KOMİSYON KONUŞMASI

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; Sağlık Bakanlığı bütçesi hayırlı olsun.

Sayın Bakanım, bu pandemi sürecinde büyük gayretle çalıştınız, yoruldunuz; gördük sizi, izledik, teşekkür ediyorum ama büyük teşekkürü sağlık personeline etmek istiyorum. Gerçekten büyük bir fedakârlıkla çalışıyorlar. Onlara, haklarını nasıl helal ettireceğiz bilemiyorum.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Affedersiniz.

Sayın Bakanımızla lütfen daha sonra görüşelim. Sayın Bakanımızın konuşmacıyı dinlemesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanımızla lütfen şu anda konuşmayalım.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Değerli arkadaşlar, ben devam ediyorum. Sanıyorum, süremi Başkan verecek.

AK PARTİ Grubu adına konuşan arkadaşımız muhalefetin hiç iyi tarafları görmediğini söyleyerek yakındı ve bir rakam verdi, dedi ki: "Büyük bir memnuniyet var sağlıkta ama siz bunu görmüyorsunuz." Yüzde 38'lerden, önce "70" dedi, sonra "67"ye indirdi. Daha da iniyor değerli arkadaşlarım. Evet, sağlıkta bir memnuniyet vardı ama son beş seneden beri ciddi bir şekilde erozyon var.

İyi şeylerinizi söyleyeyim: Diş hekimliğiyle ilgili yaptığınız hastaneler, poliklinikler, tedavi yapılması, protez, implantasyon yapılması, bunlar yeni şeyler Türkiye'de. Bundan dolayı çok teşekkür ediyoruz, hiçbir şey yapmadınız değil.

Sayın Bakanın konuşmasını, metnini dikkatlice okudum, önceki bakanların sürekli üzerinde durdukları sağlıkta dönüşümden çok fazla söz etmedi, şehir hastanelerinden de çok fazla söz etmedi. Hâlbuki bu iki kavram üzerinde ciddi bir şekilde konuşmak lazım.

Değerli arkadaşlarım, tabii, sağlıkta iyileşme oldu. Türkiye, gelirlerini artırdı, gayrisafi yurt içi hasıla 3'e katlandı falan ama bu, dünyada olup bitenlerin yansımasıdır. Bu iş -tırnak içinde, şimdi Garo hemen kızacak- gâvur parasıyla oldu yani borçla oldu, oradan alıyoruz ya borçları, şimdi de tekrar almak için düzenlemeler yapıyorsunuz, hukuk mukuk, reformlar oradan oldu ve bütün dünyada buna "neoliberal dönüşüm" diyorlar değerli arkadaşlarım. Kapitalizm -çok söyledim bu Komisyonda- tıkandı 70'li yılların ortalarında. Ne yapacağız, tekrar kriz? O zamana kadar ticarileştirilmesi akla bile gelmeyen alanlar, hizmetler ticarileştirildi. Değerli arkadaşlarım, bunlardan bir tanesi de sağlıktır. "Neoliberal dönüşüm" diye anlattınız, şimdi artık anlatmıyorsunuz; "sağlıkta dönüşüm." dediğiniz şey, bu neoliberal dönüşümdür yani sağlığın ticarileştirilmesidir değerli arkadaşlarım.

Bakın, bu neoliberal ideoloji hiçbir ayrım yapmıyor. Demokrasilerde böyle, otokrasilerde böyle; sosyal demokrasilerde, krallıklarda, komünizmde, her yerde aynı şeyi yapıyor. Yani sağlıkta kaliteyi artırıyor ve bunu ticarileştiriyor, satıyor değerli arkadaşlarım. "Dönüşüm" dediğiniz şeyin... Parametreyi söylüyorum: Bir, özelleştirme; iki, yerinde koruyucu hizmet değil ve başvurana hizmet verme anlayışı önde. Kamu hastaneleri, birlikleri kuruldu. Döner sermaye ve performansa dayalı ödeme sistemi, rekabete dayalı ücretlendirme sistemi, katkı payı gibi şeyler geldi. Bunların tamamı sağlığın ticarileştirilmesiyle ilgili değişikliklerdir değerli arkadaşlarım.

Sağlık alanına kâr, ticaret, kazanç girdi mi değerli arkadaşlarım, orada hizmet de olmaz, başka hiçbir şey de olmaz, eğitim hiç olmaz değerli arkadaşlarım. Bakın, eski özel hastanelerin hepsi vakıf kuruyor. Vakıf bu kadar istismar edilir mi? Daha fazla kâr... Kârı maksimalize etmek için vakıf kullanılır mı? Vakıf ideolojisini üç saat anlatacak arkadaşlar var aranızda. Anlatmıyor musunuz bunlara değerli arkadaşlarım? Vakıf kurdular, hastaneleri tıp fakültelerine çevirdiler. Ne oldu onun sonucunda? Covid'i fırsata çevirdiler. Sayın Bakanım, doğru mudur? İstanbul'da ve başka yerlerde Covid için başvuran hastadan poliklinikte 500 TL, test için 350 TL alındığı. 1.750 lira yoğun bakım yatağına ödüyorsunuz, 750 lira normal yatağa ödüyorsunuz. Yetmiyor, katkı payı alınıyor; o da yetmiyor, Sağlık Bakanlığı ambulanslarıyla sürekli olarak havaalanından, yurt dışından gelen yabancı hastalar alınıp özel hastanelere dolduruluyor.

Sağlık satılmaz değerli arkadaşlarım. Sağlıkta kamusallığa tekrar, behemehâl, derhâl dönmek gerekiyor. Arkadaşım dedi ki: "Memnuniyet araştırması yaptırıyorsunuz." Covid'le ilgili araştırmayı kime yaptırdınız değerli arkadaşlarım? GENAR'a. GENAR kim? İhsan Aktaş'ın şirketi. Kim? Daha bir önceki dönemde İstanbul'da her şeyi araştıran arkadaşımıza bir de Covid araştırdınız. Her şeyi ticarileştirdiniz. Krizi bile yandaşa, yakına bir şeyler aktarmanın aracı hâline getirdiniz. Tıp fakülteleri hastaneleri batıyor Sayın Bakanım -siz bunu çok iyi biliyorsunuz- batıyor. Niye batırılıyor tıp fakültesi hastaneleri? Türkiye'nin en iyi doktorlarının, hocalarının bulunduğu tıp fakültesi hastaneleri niye batıyor? Ben söyleyeyim değerli arkadaşlarım, korkarım ki bu arkadaşlar, tıp fakültesi öğretim üyeleri şehir hastanelerinde patronların emrine gönderilecek. Bakın, değerli arkadaşlarım, paralı hizmet veren yerde eğitim olmaz, eğitim ticarileştirilmez. Hiçbir özel hastanede ve parayla çalışan şehir hastanesinde, patrona çalışan şehir hastanesinde bir asistana gerçekten ameliyat yaptırılmaz çünkü parayı bastıran istemez değerli arkadaşlarım. Olmaz Sayın Bakanım; sağlıkta eğitimi, tıp fakültesi eğitimini sıfırlarsınız, bunu yapmayın derim.

Covid'le ilgili elbette bir şeyler yapıldı, sağlıkla ilgili işler doğru ama rakamlarınızla ilgili müthiş itirazlar var Sayın Bakanım. Siz de bir ara işte "Bunlar vakadır, pozitif olanlar değildir..." Niye rakamları açıklamıyorsunuz, bütün dünya açıklıyor; açıklayın ne var bunda değerli arkadaşlar. Ona göre tedbir alınır, ona göre bir şeyler yapılır. "Efendim, ekonomi kapanır..." Ya, kapanmaz, bütün dünyada böyle. Açıklayın ki insanlar ne olduğunu bilsinler.

Sayın Bakanım, yoğun bakım yataklarıyla ilgili ciddi problem var. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları var. "İstanbul'da 2 tane pandemi hastanesi yapıyoruz biner yataklı ve bütün yatakları yoğun bakıma dönüşebilir." dediniz, ne oldu bu yataklar? Bu hastaneler ne oldu? Gerçekten merak ediyorum ve soruyorum.

Değerli arkadaşlarım, süre kısıtlı, Başkan da çok fazla izin vermeyeceğini söylüyor... Sağlık personeli tükeniyor arkadaşlar, sağlık personeli tam tükenme sürecine girmiştir. Geziyor musunuz, gidiyor musunuz, bakıyor musunuz bilmiyorum. Gidin, bakın yani sağlıkta hizmetlisinden doktoruna, hocasına kadar ciddi bir tükenmişlik sendromuna girmişler ve şimdiye kadar 64 hekim, 155 de sağlık personeli ölmüş. Ciddi bir şekilde risk altında bu arkadaşlarımız. Bunlarla ilgili mutlaka bir şeyler yapmak lazım. Mesela deniliyor ki: "Bu, meslek hastalığı sayılsın." Yapılmıyor değerli arkadaşlar. Niye meslek hastalığı sayılmıyor, niye bu insanlar bir şekilde ödüllendirilmiyor bilemiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bundan sonra kalan süremde -üç dakika buradan, üç dakika da Başkanım verecek; altı dakika- şehir hastaneleri üzerinde konuşacağım. En çok kızdığınız konudur, görmezlikten geldiğiniz konudur. Sayıştay raporlarından başlayacağım. Sayıştay raporlarında, biliyorsunuz, bir denetim görüşünü etkileyen bulgular var, bir de denetim görüşünü etkilemeyen bulgular. Mesela "kişilerden alacaklar hesabına hatalı muhasebeleştirilmesi" diye bir şey denetim görüşünün dayanakları olarak konulmuş ama yabancı para cinsinden alınan kesin teminat mektuplarının mevzuata uygun olmaması şehir hastanelerinde denetim görüşünü etkilememiş. "Şirkete tazminat ödeyecek olması, sözleşmenin erken feshiyle maruz kalınan her türlü ceza..." "Sözleşmelerde mahiyet belirsizliği var." diyor. Ne demek arkadaşlar? Mahiyet belirsizliği, öyle bir şey yazılmış ki ne anlama geliyor belli değil, her şey konuluyor. Ya, bu Yüce Divanlık bir iştir biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Görüşünü etkilememiş Sayıştayın ama gene de Sayıştay denetçilerine teşekkür ediyoruz çünkü bugüne kadar "ticari sır" diye bir şekilde bizden saklanan Sayıştayla ilgili, şehir hastaneleriyle ilgili karanlık noktaları denetim görüşünü etkilemese bile bize bir şekilde vermişler değerli arkadaşlarım.

Aranızda hiç Ankara Şehir Hastanesine, Bilkent'e giden var mı arkadaşlar? Tövbe ediyorsunuz, tövbe ya. Tövbe ediyorsunuz, o kadar güzel, hayranlıkla seyrederken yoruluyorsunuz, uykunuz geliyor, gidiyorsunuz! Ankara'nın güzelim hastanelerini kapattınız ya. Numune Hastanesini kapattınız ya. Ya, siz nasıl insan... Niye kapatıyorsunuz ya? İnsanlar şurada, evinin önünde, oraya gidiyor. Niye? Çünkü patronlara gidecek. Böyle bir şey var mı değerli arkadaşlarım ya, böyle bir şey var mı, gerçekten dünyanın neresinde böyle bir şey görülmüş? Birisi geliyor, çağırıyor müteahhidi, diyor ki: "Burada 1 milyarlık bir iş var, paran mı yok, ben sana parayı bulacağım, yirmi sene garanti vereceğim; hiç bakmasan da hastalar olmasa da ben ödeyeceğim." Değerli arkadaşlarım, o şehir hastanesinde var ya karpuzun kilosunu 15 kuruştan alıyorlar, çöpünü atmak için parasını 115 kuruştan bizden kesiyorlar biliyor musunuz? Böyle bir sistem var. Böyle bir sistem olduğundan dolayı sağ olsun Sağlık Bakanımız, Hükûmet şehir hastanelerini KÖİ'yle ihale etmekten vazgeçti ama hâlâ "şehir hastaneleri" ismiyle geçiyor. Eski hastaneler var yine "şehir hastanesi" diye geçiyor. Niye şehir hastanesi? Şehir hastanesi özel bir statüyü gösteriyor, KÖİ yani orada hizmet... Şimdi, şehir hastanelerini birilerine peşkeş çekmesi, bu firmaları da soracağım, Sayın Bakanım bu firmaları da soracağım. Bu şehir hastanelerini verdiğiniz firmalar kimin? Niye hep aynı insanlara veriyorsun? Bu Rönesans kim arkadaşlar ya, her şey ona veriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Bir dakika ek süre veriyorum Sayın Bekaroğlu, lütfen tamamlayın.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Cumhurbaşkanımız diyor ki: "Pandemi hastanelerinin ikisini de Rönesans'a verdik, birini bedava yapacak." Devlete bedava hastane yapmak nerede değerli arkadaşlarım? Böyle bir ihale sistemi var mı? Birini parayla, birini parasız almak var mı? Burada ne dönüyor değerli arkadaşlarım? Bu konuyla ilgili herkes sizden şüpheleniyor.

Bakın, KÖİ'yi kaldırdınız, Kamu Özel İşbirliği'ni kaldırdınız şehir hastanelerinde. Ne getirdiniz şimdi? 21/b'yle ihale ediliyor, acil durumlarda 21/b. Çağırıyor, çağırdığınız şirketlerin tamamı beş altı tane şirket, her yer aynı. Sırayla almışlar Sayın Bakanım, sırayla. Burada sizin sorumluluğunuz var mı yok mu bilmiyorum. Bunlar kim, bu şirketler kimin? Gürbağ, Kolin, Ilgar, Taşyapı, YDA, REC, Limak, Akfen, Kalyon, IC İçtaş, kim bunlar? Nasıl geliyor da sırayla ihale alıyorlar? Biri düşük veriyor, öbürü yüksek veriyor. Bunlar var ya, bu şehir hastanelerinizden memleketi kurtarıyorsunuz ama 21/b getiriyorsunuz daha beter bir şekilde yandaşa aktarıyorsunuz değerli arkadaşlar.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Bekaroğlu, ek süreniz de dolmuştur. Lütfen toparlayınız.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Son cümlelerim, bitiriyorum.

Sayın Bakanım, bunlar var ya, bunlar... Yani sağlık hizmetini şöyle yaptık, böyle yaptık falan... Evet, yani ama bunlar tüyü bitmemiş yetim hakkını götürmektir. Sizi ya da özel bir insanı suçlamıyorum ama şuna adım gibi inanıyorum: Bu şirketlerin var ya, bu şirketlerin hepsinde devletin içinden ortaklar vardır değerli arkadaşlarım, böyle iş olmaz. O zaman şöyle yapın: Samsun'da yapılacak hastaneyi -devlet hastanesi mi, şehir hastanesi mi belli değil- açık ihaleye sunun. Devlet hastanesi ya da şehir hastanesi yapabilecek bir firmanın özelliklerini sayın, herkes başvursun, ihale etsin. Açık ihale yap, niye yapmıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Bekaroğlu...

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Ya, Devlet İhale Kanunu'nda istisna maddesinde alfabenin harfleri bitti Sayın Bakanım, ondan sonra "aaaa, bbbb" diye gitmeye başladı. Böyle bir şey olmaz, bunlardan elbette endişe ediyoruz.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyoruz Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Burada tüyü bitmemiş yetim hakkının paylaşıldığına dair ciddi bir şekilde endişemiz var.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sağ olun.

Bu arada, tabii, sizin de bir tedavi süreciniz var, Allah şifalar versin diyoruz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Eyvallah.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Bütün hastalarımıza da aynı şekilde.

SALİH CORA (Trabzon) - Allah şifa versin.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Sayın Cora, hastalığım senin hastalığından değil.