| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Antalya Milletvekili İbrahim Aydın ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 17 Milletvekilinin; Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3113) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .10.2020 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 8 ve 9'uncu maddeleri Cumhurbaşkanlığı raportörlüğü ihdasıyla ilgilidir ve bu raportörlüğün nasıl şekillendirileceğiyle ilgili cümlelerden ibarettir. Aslında Cumhurbaşkanlığının böyle bir birime ihtiyacı var mı? İlgili arkadaşlar ve bu kanun teklifini hazırlayan değerli Komisyon üyelerimiz böyle bir ihtiyacın olduğu kanaatindeler. Ama şöyle bir baktığımızda, bugünkü mevcut Cumhurbaşkanlığının nasıl oluştuğunu düşünecek olursak, bir taraftan eski Cumhurbaşkanlığı kadrolarını devralmıştır diğer taraftan Başbakanlığın kadrolarını devralmıştır. Sınırım Başbakanlık Teftiş Kurulu da bugün Cumhurbaşkanlığı bünyesi içesindedir. Diğer taraftan DPT vesaire gibi dağılan bazı eski müsteşarlıkların, hatta Maliye Bakanlığının bazı birimlerinin, diğer bakanlıkların bazı birimlerinin de bugünkü Cumhurbaşkanlığı çatısı altında toplandığını biliyoruz. Dolayısıyla böylesine büyük, devasa bir yapı oluşmuşken aslında bu raportörlük işini, yeni bir düzenlemeye gerek duymadan, topladığı bu mevcut elemanlardan oluşturarak gerçekleştirebilir diye düşünüyorum. Nitekim Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin sayısına bakıyoruz, Meclisin 600 milletvekili, komisyonlarla, Meclis personeliyle birlikte, dışarıdan, tüm bakanlıklardan lojistik destek almak suretiyle gece gündüz mesai sarf ediyor; bizim çıkardığımız kanun sayısından çok daha fazla, kıyaslanmayacak kadar fazla Cumhurbaşkanlığı kararnamesi harıl harıl, işte 2018 seçimlerinden bugüne çıkarılıyor. Her ne kadar Sayın Milletvekilim çok basit hataların olduğunu, Cumhurbaşkanlığının yetişmiş bir elemana ihtiyaç duyduğunu ifade etmiş olsa da bu kadar fazla Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin çıkmış olması, böylesine yeni düzenlemelerle önümüzdeki süreçte yasamayı da bastıracağı gibi endişeler doğuruyor bende. Böyle bir tehlikeye inşallah düşmeyiz yani gazete basan, kitap basan bir matbaa gibi, Türkiye sürekli Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle idare edilmeye başlanmaz inşallah.
Şimdi burada pek çok düzenleme, ifade var. Çoğu burada çalışacak kişilerin özlük hakları, mesleğe alınmaları, meslekten uzaklaştırılmaları, başka göreve atanmaları vesaireyle ilgili. Bunları tek tek satır aralarındaki boşlukları görmek ve Komisyona da hatırlatmak için sırayla gitmek gerektiği kanaatimdeyim.
Cumhurbaşkanlığı raportörü ve Cumhurbaşkanlığı raportör yardımcılığının ihdas edileceği belirtiliyor, bunların özlük haklarının Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama uzmanı ve uzman yardımcılarının özlük haklarına sahip olacağı ifade ediliyor. Yine, emeklilik haklarının da Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yasama Uzmanı ve Uzman Yardımcılarına denk bir şekilde oluşturulacağı belirtiliyor. Raportör yardımcılarının raportörlüğe geçerken müfettişler ve bazı kamu kuruluşlarındaki uzmanlar gibi ilave ek bir derece alacağı belirtiliyor. Bunların yetiştirilmelerinin de yine eş değer mesleklerdeki düzene uygun olarak yapılacağı belirtiliyor. Şöyle bir bent var: "Cumhurbaşkanlığı raportörü kadrolarında bulunanlardan hizmetine ihtiyaç kalmayanların diğer kamu kuruluşlarına veya Cumhurbaşkanlığının içerisindeki diğer birimlere dağıtılabileceği." Ben buradan şunu çıkarıyorum: Yani Cumhurbaşkanı değiştiği an gelen yeni Cumhurbaşkanı, bu kadroların tamamını gönderir, yeniden almaya başlar, böyle bir elastikiyet var. Bence faydalıdır da herhâlde zararlı değildir böyle bir elastikiyet. Ama biraz önce Sayın Bekaroğlu'nun söylediği şu cümleyi de sakıncalı buluyorum ve buradan çıkarılmasına gerçekten ihtiyaç vardır diye düşünüyorum: "Bu fıkranın uygulanmasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve uygulamayı yönlendirmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir." ifadesi gereksiz, lüzumsuz bir ifadedir. Zaten Sayın Cumhurbaşkanının yetkileri Anayasa'da belirlenmiştir, idarenin düzenlenmesiyle ilgili yasalara aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Dolayısıyla bunun buraya konulması bir fazlalıktır, üstelik de neyi içerdiği, sınırının ne olduğu ve neyin kastedildiği de belirsiz bir şekilde düzenlenmiştir. Bu boyutu itibarıyla toptan yanlış bir cümledir bu çünkü zaten Cumhurbaşkanının yetkilerinin fazlalığı tartışılıyor, bu yetkiler demokratik bir devlette bulunması gereken yetkilerle bağdaşır mı bağdaşmaz mı tartışılıyor. Zaten bence şu andaki sistem, demokratik bir sistem değildir, Türkiye demokrasisi rejimden çıkmış bir ülke konumuna girmiştir çünkü yasamaya hâkim, yargıya hâkim tek başına bir Hükûmet var. Eski Bakanlar Kurulu yok, bildiğiniz gibi "bakan" dediğimiz kişiler, Anayasa'daki "bakan" kelimelerinin hepsi temizlenmediği için "bakan" diye anılmaktadır, hepsi artık bir memur, Cumhurbaşkanının sekreteri konumundadır. Bu yapısı itibarıyla demokratik denetim, denge, kontrol mekanizmalarının tamamen ortadan kalktığı, Cumhurbaşkanının Anayasa'daki mevcut yetkilerinin bile eski Başbakanla, eski Cumhurbaşkanıyla kıyaslanmayacak kadar geniş olduğu bir ortamda, Meclise gelen yasalara Cumhurbaşkanının yetkisine lafzen de olsa, yeni bir şey ihdas etmese bile yetkisini genişleten cümlelerin yerleştirilmesinden daha büyük tehlike, daha büyük sakınca yoktur; bu, Meclisin kendisine saygısını da yitirmesine yol açabilecek bir durumdur. Bir kere, Cumhurbaşkanı Meclisin yetkilerini gasbetmiş bir Cumhurbaşkanıdır bugün. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yasamanın şeriki yoktur, ortağı yoktur. Yasama yetkisi, kanun çıkarma yetkisi, yasal düzenleme yapma yetkisi mutlak surette meclise aittir tüm demokratik ülkelerde. İlk defa Türkiye'de Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle Meclisin yasama yetkisine ortak olduğu, Meclisin yasama yetkisine bir şerik ortaya çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Buna rağmen, yasalarla tekrar Cumhurbaşkanına ilave yetkiler göndermeye çalışıyoruz, ne anlama geldiği belli değilse bile. Bu, kabul edilebilir bir şey değil, böyle bir yola sevk olması Meclisin gerçekten tehlikelidir, sonunda kendisini feshedecek bir noktaya gelir. Ona karar vereceğiz; biz bütün yetkilerimizi Cumhurbaşkanına devredecek miyiz, etmeyecek miyiz? Tek bir milimlik ilave yetki verilmesi yanlıştır, zaten şu ana kadarki mevcut yetkileri dahi bu ülkenin demokratik kurumsal yapısını tehdit eder bir niteliktedir. Onun için, bunun mutlak suretle buradan çıkması gerektiği kanaatindeyim.
Sonra... Tek tek uzatmayayım ama 9'uncu maddedeki bir düzenlemeyle bağlantılı olarak tereddüdüm var. "375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 12 nci maddesi veya ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulananlar hakkında, talepleri halinde anılan düzenlemelerin uygulanmasına kazanılmış hak aylık derecesi birinci derecenin birinci kademesine yükselinceye kadar devam edilir." diyor. Bir kere, çok bozuk, kanun tekniğine aykırı bir cümle bu. Yani okuduğunuz zaman "Böyle bir yasal düzenleme olmaz, bu nasıl bir metindir?" dersiniz. Onun için, bir kere, bunun gözden geçirilmesi lazım kanun tekniği açısından. Ama bilinçli olarak bu biraz böyle bozuk bir Türkçeyle yazılmış olabilir. Çünkü "375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname" diyorsunuz, ben internetten taradım "Bu kararnamenin 4 ile 12'nci maddeleri arasındaki maddeler ilgili kanunlardaki ilgili yerlerine ilave edilmiştir." diyor yani mülga çok madde olduğu hâlde bu kararnamede. Dolayısıyla bulamadım, bu paragrafın, bu bendin içeriğinin ne olduğunu, nasıl bir düzenleme getirdiğini bulamadım. Dolayısıyla, bu konuda, ilgili kanun teklifi sahibi arkadaşlarımız... Her konuyu hemen bürokrasiye havale etmek de şu anlama geliyor: "Bunu biz yapmadık, bürokratlar hazırladı." Onun için, bunun ne anlama geldiğini ilgili kanun teklifi sahipleri anlatırlarsa memnun olacağımı belirtmek istiyorum.
Ve bana göre, böyle bir raportörlük kadrosu, birimi oluşturmak yerine... Zaten bu birim var Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı bünyesinde raportörler var, şu anda var. Bu raportörler nasıl oluşmuş? Diğer kurumlardaki bazı müfettişleri almışlar, bazı uzmanları almışlar, bazı hâkimleri, savcıları geçici olarak görevlendirmişler; bu geçici görevlendirmelerden orada bir raportörlük birimi oluşmuş zaten. Bana kalırsa, böyle yeni bir birim ihdas etmek yerine, yine tüm kamu kuruluşlarından ihtiyaca göre, zaman zaman geçici, zaman zaman kalıcı elemanlar getirmek suretiyle çalışması daha esnek ve daha etkili olur. Bu, kurumsallaştığı zaman daha hantal bir yapı ortaya çıkar. Geçici görevle -zaten Cumhurbaşkanlığı süresiyle işleyeceğini zannediyorum- gelen insanlar hem yapılacak işe göre, verilecek işe göre en uygunu araştırılarak çağrılmış, görevlendirilmiş olacakları için daha faydalı olur diye düşünüyorum. Böyle yeni bir birim kurmaya gerek yok diye düşünüyorum.