| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/281 ) ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi (1/280) ve Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 27 .10.2020 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, Strateji ve Bütçe Başkanımız, bürokratlarımız, Sayıştay üyelerimiz, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 2021 bütçesi, askıda ekmek bütçesidir; 2021 bütçesi, yoksullaşma bütçesidir, yoksullaştırmayı kalıcı hâle getiren bir bütçedir, emekçiyi vergi şampiyonu yapan bir bütçedir.
İki gün önce Malatya'da bir olay yaşandı. Bir esnaf Sayın Cumhurbaşkanına çıktı, dedi ki: "Geçinemiyoruz, eve ekmek götüremiyoruz." Yani, bunu göze alan esnaf açısından baktığımızda, korumalar tarafından tartaklanmak var, azar işitmek var; eğer bunları göze alarak bir esnaf, Sayın Cumhurbaşkanına ulaşıp bunları söylüyorsa demek ki bıçak kemiği delmiş geçmiş. Tabii Sayın Cumhurbaşkanı "Bu, bana biraz abartı geldi." dedi ama mızrak çuvala sığmıyor, abartı değil, sokaklarda, fabrikalarda, köylerde bu gerçekleri bütün ülkemiz de görüyor, bizler de görüyoruz.
Şimdi, bir tablo göstermek istiyorum izninizle: Tek adam rejimi nasıl başladı -biteceği günler de yakın- nasıl gidiyor? 9 Temmuz 2018 itibarıyla tek adam rejiminin başladığı tarihte dolar 4,6 lira, 26 Ekim 2020 tarihi itibarıyla -yani dün- 8,02 lira. Arkadaşlar, bu konuda yalnız bir şeyi itiraf edeyim, şu tabloyu üç gün önce hazırladım, üç günden beri doların fiyatını, bugün belki 5'inci, 6'ncı defa değiştirdim, en son 8,02'ydi sanırım bugün 8,14'e çıkmış. Çeyrek altın, 9 Temmuz 2018'de 296 lira, bugün, yani 26 Ekim itibarıyla 789 lira. Kısacası fren tutmuyor, tek adam rejimi çöktü. Diğer bir istatistik: Türkiye İstatistik Kurumunun birçok kelime oyunlarına, rakam oyunlarına rağmen tek adam rejiminde istihdamdaki kişi sayısını baz aldığımızda, nasıl başladı: 9 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla -bu, TÜİK'in kendi sayfasından alınan rakam- 29 milyon 265 bin kişi istihdamda, 31 Temmuz 2020 itibarıyla -henüz daha Ekim verilerini almadık- 27 milyon 260 bin kişi istihdamdaki kişi sayısı. Yani, iki yılda 2 milyon kişi artık istihdamda değil.
Bu tabloda elbette bu ülkede esnaflar evlerine ekmek götüremez, elbette çiftçi her gün değişen dolar fiyatları karşısında maliyetini karşılayamaz ve elbette vatandaşın alım gücü düşer, toplumsal sorunlar artar. İstediğiniz kadar halkın bütçesini bu salonlara hapsetmeye çalışın, istediğiniz kadar halkın bütçesini kendi denetimine açmamak için engellemeler, kısıtlamalar getirin, gerçekleri halkımız görmekte ve en kısa zamanda da bunun demokratik yollardan cevabını sizlere mutlaka verecektir.
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz geçen hafta bu Komisyonda çalışma hayatını daha da güvencesiz hâle getiren, kıdem tazminatını tırpanlayan bir torba yasa teklifi geçti. Ekonomik kriz ve pandeminin neden olduğu çöküntünün üzerine bir de kendi iktidarının devamından ve sermayenin çıkarından başka şey düşünmeyen siyasi iktidarın getirdiği bu yasalarla eve ekmek götürmenin bedeli daha da ağırlaştı. Daha düşük paraya daha yoğun ve güvencesiz çalışmak zorunda kalan işçiler sadece yoksullaşmayacak, karınlarını doyurmak uğruna iş cinayetlerinde daha da çok ölecekler. Borcunu dahi ödeyemeyen esnaf, zanaatkâr, çiftçi daha da borçlanacak, birçoğu bu borçları ödeyemediği için işinin yanı sıra sahip olduğu malı mülkü de kaybedecek. Sermayenin kâr alanı hâline gelen sağlık, eğitim, sosyal güvenlik hak olmaktan daha da uzaklaşacak, yaşam kaynağı dağlar, ovalar, dereler, denizler bir avuç sermayedar daha çok kâr etsin diye daha çok tahrip edilecek.
Değerli arkadaşlar, Sayın Oktay, 21 Ekim Çarşamba günü bizlere yaptığı sunumda Covid-19 salgını sebebiyle siyasi ve ekonomik bakımdan küresel bir yeniden yapılanma sürecinde olduğumuzu anlattı. Bütçenin temel amacının da bu yeniden yapılanma sürecinde ülkemizin hak ettiği yeri alması olduğunu vurguladı. Ben de konuşmamda Sayın Oktay'ın değindiği noktalara değinerek elimizdeki bütçenin "askıda ekmek" bütçesi olduğunu ve bütçenin işsize ancak sabır vadettiğini sizlere göstermeye çalışacağım.
Değerli arkadaşlar, iktidar, salgın nedeniyle bütün dünyada tartışılan tedarik zincirlerinin kısalması stratejisine yaslanarak Türkiye'yi Avrupa'nın Çin'i yapmayı hedefliyor. Bu noktayı biraz açmak istiyorum. Dünya Sağlık Örgütü ve çeşitli uzmanlar diyor ki: "Bir pandemiler çağına girdik." Yani Dünya Sağlık Örgütüne göre, bu pandemiyi yensek de önümüzdeki dönemde yeni pandemilerle karşılaşabiliriz. Ekonomi de buna göre yeniden şekillenecek. Bundan dünyanın sanayisi güçlü ülkelerinin çıkardığı sonuç şu: Madem pandemilerde ekonomi sekteye uğruyor, sanayi için gerekli mal ve hizmetlerin tedariki gecikiyor, ben de hiç olmazsa tedarik zincirini olabildiği kadar yakına kurayım ki bu süreçten olabildiğince az yara alayım. Sayın Oktay da bunu "Yapısal değişikliğe uğrayan küresel tedarik zincirinde ülkemizin uluslararası rekabetçiliğinin artırılmasını hedefliyoruz." cümlesiyle vurgulamıştır. İktidarın salgını fırsata çevirme anlayışı da buna dayanıyor. "Eğer, böyle bir yapılanma sürecinde yer alır, ihtiyacımız olan parayı ülkemize çekersek ekonomiyi şu anki iflas durumundan çıkarırız." demek istiyor. Tabii, bu, tam bir "Hayaldi, gerçek oldu." durumudur. Daha 2011'de Zafer Çağlayan "Gelecekte Türkiye Avrupa'nın Çin'i olacak." demişti. Şimdi bunun için fırsat doğdu, artık büyük tekeller işsizimizi daha ucuza sömürebilir, gerekli çevre ve sağlık şartlarından muaf olabilir, kamusal kaynaklarımızı daha rahatça sömürebilir. Bu anlayışı nasıl kabul edebiliriz? Biz neden yüksek istihdam yaratan, yüksek katma değerli, kamu kaynaklarına dayalı bir sanayileşme politikası üretmiyoruz da başka ülkelere ucuz emek gücü sunan bir yolu seçiyoruz? Şu çok net: Ülkemize sermaye çekecek ucuz emek gücünden, kamusal kaynaklardan başka bir şeyimiz kalmadı çünkü; göstergeler bunu açıkça ortaya koymakta.
Değerli arkadaşlar, Sayın Oktay sunumunda "2021 bütçesi, en büyük ekonomiler derinden etkilenirken OECD ve Avrupa Birliği ortalamalarından pozitif ayrışarak güçlü şekilde toplanmaya başlayan Türkiye'nin bütçesidir." dedi; bu bana biraz abartı geldi. Benim elimde aynı kaynaktan aldığım göstergeler farklı şeyi söylüyor. Sayın Oktay diyor ki: "2019 gelişmekte olan ülkeler için kötü bir yıldı. Bu ülkeler yüzde 3,9 büyüdü." Peki, biz ne kadar büyüdük? TÜİK verilerine göre yüzde 0,9 büyüdük. Burada benim gördüğüm bir pozitif ayrışma yok, oysa Sayın Oktay diyor ki: "Türkiye ekonomisi yeniden dengelenme süreciyle birlikte 2019 yılında kırılganlıkları azaltma yönünde önemli mesafe almıştır." Biz alınan bir mesafe göremiyoruz.
Sayın Oktay yine "IMF, 2020 Ekim Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'na dayanak '2020 yılında gelişmekte olan ülkeler kötü performans sergileyerek yüzde 3,3 daralacak.' şeklinde bir açıklama yaptı." diyor. İşin sırrı burada. Aynı rapor, Türkiye için 2020 yılında yüzde 0,5 küçülme öngörüyor, bu da bu tabloda gösteriliyor zaten. Ben burada da bir pozitif ayrışma göremiyorum. Zaten, Sayın Oktay raporun Türkiye için söylediğinden bahsetmiyor.
Bir de Sayın Oktay açıklamasında V tipi toparlanmaya işaret ediyor. Sevgili hocalarım mazur görsün, ekonomist değilim ama V tipi toparlanma ani bir düşüşü ve akabinde ani bir yükselişi ifade ediyor bildiğim kadarıyla.
Şimdi, şurada otururken Türkiye'nin gerçeklerine ve sokağa baktığımızda hatta dün bir ilimizde bir mahkûmun "Geçinemiyorum, organlarımı satılığa çıkardım." diye çıktığı bir yerde, ayçiçek karşılığında kan bağışlarının yapıldığı bir yerde "Geçinemiyorum, eve ekmek götüremiyorum." diyen esnafın olduğu yerde acaba Türkiye'deki V tipi toparlanma nasıl oluyor diye düşündüm, ben de bunun şurada otururken farklı bir versiyonunu çizdim. Aslında Türkiye'de V tipi bir toparlanma değil, adına K tipi mi diyelim, yoksa ters V mi diyelim bilemedim, şimdi aklıma geldi. Türkiye'deki toparlanmanın biçimi şu: K tipi diyelim, yukarıya doğru gelişenler, yandaşlar, aşağı doğru giden fakirleşenler, yoksullar. Aslında Türkiye'de K tipi bir yoksullaşma ve yandaşların yükseldiği bir ortam yaşamaktayız.
Diğer bir nokta şudur: Tek adam rejimine geçilmesiyle birlikte yayımlanan orta vadeli plandaki hedefler her yıl büyük sapmalarla değiştirilmektedir. Buradan anlaşılıyor ki tek adam rejimi hiçbir doğru öngörü yapmamaktadır. Tabii, yiğidi öldürüp hakkını vermek lazım, geçen ay yayımlanan ekonomik programında 2023 için beklenen dolar kuru 8,02 idi; üç yıl önceden ulaştık oraya kur oldu 8,8. Vallahi bravo, bu ne hız demekten kendimizi de alamıyoruz.
Değerli arkadaşlar, 2021 bütçesi, yoksul halkı vergi yükünü sırtlamaya mecbur bırakan bütçedir. 2021'de 1 trilyondan fazla vergi toplanacak, toplanacak olan her 100 liralık verginin 52 lirası sadece iki vergiden; KDV ve ÖTV'den elde edilecek. Ülkemizin içinde olduğu ekonomik buhran nasıl saraya uğramadıysa bütçeye de yansımamıştır. Saray, gelecek yıl, "Siftahsız dükkân kapatan esnaflarımızdan, borca batırdığı çiftçilerimizden, KOBİ'lerimizden, işlerini ellerinden aldığı işçilerimizden, mutfağındaki tencereyi kaynatamayan ev kadınlarımızdan, sayıları 13 milyonu bulan işsizlerimizden 1 trilyon 58 milyar lira vergi toplayacağım" diyor. Bu şu demektir: Vergi rekortmeni yine vatandaş olacaktır.
Değerli arkadaşlar, 2021 bütçesi, faydasını görme açısından, Sayın Oktay'ın dediği gibi toplumun her kesiminin, her bir ferdinin bütçesi değildir. Bu bütçe, sırtını tamamen yoksul ve orta gelirli halka dayandırmaktadır. Gördüğümüz gibi bütçe gelirlerinin çok büyük bir kısmı dolaylı vergilere; KDV, ÖTV ve ücret gelirlerine dayanmaktadır. Faiz ödemeleriyle rantiyeye giden paralar, yandaş müteahhide garanti ödemeleri, büyük sermaye gruplarına yapılan devasa indirimler bütçenin kaymağını kimin yediğini açıkça göstermektedir.
Bu bütçe, faiz lobisiyle baş ettiğini iddia edenlerin hazırladığı faiz bütçesidir. 2021 bütçesinde bir avuç sermaye grubuna 179,5 milyar TL'lik faiz transferi yapılacaktır. 2021 bütçesinde faizler, vergi gelirlerinin beşte 1'ini peşinen yutmuştur. Bir karşılaştırma yapalım, tarımda milyonlarca üreticiye destek olmak üzere 2021 bütçesine konulan ödenek 31 milyar liradır yani bir avuç sermaye grubuna gidecek 179,5 milyar TL'lik faiz transferinin altıda 1'i kadar. Ayrıca bu durum 4588 sayılı Kanun'un 21'inci maddesine de aykırıdır. Bu kanun gereği tarım desteğinin millî gelirin yüzde 1'inin yani yaklaşık 45 milyar TL'nin altında olması gerekir. Dolayısıyla bu bütçe, tarımsal anlamda da baktığımızda yoksullaştırma bütçesidir.
2021 bütçe harcamalarının yoksullaştırıcı özellikleri arasında personel ödeneklerinin yetersiz artışı, emeklilerin sefalet aylıklarına mahkûm edilmesi, yatırım bütçesinin yetersizliği nedeniyle bütçenin istihdama katkısının zayıflığı, pandemi koşullarında bile eğitim ve sağlık yatırımlarının sosyal yardımlardan yetersizliği, çiftçinin gene piyasanın acımasız sömürüsüne terk edilmesi, esnafın salgın koşullarında yalnız bırakılması açıkça görülmektedir. Örneğin, bütçede, Yoksullukla Mücadele ve Sosyal Yardımlar Programı'na 38 milyar lira ayrılmış, oysa, biraz önce söyledim, bir avuç sermaye grubuna 179,5 milyar TL'lik faiz transferi yapılacak.
Değerli arkadaşlar, bu bütçe, sermayeye teşvik bütçesidir. Teknik söylenişiyle, vergi harcaması olarak kayıtlara geçen, aslında patronlardan alınacak vergilerin, alınmış ve teşvik amacıyla yine patronlara verilmiş gibi gösterilmesinden başka bir anlamı olmayan bu kalemler 2021 bütçesinde 222,7 milyar lira tutuyor. 2021 yılında, teşvik, istisna gibi gerekçelerle patronlardan alınacak 222,7 milyar TL'lik vergiden vazgeçilmesi planlanırken 2021 yılında toplam vergi gelirinin 922 milyar olmasının planlandığı düşünüldüğünde; devlet, patronlar lehine vergilerin yüzde 25'inden vazgeçiyor, yani halkın toplam parasının dörtte 1'i sadece vergiden vazgeçme yoluyla sermayeye aktarılıyor. 2020 bütçesinde, bu rakam 195,6 milyar TL idi ancak bu yıl sunulan bütçede 2020 harcaması 230,8'e çıkartılmış, patronlara 35 milyar TL'lik daha vergi kıyağı yapılmış.
Bu bütçe, halka sırtını dönüp kamu garantilerine milyarlar akıtmanın bütçesidir. Büyük ölçekli kamu yatırımlarının yap-işlet-devret veya kamu-özel iş birliği sistemleriyle gerçek maliyetinin 5-10 katına çıkartılması ve döviz temelinde on yıllar sürecek garanti ödemelerine bağlanması kamu kaynaklarının peşkeş çekilmesi demektir. Osmanlı'yı batıran bu soygun sisteminin üç yılda bütçeye getireceği garanti ödemeleri yükünün 109 milyar TL olduğu görülmektedir. Yük, özellikle Sağlık Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü gibi bu tür mega yatırımlar üstlenen kurumların üzerindedir. Bu kurumlar, garanti ödemeleri dışında yatırımlarına kaynak ayıramaz duruma gelmiştir.
İhtiyacımız olan, güven veren, üretim ve istihdamı destekleyen, adil vergilendirmeye dayalı, adaleti ve insan haklarını her şeyin üzerinde gören güçlü bir sosyal devlettir. Kimsenin şüphesi olmasın, cumhuriyetin ikinci yüzyılını böyle bir sosyal devlet inşasıyla karşılayacağız. Hakça bir düzeni hep beraber Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler kuracağız.
2021 yılının bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür ediyorum.