KOMİSYON KONUŞMASI

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın üyeler, yeni gelen arkadaşlar için tekrar edeyim; sesim biraz kısık lütfen kusuruma bakmayın. O yüzden sakin konuşmaya gayret edeceğim ama çok sinirliyim, sesim de bu yüzden kısık ve üç gündür çok bağırıyorum. Çünkü demin de söylediğim gibi, benim ekmeğimle oynadığınızı düşünüyorum, çünkü ben milletvekilinden önce bir avukatım ve ilelebet burada durmayı da hiç düşünmüyorum inanın. Küçükken hani böyle sorarlar ya "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" falan diye, hiç "Milletvekili olmak istiyorum." demedim ben. İlkokuldan beri dediğim tek şey vardı: Avukat olmak istiyorum. Çünkü böyle siyasetçi deyince, milletvekili deyince yozlaşmış, narsist bir grup yaşlı erkek geliyordu gözümün önüne. Tam da zaten bu tabloyu değiştirmek ve dönüştürmek için siyasete girme ihtiyacı hissettim açıkçası. Evet, trajikomik bir durum gerçekten de. Avukat olmak istedim ben hep çünkü babam da avukat benim ve bu konuda onu izledim, ona baktım, tarih okudum, geçmişimizi okudum ve şunu gördüm: Tarih boyunca avukatlar ve barolar kişileri baskıcı rejimlere ve şirazesi kaymış devletlere karşı korumuşlar bu zamana kadar ve avukatların temel görevi hep bu olmuş. Bu nedenle, tıpkı AKP rejimi gibi, her totaliter rejim ilk iş olarak bu tür muhalif unsurları ortadan kaldırmak için debelenmiş sevgili arkadaşlar. Mesela, 12 Eylül olduğunda ilk tutuklananlardan biri İstanbul Barosu Başkanımız Sayın Orhan Adli Apaydın olmuş. O yüzden tuhaf gelmiyor bu baskılar avukatlara. Bakın, şimdi, bir teklif görüşüyoruz. Dediğim gibi, daha ziyade "avukat" sıfatıyla konuşmayı tercih ediyorum ve biz, bu teklifin barolardan gelmediğini biliyoruz çünkü 80 baronun 80'ini de "Karşıyız çoklu baroya." diyor. TBB Başkanı, TBB dâhil "Biz çoklu baroya karşıyız." diyor. Bu teklifin, altına imza attırılan vekillerden de ben geldiğini düşünmüyorum açıkçası. Tek bildiğim bir şey var. Ergenekon'da, Balyoz'da avukatlık yaptım ben yani orada başladım avukatlık stajıma. Zaten, dedim, hiç niyetim yoktu vekil olmaya ama biraz mecbur bıraktınız beni çünkü hukukun olmadığı bir yerde avukatlık yapmanın da bir manası yoktu, o yüzden siyasete yöneldim.

Bu teklifle ilgili benim bildiğim ve gördüğüm iki şey var: Birincisi, bu bir FETÖ projesidir. Bunu deyince sinirleniyorsunuz, sinirlenmeyin, şunu demiyoruz "FETÖ yazdı, bunu size verdi, siz getirdiniz." demiyoruz. Bu 2013 yılında FETÖ tarafından dile getirilmiş, barolar tarafından tepki çekmiş bir uygulamadır; birincisi bu. Çoklu baro projesinden bahsediyorum.

İkinci bildiğim şey şu: Ben Ergenekon'da, Balyoz'da, o FETÖ kumpaslarında avukatlık yaparken bizim karşımızda, FETÖ'nün yanında müdahil avukatı olan, şerefli subaylar müebbet hapse çarptırılırken çayını içip gülümseyen bir meslektaşım tarafından sunuldu Meclise. Bu da benim için ikinci bir gösterge.

"2010 referandumu" diye bir garabet geçirdik biz. Yargını üç ayağı vardır; savcısı vardır, hâkimi vardır, avukatı vardır. 2010 yılındaki o referandumda hâkimleri ve savcıları ele geçirdi Fetullah Gülen, hatırlarsanız "Ölüleri bile mezardan çıkartıp oy kullandırın." dedi. Biz o zaman da avukat olarak kendimizi parçaladık "Yapmayın." dedik, "Kan doğrarsınız bu ülkenin yargısına." dedik, "Hukuku ayaklar altına alırsınız." dedik, dinletemedik çünkü siyasi bir çıkarınız vardı ve bunu desteklediniz ve oylattınız ve geçirttiniz ve bugün bu ülkede adalet kalmadıysa -sizin seçmeniniz dâhil- adalete, yargıya güven yüzde 90'lardan yüzde 10'lara kadar gerilediyse 2010 referandumu yüzünden oldu; o gün bizi dinlemediniz.

Geldik 2020 yılına. FETÖ projesi olan bu çoklu baro projesini tekrar getiriyorsunuz. Avukat olarak sizi tekrar uyarıyorum, 2010'da dinlemediniz, 2020'de dinlemenizi rica ediyorum: Bunu yapmayın arkadaşlar, neye alet olduğunuzu, neye hizmet ettiğinizi dikkatlice seyretmenizi ve dikkatlice dinlemenizi temenni ediyorum hepinizden.

Şimdi, ne getiriyor bu teklif? Çok kaliteli hukukçu arkadaşlarım açıkladı, aynı şeyleri tekrar tekrar konuşmayı sevmiyorum ama iki şey getiriyor: Birincisi, temsil sıkıntısı. "Barolar Birliğinde eşit temsil yokmuş vesaire." deniyor. Kırk yılın başı bir TBB Başkanını devşirmeyi başardınız, sanıyorum, ilelebet payidar kalsın istiyorsunuz ama bu şekilde de olmaz, yanlış hazırlamışsınız, haberiniz olsun. Bu konudaki, bu temsil için de motivasyonunuz ne? Çoklu baroya geleceğim ama şu temsille ilgili bir iki şey söyleyeceğim:

Ülkeye yaptığınız kötülüklere seyirci kalmayan ve tepki gösteren baroları susturmak istiyorsunuz; bu, bir.

TBB'yi elinize almak istiyorsunuz; bu, iki. Ki "TBB" demişken -bilmiyorum, meslektaşım burada mı ama- şuna da değinmek lazım: Madem karşı Sevgili TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, neden buraya, bağlı çalışan bir meslektaşımızı gönderdi de kendi gelip de burada savunmuyor bunu? Neden kendisi gelip size anlatmıyor bu çoklu baronun zararlarını, bunu da gerçekten çok merak ediyorum.

Bu arada, avukatların yüzde 36'sını oluşturan, Türkiye'deki avukatların yüzde 36'sını oluşturan İstanbul Barosu, hani, bu "temsilde adalet, ileri demokrasi" dediğiniz sistem geçerse TBB'de yüzde 3,8'le temsil edilecek. Bunu da vicdanınızın neresine sığdırıyorsunuz, inanın, onu da anlamıyorum.

Baroları, büyük baroları özellikle ele geçirmeyi başaramadınız, başaramıyorsunuz; oy oranlarınız var burada, gittikçe düşmüş, artmıyor bile yani yeni meslektaş geldikçe düşüyor sizin gruplarınızın oy oranı. Yıllardır baroda varlık gösteremeyen yandaşlara bir koltuksa dert -baro başkanlarımız kapının önünde bekletiliyor utanç verici bir şekilde, 30 baro başkanı var; 80'ini de buna karşı bu arada, onu da dedik- 23 Nisanda, rica ederiz, yandaşlarınızdan birini oturturuz koltuğa, bizim mesleğimize kan doğramamış olursunuz. Biz de bunu rica edebiliriz sizlerden. Lütfen, bu teklifi geri çekin bu çerçevede, tekrar söylüyorum. Çünkü bu "çoklu baro" dediğimiz şeye gelmek istiyorum.

Diğer milletvekili arkadaşlarıma bir şey demeyeceğim ama hukukçu milletvekili arkadaşlarıma konuşacağım ben, avukat milletvekili arkadaşlarıma konuşacağım ben. Çünkü burada üç tane şey var; eğer siz bir avukatsanız ve "çoklu baro" denen garabeti savunabiliyorsanız 3 ihtimal var, dördüncü bir ihtimal yok.

Bir: Ya, safsınız, kandırılıyorsunuz, içeriğine tam olarak hâkim değilsiniz, bizim abarttığımızı düşünüyorsunuz, "Bir şey olmaz canım." diyorsunuz, partinizden geldiği için güven duyuyorsunuz. İyi niyetinize güvenerek bunu söylüyorum, aranızdan bazılarının buna karşı olduğunu da bilerek bunu söylüyorum. Birinci grup bu.

2'inci grup kim? Korkaklar. Ne olduğunu biliyorsunuz, bunun mesleğimize nasıl zarar vereceğini biliyorsunuz, mesleğimize ihanet ettiğinizi bile bile, siz, siyasi istikbal konusunda inanmadığınız bir şeyi, siyasi ikbalinizi korumak için inanmadığınız bir şeyi acıklı bir çabayla savunuyorsunuz arkadaşlar.

3'üncü grup kim? Net kötüler. Yani bunu isteyen üstüne alınabilir. Dediğim gibi üç gruba ayırıyorum ben bunu, kimsenin niyetini okuyamam ama 3'üncü grupta kötülerdir arkadaşlar. Meslek de, memleket de bu kötü insanların çünkü umurunda değildir, tek dertleri bu kurulan aile devletinin bekasına sahip çıkmaktır.

Korkak ve kötü insanlarla ömrüm boyunca ilgilenmedim, şimdi de inanın ilgilenmiyorum. Allah onları ıslah etsin, vicdanlarıyla hareket edecek cesaret versin; bu 2 grup insan için tek temennim budur ama kandırılanlar için herkese olduğu gibi ben de burada bir not düşmek istiyorum ki yarın öbür gün yine "Allah affetsin deyip işin içinden çıkarız." sanmayın siz de.

"Ne var canım zaten 3 şehri etkiliyor?" falan gibi yorumlar duyuyorum, "Ay ne olacak İstanbul'da 5 baro olsa." gibi yorumlar duyuyorum; bilgisizlik mi kötülük mü bilemiyorum ama bilgisizlikse diye altını çizerek bir kez daha ifade etmek istiyorum:

Birincisi, barolar hak arama yeri olmaktan çıkar arkadaşlar, ticarethaneye döner. Bu, sadece CHP'li avukatlara, MHP'li avukatlara, HDP'li avukatlara zarar vermez; AKP'li avukatlara da zarar verir. Bu, bu meslekten ekmek yiyen bütün insanlara zarar verir, bu kurumların ticarethaneye dönüşmesi. Ki şöyle de bir şey var: Yine hukuka aykırı bir şey yapıyorsunuz yani "İdare Hukuku 101" var, lütfen gidin bazı idare hukukçulardan görüş alıp... Bunlar yani baro dediğimiz şeyler dernek değildir, özel hukuk tüzel kişisi hiç değildir; bunlar anayasal kurumlardır ve kamu tüzel kişisidir ve kanuni tekel biçiminde örgütlenmesi kamu tüzel kişisini özel hukuk tüzel kişisinden ayıran zorunlu bir unsurdur yani bu yaptığınız, idare hukukuna da aykırıdır, yapılamaz bir şeydir.

Temsil hususunda da bakın, Anayasa Mahkemesi kararları var; yapılamaz bir şeydir. 3 tane, 4 tane çok net Anayasa Mahkemesi kararı var. Gerçi namusu, şerefi üzerine yemin etmiş Anayasa uyarınca.... Neyse devam ediyorum buradan hadi. Devam ediyorum buradan, vallahi sesim kısık ona dua edin.

Yani AKP'li avukatlara, AKP'li hâkimlere doymadık, "İş çabuk bitsin"ciler gelecek. Ya mesleği bırakmamın sebeplerinden biri: Ofise gelen "Yargıtayda tanıdık var mı?" diye soruyordu, ben çok utanıyordum biliyor musunuz arkadaşlar ya. Yani Yargıtayda tanıdık olmadan hâkimlerden doğru düzgün bir karar alamayacağına inanıyor vatandaşlar bu ülkede artık. Şimdi bir de baronun yandaşını arayacaklar, avukatın yandaşını arayacaklar. İdareye karşı bir dava açacaklar... Ya AKP ilçe başkanlarını atadınız HSK üzerinden, AKP ilçe başkanının önüne götürecek, şimdi sosyal demokrat avukatla kim çıkmak isteyecek? Buna da zaten hiçbir şey diyemiyorsunuz.

Kamu avukatları var ya! Kamuda çalışan avukatlarımız var. Bakın geçen dönemde bizim yönetim kurulumuzda kamu avukatı arkadaşımız vardı. Bu kamu avukatları hangi baroya üye olacaklar? Kamu avukatının bir tarafsızlık, bağımsızlık... Memurdur demi kamu avukatı dediğiniz şey ve bağımsız olmak, tarafsız olmak zorundadır. Nasıl koruyacak bu insan bağımsızlığını, tarafsızlığını? Yani olacak iş değil; masela bu kamu avukatlarını hiç düşündünüz mü, hiç konuştunuz mu? Amirleri ne derse oraya mı gidecekler, bu insanlar ne yapacaklar? AKP'ye yakın baroda kalsalar" AKP'li" diye fişlenecekler; CHP'ye yakın baroya gitseler "CHP'li" diye fişlenecekler; ne yapacak bu kamu avukatları? Yani, yanaşmanız olmayı reddeden avukatlara yaşam alanı bırakmamak için ve avukatları tam olarak fişlemek için yapıyorsunuz şu anda, ne yapıyorsanız.

OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Toparlayalım Sayın Kadıgil.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul)- Toparlıyorum Sayın Başkan.

İkinci kısma geçiyorum; meslek etiğinden, meslek disiplininden eser bırakmayacaksınız, şu kadar bırakın... Sayın Bülent Turan ne dedi? "Kurulsun, ilk ben geçeceğim baroya." dedi. AKP'nin ağır toplarından biri demi, geçti AKP'ye yakın bir baroya sonra da meslekte bir usulsüzlük yaptı. Kim yargılayacak da kim ihraç edecek ya o barodan Bülent Turan'ı? Hiç bunları değerlendiriyor musunuz?

Onu geçiyorum; 2 farklı baroda 2 avukat kapıştı, bunları kim yargılayacak arkadaşlar? Kim verecek disiplin hükümlerine göre bunların cezalarını?

Bu görüştüğümüz madde, bu arada bizim karşı olduğumuz bir madde değil onu da ifade edelim ama gerekli bir madde de değil 2010 referandumunda olduğu gibi bir havuç olarak koymuşsunuz buraya, biz bunu zaten yaptık, İstanbul Barosu yaptı bunu 2018 Genel Kurulunda. Ki genç meslektaşlarımızın yılda 200 liradan çok daha ciddi dertleri var. Yani, genç avukatları aşırı düşünüyorsanız siz, "Yok staj kalitesi düşmüş, yok şöyle olmuş, yok yeterince ilgi görmüyormuş" diyorlar. Önce şu CMK ücretlerini bir artıralım, var mısınız? Asgari ücret tarifesinin üstüne çekelim mesela, çifter çifter aldığınız KDV'leri indirelim mesela, çocukları çalıştırıp bir de KDV'yi ceplerinden ödetip yedi ay sonra para ödeyeceğinize doğru düzgün bir ödeme sistemi kuralım mesela. Ya, bu ülkenin genç avukatları bin liraya staj yapıyor arkadaşlar, bin lira! Bu çocuklar ruhsatını alıyor, asgari ücretle yıllarca çalıştırılıyorlar. Gelin, barolara asgari ücret belirleme yetkisi verelim, o da yok, hiçbiri yok. Ondan sonra böyle bir maddeyle "Biz genç avukatlara yardım ediyoruz." diyorsunuz da yemiyoruz kusura bakmayın, gerçekten yemiyoruz.

Hemen toparlıyorum, kusura bakmayın. Yani şunu diyeceğim, ben gerçekten size kendimden örnek vereceğim ya: Ben telif hakları avukatıyım, Türkiye'de az sayıda var. MHP'li bir meslektaşım geldi, benim yanımda staj yapmak istiyor. Benim kayıtlı olduğum baroya üye olmak zorunda, mecbur bu çocuk; gidip milliyetçi avukatların barosuna üye olamaz, benimle aynı baroda olmak zorunda.

Başka bir kısmı var: Yanında 100 avukat çalıştıran patron avukatlar var, bunlar bir baroya kayıt olduğunda sizce çalışanlarına ne denli seçme özgürlüğü sağlayacak; bunun cevabını verebilir misiniz bana? Yani sendikaları ele geçirip işçinin emeğini yok pahasına patronlara peşkeş çektiğiniz yetmiyor, şimdi de patron avukatları devlet kaynaklarıyla devşirip çalışanlarını da kendinize tabi kılma derdindesiniz arkadaşlar.

Ve teklifi acıklı bir şekilde savunmaya çalışan meslektaşlarımı dünden beri dinliyorum, en büyük argüman "Ay, bu barolar çok kalabalık." Ya, niye çok kalabalık bu barolar, neden çok kalabalık? Siz iktidara geldiğinizde bakın, 23 tane hukuk fakültesi vardı; zor bir şeydi, çok puan almamız gerekirdi, başarılı öğrenciler giderdi oraya. On sekiz yılda 132 tane açtınız ya, 132 tane hukuk fakültesi olur mu bir yerde? Apartman kurana, apartman alana; başına bir tane doçent koydunuz, hukuk fakültesi açtınız. Ben, 2007 mezunuyum, ruhsatımı 2008'de aldım -son cümlem Sayın Başkan, teşekkür ediyorum- benim sicilim 36.222. Genç meslektaşlarım geliyor peşimden, 70 bin sicille geliyorlar. Yani baroları bölmekle bunun altından kalkamazsınız. Tarımı bitirdiğiniz gibi, hayvancılığı bitirdiğiniz gibi eğitimi de bitirdiğiniz için bu kadar çok avukat var şu anda bu ülkede diyorum ve kusura bakmayın ama çok yanlış kitleye çattınız. Yine de olsun, yarın öbür gün bu ülkeye ihanet eden insanlar yargılandığında emin olun, ne yapmış olursanız olun bu avukatlar herkes için olduğu gibi o suçları işleyenlerin adil yargılanma hakkı için de burada ve dimdik olacaklar diyorum.

Teşekkür ediyorum.