KOMİSYON KONUŞMASI

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifi hazırlayanların emeklerine sağlık dileğiyle sözlerime başlıyorum. Öncelikle 5018 sayılı Yasa'ya çok yollama yapıldı olumlu anlamda ve o konuda o yasaya, hiç kimse karşı değil buna, kazanımları üzerine. Gerekçelerinde sıkça Avrupa Birliğine yollama var, bir cümlesi şöyle: "Avrupa Birliği normlarına uygun bir kamu mali yönetimi ve kontrol sisteminin oluşturulması ihtiyacı ortaya çıkmıştır." Şimdi, bu saptama önemlidir, şu bakımdan önemli: Eğer bu yasada yer alan hükümleri geriye götürücü düzenlemeler söz konusu ise o zaman onun ciddi bir biçimde gerekçelendirilmesi gerekir ve ikna edici gerekçelerin ortaya konması gerekir.

Bu ön saptamadan sonra hemen yasa önerisiyle ilgili birkaç saptamayla sözlerime başlayacağım. Bu, tabii, bir torba olarak 31'inci torba yasası ve 31'inci torba yasasının bu Komisyon tarafından yapılan 20'nci torba yasası. Yani torba yasalarının çoğunluğu bu Komisyon tarafından yapılmakta. Bu, tabii, nitelikli yasama ilkesi açısından olduğu kadar komisyonlar arasında nimet ve külfet dengesizliği bakımından da kayda değer; bunu belirtmek gerekir. Sayıları vermiyorum, sayıları atlıyorum.

Bir 3'üncü saptama: 8 yasada değişiklik yapıyor bu 17 madde ve bu yasaların çoğunda daha önce yine 27'nci Yasama Döneminde birden çok değişiklik yapılmış.

Bu konuda bir 4'üncü ve son saptama: Bugün görüştüğümüz yasada değişiklik yapan yasalarla ilgili komisyonlar çok sayıda yani 5 farklı komisyonda görüşülmüş olan yasa değişiklikleri burada tek komisyonda görüşülmektedir.

Şimdi, ben bu girişi yaptıktan sonra bu teklifi daha çok İç Tüzük 38 gereği Anayasa'ya uygunluk ön değerlendirmesi açısından yapacağım. Tabii ki son olarak Mahmut Bey'in de yaptığı gibi birçok vekil anayasal açıdan ele aldı, o tekrarlara girmeksizin birkaç saptama yapacağım. Öncelikle, teklif sahiplerini şu bakımdan kutluyorum: Anayasa Mahkemesi kararlarına uyumlu düzenleme yapma. Çünkü Anayasa Mahkemesi kararları -biliyorsunuz- Anayasa Mahkemesi neredeyse musalla taşına oturtuldu son haftalarda ve bunu koymanız gerçekten yasama adına olumlu bir adım "Biz Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun düzenleme yapıyoruz." biçiminde. Yapılması gereken ama Türkiye'nin koşulları nedeniyle bunu olumlu kabul etmek gerekiyor. Bu yasama adına olumlu ama tabii ki bunun olumsuz tarafı şu: Demek ki bu Meclis çok sayıda Anayasa'ya aykırı yasa oyluyor; bu olumsuz tarafı. Siz 4'üne yer vermiş bulunuyorsunuz burada, ben 5'incisini de belirteceğim bu düzenlemenin dayanağı olarak. Tabii, ama, mademki bu bir olumlu adım Anayasa madde 153/sona göre, 138/sona göre, o zaman bugün yapılacak, bu hafta ve gelecek hafta yapılacak olan bu yasal düzenlemenin yeniden Anayasa'ya aykırı olmaması gerekiyor. Anayasa Mahkemesi açısından en tatsız durum, en can sıkıcı durum -anayasallık açısından- kendisinin iptal ettiği bir yasayı Meclisin yeniden düzenlemesi ve onda yeniden ısrarla Anayasa'ya aykırı düzenleme yapması. İşte, burada, bu açıdan, yeniden Anayasa'ya aykırı düzenleme yapılmaması için son derece dikkatli olmamız gerekir. Siz 4 tane Anayasa Mahkemesi kararını belirttiniz; oysa 5'inci madde özellikle, Anayasa Mahkemesinin 11/6/2020 tarih 2018/155 sayılı Kararı'yla Cumhurbaşkanlığı kararnamesini iptal etmesi sonucu yapılan düzenlemeyi yansıtıyor. Bunu belirtmemiş bulunuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Belirtilmesi şu bakımdan önemliydi: Yasama belleği açısından önemliydi. Nasıl ki diğer Anayasa Mahkemesi kararlarına değiniyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin o sıraladığı cetvellerin Anayasa'ya aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından saptandı. Nasıl ki Cumhurbaşkanlığı raportörlerini kurumsal hafızayla açıklıyorsunuz -ki ben doğrusu kurumsal hafızayla bir bağlantı kuramıyorum ama- bu tam tamına yasama etiği, yasama ahlakının ötesinde yasama belleği veya hafızasıyla ilgili bir konu idi, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği CBK ve onun üzerine yasayla konulan 5'inci madde.

İkinci Anayasa Mahkemesi kararına değindiler ama ben sadece değinilmeyen yönüne değineceğim. Özellikle 10'uncu madde baz istasyonlarıyla ilgili konu ve burada öncelikle İmar Kanunu'nun 1'inci maddesini okumakta yarar var çünkü 1'inci maddesine aykırı: "Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir." İşte, İmar Kanunu'nun amacını belirten bu madde de Anayasa Mahkemesinin kararında belirleyici olmuştur. Anayasa Mahkemesi -burada biraz önce Sayın Tanal da değindi- esasen 56'ncı maddeyi dayanak olarak almıştır. Anayasa'nın 56'ncı maddesini yani çevre hakkını, sağlıklı ve güvenlikli bir çevrede yaşama hakkını.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Buyurun.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ama burada belirtilmesi gereken iki önemli Anayasa maddesi var aynı konuyla ilgili olarak: 23'üncü maddesi ve 57'nci maddesi, düzenli ve çevre koşullarına uyumlu kentleşme ama bunun ötesinde özellikle de 17'nci maddesi yaşam hakkı. Haberleşme özgürlüğü ile yaşam hakkı arasında bir karşılaştırma yaptığımız zaman, bir denge kurduğumuz zaman, cep telefonunu ben kullanmayabilirim ama yaşam hakkından vazgeçemem. Dolayısıyla bu açıdan, Anayasa'nın 20'nci maddesinin karşısında 17'nci madde öncelik taşıyor. Bakın, mülkiyet hakkına girmiyorum çünkü 35'inci maddeyi, ilgili maddeyi konuşurken mülkiyet hakkı ihlali üzerinde de duracağız. Ama burada bir başka konu çok önemli -yine değinildi- bir cümleyle değineceğim: Af. Siz kaçak baz istasyonlarına af hangi hakla getirirsiniz, hangi cesaretle getirirsiniz? Yaşam hakkını ihlal etmiş olan, yaşam hakkını tehlikeye düşürmüş olan baz istasyonları, âdeta mantar gibi biten baz istasyonları, hem de uluslararası şirketler... Vodafone'u düşünebiliyor musunuz, Britanya'da, Birleşik Krallık'ta, bırakın orada bir baz istasyonunu benim evimin üzerine kondurmasını, bir balkonu bile değiştiremez, bir anten bile takamaz. Ama burası baz istasyonları cenneti ve onlara af getiriyoruz. Tabii, şuna girmiyorum: Diğer kuruluşlarla diğer özel girişimler ile bunlar arasındaki ayrımcılık, Anayasa'nın eşitliği ilkesi filan, bunlara girmiyorum ama bu yapılan gerçekten gecekondu affına benzemiyor, gecekondu affından çok farklı, çok tehlikeli ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Kaboğlu, lütfen tamamlayalım.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Üçüncü olarak, Anayasa Mahkemesi kararını, 11'inci maddede yine Anayasa Mahkemesi düzenlemesini kullanıyorsunuz haklı olarak fakat kule niteliğindeki yapıların da içinde bulunduğu yapıların yapı ruhsatıyla denetlenmesinin önemine dikkat çekildiği görülmektedir Anayasa Mahkemesinde. Şu hâlde Anayasa Mahkemesinin bu kararda da özellikle vurguladığı düzenleme ve denetleme kaydı bu açıdan da geçerlidir ve bunu da bu maddeyi de Anayasa'nın ilgili maddeleri çerçevesinde düzeltmemiz gerekir. Zira, ruhsat ve izin ayrımı veyahut da metreyle ölçüm, kamu mülkiyeti mi, yoksa özel mülkiyet mi ayrımı; bu tür ayrımlar ikincildir. Açıkçası herhangi bir biçimde suçlama değil ama biraz boyamadır, biraz haklandırmaya çalışmadır ama kesinlikle, bu düzenlemenin, bu affın ve geleceğe yönelik olarak bir tür vahşi kapitalizmin insan sağlığı üzerinde oynamasına cevaz veren bir düzenlemeyi savunmak mümkün değildir.

Son olarak Sayın Başkan -sabrınız için teşekkür ederim- tabii, maddelerin her biri çok ayrıntılı olarak ele alınmalıdır, tartışılmalıdır, tartışılacaktır ama özellikle 14'üncü madde... Onu da Anayasa Mahkemesi kararıyla temellendiriyorsunuz. Gerçekten bu düzenlemeler vahimdi, büyük kıyımlara yol açtı, büyük zararlara yol açtı ama bu sizin yaptığınız düzenleme... Sadece Anayasa'nın ilgili değineyim: Madde 125: "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Madde 40: "Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir." ve "Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." Sizin -sadece bir örnek- idare önünde tanıdığınız altı aylık sürenin yalnızca Anayasa'nın sayılan maddelerine aykırılığı bir yana, İdari Yargılama Usulü Kanunu'na da aykırıdır ve gerçekten bu mağdurların mağduriyetlerinin derinleştirilmesine yol açacaktır. Dolayısıyla bu teklif İç Tüzük madde 38 gereği Anayasa'ya uygun hâle getirilmesi için geri çekilmelidir ve bu doğrultuda mademki böyle bir ihtiyaç var, yeniden bu heyetle görüşülmeye başlanmalıdır.