KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, bakanlıkların, kamu kuruluşlarının değerli temsilcileri, basın mensupları; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Enerji, günümüzde en önemli sektörlerden biridir ancak enerjinin önemi sadece günümüze ait değildir; insanlık tarihini incelediğimiz zaman, her dönemde enerji önemli olmuştur. Günümüzün meşhur iktisat tarihçilerinden Cipolla, dünya iktisat tarihini incelediği kitabında baştan sona enerjinin gelişimini anlatmaktadır. Dünyanın enerji kullanımının artışını, dünyadaki refah düzeyinin artışı olarak tanımlamaktadır. Avcı toplayıcı dönemde insanların sadece enerji olarak, kullanabilecekleri enerji olarak kas güçleri vardır ama tarım devriminden sonra hayvanları ehlîleştirmek suretiyle onların enerjisinden de yararlanmışlardır ve bu, insanlığa ilave bir refah sağlamıştır. Daha sonraki dönemlerde de aynı şekilde enerji geliştikçe dünyanın refah düzeyi, üretim düzeyi, gelir düzeyi yükselmiştir. İşte, kömürden yararlanmıştır, rüzgâr enerjisinden yararlanmıştır, daha sonra petrol, doğal gaz, nükleer enerji ve günümüzde de rüzgâr ve güneş enerjisi insanlığın kullandığı enerji potansiyelini sürekli artıran kaynaklar olmuştur. Ancak, enerji kaynağının ne olduğu önemli olmakla birlikte o enerjinin kullanılabilirliği, ekonomiye adapte edilebilirliği de aynı derecede önemlidir. Çok değerli bir enerji kaynağınız varsa onu ekonomiye açarken gerekli mekanizmaları geliştirmediyseniz, fizibil olarak piyasaya açmadıysanız, kayıp kaçaklar çok fazlaysa her boyutu itibarıyla, o, zaman zaman ekonomilerin üzerine de yük olur. Örneğin, insanlık tarihi boyunca petrol ve doğal gaz yeryüzünde var olduğu hâlde, 19'uncu yüzyılın sonlarında, otomobiller keşfedilinceye kadar petrolün hiçbir değeri olmamıştır. Petrole değer katan şey otomobillerin icat edilmesidir.

Bir ara Türkiye'de çok popülerdi, hâlâ da zaman zaman kullanılır. İşte, borun önemli bir maden olduğu, bunun en büyük yataklarının dünyada Türkiye'de bulunduğu ve "Bor sadece ekonomik değer itibarıyla Türkiye'yi ayağa kaldırır." diye bu bor tartışmalarını yıllarca televizyonlardan, gazetelerden izlemişizdir. Borla işleyen otomobillerden, uçaklardan bahsedenler çok olmuştur ama borun böyle bir fonksiyonu varsa bile siz boru bir enerji olarak kullanan otomobil veya uçak motoru icat etmediğiniz sürece, onu piyasalaştırmadığınız sürece bir değer ifade etmemektedir.

Aynı zamanda bunun değer ifade edebilmesi için de fizibil olması lazım yani düşük maliyeti olması lazım. Farklı enerji kaynakları içerisinde en düşük maliyetli enerji en büyük avantajı sağlayacaktır. Çünkü enerjiyi yüksek fiyattan piyasaya sunduğunuz zaman, o ülkede üretilen bütün malların maliyetleri yükselecektir; maliyet yüksekliği, kendi sanayimizin, kendi üretim potansiyelimizin rekabet gücünü zayıflatacaktır. O bakımdan düşük maliyet ve o ortaya çıkan enerjiye uygun kullanım ve piyasaya sunum son derece önemlidir. Ancak gördüğüm kadarıyla -bunu bir polemik yapmak için de söylemiyorum- mevcut Hükûmetin enerji politikasıyla -işte, arkadaşlar söylediler- 47 milyar dolarlık borcu olan bir sektör hâline gelmiştir, dağıtılmıştır birilerine -birtakım enerji dağıtımları, üretimleri vesaire- hepsinin arkasında dost, ahbap ilişkileri vardır. Bunların kamuya ve ileride üretim sürecine girdiğinde piyasaya hangi maliyetleri taşıyacağı hesap edilmeksizin, hangi parayı kimin kazanacağıyla bağlantılı hassasiyetlerle enerji sektörü dağıtıma uğramıştır. Maalesef, bu ülkenin büyük bir talihsizliğidir bu, ülkenin sadece bugününü değil, geleceğini de karartacak bir husustur.

Bakın, Akkuyu Nükleer Santrali... Bu Akkuyu Nükleer Santrali'nin yüzde 51'inin hissedarı bellidir, geri kalan yüzde 49'u kime ait, kimindir? Bunun arkasında hangi rantlar var? Doğrudan ilişkiler nasıldır? Bu son derece önemli. Yani yüzde 100 bunun payı kime aittir, ben merak ediyorum. Şimdi, neden önemli bu? Çünkü bir alım garantisi anlaşması var bu santrali yapanlar ile Hükûmetimiz arasında. Buna göre elektriğin kilovatsaatini 12,35 sentten almayı garanti etmiş.

Değerli arkadaşlar, ben geçenlerde termik santrallerle bağlantılı birine sordum. Bu santraller elektriğin kilovatsaatini kaça satıyorlar? Çünkü piyasaya ulaştığı zamanki fiyatı ile santralden çıktığı andaki fiyatı birbirinden farklı; arada başka şirketler var, tüketiciye ulaşana kadar maliyeti artıyor. Söylediğine göre termik santraller 25 kuruştan veriyor elektriği, diğer santrallerin kaçtan verdiğini bilmiyorum, herhâlde Sayın Bakan söyler ama Akkuyu Nükleer Santrali'yle yapılan anlaşmaya göre bugünün kuru üzerinden devlet 1 kilovatsaatine 100 kuruş alım garantisi veriyor yani şu andaki enerji fiyatının 4 katı alım garantisiyle bir nükleer santral yaptırıyorsunuz. Tabii, bu ileride ne olacak? İleride bunun tamamını müşteriye devretmek mümkün değil, çok yüksek fiyatlar oluşacaktır piyasada. Onun için maliyetin bir kısmı müşteriye yansıtılacak, bir kısmını da devlet hazineden ödeyecektir; aynen yollar, köprüler, havaalanları, şehir hastaneleri gibi. Orada da felaket bir kamusal yük birikiyor; korkunç, geleceğe yönelik ülkenin, devletin maliyetleri artıyor.

Biz, dış borç 230 milyar dolar diyoruz; hayır, Türkiye'nin dövize dayalı borçları 230 milyar dolar değil. Kamu özel iş birliğiyle yapılan havaalanları, köprüler, yollar, şehir hastaneleri ve bu tür geleceğe yükümlülük getiren santrallerin taşıdığı yükümlülükler de aynı zamanda döviz borçlarımız üzerine ilave edildikten sonra Türkiye'nin toplam dış borcu veya döviz cinsinden borcu tespit edilebilir ama eğer birileri mevcut enerji fiyatının 4 katına alım garantili nükleer santral yaptırıyorsa orada problem var demektir.

Hazineyi emme basma tulumba gibi birilerinin; yandaşın, eşin, dostun cebine boşaltacağına ben asla inanmam. Bu, insanın aklıyla alay etmek demektir. Bu mümkün değil. Birileri hazineyi emme basma tulumba gibi birilerinin cebine boşaltıyorsa o yandaşın cebi olamaz; o, olsa olsa bu pompalayanların cebi olabilir. Onun için bu enerji dağıtımlarının şeffaf olması lazım. Sadece bugünü ilgilendirmiyor; Türkiye'yi gelecekte batıracak şeyler bunlar, sanayiyi çökertecek şeyler bunlar, insanımızı yaşayamaz hâle getirecek şeyler bunlar. Şeffaf... Verilen ihaleler kimlere veriliyor, hangi yükümlülükler altında veriliyor, sözleşmelerde ne var? Hatta dağıtım ihaleleri kimlere nasıl veriliyor ve bunların yükümlülükleri, şartnameleri nelerdir? Bunların açık seçik, anlaşılır ve toplumsal denetimi sağlayacak şekilde, net bir şekilde yürütülmesi her kamu görevi üstlenenin en temel görevi, yükümlülüğü olmalıdır. Bu yapılmaz ve rastgele "Biz güveniyoruz." "Biz Hükûmetimize güveniriz" "Biz devletimize güveniriz." "Biz Bakanlarımıza güveniriz." "Biz milletvekillerimize, bürokratlarımıza güveniriz." denirse sonunda şeffaf olmayan, denetlenebilirliği olmayan bir sistem ortaya çıkar.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Şener...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ve denetlenemez, şeffaf olmayan bu sistemin içerisinde rol alan aktörler ve belirleyici güçler, ülkenin bugününü değil geleceğini de mahvedecek mekanizmaları kurarlar ve gerçekleştirirler. Ki bu enerji meselesi, gerçekten Türkiye açısından son derece önemli. "Ne kadar önemli?" derseniz, o kadar önemli.

Vaktiyle 2012 yılında bir makale yazmıştım "Siyasetname" diye "İdeal Siyaset" diye. Bu enerji sorunu bağlamında, Türkiye ile Azerbaycan'ın tek devlet olma ihtimali ve gerekliliği üzerine kafa yormuştum ve makalede bunu, o günlerde yazmıştım. Benden dört, beş sene sonra başka biri...

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ara bağlantı...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Nasıl? Anlamıyorum?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ara bağlantı ya Nahçıvan'la.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya, bağlanma, bağlanmama meselesi değil bu.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Şener...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bu başka bir şey. Yani sizde gelişmiş bir iş gücü potansiyeli var ama bir enerji açığı var.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Şener...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - O iş potansiyelinin oraya katkısı olacak. O iş, enerji açığının, oradaki kaynağın buraya katkısı olacak.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Teşekkür ediyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bununla bağlantılı faydası olur diye düşündüğüm şey ama bugün şunu...

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Hâlâ aynı görüşte misiniz?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yazılmış, hem de hakemli bir dergide yazılmış bir makale bu. Dünya âleme ilan etmişim, sonra veririm.

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Teşekkür ediyorum Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi, değerli arkadaşlar, gerçekten bu enerjide ne olup bitiyor çok şeffaf olması lazım Sayın Hükûmetin.

Hepinize saygılar sunuyorum.