KOMİSYON KONUŞMASI

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Evet, korporatizm hedefinize giden yolda yapmak istediğiniz bir düzenlemeyle daha karşı karşıyayız. Burada korporatizm hedefleniyor. Nedir korporatizm? Devletin, işçi-işveren ilişkileri de dâhil olmak üzere tüm çalışma yaşamını, bu alandaki örgütlemeleri belirlediği; ücretler, özlük hakları da dâhil olmak üzere tüm hakların devlet tarafından belirlendiği; hak örgütü olarak sendikalara, meslek odalarına ihtiyaç duyulmadığı, hatta meslek örgütlerinin bizzat devlet tarafından temsil edildiği sistemdir. Nazi Almanyası, Mussolini İtalyası, Franco İspanyası bunun örnekleridir. Bunun için "parti devlet" olarak tanımlanan toplumsal düzene ihtiyaç vardır. Bugün otoriter iktidarların meslek alanlarını ve meslek örgütlerini kendi görüş ve ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirmesinin, toplumsal hizaya getirmek istemesinin yöntemi bu şekilde uygulanmaktadır. Şimdi, bu uygulamaya karşı itiraz eden veya direnç gösteren olduğunda da o meslek örgütünü güçsüzleştirmek, parçalamak, bölmek; o meslekleri itibarsızlaştırmak, önemsizleştirmek yoluna başvurulmaktadır. Şimdiye kadar gerçekleştirdiğiniz tüm değişikliklere rağmen meslek odalarını hizaya sokamadığınız gibi, ne yaparsanız yapın o meslek odasında istediğiniz yönetimi başa getiremediğiniz için o meslek odasını bölüp, parçalayacak, kendinize yeni bir meslek örgütü oluşturacak bir kurgu için düğmeye bastınız. Barolarla ilgili yapılmak istenen düzenleme tam da bu noktada. Bu düzenlemenin yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmaktan, üniversitelere partizanca rektör atamaktan, medya üzerinde kurulan egemenlikten ve yasamanın etkisizleştirilmek istenmesinden bir farkı yoktur arkadaşlar.

Baroların sesinin kısılması, etkinliklerinin azaltılması için yasal düzenleme yapmak istiyorsunuz çünkü ele geçiremediniz o baroları. Oysa tam da geçtiğimiz yıl büyük bir şaşayla bir yargı reformu açıklamıştınız ve o yargı reformunda da savunmanın etkinliğinin artırılmasından bahsetmiştiniz. Geçen yıl bunu söylediniz, şimdi getirdiğiniz düzenlemeyle bunun tam tersini yapmak istiyorsunuz. Konuşan baroları susturmak için önce ekonomik tedbirlere müracaat etmek istediniz ama sert duvara çarptınız çünkü değerli arkadaşlar, barolar ihalelerle ayakta duran yerler değildir. Barolar, güçlerini ekonomiden almazlar; barolar, güçlerini, hukukun üstünlüğüne inanan, hak, hukuk, adalet için mücadele eden, yargı bağımsızlığı için mücadele eden, bağımsız güçlü savunmadan, avukatlardan alırlar. Dolayısıyla, burada amaç, işte o bağımsız ve güçlü savunmayı yok etmek; her yıl yüz binlerce kişiye ücretsiz avukat görevlendiren baroları değil, halkı cezalandırmak, halkın sesini kısmak çünkü bu düzenlemeyle, barolar, âdeta etkisiz bir dernek konuma getirilmek isteniyor, 5 binin üzerinde avukatı olan illerde 2 bin avukatın bir araya gelip kendi barosunu kurması hedefleniyor. Peki, bu olursa ne olur? Barolar, görevlerini yapamaz, gücü zayıflar çünkü kamu görevi niteliğinde olan yerlerdir barolar. Avukatlık kamu hizmetidir; kamu hizmetlerinde bütünsellik esas alınır, kamu hizmetlerinde bütünsellik önemlidir. Eğer siz bu bütünselliği bozarsanız, o zaman avukatlığın kamu niteliği de ortadan kalkar. Dedik ya avukatlık kamu hizmeti diye, buradan bahisle şunu söylemek istiyorum: Kamu görevi siyasi görüş, dinî inanış, etnisite ya da başka bir sebep gözetilmeksizin yerine getirilmesi gereken bir görevdir. Bu teklifle, siz, 2 bin avukatın kendi barosunu kurmasını istiyorsunuz; bu durumda da avukatlar arasında farklılaşma, ötekileşme artacak. Siyasi, dinî veya başka kriterler üzerinden kurulan barolar birbirleriyle yarışmaktan, çatışmaktan ya da kavga etmekten dolayı hukukun üstünlüğünden, yargı bağımsızlığından yani onun için mücadele etmekten uzaklaşacaklar.

Çoklu baro sistemiyle barolar âdeta ayakta kalma mücadelesi verecek. Şimdi, düşünün, 2 binin avukatı olan bir baro var; bu baro 1 üyesini kaybederse yani 1999 üyeye düşerse kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak; birlik tarafından malvarlığına, her şeyine el konulacak. Bu, ayrı bir garabet zaten; baroyu şirket olarak görme zihniyetinizin bir uzantısı olarak yorumluyorum. Şimdi, orada o baro, 1 üyesini dahi kaybetmemek için, meslek etiğine uygun davranmayan, yerle yeksan eden, hatta meslekten menedilmesini gerektiren bir suç işlese dahi bu avukatla ilgili bir disiplin soruşturması dâhi açamayacak. Hatta ben tabiri caizse şöyle yorumluyorum: barolar, avukat transferleri için yarışacaklar çünkü ayakta kalmak için üyeye ihtiyaç duyacaklar. Siyasi görüş etrafında bir araya gelen barolarda bu sefer iktidara yakın olan avukatlar, iktidara yakın olan baroya üye olan avukatlar yasaya uygun kararlar alsa dahi vatandaşın gözünde "Ya, ben iktidara yakın barodan iktidar barosundan avukat tuttum, kararı aldım, davayı kazandım. Eğer oradan avukat tutarsan bu davayı kazanırsın." imajı oluşacak. Bu da nedir? Yarın, bakın, her iktidar değişiminde avukatların ticari kaygı yüzünden, ekmek davası yüzünden -para kazanmak zorunda bu insanlar, geçimlerini sağlamak zorundalar- para kazanma kaygısı yüzünden âdeta göçmen kuşlar gibi baro değiştirmelerine sebep olacak; bu da başka bir tehlike.

Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak baroların temel görevlerindendir. Şimdi, yapılmak istenen bu değişikle baroların bu görevleri ellerinden alınmak isteniyor; bunun için de baroları bölüp, zayıflatmak ve bu şekilde "çoklu baro" kurulmak isteniyor.

Şimdi, ben on altı yıllık avukatım ve şunu biliyorum: Mesleğe başlamadan önce biz avukatlar bir yıl staj yapıyoruz; hemen hemen her baroda staj eğitim merkezleri vardır, Anadolu barolarında da büyükşehir barolarında da; o staj eğitim merkezlerinde biz eğitim görürüz. Ayrıca, baro yönetim kurulları tarafından oluşturulan staj komisyonları vardır; bu komisyonda öğrencilere yani stajyer avukatlara dersler verilir, mesleğe hazırlanır bu avukatlar. Ve şimdi, çoklu baro sistemine geçildiği takdirde bu staj eğitimleri de sekteye uğrayacak, ciddiyetini ve kalitesini kaybedecek; avukatlar daha rahat ruhsat alabilecekleri baroları tercih edecekler, yani böyle bir rekabete ve böyle bir eğitim kalitesinin düşmesine de yol açacaksınız.

Barolar, aynı zamanda kadın ve çocuk haklarının korunması için de mücadele eder. Bakın, barolarda kadın hakları, çocuk hakları komisyonları vardır; bu komisyonlardaki avukat arkadaşlarımız -ki ben de zaman zaman meslek hayatımda bunu yapmıştım- kadına şiddet, kadın cinayeti, çocuk istismarı davalarında müdahil olurlar, gerekirse o ailenin ücretsiz avukatlığını yaparlar. Şimdi, çoklu baro sisteminde baro, üye kaygısı yüzünden, mali destek bulma çabası yüzünden, kamu hizmeti niteliğini kaybedeceğinden kadın ve çocukların korunmasına yönelik görevlerini de yerine getiremeyecek. Üye bulma ya da mevcut üyeyi kaybetmeme korkusuyla hareket eden bir baro, görevlerini doğru dürüst yerine getiremez arkadaşlar. Bu da sadece avukatların değil; hak, hukuk, adalet mücadelesinde hak arayan vatandaşların da zarara uğramasına neden olur.

Avukatlık Kanunu'nun 1'inci maddesi -avukat arkadaşlarımız var burada, hepiniz çok iyi biliyorsunuz- der ki: "Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder." Avukatlar, yargının üç sacayağından savunma sacayağıdır ama adaletin tecellisi ve hukuk kurallarının uygulanması için mücadele ederler, uğraşırlar. Dolayısıyla, adaletin tecellisi için de hukuk kurallarının uygulanması için de bağımsız ve güçlü bir savunmaya ihtiyaç vardır; bu, her yerde böyledir. Şimdi, bakıyorum, 2017 referandumuyla getirmiş olduğunuz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi yüzünden yargı bağımsızlığı zaten yitirilmiş durumda. Bunu nereden biliyorum? Bugüne kadar açılan mahkemelerde verilen kararlardan ya da açılıp açılmayan soruşturmalara bakarak bunu söyleyebiliyorum. Eğer bugün birazcık, küçücük bir hukuk kırıntısı kalmışsa bu da, emin olun, bağımsız ve güçlü kalabilmiş olan savunmanın sayesindedir.

OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Tamamlayalım Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Bağımsız kalabilen son kaledir savunma. Şimdi siz bu bağımsız ve güçlü savunmayı güçsüzleştirmek istiyorsunuz; bunu da bölerek, ayrıştırarak yapmak istiyorsunuz.

Aslında konuşacak çok şey var, süre de son derece az geliyor.

OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Süre bitti.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Çünkü on altı yıl boyunca bu mesleği yapmış bir avukat olarak söylüyorum: Ben avukat olarak siyasi, dinî, etnik ve benzeri görüşteki bir baronun üyesi olmak istemiyorum; ben mesleğim üzerinden örgütlenmek istiyorum.

Bakın, Afyonkarahisar Baro Başkanı sizin siyasi görüşünüzde bir arkadaşımız, bir avukat. Dün buradaydı, içeriye giremedi; yani, daha doğrusu, avukat meslektaşlarının, baro başkanlarının yanına zar zor alabildik, on dakikalığına. Biz birlikte Afyonkarahisar Barosunda AKP'li, MHP'li, CHP'li, değişik siyasi partilere mensup olan avukat arkadaşlarımızla omuz omuza hukuk mücadelesi veriyoruz; farklı siyasi görüşlerdeyiz ama temelde, meslek etiğinde, mesleğimizle ilgili konularda, hukukun üstünlüğünde paydaşlaşabiliyoruz. İşte, bu yüzden, ben bir avukat olarak -bir siyasetçi olarak demiyorum, bir avukat olarak- mesleğim üzerinden örgütlenmek istiyorum; benim, mesleğim üzerinden örgütlenme hakkımı lütfen elimden almayın diyorum. Bu düzenlemeyi geri çekelim; gelin, bu yanlıştan hep beraber dönelim.