KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değişik kurumların değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eğitimin içinde bulunduğu durumla ilgili olarak bugünkü bütçe müzakerelerinde pek çok arkadaşımız değerlendirmeler yapacak ama ben öncelikle spesifik bir konudan başlamak istiyorum. Önceki hafta bu Komisyondan bir kanun teklifi geçti. Bugün Genel Kurulda geçen bu kanun teklifi görüşülecek. Torba bir yasaydı, Cemal Bey arkadaşımızın vermiş olduğu bir torba yasaydı. Bu teklifin 43'üncü maddesinde Millî Eğitim Bakanlığımızı ilgilendiren bir düzenleme var, bu düzenlemeden acaba Bakanlığın haberi var mı diye bu konuyla başlıyorum.

Aslında Komisyonumuzun dağıtım çizelgesinde Millî Eğitim Bakanlığına o teklif gönderilmiş ama izleyip izlemediklerini, o düzenlemeden haberlerinin olup olmadığını bilmiyorum. O teklifte yani Mecliste görüşülecek, Genel Kurulda görüşülecek teklifin 43'üncü maddesinde şöyle bir ifade var: "8/2/2007 tarih ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 6'ncı maddesinin altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır." diyor. Bu yürürlükten kaldırılan madde doğrudan sizi ilgilendiriyor çünkü bu kaldırılan altıncı fıkra, 6'ncı maddenin altıncı fıkrası aynen şöyledir: "Bu Kanun kapsamında faaliyet gösteren kurumlarda, Bakanlıkça belirlenen programları başarıyla tamamlayanlar aldıkları kurs bitirme belgeleriyle tamamladıkları programlara ilişkin işyerlerinde çalışabilir ve işyeri açabilirler. Bu durumda olan kişiler için başkaca bir meslek belgesi aranmaz." diyor. Bu fıkra tamamıyla kalkıyor. Bu maddenin gerekçesinde de "mesleki yeterlilik belgesinin yaygınlaştırılması ve belge zorunluluğunu dışlayan hükümlerin uygulanmasını sağlamak amacıyla" ifadeleri yer alıyor. Anladığım kadarıyla, bugün Genel Kurulda görüşülecek bu maddeyle Millî Eğitim Bakanına ait bir yetki ortadan kaldırılmaktadır ve önemli olabilir. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 17'nci maddesinde "Resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetleri, Milli Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabidir." hükmü bulunmaktadır. Ayrıca, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik'in ek 2'nci maddesinde de "Açılacak iş yerlerinde iş yeri sahibinin veya işinde çalıştırılan her meslek dalında çalışanların ilgili alanlardan mezun olduğu gösterir diploma ya da üniversitelerin ilgili lisans ve ön lisans alan ve dalından mezun olduğunu gösterir diplomaya ya da Özel Öğretim Kurumları Kanunu'na göre faaliyet gösteren kurumlardan alınan kurs bitirme belgesine sahip olmaları şartı konulmuştur." Aslında 5544 sayılı Kanun'un ek 1'inci maddesi 5580 sayılı bahsettiğimiz Kanun'un -bugün Genel Kurulda konuşulacak olan kanunun- 6'ncı maddesinin altıncı fıkrasıyla ve 2918 sayılı Kanun'un 4/2'nci fıkrasıyla çelişki arz ediyor. Bugün, Genel Kurulda 5580 sayılı Kanun'un 6/6'ncı fıkrası kaldırılırsa Millî Eğitim Bakanlığının bir yetkisi elinden alınıyor. Millî Eğitim Bakanlığının elli yıldır yaptığı bir iştir bu konu. Bu nedenle kanundan Millî Eğitim Bakanlığının bilgisinin olup olmadığını önemli görüyorum. Bu alan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına geçmektedir. Yani, bu kursların denetimleri, düzenlenmesi Millî Eğitim Bakanlığına ait olduğu hâlde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı eğitim vermeden sertifikalandırma yetkisine sahip olacak ve böylece Millî Eğitim Bakanlığının bir alanı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına devredilmiş olacaktır. Dolayısıyla, eğer bu konu Bakanlıklar arasındaki mutabakatla oluşmadıysa Genel Kurulda düzeltilme yoluna gidilmesi gerekir diye uyarı niteliğinde ifade ettim.

Evet, değerli arkadaşlar, biraz önce YÖK Başkanımızın ve Millî Eğitim Bakanımızın yaptığı sunumlardan gördüğümüz kadarıyla Türkiye'de 1 milyon 323 bin öğretmen ve öğretim elemanı var. Okul öncesi, ortaöğretim, lise ve üniversite öğrencilerinin sayısı ise 25 milyon 296 bin 989'dur. Yani, eğitim camiasından başlarken 27 milyona yakın bir kitleden söz ediyoruz. Sadece öğrenci sayımızın 25 milyonu aştığını düşünecek olursak bunun gerçekten devasa, çok büyük bir rakam olduğunu görüyoruz. Hatta Birleşmiş Milletlere üye 196 ülkenin nüfuslarına baktım, Türkiye'deki öğrenci sayısı 140 ülkenin nüfusundan daha fazla; böylesine büyük bir kitle. Bunu, büyük bir potansiyel olarak nitelendirebiliriz. Bir potansiyelin var olması önemlidir ama bu potansiyelin ne anlama geldiği bence çok daha önemlidir. Bu büyük potansiyel, Türkiye açısından bir umudu mu ifade ediyor yoksa bir sorun yumağı hâline mi dönüşüyor? Eğer bu büyük potansiyel, bir sorun yumağı hâline dönüşüyorsa sadece Millî Eğitim Bakanlığının, sadece Yükseköğretim Kurumu Başkanlığının değil tüm Türkiye'nin gece gündüz bu konuda mesai harcaması lazımdır diye düşünüyorum ve gerçekten burada son derece önemli ve tehlikeli bir dönemeçte olduğumuzu düşünüyorum.

Eğitim sisteminde "reform" adı altında sürekli yazbozlarla Türkiye'yi bugüne getirmiş on sekiz on dokuz yıllık bir iktidar var. Maalesef eğitim daha niteliksiz, daha vasıfsız, daha fazla oynanan, daha fazla yazbozlara alet edilen bir noktaya gelmiş, bunun da ötesinde dünyadaki gelişmelere ayak uydurur nitelikte değildir. Eğitimin dünyadaki gelişmelere ayak uydurur nitelikte olmadığını söylerken sadece eğitim kurumları açısından söylemiyorum bunu. Eğitimin topyekûn piyasayla birlikte değerlendirilmesi lazım. Eğer eğitimle piyasa arasında bir koordinasyon yoksa eğitim kurumlarındaki eğitimi, öğretim elemanlarının niteliğini ne kadar artırırsanız artırın o eğitim dünyadaki yarıştan, küresel rekabetten geri kalacaktır ve ülke gerileyecektir; gördüğüm kadarıyla yaşanan durum bundan ibarettir. Bir kere mevcut eğitimde, hem Türkiye'nin iş potansiyeli itibariyle ihtiyacını karşılayan bir sınıflandırma, bir mesleklendirme yok hem de Türkiye'nin küresel dinamiklere uygun bir iş gelişimi ve potansiyel bir ekonomik gelişimi söz konusu değil. Eğitim ile bu piyasa bir araya gelmediği takdirde de ülkenin iyiye gitmesi mümkün değil.

Bakın, Türkiye'de işsizlik rakamları veriliyor. İşsizlik rakamlarını ciddi bir şekilde incelediğimizde şunu görüyoruz: Tahsiliniz ne kadar artarsa o kadar fazla işsiz kalma ihtimaliniz var. Yani, öyle bir ülke ortaya çıkmış ki, dersini iyi çalışanın kaybettiği bir Türkiye bu. Eğer bu ülkede dersine çalışan kaybediyorsa orada eğitimin ve ülkenin başarılarından söz etmek mümkün değildir. Burada gerçekten ciddi bir sorun var.

İşsizliğin en fazla olduğu kesim, gençler. Gençler içerisinde de işsizliğin en fazla olduğu kesim -bildiğiniz gibi- yüksekokul mezunları, rakamlar onu gösteriyor. E böyle bir ülkede, 25 milyon öğrencimizin, hangi umutla, hangi enerjiyle, hangi coşkuyla geleceğe yönelebileceğini düşünebiliriz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Lütfen toparlayalım efendim, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir kere teşvik etmesi lazım. Önünün açık olduğuna, istikbalinin parlak olduğuna öğrencinin inanması lazım. Bu inancı veremediğiniz sürece eğitimle ilgili ne yaparsanız yapın bir anlamı yoktur. "Yarın mezun olacağım, iş bulamayacağım. Ne olacak acaba?" diyen bir öğrencinin motivasyon sağlaması, kendi donanımını artırmaya çalışması, bilgi birikimini çoğaltmaya çalışması söz konusu olamaz. Çünkü bu ülkede bilgi birikimini, donanımını artıranlar daha fazla para kazanmıyorlar, daha iyi statüde iş bulamıyorlar, hatta işsiz kalıyorlar. Dirsek teması, siyasi yakınlık; iş bulma, bir koltuk kapma ve basamakları hızla çıkmada -donanımına bakmadan- etkili ve daha sonuç alıcı bir hâl alıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Lütfen tamamlayalım, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İktidar da buna dayalı olarak tüm eğitim sistemini -sürekli olarak ülkenin ihtiyaçlarına göre değil- arka bahçesi hâline getirmeye çalışan bir mantıkla yürüyor. Bu mantığın sonu yoktur. Bu sonu olmayan mantık, ülkenin de sonunu getirecek bir hadisedir. Bu bütçe vesilesiyle kısa olan süremde sadece bu tehlikeye işaret etmek istedim.

Teşekkür ediyorum.