KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, sevgili bürokratlar ve pandemi sürecinde risk altında haberden habere koşan basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz zorlu bir halk sağlığı mücadelesi sürecinin içinden geçiyor. Bu mücadeleyi sırtlanan bütün doktorlara, sağlık emekçilerine teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Salgın kadar halkımızı zora sokan durumlardan biri de gerçek vaka sayılarına ulaşamayan bir Bilim Kurulu tarafından bu sürecin yönetilmeye çalışılması. Bir Bilim Kurulu üyesi dün şöyle diyor arkadaşlar: "Gerçek vaka sayıları bize de verilmiyor, tabloya bakmakla yetiniyoruz." Bilim Kurulu görevini tablolara bakarak mı yapacak Sayın Bakan, bu nasıl iştir? Gerçekleri gizleyerek ne ekonomi ne de salgın yönetilir. Son yıllarda sağlık alanında yaptığınız birçok düzenlemeyle nitelikli bilim insanlarını, sağlık çalışanlarını bezdirdiniz. Hiçbir gerekçe olmaksızın sırf siyasi amaçlarınız yüzünden tıp fakültelerini ikiye böldünüz, binlerce sağlık çalışanını KHK'lerle ihraç ettiniz, askerî hastaneleri kapattınız. Türk Tabipleri Birliğine "Terörist." dediniz, sırf fikir beyan ettiği ve gerçekleri söylediği için Tabipler Birliğini hâlâ tehdit ediyorsunuz, Covid'le ilgili İstanbul'da yaptğınız toplantıya o ilin Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu'nu çağırmadınız. Tüm dünya emekli sağlık çalışanlarını bile göreve çağırıyor ya da yurt dışından doktor davet ediyor iken Bakanlık, sağlıkçılarımızı el üstünde tutacağı yerde haklarını elinden alıyor, ölümlerine seyirci kalıyor.

Sağlık çalışanları ne istiyor biliyor musunuz Sayın Bakan? Sağlık sunumu sırasında görevlerini şiddetsiz koşullarda yerine getirmek; emeklerinin karşılığı olan özlük haklarını tam olarak almak; her türlü birincil korunma önlemlerinin alınmasını, hastalanmalarının önlenmesini, mevcut riskler nedeniyle aralıklı olarak gerekli kontrollerden geçirilmelerini, bu kontroller sırasında ya da semptomlarla etkilendikleri, hastalandıkları zaman bunun kayda alınmasını; işe bağlı bu hastalıklarının meslek hastalığı olarak kabul görmesini; işe bağlı bu hastalıkları nedeniyle kendilerinde geçici ya da kalıcı olarak çalışma güçlerinde bir kısıtlama olduğu zaman bunun geçici ya da kalıcı maluliyet yönünden değerlendirilmelerini; işe bağlı meslek hastalıkları nedeniyle ölümleri hâlinde geri kalanlarının mağduriyetinin önlenmesini; sağlık çalışanları mutlaka ama mutlaka Covid-19'un meslek hastalığı olarak kabul edilmesini istiyor Sayın Bakan.

Sayın Bakan, salgın koşullarına rağmen 2021 yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Teklifi'nin yalnızca yüzde 5,76'sı Sağlık Bakanlığı bütçesine ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bütçesinden personel gideri ve SGK devlet primi gideri olarak planlanan kısmı çıkartıldığında sağlık harcamalarına yalnız 40 milyar TL kalıyor. Bu pay önceki iki yılla aynı olup, ekonomik kriz sonucunda TL'nin değer kaybı dikkate alındığında gerilemeye işaret etmektedir. 2021 bütçesinde sağlık sektörü yatırımlarına sadece 20 milyar TL ayrılmış olup bu rakamın 18,5 milyarı TL'si Sağlık Bakanlığı, 1,6 milyar TL'si ise üniversiteler için ayrılmıştır. Yine, salgında en ön safta yer alan sağlık emekçilerine yönelik bütçeden ayrılan pay oranında değişikliğe gidilmemiş, "Hakkınız ödenmez." denilen emekçiler canları pahasına hizmet üretirken yeni personel alımına pay aktarılmadığı gibi ücretlerinde de artış yaşanmamıştır.

Sayın Bakan, Türkiye'nin sağlık sorunları sadece şehir hastaneleriyle çözülemez. Hastaneler için ihtiyaç planlamasından seçilecek ölçeğe, yapımına ve işletilmesine kadar aklı, bilimi, planlamayı, insanı, çevreyi, emekçileri gözeterek kamucu bir politika uygulanmalıdır. Açıklamalarınızdan, Covid-19 pandemisiyle mücadelede bazı olumlu yanlar şehir hastanelerine mal edilmeye çalışılmakta ve bu yönde bir algı oluşturulmaktadır. Böyle bir kabulün tüm doktorlara ve sağlık emekçilerine haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bu ülkenin sağlık sistemi cumhuriyetimizin yaklaşık yüz yıllık kamucu birikimlerinin eseridir; çok sayıda tıp fakültemizin, devlet hastanemizin, en elverişsiz koşullarda ülkenin her köşesinde hizmetlerini canla başla sunan doktorların, hemşirelerin, diğer sağlık emekçilerinin geçmişteki birikimlerini bir kalemde silmek doğru değildir. Sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasına dayalı, neoliberal zihniyetin ürünü olan ve Türkiye'de sağlık sisteminin başına ne tür belalar açacağı önümüzdeki günlerde daha da açığa çıkacak olan ve sizlerin de pandemiden bir an önce kurtulmamız gerekli." diye feryat edecek şehir hastaneleri modelini ön plana çıkartmanızı, sizin de meydan meydan gezerek abartılı açılış törenleri yapmanızı da bir algı yönetimi çabası olarak değerlendiriyoruz. Bu durumu, bu modelin çarpıklığını pandemi fırsatçılığı ile örtme çabası olarak düşünüyoruz.

Sayın Bakan, bu ülkenin geçmiş birikimlerine sahip çıkınız, geçmişle hesaplaşma ve rövanş alma çabalarından vazgeçiniz, bu ülke hepimizin. Söz konusu şehir hastanelerinin sözleşmelerinin detayları ticari sır kavramına sığınılarak kamuoyuyla paylaşılmamaktadır. Hiçbir kamu hizmeti ticari sır olamayacağı gibi bir kamu yatırımının her aşaması şeffaf olmalıdır. Sayıştay raporlarında da şehir hastanelerine yapılan ödemelerin kayıt dışı kaldığı, şehir hastanelerine ilişkin finansal kiralama işleminin uygun muhasebeleştirilmediği için borcun gizlendiği, milyarlarca liralık tıbbi cihazların parası ödenmesine rağmen satın alınmadığı görülmektedir. Bu iktidarın sağlık bakanları yap-kirala-devret modelinin tercih edilmesini kısa sürede sonuç alacak şekilde 150 bin yatak üretmenin finansal olarak mümkün olmayacağı, bu nedenle de dış finansman kullanılması gerektiği, klasik yöntemle ortalama sekiz on yılı bulan bina yapım sürecinin üç yılın altına düşürülmesi, yatırım yükünün uzun yıllara yayılması gibi nedenlere dayandırmaktadır. Bu gerçeklerin hiçbiri bu kadar pahalı bir yöntemin tercih edilmesinin gerekçesi olamaz; aksine yirmi yirmi beş yıllık uzun vadeli yabancı paralar üzerinden ve yüksek miktarlarla belirlenen kiralamalar gelecek yılların bütçe disiplinini şimdiden tehdit ederken, bütçe hakkına da ters düşmektedir. Şehir hastanelerini üstlenen şirketler bu yatırımların finansmanını dış borçlanmayla gerçekleştirmişlerdir. Bu yöntem ilk bakışta kamu borç yükünü artırmıyor olsa da kiralama anlaşmalarının yabancı para cinsinden yapılmış olması bu borçların sonunda hazinenin, dolayısıyla merkezî yönetim bütçesinin üzerinde kalmasına yol açacaktır; üstelik bu yatırımcıların borçlanma maliyetlerinin devletin borçlanmasından daha yüksek olduğu dikkate alındığında yap-kirala-devret modelinin çok pahalı bir yatırım modeli olduğu gerçeği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Yol yakınken bu modelden vazgeçiniz. Bir ölçüde vazgeçtiniz ama 21/b ihaleleriyle yeni hastaneleri yine yandaşlara veriyorsunuz, bu model de yanlıştır. Gerekli kanun teklifini getiriniz şehir hastanelerinden vazgeçmeye bizler de destek verelim. Uluslararası tahkim meselesinin çözümü için de gerekli düzenlemeleri yapalım; aksi takdirde bu durumun faturası bir akşam geç saatlerde size de çıkabilir Sayın Bakan, bir gece ansızın görevden affınızı isteyebilirsiniz veya görevden alınabilirsiniz. Sayın Cumhurbaşkanı "Benim bu işlerden haberim yok" diyebilir, aynen "Merkez Bankası döviz rezervinin negatife düşmesinden benim bir haberim yok." dediği gibi.

Tek adam rejiminin bakanlarına yaklaşımı ortada diyor, bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.