| Komisyon Adı | : | BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU |
| Konu | : | Turizmi Teşvik Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3517) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .04.2021 |
BURAK ERBAY (Muğla) - Sayın Başkan, değerli üyeler, tüm bürokratlar; herkesi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, her zaman olduğu gibi, gene, farklı paydaşlardan yeteri kadar görüş alınmadan bir teklif geldi önümüze; biz de geçen hafta içerisinde, işte, konu turizmle ilgili olduğu için de -seçim bölgem Muğla- biraz incelemeye çalıştık. Başka konular da girince, tabii, o dönemde fırsat olmadı görüşmelerimizi bildirmek, şimdi fırsat oldu.
Şimdi, özellikle maddeden de başlayarak genel birkaç görüşümü bildirmek istiyorum. Tarımla ilgili olan kısımdan bahsedeyim. Ben avukatım ama Muğla bölgesi turizm bölgesi olduğu kadar da tarım bölgesi, kendimiz de tarımla uğraşıyoruz. Ama şu anda Muğla'daki tarım anlamındaki tabloya baktığımızda, işte, tütünümüz de vardı, pamuğumuz da vardı; biz kendimiz narenciye üreticisiyiz. Kendimiz, sadece, aile işletmesi olarak mısır üretiminden tutun, ne bileyim, susama kadar birçok farklı ürünler yetiştirirken şu an ne susam kaldı ne mısır kaldı ne diğer ürünler; sadece bir narenciye, o da maalesef, bundan on beş sene evvel 60 kuruşa sattığımız narenciyeyi gene 60 kuruşa satıyoruz. Mazotun fiyatı artmış, gübrenin fiyatı artmış; sizin o 5-10 TL'ye yediğiniz portakalı, bir sene emek çekiyoruz ama hâlâ 60-70 kuruşa satıyoruz. Böyle bir durumda, dediğim gibi, mısır zaten kalmadı, susam kalmadı, işte, Muğla merkezdeki tütün tamamen bitmiş durumda.
Şimdi, bu neye sebep oldu? İnsanlar emeğinin karşılığına alamayınca, özellikle genç kuşak maaşlı çalışmayı tercih ediyor. O tarlalardan uzaklaştılar, gidiyorlar, asgari ücretle veya biraz üzerinde bir ücretle kentlerde yaşama mücadelesi veriyorlar. Böyle bir süreç yaşanıyor. Ve en büyük kaygı da -bu ülkeye zarar veren- işte bu genç arkadaşların, aslında tarımla yetişmiş, bugüne kadar gelmiş insanların o tarım geleneğinden uzaklaşması tehlikesiyle karşı karşıyayız. Köye gittiğimizde insanlara "Bir traktörün deposunu kaça dolduruyorsunuz?" diye sorduğumuzda hiç kimse bir fiyat veremiyor çünkü ya 50 liralık ya 20 liralık mazot dolduruyorlar; böyle gidip de traktörün deposunu doldurabilen çiftçi neredeyse kalmadı. Dediğim gibi, emeğinin karşılığını alamıyor. Bir de bu ve benzer uygulamalarla da tarım alanlarını iyice daraltıyoruz ve o insanların tarımdan uzaklaşmasına sebep oluyoruz. O yüzden, doğru uygulamalar değil.
Bu tarım ve turizm dengesinin de çok daha farklı bir şekilde, oturulup masa başında konuşulması gerekiyor. Planlamalarla ilgili de görüşler bildirildi. Evet, turizmle ilgili yapılması gereken, çeşitlendirilmesi gereken, o konuda da masaya yatırılması gereken konular var. Yayla turizminden tutun Karadeniz'e, Mersin'ine, birçok farklı illeri de konuşmamız gerekiyor. Gelen turistin çok uzun süreler ülkemizde kalması için turizmin çeşitlendirilmesi lazım ama maalesef, bu konuda da yeteri kadar çalışma yapılmıyor.
Tabii, bunun, turizmin gelişmemesinde de o yapılamayan planlamalar da büyük etken. Bakın, Muğla bölgesi 80'li yıllarda, Sayın Özal Cumhurbaşkanıyken özel çevre koruma bölgesi ilan edildi. Bu özel çevre koruma bölgesi ilan edilirken de bir iki sene içinde planlamaların yapılacağı söylenmişti; yasada böyle bir düzenleme vardı. Aradan otuz sene geçti, kırk sene geçti; hâlâ planlamalar yapılamamış ki bunlar Bakanlığın yetkisinde olan bölgeler. Bu bölgede yaşayan kırsal bölgeden insanlar da bu planlama yapılamadığı için çocukları için ihtiyaç olan evleri de yapamamakta. Deniliyor ki: "Bakanlıklar yetkiyi alarak bu planlamayı yapacak." Ama böyle, yetkisinde olan, yirmi yıldır mevcut siyasi iktidarın bürokratlarının da çalışarak çözebileceği, belediyelerin de hiç alakası olmayan kısımlarda böyle bir planlamanın, çalışmanın yapılmadığını görüyoruz. Yani hani deniyor ya "Bakanlık yetki alınca yapacak." E, otuz yıldır bekleyen planlar var; belediyelerle, yerel yönetimle alakası yok; onlar yapılmamış. Öyle olunca da işte samimiyet sorgulamasına başlanıyor. Bizim gelen tekliflerde, yapılan çalışmalarda hep anlattığımız; yapılması gerekenler yapılmamış, otuz yıldır bekleyen plan var, şimdi bakanlıklara gene yeni yetkiler verilmeye çalışılıyor.
Az önce denildi, "Cumhurbaşkanı yetki almıyor." deniliyor. Açık, daha şuradaki maddede yazıyor "...Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilerek seçilen yatırımcıya ön izin verilmesine ve ön izin koşullarına karar verilir." diye burada da yetki veriliyor. Sürekli tek elde toplanarak bir planlama, düzenleme yapılıyor. İşte, daha geçen gün Bodrum Ortakent'te 1 milyon metrekare alan var, nefes alınan nadir yerlerden biri, Cumhurbaşkanı tarafından ağustos ayında imzalanmış, Özelleştirme İdaresine devrediliyor. Bir bakıyoruz, daha dün gene Datça'yla ilgili bir karar çıkmış, arkadaşlar daha yeni gönderdi. "Mülkiyeti hazineye ait olan, Muğla'nın Datça ilçesinde, içerisinde 'korunacak doğal alan' ilan edilen ve zeytinliklerin bulunduğu arazinin özelleştirilmesi kararlaştırılmış. Satılmak istenen araziye haritadan bakıldığında buranın açık alan olduğu görülüyor." diyor. Gene Cumhurbaşkanının imzasıyla, daha dün gece çıkmış. Soruyorsunuz: Datça Belediye Başkanının haberi var mı? Yok. Büyükşehir Belediye Başkanının haberi yok. Ankara'dan gene -yani haritada da gösterilmiş yer, kime gideceği belki de belli- bir planlama yapılmış. Yani burada da işte, dediğim gibi, iyi niyet sorgulanıyor; Bodrum Ortakent'te 1 milyon metrekare alan, birdenbire bir gece Datça'da bir özelleştirilecek alan. Maalesef, yapılması gerekenler yapılmayıp bu şekilde Ankara'dan yetkilerle yapılıyor. Ama gene de hâlâ da bazı yetkiler veriliyor. Böyle çelişkiler olduğunu görüyoruz.
Yapılması gereken, bekleyen o kadar çok konumuz var ki. Fethiye Körfezi ölüyor şu anda. Defalarca gelinip söz verildi "Burada temizlik yapılacak." denildi, bunu yapmadık mesela ama bu yapılmayıp da işte başka planların yapıldığını görünce, dediğim gibi, iyi niyet sorgulanıyor. Veyahut da bir gece uyanıyoruz, Muğla'nın 32 tane bölgesinde jeotermal arama sahası ilan ediliyor. "Ya, ne yapıyorsunuz? Bakın, buralar doğal sit bölgeleri." diyoruz; bir gecede dediğim gibi jeotermal arama sahası ilan edildiği görülüyor. Bodrum'da, Cennet Koyu'nda bir bakıyoruz Cengiz İnşaat geliyor "Ben, burayı aldım, ÇED süreci işletiyorum, büyük otel yapacağım." diye bir gece gelip burada planlama olduğunu... Dediğim gibi o bölgede yaşıyoruz, orada doğmuş büyümüşüz, yerel yönetimlere soruyoruz "haberimiz yok" diyorlar ama planlamaların yapıldığını görüyoruz. O yüzden de bu yapılan düzenlemelerin hep samimiyetten uzak, başka ajandalarla yapıldığı gözükmekte. O yüzden iyi niyetle yapıldığı söylenen kısımlar olsa bile bu ve benzer yaşadığımız olaylardan hiç birinin samimiyetine inanmıyoruz. Eğer gerçekten yapılmak isteniyorsa Akyaka'da bir revizyon planı geldi mesela geçenlerde 1/5000 uygulama, koruma amaçlı plan diye. Ula Belediyesi AKP'li olmasına rağmen onun da ilk başta talebi vardı, Bakanlıktan bir plan geldi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BURAK ERBAY (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN TAHİR AKYÜREK - Buyurun.
BURAK ERBAY (Muğla) - Rahmetli Başkanımız, görüştüğümüz diyalog içinde olduğumuz bir başkanımızdı. Bakanlıktan gelen plana baktık, kendisinin de itiraz ettiğini sonunda gördük çünkü başta çıkan planla daha sonra Bakanlıktan gelen planın bambaşka, çelişkili bir plan olduğunu gördük. Bunun gibi, dediğim gibi onlarca örnek var. O yüzden bunları dar zamana sıkıştırarak, işte bu komisyon çalışmaları gece yarılarında gelen konularla değil, gerçekten bölgede yaşayan insanlarla, sivil toplum örgütleri, konunun muhatabı odalardan görüş alarak, zamana yayarak, o bölgede yaşayan insanların görüşleri alınarak yapıldığında çok daha sağlıklı, nitelikli yasalar yapılabilir bu ülkenin menfaatine. Bu ülkeyi seven, gelecek uzun yıllar bu cumhuriyetin ilelebet yaşaması için yüreği bu ülke sevgisi, bu bayrak sevgisiyle atan insanlar var, siyasete ilgisi olan, bizim kuşağımızdan gelen, gelecek kuşaktan insanlar var, onlara da umut olmamız lazım, bu ülkeyi sevmek için gerekçeler oluşturmamız lazım ama bu şekilde kapılı kapılar arkasında hazırlanan, farklı niyetlere hizmet ettiği belli olan çalışmaların insanları maalesef yapılacak iyi niyetli çalışmalardan da uzaklaştırdığını görüyoruz. O yüzden bu hususların dikkate alınarak çalışma yapılması talep ediyorum.
Teşekkür ediyorum.