KOMİSYON KONUŞMASI

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Oktay, değerli bürokratlar; hepiniz hoş geldiniz Meclise.

Sayın Oktay, sizi hiç tanımıyorum, o yüzden size söyleyebileceğim bir şey yok ama söz almak istedim çünkü sizin Cumhurbaşkanını tanıdığınızı biliyorum ve bu söylediklerimi Cumhurbaşkanına söylemenizi istiyorum açıkçası.

Bu zamana kadar çok kızdım. On sekiz yıldır AKP iktidarında yaşıyorum. Cumhurbaşkanına kızdığım çok fazla şey oldu benim, anlatmaya kalksam beş dakika içinde değil, beş gün süre verseler yetişmez ama geçen ay öyle bir cümle etti ki herhâlde hiç bu kadar kızmamıştım Sayın Oktay, bunu söyleyin Cumhurbaşkanına. "Türkiye'de böyle bir şey var mı? Bugün 'evine ekmek götüremeyen' diye bir şey Türkiye'de var mı? Buna inanıyor musunuz?" diye sordu. Bakın, daha geçen hafta Derin Yoksulluk Ağı bir rapor yayınladı. Ben size hiçbir şey anlatmayacağım, sadece oradaki bazı cümleleri okuyacağım Sayın Oktay ve gerçekten istirham ediyorum, gidin bunları söyleyin Sayın Cumhurbaşkanına.

Mesela, pandemide sekteye uğrayan işlerden bahsedeceğim. Bunlar öyle işler ki kapitalizmin radarına bile giremeyen, TÜİK'in verilerinde olamayan insanlardan bahsedeceğim. Lokantadaki komiden, mesela köşedeki çiçekçiden, seyyar satıcıdan, müzisyenlerden bahsedeceğim. Hayatında hiç sigortası olmamış, hiçbir birikimi olmayan, günlük yiyeceğini çıkardıkları işleri de artık elinde olmayan, hiç sigortası olmadığı için şimdi işsizlik maaşından falan da yararlanamayan insanlara dair bir araştırma bu. Etrafı AVM'lerle, milyon dolarlık rezidanslarla çevrili olmasına rağmen kimsenin dönüp bakmadığı insanlar bunlar Sayın Oktay, çocuklarına yoksulluktan başka hiçbir şey bırakamayacak insanlar. Pandemiden önce de sadece günlük yemeği için çalışan mesela kâğıt toplayıcılar ve şu an hiçbir yiyecek yemek bulamayan insanlar bunlar. Lütfen gidin söyleyin Sayın Cumhurbaşkanına, açlar bu insanlar; bebeklerinin maması yok, bezleri yok, makarnaları yok; komşularında da yok, alamıyorlar da hiç kimseden. Tek bir kâğıt toplayıcı örneği vereceğim size mesela: Pandemiden önce kilosunu 50 liraya satıyordu kâğıt toplayıcıları aldıkları, topladıkları kâğıtları; şu anda herkes kâğıt toplamaya başladığı için kâğıdın kilosu 20-30 liraya kadar düşmüş durumda. Bakın, bir kağıt toplayıcı anlatıyor: Çıkmış evinden Çekmeköy Nişantepe'den, oradan Ümraniye'ye yürümüş, oradan Üsküdar'a yürümüş kağıt toplayarak; geri yürümüş. O gün kazandığı para kaç lira biliyor musunuz Sayın Oktay? 30 TL. Lütfen bunu söyleyin Sayın Cumhurbaşkanına.

Sarayın personel giderlerinden falan bahsetti arkadaşlar, 181 milyondan 258 milyona çıkmış personel giderleriniz bu ay. Ne güzel, keşke bu insanların da yükselecek bir geliri, alacak bir maaşları olsa.

Eve gündeliğe giden kadınların cümlelerini okuyacağım size, bakın ne diyor: "Ben çocuklara bakıyorum, çalışıyorum. Sonra pandemi başladı, o zamandan beri işe gidemedim. Bekliyoruz, inşallah olur. Kimse temizlikçi de almak istemiyor bu düzende. Normalde günlük 40-50 liraya çalışıyordum, sildiğim merdivenin sayısına bağlı. Şimdi kimse temizliğe de çağırmaz oldu. Yemek alacak paramız yok, çoğu gece çocuklar aç uyuyorlar. Biz gündelikçiyiz, dışarı çıkamayınca aç uyuyorlar. Biz gündelikçiyiz, dışarı çıkamayınca aç kalıyoruz. Bir kere dayanamadım, arabayı aldım, 'Kâğıda çıkayım.' dedim, açlıktan sokağın başına gelmeden bayılmışım." Bakın, sarayın bir yıllık toplam masrafından bahsediyor arkadaşlar, 4 milyar TL gibi bir para, günde 10 milyona tekabül ediyor. Giyecek, mefruşat ve tuhafiye giderlerinize baktım, bir yılda 13 milyon harcanmış. Öbür tarafta, kira, evsizlik, en temel insani barınma ihtiyaçlarını gideremeyen insanlar bu ülkede yaşıyor, sizin on sekiz yıldır yönettiğiniz ülkede yaşıyor; lütfen söyleyin Cumhurbaşkanına Sayın Oktay. "Kâğıda çıkabilsek oradan gelen parayı kiraya vermek için saklıyoruz. Market önlerinden domates, çürük patates, gıda topluyoruz. Gıdaya verecek paramız yok, her kuruşu kira için kullanıyoruz. Kirada oturanlar sokakta kalma tehlikesi altında, biz fakirdik daha fakir olduk, en azından kira için bir düzenleme getiremezler miydi?" Sarayın klozet maliyetleri varmış, 5 bin ila 10 bin lira arasında değişiyormuş, öyle diyor Sayıştay raporları. Bakın, Nursu var Çekmeköy'den, ne diyor bu raporda: "Barakada otuyoruz, evi su basıyor, çamur oluyor yağmur yağdığında, fareler oluyor. Bir göz odadayım zaten. Terliklerle, ayakkabılarla içeri giriliyor, leğende yıkanıyorum, tuvaletim evin dışında." "Her evde buzdolabı var artık." diye azarlamıştı insanları Sayın Cumhurbaşkanı, hatırlıyor musunuz? Doğru söylüyor, var her evde, bu evlerin bile yüzde 90'ında varmış, ikinci elden 100 liraya almış buzdolabını ama içinde yiyecek hiçbir şey yokmuş mesela; bunu anlatıyor insanlar bu raporda.

Sarayın parkelerine 3,2 milyon lira harcamışsınız, halılarına 400 bin euro gitmiş, asansörlerin bakımına 30 milyon lira veriyormuşuz her ayda. Siz değil tabii, bizim vergilerimiz veriyor bu parayı. Nesrin Şişli ne diyor bakın: "Yaşanmaz burada, evimde koltuk yok, muşamba yok. Ev, ev değil; buzdolabı su akıtıyor."

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Kadıgil, süreniz dolmuştur. Bir selamlama yaparsanız sevinirim.

Buyurun.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Son cümlemi söylüyorum. Teşekkür ediyorum.

Bu raporu okumanızı, okumakla kalmayıp Sayın Cumhurbaşkanının önüne koymanızı çok istiyorum. Zaman çok az ama bu insanlar şu anda açlıkla mücadele ediyorlar, annelerin açlıktan sütü kesilmiş, bebeklere biberonun içine hazır çorba koyuyorlar Sayın Oktay, lütfen söyleyin Sayın Cumhurbaşkanına. Bu insanları yönetiyorsanız siz, bu insanlara bakmak, asgari gelirlerini sağlamak zorundasınız Sayın Oktay; lütfen biraz bu insanlarla ilgilenin Sayın Oktay.