| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve Aydın Milletvekili Bekir Kuvvet Erim ile 46 milletvekilinin İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3147) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .10.2020 |
ALDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, sivil toplum kuruluşlarının değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Yine, Plan ve Bütçe Komisyonumuz, yoğun bir mesai dönemine girerken, her biri ayrı bir kanunu ilgilendiren 43 maddelik bir torba yasayla karşı karşıya gelmiştir. Yaklaşık 20 civarında kanunda değişiklik yapılmaktadır; birbiriyle ilgisiz, farklı maddeler elbette vardır, ekonomiyle ilgili olmayanlar da vardır, özellikle hukukla bağlantılı maddeler vardır ama genel olarak baktığımızda, ağırlıklı olarak, ekonomik konularla ilgili düzenlemeler içerdiğini söyleyebiliriz ve içinde bulunduğumuz ekonomik koşulları düzeltmeye, tedavi etmeye yönelik gerekçelerle hazırlanmış maddelerdir. Ancak amacın iyi belirlenmediği, tedbirlerin etkin bir şekilde maddelere yansımadığı bir düzenleme olduğunu da kabul etmek lazım. Tüm maddeler el yordamıyla bulunmuş veya birtakım özel taleplerle oluşturulmuş, alt alta dizilmiş ve buraya getirilmiştir. Dolayısıyla maddelerin gerekçelerinde, bu torba teklifin genel gerekçesinde gördüğümüz makro ifadelerin bu paketi tanımlamadığını düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, elbette ekonomik bir sorun var bugün. Ekonomi gerçekten çok zor günler yaşıyor ancak bunun Covid salgınıyla bağlantılı olarak ele alınması, sadece o merkezden bakılarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bir kere, sayın iktidar partisi milletvekillerimiz, kanun teklifini yapanlar şunu kabullenmelidirler: Türkiye'de ekonomi özellikle son beş altı yıldır kötüye gidiyor, her geçen gün daha kötüye gidiyor, kriz yaşıyor, bir krizden çıkmadan ikinci bir krize giriyor ve önümüz de aydınlık değildir. Bunun tesadüflerle, birtakım elde olmayan gelişmelerle ortaya çıktığını söylemek, iddia etmek de doğru değildir, haklı bir gerekçe değildir.
Bir kere, bir hükûmet sorunu var. Bu Hükûmet ekonomiyi doğru yönetmiyor, doğru kurallar koymuyor, yanlış yönetiyor. Bu yanlış yönetimin neticesinde de ekonomik göstergeler sürekli, son beş altı yıldır bozuluyor, gittikçe daha fazla bozuluyor ve ülkeyi de bir felakete doğru sürüklüyor. Bir kere, niyetin düzgün olması lazım işin düzgün olması için. Bu iyi niyeti de ben hükûmet edenlerde açıkçası görmüyorum. Fakat bu yasa teklifi nedeniyle de bir sert tartışmayı gerekli görmediğim için işin o boyutunu bir tarafa bırakıyorum.
Ancak gördüğümüz tabloda ne var? Hangi ekonomik gösterge iyidir veya iyiye gidiyor? Bunu ifade edebileceğiniz bir şey var mı? İşsizlik, cumhuriyet tarihinin en yüksek işsizliği. Bu Covid'le de ortaya çıkmış değil, Covid nedeniyle düşürmeye çalışıyorsunuz. TÜİK'in rakamlarına baktığınız zaman rakamların baskılandığını görüyorsunuz zaten. Ama özellikle 2018 Ağustosundan sonra işsizliğin korkunç derecede patladığı ve şimdiye kadar hiç yaşamadığımız bir işsizlikle karşı karşıya olduğumuz ortadadır. Üstelik de en yüksek işsizliğin gençler arasında olması, gençler içinde de en yüksek işsizliğin yüksekokul mezunları arasında olması doğrudan doğruya, Hükûmetin ülkeyi yönetirken nasıl büyük bir yanlış içerisinde olduğunu gösterir. Sadece ülkenin bugününü almıyorsunuz, sadece ülkenin bugünkü üretken kuşağını, gençlerini, üretim faaliyetleri dışında tutmuyorsunuz, ülkenin geleceğini de karartıyorsunuz. Bu, ancak cehaletle veya yanlış niyetlerle tahsil edilebilecek bir vakadır, bir durumdur, bir tablodur.
Enflasyon öyle, yüksek; dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri, Türkiye'deki 2000'li yıllar enflasyonları içerisinde de çok belirgin bir şekilde yüksek bir enflasyon. Ama gerçek enflasyon çok daha fazla. Tüm ekonomik göstergelerde olduğu gibi, Hükûmet düzgün bir paket hazırlamak yerine, düzgün bir ekonomi politikası, çizgisi, rotası tutturmak yerine, rakamlarla oynamak suretiyle, rakamları küçültmek suretiyle sorunlara çözüm arıyor.
Arkadaşlar, sorunlar somuttur, sizin TÜİK olarak veya diğer kuruluşlar olarak ilan ettiğiniz rakamlar sadece soyut şeylerdir. Ülkenin gerçekleri ortada dururken, somut gerçeklik ortada dururken soyut birtakım kalem hareketleriyle, "tape" hareketleriyle, rakamları küçültmekle bu ülkedeki dertleri, sorunları, sıkıntıları ortadan kaldıramazsınız. Sürekli rakamlarla oynuyorsunuz. İntihar edenler devam ediyor, ekonomik güçlüklerden sıkıntıya düşenler, iş yerlerini kapatanlar, ekmek teknesine kilit vuranlar, her gün gözümüzün önünde bu manzaralar arz ediyor.
Bu kadar yüksek bir dolar kuruna rağmen, bu kadar hızlı yükselişe rağmen... 2008'den bugüne kadar 1,3'ten -hatta 1,1'den- dolar kuru gelmiş 8'e dayanmış, neredeyse 8 kat artmış; son 10 yılda kur, 8 kat artmış. Bu kadar kur artışına rağmen bu kadar büyük dış ticaret açığı, bu kadar büyük cari açık yaşıyorsa bu ülke, ülkenin ne kadar kötü yönetildiğinin başka bir fotoğrafına ihtiyaç yoktur. Dünyanın neresinde var? Kur 8 kat artarken dış ticaret açığı devam ediyor. Nerede var arkadaşlar? Batmış bir ekonomiden bahsediyoruz çünkü koyduğunuz kurallar yanlış, yönetim tarzınız yanlış.
Bakın, neden yanlış koyduğunuz kurallar? Bir kere, bu ülkede kurallara uyanlar zarar ediyor. Bir Hükûmet ki kurallara uyanı zarara sokuyorsa o ülkede başka bir şey söylemeye gerek yok, ekonomi iyi olmaz zaten; hukuk da olmaz, arkadaşlık da olmaz, vatandaşlık da olmaz, insanların birbirine güveni de olmaz. Nitekim, bir ara bir anket görmüştüm: Makul ortamlarda insanların birbirine selam verdiği ülkeleri sıraya koymuşlar, Türkiye ta aşağılardaydı, "soğuk" dediğimiz Almanlar bile bizden kaç basamak yukarıda. Neden insanlar birbirlerine selam vermezler? Birbirine selam verdiği zaman çarpılacağını hissederse selam vermez, böyle bir ülke inşa etmişsiniz.
Kurallara uyan zarar ediyor, onun için sürekli, getirdiğiniz maddeler de kurallara uyanların niye zarar ettiğini ilan ediyor zaten. Sürekli yeniden yeniden süresi uzatılan geçici maddeler ve ana kitleyi bırakıp bazı istisnai bireysel taleplere göre işleyen düzenlemeler. Diğer taraftan, dersine iyi çalışanların başarısızlığa uğradığı bir ülke inşa ettiniz. Ya, bir ülke düşünün, ödevini iyi yapan kaybediyor, sınıfta çakıyor, dersine çalışan kaybediyor. En yüksek puanlarla girilen üniversitelerin en iyi bölümlerini yüksek derecelerle bitiren öğrenciler işsiz kalıyor, iş bulamıyor. Böyle bir ülke olur mu? Ama eş dost, ahbap işi işlediği zaman daha iyi mesafe alıyorsunuz. Bu, sadece başarılı olan birinin kaybetmesi, başarısız olan birinin kazanması anlamına gelmiyor, iktidarın bu ülkede neye prim verdiğini gösteren bir olgudur bu. Siz, yanlışa prim verirseniz insanlar kitleler hâlinde yanlışa doğru koşar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Bir saniye efendim.
Buyurun tamamlayın.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yanlışa prim vermek suretiyle, liyakate prim vermemek suretiyle tüm toplumun, gösterdiğiniz o yanlışın peşinde koşmasına yol açıyorsunuz.
Bu ülke, eğer "FETÖ" diye bir belaya muhatap olduysa bu da Hükûmetin o yanlışa prim vermesinden dolayıdır. "O okullara girerseniz işiniz hazırdır." dedi Hükûmet, bu Hükûmet. "O okullardan mezun olursanız bürokraside iyi terfi alırsınız." dedi ve okullarının açılışına katıldı, kendisini gösterdi; bankasının açılışına katıldı, kendisini gösterdi. Milletvekilleri gidip Pensilvanya'da boy boy fotoğraf çektirdiler, basına verdiler. Meclis kürsüsünde "Böyle iş birliği olmaz." diyen muhalefet milletvekillerine bu iktidarın bakanları, milletvekilleri Meclis kürsüsünden ağza bile alınmadık laflarla hakaretler ettiler. Ve tüm toplumu "Oraya gidin. O okullara giderseniz, bu bankalarla ilişki kurarsanız istikbaliniz parlaktır, açıktır." dedi, teşvik etti ve sonra Türkiye bu noktaya geldi.
NİLGÜN ÖK (Denizli) - Öyle bir şey demedik.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Neye prim verdiğiniz son derece önemli. Bakın, ilk günden bugüne kadar, sürekli, bu iktidar yapısının bu ülkede prim verdiği değerler yanlış değerlerdir ve bu nedenle de -iktidar toplumsal bir kültür oluşturur- toplumu çürütüyor. İktidar sadece kendisini gidici hâle getirmiyor ama giderken sürekli toplumu çürütüyor. Asıl tehlikeli olan şeyin bu olduğunu düşünüyorum ve bu, böyle, rastgele maddelerden oluşmuş paket vesilesiyle de işin başında bunları ifade etme ihtiyacı içerisinde olduğumu belirtiyor, maddelerde kalan konuşmalarımı yapmak üzere hepinize saygılar sunuyorum.