KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sayın milletvekilleri, sayın bürokratlar, değerli basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama İzmir depreminde yitirdiğimiz vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek başlamak istiyorum. Emeğini, yüreğini, sevgisini, merhametini, iyiliğini esirgemeyen tüm dayanışma gösterenler; bu dünya sizlerin yüzü suyu hürmetine yürüyor, iyi ki varsınız.

Değerli arkadaşlar, pandemi sürecinin öncesine gitmek istiyorum. 27 Şubat 2020'de yani ülkemizdeki ilk resmî coronavirüs vakasının görülmesinden on sekiz gün önceydi, Sayın Bakanın davetiyle Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri olarak bir araya geldik, elimde bu toplantıda aldığım bazı notlar da var. Örneğin, Sayın Ersoy coronavirüs nedeniyle Çin'den gelecek 500 bin turistin gelemeyeceğini, İran'dan ise bir önceki yıl gelen 2 milyon 100 bin turistin 2 milyona düşeceğini belirttikten sonra, 2020 yılında 40,8 milyar dolar turizm geliri beklediklerini söyledi ve bazı tedbirler üzerine hep beraber konuşuldu. Anlaşılan o ki aradan on sekiz gün geçtikten sonra Türkiye'nin göbeğinde coronavirüs patladı, demek ki Türkiye'ye bu coronavirüsün gelmeyeceği hesap edilmiş, bunu bir öngörüsüzlük olarak tarihe not düşmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, turizmde Türkiye tarihinin en yüksek ziyaretçi sayısına yaklaşık 51 milyon ziyaretçiyle 2019 yılında ulaşılmış, aynı yıl yaklaşık 35 milyar dolar turizm geliri elde edilmiş. Bakanlığın açıkladığı verilere göre Türkiye'ye 2020'nin ilk yedi ayında toplamda 5 milyon 440 bin turist gelmiş, geçen yılın aynı döneminde gelen turist sayısı 24 milyon 690 bindi; böylece pandemiden kaynaklı düşüş yüzde 77'yi aşmış.

Arkadaşlar, Temmuz 2020 iş kolu istatistiklerine göre 931 bin işçi sektörde çalışıyor görünmesine karşın bu sayı Temmuz 2019 istatistiğinde 1 milyon 52 bindi ve işçi sayısının 120 binin üzerinde düştüğü görülmekte. Bu işçi sayısı gerçek rakamlardan düşüktür; iş sözleşmelerinin askıda olması, ücretsiz izin, kısa çalışma ve fesih yasağı gibi nedenlerle gerçek tabloyu yansıtmamaktadır. Türkiye'de turizm işçisi pandemi karşısında korunmasız kalmıştır; küresel salgının etkisiyle turizm işletmelerinin kapanması, kapalı işletmelerin açılmaması işçilerin işsiz kalmasına, iş sözleşmesi askıda olan işçilerin geleceklerinin belirsizleşmesine, yasal desteklerden yararlanamamalarına yol açmıştır. Sektördeki açık işletmelerde çalışanlar ücretsiz izne zorlandı, iş sözleşmesi askıda olan çalışanlar ise davet edilmedi ve tazminatsız iş sözleşmelerinin feshi gündeme geldi.

Kayıt dışılığın yüksek olduğu turizm sektöründe kayıt dışı istihdam yüzde 35 civarında ve bu oran küresel salgınla birlikte artma eğiliminde. Çalışanlar çoğu zaman sezonluk ve kayıt dışı çalışıyor, bu işçilerin sosyal güvencesi yalnızca çalıştıkları süreyi kapsıyor, dolayısıyla sezonda maruz kaldıkları virüs riski sezon dışında ortaya çıkarsa sağlık güvencesinden yoksun kalıyorlar.

Mevsimlik çalışan göçmen işçilerin çoğu bekâr odalarında ya da çalıştıkları tesisin yakınındaki pansiyonlarda kalıyor. Bu işçilerin hâlihazırdaki barınma sorunu virüs riskiyle daha da kötüleşmiştir.

Değerli arkadaşlar, bir başka risk de gelir güvencesinde yaşanıyor. Artan maliyetler ve düşen doluluk oranları sektördeki fiyatlara yansıdığı gibi işçilerin ücretlerine de yansımış; zaten güvencesiz olarak çalışanlar bir de ücretlerin düşmesinden ötürü mağdur olmuşlardır. Ayrıca, işletmeler virüs riskini sınırlı tutmak adına çalışan sayısını da düşük tutmayı tercih etmişlerdir. Bu durumda turizmde çalışanların çalışma saatlerinde artış ve iş tanımlarında bir genişleme söz konusu olmuştur. Bütün bunlar çalışanların mevcut iş güvencesi ve gelir güvencesi yoksunluklarının yanı sıra çalışma koşullarında bozulmaya ve Covid-19 kaynaklı sağlık risklerini de beraber getirmiştir. Çoğunluğu genç ve kadınlardan oluşan turizm işçileri tarihte eşi benzeri görülmemiş düzeyde olumsuz etkilenmişlerdir. Sektörde sezonluk çalışanlar kısa çalışma ödeneğinden yararlanamamışlardır. Kısa çalışmadan yararlanma şartları yeniden düzenlenmeli, son üç yılda ödenen prim gün sayısı sezonluk işçiler için yüz yirmi güne indirilmelidir, kısa çalışmadan önce aranan prim gün şartı sezonluk işçiler için tamamen kaldırılmalıdır.

İçinde bulunduğumuz olağanüstü dönemde temel gelir uygulaması iki açıdan ele alınmalıdır. Bunlardan ilki, ani ve hazırlıksız yakalandığımız bu duruma karşı aynı hızda tedbir almak, ikincisi ise salgın sonrası dönemdeki kalıcı etkileri, uygulamaları tasarlayabilmektir. İnsanları salgın süresinde uğrayacakları gelir kesintilerinden korumak, temel ihtiyaçları başta olmak üzere günlük gereksinimlerini karşılamalarını sağlamak temel gelir uygulamasının amacıdır. Ekonominin yavaşlaması hatta durması riskine karşı insanların para harcamasını devam ettirmek gerekmektedir; aksi olduğunda talep daralması birçok işletmenin kapanmasına yol açacak, işsizlik bu nedenle artacak, neticesinde sosyal yardım talebi patlayacak ve belki de devlet normalde temel gelirler için harcadığından daha fazlasını bu alanlara harcamak zorunda kalacaktır.

Değerli milletvekilleri, pandeminin yarattığı daralmayı ancak turizmi baştan, yeniden yapılandırarak aşabiliriz. Ülkemiz turizminin gelişimi ve cari açık dengesi üzerindeki döviz sağlayıcı etkisinin artması için ivedilikle atılması gereken bazı adımları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu kapsamda,

1) Turizm sektörünün belkemiği bu alanda hizmet veren işçilerimizdir. İşçilerimizin pandemi döneminde yaşadığı kayıplar giderilmeli, bu alandaki deneyimli iş gücünün başka alanlara kayması engellenmeli, sendikal örgütlülüğün önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılmalıdır.

2) Turizm çeşitleri çoğaltılmalı ve turizmin on iki aya yayılması sağlanmalıdır.

3) Büyüklük ölçeğine bakılmaksızın her işletmeye 2019 yılının cirosunun belli bir oranında belli bir süre ödemesiz ve sıfır faizli krediler verilmelidir.

4) Coğrafi bölge tanımlamaları ile yeni turizm destinasyonları oluşturulmalıdır. Bu konuda birkaç destinasyon dışında marka turizm kentimiz maalesef yok.

5) Ülkemiz Akdeniz çanağında belli başlı pazarlara bağımlı olmaktan çıkartılmalıdır.

6) İç turizmin bütün gelir gruplarına hitap edecek şekilde güçlendirilmesi sağlanmalıdır.

7) Sektörün bugünkü durumunda zarar edilse dahi alınan turizme katkı payı uygulaması devam ettirilmektedir. İrtifak hakkı bedelleri ertelenmiş, vergisel ödevler mücbir sebep hâli kapsamına alınmış fakat bunun dışında ciddi hiçbir önlem alınmamıştır. Sektör biraz kımıldadığında nereden ne vergi ve ne katkı payı alacağını şaşıran iktidar, sektörün çok kötü olduğu bu dönemde sahaya inip sektörün yaşaması ve bunca insanın işsiz kalmaması için müteahhitlere gösterdiği ilgiyi turizm sektöründe göstermelidir.

8) Konaklama vergisinin oranı düşürülmeli ve sağlanacak gelir yerel yönetimlere aktarılmalıdır.

9) Özellikle, son aylarda güney Ege ve Akdeniz bölgemizde ağırlıklı turizm amaçlı konaklamalarda Covid-19 sebebiyle daha da artan günübirlik kiralanan daire, ev ve villaların kayıt dışı kiralanması konusu en büyük problemi oluşturmaktadır. Bu alana yönelik düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

10) Yaz nüfusu kış nüfusunun 4 katı artan Muğla gibi illere İller Bankası'ndan daha fazla katkı sağlanmalıdır. Muğla'nın ayrı bir özelliği var, Antalya'nın ayrı, İstanbul'un ayrı; parçalardan bütüne ulaşmak lazım, Bölgesel Turizm Master Planı mutlaka yapılmalı.

Turizm alanları ilan ediliyor oysa yetki yerelde olmalı, yerelde yerel aktörlerle konuşup verilere, istatistiğe dayanan bir planlama yapılmalıdır.

12) 5779 sayılı Kanun gereği yerleşik nüfus üzerinden hesaplanan pay oranlarındaki adaletsizlik giderilmelidir. Turizm sektörünün ağırlıklı olduğu il ve ilçelerde altyapı yatırımlarının daha hızlı bir şekilde çözülebilmesi amacıyla turizm gelirlerinden veya turizm sektöründeki şirketlerden elde edilen vergi gelirleri üzerinden ayrılacak payın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak altyapı destek hesabına aktarılması sağlanmalıdır. Kamu yararı açısından böyle bir düzenleme gereklidir.

13) Osmanlı'dan miras kalan, ata yadigârı birçok taşınmazımız olan vakıf eserlerimiz mevcuttur. Bu vakıf eserlerinin birçoğu iş yeri olarak kullanılmakta, devletimiz de bu vakıf taşınmazlarından kira geliri elde etmektedir. Pandemi sonrası yaşanan ekonomik kriz birçok esnafımızı olumsuz yönde etkilemiştir. Pandemi süresince vakıf taşınmazlarından kira almamayı ya da kira artışı yapmamayı düşünüyor musunuz?

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; Türkiye pandemi süresince kültür emekçilerini, sanatçılarını büyük bir yalnızlığa ve güvencesizliğe terk etmiştir. Pandemiyle bağlantılı olarak çeşitli iktidarlar kendi ülkelerindeki sanat alanlarını ayakta tutabilmek için bazı önlemler aldılar. Biz de bu tedbirleri sosyal devletin bir gereği olarak almalıydık, alamadık. Dünyadan bir örnek vermek gerekirse, Almanya örnek olması gereken bir uygulama yaptı, sanatçılara ayrımsız 5 bin euro bağladı, kirada oturan insanların kiralarını ödedi; daha da önemlisi, bunu düzenli olarak yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Girgin, ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sağlık hizmetlerinden sınırsız ve özgürce yararlanmalarını sağladı. İskandinav ülkelerinden İngiltere'ye, Fransa'ya, Rusya'ya, hepsi çeşitli koruma tedbirleri aldı. Ülkemizdeki sanatçılar bu süreçte kiralarını, faturalarını ödeyemedi. İstanbul'da şu zamana kadar kapanan tiyatro sayısı 10'u bulmuş durumda ve kış kapıya dayandı, önümüzdeki süreçte artan faturaları ödeyemeyecek olan salonların da tek tek kapanacağını göreceğiz.

Mart 2020'de Resmî Gazete'de yayımlanan karara göre, cep telefonu satışlarından yüzde 1 Kültür ve Turizm Bakanlığı kesintisi alınmaya başlandı. Bu yolla şu ana kadar Bakanlığın elde ettiği gelir ne kadardır? Bu gelirin doğrudan özel tiyatrolara, sahnelere ve özellikle yerel düzeyde çalışan sanatçılara aktarılması hususunda bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.