| Komisyon Adı | : | (10 / 77, 372, 491, 534, 693, 817, 868, 992, 1004, 1018, 1150, 1170, 1221, 1305, 1434, 1518, 1806, 1815, 1943, 2009, 2139, 2206, 2391, 2909, 2929, 3031, 3032, 3382, 3558, 3575, 3581, 3583, 3647, 3677, 3682, 3690, 3708, 3740, 3769, 3798, 3817, 3831, 3840) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar'ın, Bakanlığın iklim değişikliğiyle ilgili eneriji politikaları, enerji görünümü, iklim değişikliğiyle mücadele faaliyetleri ve sera gazı emisyonları ile müzakerelerde Bakanlığın görev alanındaki hususlar hakkında sunumu |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 13 .04.2021 |
MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Bakan, öncelikle sunumunuz için teşekkür ediyoruz.
Aslında Sayın Başkanımız yirmi dakikayla sınırlamasa süreyi daha iyi. Niye? Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığından sonra bu konudaki en önemli kurum kanaatimizce sizsiniz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. Dolayısıyla bu Komisyonun tüm diğer bakanlıkları dinlediğinden çok daha fazla sizi dinlemesi gerekir.
Yenilenebilirle ilgili, YEKDEM, YEKA ve toplam güç içinde yenilenebilirin artmasından mutluluk duyuyoruz, bu politikayı doğru buluyoruz; Bakanlığın bu noktadaki politikasını takdir ediyoruz ve daha da artarak gitmesi gerektiğini söylüyoruz. Ancak bizim birtakım eleştirilerimiz var sizin bakış açınızla ilgili ve bazı eksik bilgileriniz var, önce o eksik bilgileri söyleyeyim. Mesela, "Ek-1 Listesi'nde mutlak azaltım zorunluluğu var." dediniz. Ek-1 Listesi'nde mutlak azaltım zorunluluğu yok, Türkiye'nin bir mutlak azaltım taahhüdü yok; 4 ayrı kategori var. Biz referans değerden yani ulaşabileceğimiz noktadan yüzde 20 azaltım yani şu noktaya kadar hiçbir şey yapmazsak gideceğiz, ondan yüzde 20 azaltım diyoruz; dolayısıyla, orada bir eksik bilgi var.
Bir de İklim Fonu yani Türkiye'nin fonlardan yararlanmasıyla ilgili bir şey söylediniz. 100 milyar dolar toplanması beklenen fonda 10 milyar dolar toplandı hatta 10 milyar değil 8 milyar dolar civarında olması lazım şu an. Dolayısıyla, Türkiye eğer Paris İklim Anlaşması'na taraf olmazsa ve bununla ilgili öncelikle sizin Bakanlığınızın doğru adımlar atmaması noktasında, Türkiye'nin finansal kaynaklara her anlamda ulaşması tüm yatırımlar için daha zor olacak; onu belirtmek istiyorum.
Mehmet Emin Birpınar bize geçen gün kapsamlı bir sunum yaptı, onun bakış açısıyla sizin Bakanlık olarak bakış açınız arasında da ciddi bir farklılık olduğunu düşünüyorum, sunumlar itibarıyla.
Şimdi, 2018 yılı TÜİK verilerine göre, Türkiye'de sera gazı salınımlarının sektörlere göre dağılımına baktığımızda, yine, enerji sektörü sizin de söylediğiniz gibi yüzde 71,6'yla açık ara önde, bunun alt kırılımlarını da verdiniz, teşekkür ederiz. Üstelik dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de enerji sektörünün iklim değişikliği bağlamında tartışması büyük ölçüde sera gazları üzerinden yapılıyorsa da fosil yakıtlara dayalı enerji üretiminin iklim değişikliği bağlamında tek etkisi sera gazları değil. Fosil yakıtlara dayalı enerji üretiminde -hani siz "Yerli kömürün kullanılması gerekir." diyorsunuz- özellikle kömürden enerji üretimi, arazi kullanımı, yoğun su kullanımı, yarattığı su ve toprak kirliliği; iklim krizinin derinleşmesine sebep oluyor.
Yine, enerji politikalarının maden politikalarıyla da yakın bir ilişkisi mevcut. Türkiye'de özellikle kömür madenciliği ve metalik madencilik faaliyetlerinin tüm değerlerin üzerinde görüldüğü bir politika yürütülmesi sebebiyle değerli tarım arazileri, iklim değişikliğiyle mücadelenin en önemli unsurları karbon yutakları ormanlarımız, ki bunu Kaz Dağları'nda, Cerattepe'de, Fatsa'da ve birçok yerde gördük... Enerji politikası, Türkiye'nin ulusal çıkarı açısından en önemli şey olarak gözüküyor hâlbuki ulusal çıkarımız sadece Türkiye'nin enerji anlamında dışa bağımlı olup olmaması değil; çocuklarımıza, bizden sonraki nesillere bırakacağımız; toprak, hava, su vesaire, yerine konulamayacak değerler.
Türkiye, 2012 itibarıyla linyitin elektrik üretimindeki payını 2 katına çıkarmayı amaçlayarak kömürü merkeze alan bir enerji politikası benimsemiş, siz de bunu teyit ettiniz, Bakanlık olarak da her fırsatta, burada da dışa bağımlılıktan kurtulmak adına yerli kömürü önceliklendiriyorsunuz ama bugün ithal kömürle çalışan santrallerin gücü 8.986 megavat iken yerli kömürle çalışanların 11.335, arada çok büyük bir fark yok. Yani siz aslında kömüre dayalı bir enerji politikası izliyorsunuz o noktada ve burada ithal kömür ile yerli kömür arasında ciddi bir farklılık gözükmüyor. Elektrik üretiminde Türkiye'nin ulusal çıkarını iklim krizi ile iklim değişikliğiyle ilgili öngörüyorsak kömürden çıkışı gündeme almamız lazım. Sera gazı emisyonu yoğunluğu dolayısıyla iklim değişikliğine en fazla katkı yapan fosil yakıt; kömür, günümüzde ekonomik bir seçenek de değil. Bununla ilgili, WWF'in Türkiye'nin "Yenilenebilir Enerji Çağında Kömürün Fizibilitesi: Hunutlu Termik Santrali Örneği" diye bir raporu var, Hunutlu Termik Santrali'ni inceliyor eğer arzu ederseniz ben onu size e-mail olarak da gönderebilirim. Kömürün ekonomik bir seçenek olmadığını bilimsel verilerle açıklayan bir rapor bu. Kömürlü termik santrallerin bir diğer şeyi de hava kirliliği yani insan sağlığını tehdit ediyor. Mevcut kömürlü santrallerin yanı sıra Türkiye'de hâlâ yapımı devam eden veya planlama sürecinde olan 25 yeni kömürlü termik santralden bahsediliyor, ben bazı kaynaklarda bunu 22, bazı kaynaklarda 25 olarak gördüm, siz doğrusunu söyleyeceksiniz eminim bize.
Söz konusu santrallerin izin süreçlerinde sağlık etkisine yönelik bir değerlendirmesi ne yazık ki yok. Sağlık ve Çevre Birliği tarafından -bu uluslararası bir örgüt- geçtiğimiz aylar içerisinde yayımlanan bir rapor, Türkiye'de kömürlü termik santrallerin yol açtığı hava kirliliğinin -parçacık madde maruziyeti deniliyor buna- yılda en az 2.876 erken ölüme neden olduğuna dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu da hükûmetlere iklim ve hava kirliliği krizlerinin birlikte ele alınması çağrısında bulunmuş; yani siz burada hem iklim değişikliği, iklim krizi deyip hem de kömürlü termik santralleri savunamazsınız. Gerek iklim değişikliğine katkısı gerek yarattığı hava kirliliği dolayısıyla insan sağlığını tehdit ediyor oluşu gerekse ekonomik açıdan akılcı bir seçenek olmaktan çıkmakta oluşu nedeniyle ülkemizde yeni kömürlü termik santrallerin yapımına izin verilmemesi gerektiğini düşünüyoruz ve mevcutlar da bir vadede emekli edilmeli, aynı Almanya'da olduğu gibi.
Yine, bilimsel çalışmalar gösteriyor ki: Kömürlü termik santral ve madenciliğin hava, su ve toprak gibi temel yaşamsal alanlara da etkisi çok ciddi. Sadece enerji meselesi değil; kömürlü termik santrallerin aynı zamanda temiz hava hakkı, toprağa, gıdaya erişim hakkı, çiftçi hakkı, su hakkı ve iklim adaleti meselesi olarak görülmesi lazım ama Enerji Bakanlığı konuyu bu yönleriyle ele almıyor, sadece enerji bakımından değerlendiriyor, hâlbuki Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla, Tarım ve Orman Bakanlığıyla, diğer bakanlıklarla bu yönleriyle istişare etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Madem enerjinin Türkiye'deki karbon salınım miktarı Bakanlık dolayısıyla yüzde 71...
Öte yandan, özel sektöre devredilmiş olan çevre yatırımlarının tamamlanmasına yönelik geçiş süreci 2020 yılında dolmuş olan kömürlü termik santrallerin durumuna ilişkin de kamuoyunun aydınlatılması gerekiyor. Günümüz itibarıyla, söz konusu santrallerde yapılan iyileştirmeler konusunda halk bilgilendirilmeli ve gerekli yatırımları tamamlamamış olanların çalışmaya devam etmesine izin verilmemeli.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesine yönelik yatırımların, çevresel etkileri bakımından da titizlikle gözden geçirilmesi lazım. "Türkiye, su açısından zengin." dediniz, onu ben şöyle anlıyorum: Hidroelektrik santraller bakımından yani sudan enerji üretmek açısından zengin dediğinizi düşünüyorum çünkü Türkiye, su sıkıntısı çeken bir ülke. Bununla ilgili veriler birkaç gündür yani toplantının başından beri -Sayın Bakan dâhil olmak üzere- bizimle paylaşılıyor, biz de biliyoruz.
Temiz enerji kaynağı olarak lanse edilen jeotermal enerji santralleri, siz de öyle ifade ettiniz; bunlarda da sıkıntı var. JES'lerin arama ve işletme süreçlerinde yapılan uygulamalar bu tehdidi artırıyor. JES'ler temiz ve yenilenebilir olarak kabul ediliyor ancak üretim sürecinde ortaya çıkan kimyasallar, yer altına geri enjekte edilmediği durumda doğaya ve insana zarar veriyor. Biz bunun çarpıcı bir örneğini Büyük Menderes'te yaşıyoruz, Aydın'da yaşıyoruz; o verimli incirler, zeytinler... JES'lerden çıkan buharlar yer altına yeniden enjekte edilmediği için, gerekli tedbirler alınmadığı için zeytinleri, incirleri kurutuyor, halk sağlığını ciddi anlamda tehdit ediyor. Şu an 60 jeotermal santralin 35'i bu bölgede, onu da paylaşmak istiyorum.
Yine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bu konuda bir değerlendirmesi var: Türkiye'de Jeotermal Kaynakların Kümülatif Etki Değerlendirmesi, orada da var; yani Türkiye'nin bir bakanlığı JES'i temiz ve yenilebilir enerji olarak görürken diğer bir bakanlık kümülatif etki anlamında sıkıntılar olduğunu söylüyor. Bu yüzden JES'lerle ilgili reenjeksiyon için gerekli düzenlemeler acilen yapılmalı ve bu süreçte yeni yatırımlara izin verilmemeli. Yani sizin Bakanlığınızın da bu konuda önümüzdeki sürece yönelik bir planı olmalı, bize iklim kriziyle ilgili geleceğe yönelik bir perspektif, bir vizyon sunmadınız burada.
Yine, Sayın Bakan, enerji ve maden politikaları dediğimizde sadece ülkenin enerji ihtiyacı açısından bakamayacağımızı söyledik; madencilik de aynı şekilde.
Geçen gün biz burada bir tartışma yaşadık arkadaşımızla. Haklı olarak dedi ki: "Bu ülkenin altınını, bakırını, madenini çıkartmayacak mıyız? İthal mi edeceğiz?" Elbette ülkenin kaynaklarını kullanmak durumundayız ama ülkenin kaynaklarını, bunu kılı kırk yararak kullanmak zorundayız; ülkenin doğasına, toprağına, havasına, suyuna zarar vermeden yani "Ne pahasına olursa olsun biz bu madeni çıkartacağız." anlayışında olamayız, olmamalıyız. Milyonlarca yıldır toprağın altında bekleyen maden çıkarılırken eğer bizden sonraki nesillerin yaşama hakkına zarar verecekse o maden bir milyon yıl daha o toprağın altında kalsın diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, su konusu yine bu konuyla ilgili. Nasıl ilgili? Mevzuatta suya ilişkin çok yönetmelik bulunsa da kurumlar ve birimler arasında koordinasyonsuzluk var, uygulama ve denetim aşamasında eksiklikler var. Türkiye için hazırlanmış olan nehir, havza yönetim planları, kuraklık planları ve iklime ilişkin planlarla kentsel ve bölgesel ölçekte yapılan yatırımlar birbiriyle çelişiyor.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Onu yarın...
MURAT BAKAN (İzmir) - Hayır, bu konuya bağlayacağım, izin verirseniz, bu konuyla ilgili söylüyorum.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Devlet Su İşleri...
MURAT BAKAN (İzmir) - Onu yarın ayrı konuşacağım.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam.
MURAT BAKAN (İzmir) - Şimdi enerjiyle bağlayacağım.
Ortaya konulan bilimsel veri Türkiye'nin tüm bakanlıkları ve yerel yönetimleri için ortak çıkış noktası olmalı. Kurumlar arasındaki hiyerarşi sebebiyle birtakım eksiklikler var. Türkiye'nin mevcut politikalarında enerji her şeyin üzerinde tutulduğu için bu faaliyetler kapsamında alınan ÇED raporlarında ve diğer hür türlü izinde kamunun kendi yaptığı öneriler, alınması gerektiği ifade edilen önlemler ve tüm planlamalar göz ardı ediliyor. Öncelikle su varlıkları kendi havzasında korunmalı, bütünsel yaklaşımla havzalar arası su taşınımının çevresel, ekonomik ve sosyolojik birçok dezavantajı var.
Yine su kullanım hiyerarşisinde enerji üretimi; özellikle termik santraller, madencilik faaliyetlerinin başta yer alması su kullanımının çevresel açıdan bir bedeli olmadığını düşündürtmekte yani bunu bedava bir kaynak olarak görüyoruz, hâlbuki bu suya... Yani şunu söylüyoruz: Geleceğin savaşları enerji üzerinden çıkmayacak, su üzerinden çıkacak. Su, enerji kadar...
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Peki şimdi, ben ona itiraz ediyorum. Geleceğin savaşları sudan çıkmaz, sudan sebeplerle çıkar.
MURAT BAKAN (İzmir) - Evet "su ve sudan sebeplerle" deyip uzlaşalım mı?
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Yok, yok, sudan sebep.
HALİL ETYEMEZ (Konya) - Arzu etmiyoruz savaş çıkmasını.
MURAT BAKAN (İzmir) - Elbette istemiyoruz.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Sulh istiyoruz biz.
MURAT BAKAN (İzmir) - Ama su, gelecekte enerji gibi dünyanın en önemli kaynağı, öyle olmaya da devam edecek çünkü tatlı su kaynakları giderek azalıyor birçok sebeple, orayı uzatmayalım. Yani biz bu gezegenin efendisi değiliz, canlı ve cansız tüm varlıklar gibi bu ekosistemin bir parçasıyız ve önceliğimiz ekosistemi korumak olmalı. Üstelik enerji ve maden politikalarının su üzerinde yarattığı tek etki kullanımda değil, yani çok kullanıma değil eleştirimiz.
Ağır kirletici kömür madenciliği. Burada Şırnak Milletvekili arkadaşımız -Komisyonun da üyesi- geçen gün Şırnak'ın bir deresinden, bir ırmağından kömür madenlerinin sebep olduğu kirli suyu gösterdi burada. Yani inanılmaz bir şey.
HASAN KALYONCU (İzmir) - Askıda kaldı, sadece tesisin önlem alması gerekiyor, basit bir iş.
MURAT BAKAN (İzmir) - Türkiye'nin pek çok yerinde -az kaldı, bitirmek üzereyim- su varlıklarında ağır metaller ve kimyasal kirlilik var. Yine kömürlü termik santraller çok büyük su kullanıcısı olmasının yanı sıra su ve toprağı da çok yoğun şekilde kirletiyor.
Bir başka, çevre yatırımlarıyla ilgili eleştirimiz yani termik santrallerle ilgili: Türkiye'deki termik santrallerin çoğunun, özellikle 2013 itibarıyla özelleştirilip özel sektöre devrolan santrallerin baca gazı arıtma sistemleri, kül depolama alanları mevzuata uygun değil. Bu santrallerden kül depolama alanları mevzuata uygun olmayanların 31/12/2019 tarihinde kapatılması gerekmekteyken Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik'te 26/12/2019 tarihinde bir değişiklik yapılarak santrallerin geçirimsiz zeminli kül depolama sahası olmadan çevre izni almalarına olanak tanındı. Bu değişikliğin iptali talebiyle açılan davalarda Danıştay halk sağlığını tehdit eden bir yatırımın bu kadar uzun süre ertelenemeyeceğini belirtti, yürütmeyi durdurma kararı verdi, tekrar yönetmelik değiştirilerek bunların yine bu çevre yatırımını yapmasına gerek olmadan süre uzatıldı. 19 Mart 2021'de tekrar yönetmelik değişmiş, çok yeni yani. Bu termik santraller çalışıyor ve geçirimsiz kül depolama alanları yok bu santrallerin.
Son sayfamı söylüyorum.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Murat Bey, başka bir sunum için bir şey versek de...
MURAT BAKAN (İzmir) - Yok Sayın Bakanım, şimdi bir şeyi müzakere ediyoruz, benim fırsatım burası, alanım burası, bunun için geldim bu Komisyona.
BAŞKAN VEYSEL EROĞLU - Tamam, teşekkür ederim.
MURAT BAKAN (İzmir) - Bitirmek üzereyim. Teşekkür ederim özverinize, bana tanıdığınız vakte.
Yine, Sayın Bakan, NewClimate İnstitute ve Avrupa İklim Ağı tarafından Türkiye İklim Ağı'nın desteğiyle hazırlanan iklim hareketine geçmenin yan faydaları yani Türkiye'nin İklim Taahhüdünün Değerlendirilmesi Raporu'nda Türkiye'nin yüzde 100 yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini önceliklendiren bir patikayı takip ettiği takdirde fosil yakıtlara bağlı enerji ithalatından 23 milyar dolar tasarruf edebileceğini, 2030 yılına kadar hava kirliliğine bağlı toplam 35 bin ölümü engelleyebileceğini ve enerji sektöründe 64 bin yeni iş imkânı yaratabileceğini gösteriliyor. Dolayısıyla söylediğiniz bakış açısı bana göre geride kalmış bir bakış açısı ve bu Komisyonun çalışma alanına uygun değil. Yani Enerji Bakanlığının...
HASAN KALYONCU (İzmir) - Peki, bu verdiğiniz veriler Türkiye için mi, dünya için mi?
MURAT BAKAN (İzmir) - Türkiye'yle ilgili. Greenpeace'den aldığım veriler, bunları sizinle paylaşırım, Komisyon şeyine atarım raporu.
HASAN KALYONCU (İzmir) - Yok, o önemli değil de Türkiye'de sıfırlasanız iklim aynı...
MURAT BAKAN (İzmir) - Herkes kendi katkısı oranında azaltım yapacak. Asıl mevzu şu: Yani bizim azaltıp azaltmamız değil, biz eğer bununla ilgili bir çaba içinde olmazsak yeni oluşacak ekonomik sistemin, karbonsuz ekonomik sistemin ve döngüsel ekonominin dışında kalacağız ve dünyadaki büyük finans kuruluşlarının da Türkiye'ye finans yaratması zorlaşacak yani, öyle bir şeyden bahsediyorum.
Yine, Greenpeace Akdeniz'in verilerinde deniliyor ki: "Sadece kapasite mekanizmasının -yani Türkiye'de uygulanan- megavat başına vatandaşların faturasına getirdiği ek maliyet 2018 yılında 4,8; 2019 yılında 6,9 lira." Kapasite teşviklerinin evrensel örneklerinde mekanizmada yer alan santrallerin arıza yapması durumunda faydalanıcılar için ceza sistemi mevcut, bizde yok. Türkiye'de santral çalışmasa da biz o dakikada bile devlet olarak teşvik vermeye devam ediyoruz, bunun değişmesi lazım. Eğer kapasite ödemeleri arızalar dikkate alınarak yapılsa, 2018 yılında 208, 2019 yılında 290 milyon daha az destek almaları gerekiyordu.
Yine, tüm bu maddi kaynak ihtiyacımız olmayan kirli enerjiyi finanse etmeye harcanıyor. Türkiye Sınai Kalkınma Bankasının 2020 Enerji Görünümü Raporu'nda yararlandığı TEİAŞ verilerine göre, 2019 yılı sonu itibarıyla, Türkiye'de kurulu gücün 489 TWh'lik bir üretim kapasitesi olmasına rağmen, 2020'nin ilk dokuz ayında 227 TWh enerji üretilmiş. Yani kapasitemizi kullanamadığımızı söylüyor; bunu ben söylemiyorum, TEİAŞ söylüyor.
Dünya genelinde fosil yakıttan enerji üretiminden vazgeçiliyor; mesela, Norveç Emeklilik Fonu, Dünya Bankası, gezegenin en büyük fon kuruluşları kömürden desteğini çekiyor. Avrupa genelinde kömürlü termik santraller plan dâhilinde kapatılıyor -bunu siz de ifade ettiniz- çünkü iklim krizinin en büyük sebebi kömür yakımı, aynı zamanda maliyeti büyük, maddi zarar yaratıyor, yenilenebilir teknolojiler karşısında her geçen gün daha pahalı hâle geliyor. Yenilenebilirin başladığı noktadan bugüne verimliliğinin artışını ben bilmiyorum, siz benden çok daha iyi biliyorsunuz. 2018'de yapılan bir araştırma dünya genelinde kömürlü termik santrallerin yüzde 42'sinin zarar ettiğini, 2030'da ise yenilenebilir kaynakların kömür enerjisinin yüzde 96'sından daha ucuz olacağını ortaya koyuyor. Sizin de 2030'a yönelik böyle bir vizyonunuz, bakışınız yok, yani öyle gözüküyor; "Vazgeçmeyeceğiz kömürden." diyorsunuz.
Hükûmetin yenilenebilir enerji kurulu gücünü artırma yönündeki çalışmalarını olumlu bulduğumu söyledim. Türkiye, yenilenebilirdeki potansiyelini ortaya koyuyor, siz de koydunuz "İhaleyi açtık." dediniz, yanlış hatırlamıyorsam "7 kat fazla talep geldi." mi dediniz?
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKAN YARDIMCISI ALPARSLAN BAYRAKTAR - 9 kat.
MURAT BAKAN (İzmir) - Fosil yakıtların terk edilmesi lazım Türkiye'nin yenilenebilir potansiyelini artırmak için; aksi takdirde iklim kriziyle mücadelede yol alamayacağız.
Yine, Greenpeace'in hazırladığı Enerji Devrimi Raporu'nda 8 temel politika değişikliği... 2050 itibarıyla ihtiyacımız olan enerjinin yüzde 90'ının yenilenebilir kaynaklardan karşılanabileceğini ortaya koyuyor.
Son şeyim nükleerle ilgili. Nükleerle ilgili tamamen sizden farklı düşünüyoruz. Türkiye'deki nükleer enerji üretimi enerji arz fazlası problemini tırmandıracak, enerji üretimi açısından hâlihazırda ihtiyaç olmayan bir yatırım alanı. Etkileri hâlâ devam eden Fukuşima ve Çernobil'i size hatırlatmak istiyorum. Zaten sağlık ve çevre etkileri açısından ölümcül riski var. Türkiye açısından nükleer santrallerin iklim değişikliğiyle mücadele ve sera gazı azaltımı anlamında herhangi bir katkısı yoktur çünkü sera gazını azaltmanın yolu olan fosil yakıtlardan çıkış planları devreye alınmış değildir, kömürlü termik santrallerin kapatılması planı mevcut değildir. Bir yandan, kömürlü termik santralleri kapatmıyorsunuz, diğer yandan, nükleerle azaltım öngörüyorsunuz; doğru değil. Ayrıca, nükleer santralin yatırımı -inşaat, lojistik, işletme, tüm süreçler- dikkate alındığında sera gazımızı azaltmayacak, artıracak.
Diğer önemli konu ise, nükleer enerjinin getireceği sera azaltımının ciddiye alınabilir olmadığı gerçeğidir. Dünyadaki mevcut nükleer enerji kurulu gücü şu an 2'ye katlansa bile sera gazı salınımlarında yaklaşık yüzde 4 oranında bir düşüş sağlayabiliyor; dolayısıyla o anlamda da bize ciddi etkisi yok tüm dünya olarak söylüyorum, Türkiye değil. Hâlbuki iklim krizinin kalıcı felakete dönüşmesini engellemek için düşüşü yüzde 50 sağlamamız lazım tüm dünya için söylüyorum global olarak. Nükleer enerji; asla değmeyecek, pahalı, riskli, iklim dostu olmayan ve ölümcül bir enerji yatırımıdır.
Sorularımı da sormak istiyorum: Dünyanın karbonsuz bir ekonomik düzene gittiğini söylemiştim az önce, bu düzenin dışında kalan ülkeler ekonomik olarak yeni ekonomik sistemin dışında kalacaklar. Bununla ilgili, enerji politikaları oluştururken karbonsuz ekonomiyi hesaplıyor musunuz, döngüsel ekonomiyi hesaplıyor musunuz? Enerji politikalarının ülkenin iklim krizine etkisine ilişkin yaptığınız bir çalışma var mı? Yani enerji politikalarıyla ilgili. Tüm yukarıdaki bilgiler ışığında bunu cevapladınız aslında. Termik santraller ve nükleer santrallerle ilgili tutumunuzu gözden geçirecek misiniz? Bir de ulaştırmayı alt kırılımda bahsettiniz ama Türkiye'de hibrit otomobillerle, elektrikli otomobillerle ilgili yeni ÖTV geldi. Dolayısıyla bunu da teşvik etmiyorsunuz, yeni şarj istasyonları kurmuyorsunuz, ona ilişkin de bir adım atmıyorsunuz.
Teşekkür ederim, sabrınız için.