KOMİSYON KONUŞMASI

SUAT ÖZCAN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu yasa teklifinin Komisyona ve Genel Kurula geliş şekli yıllardır uygulanmakta, aynı şey devam etmekte. Yasaları çıkarmadaki ortaklaşmayan, yeterince tartışılmayan öneri ve görüşlere kapalı, aceleci anlayışla çıkan yasalar ve sürekli anayasal kuruluşların yapısıyla da oynanması nedeniyle birkaç yıl içinde işlevlerini yitirir hâle gelmektedir. Bunun en önemli nedeni, ülkeyi yönetim anlayışındaki bilgi, beceri, deneyim, kültür, geçmişi inkâr, samimiyetsizlik, tekçi antidemokratik anlayıştır. Bu anlayışın ürünü olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri kısıtlanmış, denge ve denetleme mekanizmaları yok edilmiş, denetimsiz bir yürütme organı ve iktidar yaratılmıştır. Cumhurbaşkanı, kararnameler yoluyla Meclisin yasama yetkisine fiilen ortak olmuştur. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı fiilen sona ermiştir. Partili Cumhurbaşkanı, devleti ve milleti temsil etmek yerine belli bir siyasi görüşün temsilcisi hâline gelmiş, bu da denge unsuru olması gereken Cumhurbaşkanlığı makamının denge unsuru olmaktan çıkmasına yol açmıştır. Tek kişiye Parlamentoyu fesih yetkisi verilmiş, milletin Meclisinin geleceği bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak sözcüğe bırakılmıştır. Meclisin bütçe hakkı ve yetkisi fiilen alınmıştır. Aydınları, gazeteci, yazar, asker, akademisyen, işçi ve memurları, daha önce sivil toplum örgütü çalışanlarını ve politikacıları, her gün kendi gibi düşünmeyen ve yaşamayan bir diğerini düşman ilan edip onlara karşı bilenmiş, tehlikeli kitleler yaratan ve sırtını bu kitlelerin cehaletine ve saldırganlık potansiyeline dayayan bir iktidarın niyetine kurban gitmek üzere olan bir hukuk sistemi ve savunma hakkı. Baroların bağımsızlığı hukuk devletleri için hayati bir önem taşır. Mecliste çok sesliliğe, zerresine katlanamayan bir akıl. Koalisyon ve demokrasi arasındaki bağı kopararak tek adam rejimine terfi eden akıl ile baroların ortak dilini kaybetmesi için teklif getirirken barolarda bölünmeyi teşvik eden, yeni düzenleme getiren akıl aynı akıl. Barolarla ilgili yeni düzenlemenin yanlışlığını dile getirmeye, avukatların, baroların seslerini duyurma isteklerine karşı polis barikatı ve şiddet. Bu mu çok seslilik anlayışı? Bu meslek örgütlerini dağıtarak güçten düşürmeye ve politik olarak ele geçirilebilir kılmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Barolar Birliğinin etkinliğini kırmak ve özellikle -üç büyük ilin- İstanbul, Ankara, İzmir Barolarını bölmek için getirilen teklifi görüşüyoruz. İddialar, daha demokratik olma ve etkinliği sağlama, rekabeti artırma vesaire görüntüde. Gerçek niyet net bir şekilde ifade edilmemektedir. 2010 ve 2016 Anayasa değişikliklerinde gördük ki özellikle üç büyük baroyu parçalamak, her birinden çok sayıda baro çıkarıp yandaş barolar oluşturmak.

Avukatlık mesleği kamu hizmetidir. Yargının kurucu unsuru olan avukatlık, bağımsız ve yargı görevi yapmayı içermektedir. Kanuna göre, avukatlar, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmakla yükümlü kılınmıştır. Avukatların hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmakla yükümlü olmaları nedeniyle anılan görevlerini yerin getirmeleri siyaset yapma olarak nitelendirilmektedir ne yazık ki. Oysa siyaset yapmaları kesinlikle yasak olanlara, cumhuriyete, kurucu değerlere, Mustafa Kemal Atatürk'e muhalif olanlara ve siyasal söylemli hakaretlerin ifade özgürlüğü olarak görüldüğüne tanık olunmaktadır.

Avukatlık mesleğinin yerine getirilmesi için baro kaydı zorunludur. Çoklu baro geldiğinde, hiç kuşku olmasın, her siyasi görüş, her inanç ve hatta etnik grup üç büyük kentte kendi barosunu kurmak isteyecektir. Avukatların baroya kaydının zorunlu olması gözetildiğinde, tercih ettiği baroya göre, felsefesi, görüşü, inancı, bağlı olduğu etnisite dolaylı olsa da açıklanmış olacaktır. İfade özgürlüğü, kimi zaman giyim kuşamla, üye olunan tüzel kişilikle, sivil toplum kuruluşlarıyla vesaireyle açıklanabilir; gönüllü olarak yapılması hâlinde ulusal ve evrensel hukukun korunması altındadır, zorlama yapılamaz. Çoklu barolarda, Türkiye pratiğinde görüldüğü üzere, siyasal tercihlerin öne çıkacağının kesin olması ve avukatın da baroya kaydının zorunluluğu karşısında avukatın inancını, felsefi görüşünü açıklamış olacaktır, oysa Anayasa "Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz." hükmünü getirmektedir.

Savunma hakkının özdeşleştiği avukatlık mesleği, savunma hakkının kullanıldığı insanlık tarihi kadar eskidir. Savunma hakkı kutsaldır ve herkes içindir. Bunun için, barolar, anayasal niteliği olan kuruluşlardır. İktidarın yargıda kadrolaşma hareketinin işaretlerini verdiği ve keyfî hukuk uygulamalarıyla savunma hakkının kısıtlandığı bu ortamda, avukatların durumu doğrudan bireyin savunma hakkının da kısıtlanması demektir. Savunma makamını temsil eden avukatların yargı baskısıyla pasifize edilmeye ve görevlerini yaptırmamaya dönük bir tercihle karşı karşıya oldukları açıktır. Savunma hakkı herkesi ilgilendirir, bir gün herkese gerekli olabilir. O yüzden, iktidarın "tek adam, çok baro" ideali sadece savunma hakkını değil, hukukçuları değil, 82 milyonu yani herkesi tehdit etmektedir.

Çoğunluğa önem veriyorsanız -özellikle de sayısal çoğunluğa- çoğunluğun karşı çıktığı bu teklifi geri çekmenizi bekliyor, saygılarla Komisyonu selamlıyorum.