum.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Cevaplar burada.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Efendim, cevaplar konusunda...

MURAT BAKAN (İzmir) - Ben onunla ilgili söylemiyorum, ben burada değildim o olay olduğunda.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Bir dakika, müsaade eder misiniz.

Arkadaşlar, cevaplar konusunda -kusura bakma- hocalar herkese cevap verecek durumda olmuyorlar. Hocalardan gelen bir şey var, kendi ihtisası olmuyor, siz soru soruyorsunuz, alakası yok.

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - Onu o söylesin, siz süre yönünde kısıtlamayın hocaları.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Yok, hocaları da sınırlayacağız.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Bizim zamanımız da değerli.

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - Neyse, ben kendime sıra gelince konuşacağım.

MURAT BAKAN (İzmir) - Hayır, diyelim de süreyi üç, beş dakika uzatalım, toleransı olur, esnekliği olur.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şimdi, bir dakika o zaman şöyle yapalım: Komisyonuz madem hep birlikte, birlikte karar verelim. Diyorsanız ki: "Ya, milletvekili arkadaşlarımız süresiz konuşsun."

MURAT BAKAN (İzmir) - Tabii ki süresiz, süreyi kendi sorusuna göre belirlesin. Yani burada, bu istismar edilirse o zaman şey yaparsınız.

MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) - Sevgili arkadaşlar, bakın, bu başladığından beri arada bir bu tartışmalar oldu ama Sayın Başkanımın her zaman sizlerin konuşmasını sınırlamama yönünde bir inisiyatif kullandı. Bunu takdir etmek gerekiyor. Tabii ki konuşulacak, tabii ki söylenecek ama bunu çok büyük bir mesele hâline getirmenin bir anlamı yok.

MURAT BAKAN (İzmir) - Değerli kardeşim, üç dakikayla sınırlanırsa bu, bir şey söyleriz. Bugüne kadar sevgili Sait Vekilim istismar eden oldu mu bu şeyi?

HASAN KALYONCU (İzmir) - Şimdi, siz yoktunuz ama konuşma, bu tartışma şuradan çıktı: Hocanın cevap vermesiyle. Sayın Vekilim dedi ki: "Sözlü cevap ver." Oradan çıktı. Şimdi, biz de diyoruz ki: "Sözlü cevapla yazılı cevap arasında hiçbir fark yok." Yani Hocaya...

MURAT BAKAN (İzmir) - Hoca da cevap vermek istiyorsa sözlü versin, vermek istemiyorsa vermesin.

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - Veremez. Bir bilgiye ihtiyacı varsa sonra versin.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Ama şimdi baştan beri gelen bütün uygulamada verebildiği kadarını verdi.

MURAT BAKAN (İzmir) - Cevap verebildiğini veriyor zaten.

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - Zamanı etkin kullanmak anlamında yazılı zaten.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Öyle veriyorduk, buna Nur Hanım itiraz etti.

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - Ettim, niye ettim ama, neden ettim? Sözü bana verdiğinizde söyleyeceğim neden itiraz ettiğimi.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Şimdi, olay bu. Eğer, süreleri sınırlandırmazsanız bu Komisyon bitmez.

Bir de milletvekilleri için de sınırsız, bitmeyen bir konuşma söz konusu olamaz.

MURAT BAKAN (İzmir) - Değerli Vekilim, milletvekilleri içinde bitmeyen bir konuşma yapan yok ki.

Bir de şöyle söyleyeyim: İlk toplantılarda, benim konuşacağım ilk Komisyon toplantılarında konuşacağımız konu çoktu ama giderek azalıyor. Niye? Tekrara düşüyoruz. Ben bu sefer yeni konuyla ilgili yeni şey söyleme ihtiyacı hissediyorum. Dolayısıyla, milletvekilinin konuşacağı şey zaten daralıyor giderek.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Murat Bey, Başkan da Sayın Vekilimin sorusuna cevap verecekti. Sayın Vekilimin sorusu direkt Başkanaydı. Daha önceki bir şeyle ilgili sulama kooperatifleriyle alakalı bir şeye...

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Evet, ona cevap verecektim, itiraz etti.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Başkan ona cevap verecekti, ortalık karıştı.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şimdi, efendim, bir dakika müsaade eder misin?

HASAN KALYONCU (İzmir) - Ondan sonra Orhan Bey devreye girdi.

MURAT BAKAN (İzmir) - Başkanım, bakın, uyum içinde, birlikte çalışalım istiyoruz. Derdimiz bu ülkeye, Türkiye Büyük Millet Meclisine, iklime katkıda bulunmak. Bugüne kadar yaptığımız konuşmalar belli, konuya ilişkin çalışmalarımız belli, hazırlanıp geliyoruz buraya, sunumları dikkatle dinliyoruz. Dolayısıyla, burada, bu Komisyonun ahengini bozmadan devam etmek...

HASAN KALYONCU (İzmir) - Zaten sorun; Orhan Bey devreye girdi, ondan sonra karıştı. Orhan Bey şimdi yok.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Şimdi, efendim, müsaade edersiniz.

Bakın, biz, Komisyonda çok iyi bir kardeşane içinde, hepinizi çok samimi bir arkadaş olarak gördüm ve çok güzel bir şekilde sürüyordu ama ben, özellikle süresi bir saati aştığı için Hocamıza dedim ki: "Hocam, vereceğiniz cevapları verin, gerisini yazılı verin." Dediğim bu ama ben hangisine cevap verdi, hangisine cevap vermedi onu bilmiyorum ama buradan birlikte karar verelim. Yani benim, burada, bu şekildeki tutumuma da... Çok anlayışlı davranıyorum, samimi davranıyorum.

MURAT BAKAN (İzmir) - Şu anki tutumunuz ama... Birlikte şey yapalım.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Birlikte karar verelim.

MURAT BAKAN (İzmir) - Her milletvekili, herkes, Komisyon üyeleri takdir ettiği, derdini anlatacak kadar şey yapsın, Komisyona katılımcı olanları da beş dakikayla sınırlayalım.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Makul süre kullanın.

MURAT BAKAN (İzmir) - Beş dakika diyelim o zaman.