| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünün 2017 ve 2018 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmeleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 31 .03.2021 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Çok teşekkür ederim.
Aslında çok önemli bir şey söylediniz Başkan, kıymetli; aslında her başkanın bunu yapması lazım. Bürokratlar siyasetçilerin kontrolünde ne yazık ki yani iktidarın bürokrasiye, kurumlara tamamen egemen olduğunu söylemiş olmanız çok kıymetli. O yüzden, bürokrat arkadaşlar, şirket yöneticileri, elbette önemlisiniz, elbette bir görev yapıyorsunuz ama belli ki siyaset nasıl bir politik çizgi izleyecekse, bir kurumu nasıl yönetecekse -aslında Deniz onu söylemeye çalıştı- siz de onu yapıyorsunuz çünkü oradan gelen bilgileri yansıtıyorsunuz. O yüzden, şuradan gitmek istiyorum: Türkiye'de kırılma noktasıdır 1980, kırılma noktasıdır 2001, Özelleştirme Kanunu'nun çıkması ve ilk özelleştirmelerin başlaması 2008 ama asıl 2018'de Türkiye'deki nişasta bazlı şekerin yüzde 43'ünü üreten büyük Amerikan şirket devi Cargill bir rapor açıkladı. Raporda şunu diyor: "Piyasada tüketilen şeker, dünyadaki en pahalı 2'nci şekerdir." Yine aynı raporda "Kotalarla kısıtlanan NBŞ üretimi, gıda ve içecek sektörünün talebine yetişememekte, bu da gıda enflasyonuna yol açmaktadır." Bunu şirket söylüyor. "Avrupa şeker piyasasının Ekim 2017'de tümüyle serbestleşmesinden sonra şekerde kota uygulayan tek ülke Türkiye kalmıştır." diyor yani ev ödevi veriyor, ne yapmamız gerektiğini bize anlatmaya çalışıyor. "Kotalarla korunan ve sübvanse edilen şeker pancarı tarımı, verimlilik açısından dünya ortalamasının altındadır." diyor ve son olarak "Kamuya ait şeker fabrikaları verimli çalışmadıklarından dolayı son beş yılda 878 milyon TL zarar etmiştir." diyor. Ne zaman söylüyor bunu? 2018'de söylüyor. Cargill bizim ülkemizin şeker politikasını terbiye ediyor ve ev ödevi veriyor. Aynen su politikaları konusunda Birleşmiş Milletlerin yaptığı gibi, aynen kamuda tarımın el çektirilip onun yerine IMF'nin ortaya koyduğu düzenlemeler gibi. Peki, o zaman soruyu şuradan soruyoruz, bu Avrupa Birliğinden örnekler veriyor ya bize: Bugün, Fransa, yıllık 2 milyon ton şeker tüketir ama 4,5 milyon ton üretir Sayın Başkan. 2 milyon ton tüketiyor; 4,5 milyon ton üretiyor. Neden? Soru aklınızda dursun Başkan. Yine, Almanya 25 avro doğrudan destek, 26 avro da garanti parası olmak üzere dekar başına 50 avro... Ne yapıyor 50 avro? Hemen hemen, 10 liradan çarparsanız, 500 milyon gibi, dekar başına çiftçiye bir destekleme ve bir garanti veriyor. Yetmez, Amerika özel şeker kanunu çıkardı. Şeker kanunu var, şeker bakanlığı var ve diyor ki: "Eğer siz ürettiğinizden para kazanamaz iseniz ben size -rakamda eksiklik, fazlalık olabilir; ondan özür dilerim- 46 dolar net garanti para vereceğim." Yani "Üretin." diyor. Şimdi, bunu söyleyen Amerikan şirketi Cargillin Amerika'nın programından haberi yok mu, Avrupa'daki şeker pancarı üretiminden haberi yok mu, şeker tüketiminden haberi yok mu? Şimdi, tam bu açıklamaların hemen ardından Türkiye'de hızlıca, Binali Yıldırım'ın Başbakanlık yaptığı dönemde, bir özelleştirme süreci başladı ve üst üste birçok fabrika hızlıca özelleşti. Biz daha önce bunu yaşamıştık, Et ve Balık Kurumu sürecinde yaşamıştık, Süt Endüstrisi Kurumu sürecinde yaşamıştık ve onlarla bir sözleşme yapıldı. Sadece belki şu bilginin de tarafımıza iletilmesi kıymetli olur: Bu sözleşmelere göre, 2017'de, özellikle 2018'de bu fabrikalar kotalarını ya da yapmak istediklerini yerine getirdiler mi, getirmediler mi? Getirmedilerse sözleşmeye göre ne yapmaları gerekiyordu? Yapıldı mı, yapılmadı mı? Yani bizim bildiğimiz kadarıyla bu fabrikaların birçoğu yüzde 90 kota sorununu çözemedi ama rakamlarla kontrol edildi. O şekilde bir süreç yapıldı, götürüldü ve hâlâ üretim devam ediyor. 1998'de 22 milyon ton şeker pancarı üretmişiz. Tatlandırıcı var mı? Yok. Cargill var mı? Yok. O zaman soruyu şuradan soruyoruz, demin "ihracat" dedi arkadaşımız: 1 milyon 400 bin ton mısır nişasta sanayisine gidiyor. Bu benim rakamım değil arkadaşlar, TÜİK'in 2019 rakamına baktığınızda 1 milyon 400 bin ton mısırın nişasta sanayisine aktarıldığını görürsünüz. Biz biliriz ki, yüzde 90'nın üzerinde, 1 kilo mısırdan 1 kilo nişasta elde edilebiliyor. Ortaya acayip bir rakam çıkıyor, 1 milyon tonun üzerinde bir rakam çıkıyor. Normalde, Sayın Başkan, yüzde 2,5'a göre 3 milyon ton üretiyoruz varsayalım; 2 milyon 600 bin ton, 2 milyon 700 bin ton, hadi 3 milyon ton ürettik, fazlasıyla ürettik; ne yapar? 3 kere 2,5; 75 ton nişasta bazlı şeker izni olması gerekir. Hadi, dâhilde işleme rejimi şu, bu, abarttım, 300 ton, 500 ton oldu. 1 milyon tonun üzerinde üretilen bu nişasta bazlı şeker nereye satılıyor? Kilogram olarak nerede tutuluyor? Onu bilmek gerekir. Elbet A kotası, B kotası çok net bir şekilde bilinen işler ama asıl burada meselesi olan bir de C kotası var, bir de şu posa meselesi var. Bu sene şunu yaptınız, kota meselesi üzerinden söyleyeceğim: Günlük kota. Ya, ben çiftçilik yapan birisiyim. Tarlaya gideceğim, bugün benden fabrika 50 ton alacak, 50 ton üreteceğim, ondan sonra bırakacağım. O da olmadı, insanlara günlerce sıra verildi, tarlada bekletildi insanların şeker pancarları günlerce, sonuçta su kaybettiler, sonuçta terlediler, sonuçta kalite kaybettiler, yetmedi -sanıyorum Erzurum'daydı- yüzlerce ton şeker pancarı yine dışarıda bekledi. Bunların hepsi birer kayıp, fire konusu bir durum. Neyse ki şu 12 polar meselesi kısmen çözüldü.
Sevgili arkadaşım -bir de Balıkesir'den bahsediyorum- Balıkesir'de bir başarı öyküsünden bahsetti ama 2014'ten sonra, 2015, 2016 hatta 2017'de iki buçuk, üç yıl Susurluk Şeker Fabrikasının çalışmadığını biliyoruz biz. Neden çalışmamıştı? Çünkü 2014'te öyle bir politika, alım politikası uygulandı ki çiftçi borçlu çıktı. PANKO ve şeker fabrikaları, özellikle PANKO çiftçiden geri para istedi arkadaşlar. Yani bırakın üstüne para almayı, çiftçiye o zamana kadar verdiği ödeneklerden tekrar geriye parayı istedi.
BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Toparlayalım.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Toparlıyorum Başkanım.
Kısaca şunu söylemeye çalışıyorum: Şeker meselesi bir politik meseledir, bir siyasi meseledir ve siyasi ve politik meseleye iktidarın bakış açısıyla bakmak lazım. Sizin uygulamalarınızın tümü iktidarın "Şöyle yapın." demesi üzerinedir, bunu biz bütün kurumlarda yaşıyoruz.
Şunu da söyleyeyim: Mustafa Bey burada belki gelir açıklama yapar. Bu sene Bursa'ya bir hücum yaptınız, o da siyasi oldu, onun için söylüyorum, bunları yaşadığım için söylüyorum. Domates aldınız, 56 kuruştu, büyük bir reklam her tarafa asıldı. Arkadaşlar, Karacabey'de 1 milyon 100 bin ton salçalık domates üretilir; aldıysanız 50 bin ton, helal olsun, almışsınızdır. Sonra 30 kuruşa düşürülecekti, bana bilgi geldi, bir "tweet" attım, iyi oldu Mustafa Bey, "Ya yok öyle bir şey, biz devamlı alıyoruz." dedi. Ama arkadaşlar sonuç olarak alınan kişileri ilgilendirmiyor; kim verdi, kim nasıl yaptı, o sizin meseleniz, o vicdanlarınızla ilgili bir mesele ama 1 milyon 100 bin ton üretilen yerde 50 bin tonla herhâlde sadece kendimize güldürürüz, bir de olsa olsa reklam yaparız.
Yine bibere geçtiniz oradan, 70 kuruştan. Biber açıklama tarihiyle biber alma tarihi -Başkanım- bir ay, bir ay çünkü fabrikanın revize olması gerekiyordu, vesaire, vesaire. Orada da kaç ton aldığınızı bilmiyorum, orada da aslında hiçbir derde derman... O yüzden politik diyorum, o yüzden siyasi, yani sizin kendi adınıza bilseniz de bilmeseniz de bir proje ortaya koyup onu uygulayabilme iradeniz söz konusu değil, o yüzden...
BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Toparlayalım.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bitiriyorum Başkan.
Tarımın stratejik, söylendiği gibi millî savunma kadar stratejik, belki de daha fazla stratejik bir mesele olduğunu görmek zorundayız. Bakın, buğdayı halktan 220 dolara aldık, şimdi 304 dolara ihale yaptık; mısırı 190 dolara aldık, şimdi 280 dolara mısır almak zorunda kaldık, 35 milyon dönüm arazimiz de eksik. O yüzden şeker politik bir meseledir, halkın gıda meselesidir, ülkenin stratejik meselesidir. Bir ülkenin gıdasının, şekerinin çok uluslu şirketlere, onun bunun, politikacıların eline verilmemesi gerekiyor, devletin bir politikası olmalı ve onun peşinde gitmeli diyorum.
Teşekkür ediyorum.