KOMİSYON KONUŞMASI

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında, herkes ne olduğunu, ne bittiğini biliyor. Kimi kafasını eğip göz göze gelmemeyi tercih ediyor kimi de boğazından çıkabilecek en son yüksek sesle, aslında, feryadını dillendiriyor. Mesele, bir faşizm meselesidir. Mesele, tek adam düzeninin devleti teslim alması, bunun üzerinden de bütün kurum, kuruluşları terbiye etme meselesidir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Yürü be!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Yeni geldi galiba Başkanım.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Vay! Vay!

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Mesele, aslında, 2002'den itibaren başlayıp 1980 faşizminden bile daha sert, tamamen demokrasiyi askıya alan ve yok eden, kalan kırıntılarını da kendine benzeten, ağzından çıkan her söz üzerinden kendini devlet yapısı içerisine büründürmüş onu esir aldığını kabul eden, şimdi de teslim almaya çalışan bir anlayışın tezahürü, ortaya çıkma biçimi ve anlamıdır.

Bu memlekette her şey çok güzelmiş de her şey yolunda gidiyormuş da sadece barolara müdahale etmek aslında sorunmuş gibi görünüyor, elbette öyle değil. Sorun şu: Aslında yasamayı teslim aldığını düşünen, yürütmeyi istediği gibi teslim alıp organize ettiğini düşünen ve toplumsal dinamiklerin otokontrol sistemi üzerinden kamunun, devletin, iktidarın yapması gereken kamucu, halkçı, yurtsever davranışların bu tür sivil toplum, demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve meslek örgütleri tarafından yapıldığı için, onlar bile zoruna gidiyor beylerin ve beyefendilerin... Onları da şöyle bir terbiye edelim. Onları da şöyle bir dizayn edelim. Biz de istediğimiz gibi o parkımızda kimsenin ses çıkarmadığı, kimsenin sesinin çıkmadığı bir düzen kuralım.

Mesela, "12 Eylül faşizmi" dedim ya, 12 Eylül faşizmi bütün sivil toplum örgütlerini, sendikaları darmadağın etmişti ve bir daha örgütlenmesinler diye onun üzerinden de bir düzen kurmuştu. AKP ve saray rejimi bunu başka bir modellemeyle yapıyor. Yani "darbe" dediğiniz mekanizma sadece silahla, sadece girişimle, sadece başka sert müdahalelerle olmuyor. "Darbe" dediğiniz şey, çoğunluk yapısını kullanarak, toplumun sesini keserek, onun üzerinde bir hegemonya kurma isteği üzerinden kendi bildiğini dayatmaktır. Mesela, örnek, ya, bu topraklarda siz kamuda işe girecek birisini AKP'ye üye olmadan aldınız mı? Siz bu topraklarda AKP'nin rızası olmadan hangi alanda muhalefetin, demokratik kitle örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin sesine kulak verdiniz? Hiç. Sendikalara geldiğinde, sarı sendikacılığı bahane ederek kendi sendikalarınızı oluşturdunuz -yandaş- ama bir baktınız ki FETÖ'cü çıkmış. Ee, siz seçtirdiniz, siz getirdiniz. Onu tasfiye ettiniz, onu bahane ederek ne kadar FETÖ'cü olmayan kamuda çalışan varsa diri diri mezara koydunuz, işten attınız, maaşlarını kestiniz, sürüm sürüm süründürdünüz. Bu yetmedi, başka şeyler de yaptınız. Bu ülke zengin bir ülke, bu ülkenin kamu kaynakları güçlüydü. Size kadar, seksen yıllık dönemde bunlar elbette, zaman zaman tahrip edilmişti ama siz âdeta kendinize babanızdan kalmış bir miras gibi bu ülkenin tarım topraklarını, bu ülkenin meralarını, bu ülkenin madenlerini, bu ülkenin ormanını, bu ülkenin halkına ait kamu kurumlarını tümünü yağmaladınız, talan ettiniz. Kim? Kendiniz ve yandaşlarınızla.

Peki, sizin korumanız gereken bu kavramlar, sizin korumanız gereken bu kamu yararı olan bütün doğa, toprak, mal ne varsa yani halka, topluma ait ne varsa onların koruma sorumluluğunu devlet, Hükûmet, bürokrasi, sizin kontrolünüzdeki kolluk kuvvetleri, yargı değil -işte, şimdi bölüp parçalayıp yönetmek için- barolar, TMMOB, TTB gibi kurumlar üstlendi ama bunlar bile size ağır geldi. Olmaz. Çünkü tek şey olmalıydı, bir kişinin verdiği karara kimse itiraz etmemeliydi, padişah fermanını oturtmalıydı ve o fermana kimse itiraz etmemeliydi ama öyle olmadı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Siz hiç kanunu okumamışsınız.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Bağırmana gerek yok, duyuyoruz.

OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Arkadaşlar, biraz sessiz olalım.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - "Ferman padişahınsa bu ülke, bu topraklar, bu doğa bizim." diyen Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları vardı ve buna itiraz ettiler, itiraz etmeye devam ediyorlar. O yüzden hızlıca yapmanız gerekeni yaptınız.

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Bağırmadan anlatır mısınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Başkanım, niye bağırıyor?

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Anlamada probleminiz var, duymada değil.

OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Bir saniye... Sayın Sarıbal...

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Çoğul demokrasiyi tekrar bir kez daha askıya alarak, barolara bir kez daha müdahale ederek darbe, sivil darbe kültürünüzü devam ettirerek baroların sesini kesmek, onları işlevsiz hâle getirebilmek için baroları parçalamak, bölmek gibi bir anlayışa gittiniz.

Şöyle bir şey söylesem size: Mesela, 2002 yılında yüzde 34 oy aldınız ama Meclisin yüzde 65'ini aldınız. Buna niye itiraz etmediniz demokrasi gereği? Yetmez. Desem ki: "Kardeşim, ben bu İçişlerinden memnun değilim, halkın 100 bin oyuyla bu ülkede bir İçişleri Bakanlığı kuralım." Ne dersiniz? "Ya, bunlar bölücü." "Ya, kardeşim, bu böyle olmaz, bu böyle olmaz. Bu ülkede 1 tane daha Tarım Bakanlığı gerekiyor, bunun için 100 bin halkın oyu olsun, biz de orada bir Tarım Bakanlığı kuralım dediğimizde "Olmaz, bu devlete hainliktir." E, kim Tarım Bakanlığı? Kamu kuruluşu. Kim İçişleri Bakanlığı? Kamu kuruluşu.

Baro da kamu kuruluşu, baro da Anayasa gereği işlevi olan bir kurum ve dolayısıyla yaptığınız... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, bu nedir biliyor musunuz? Faşizm, böyle bir şey, önce düşmanlarını tüketir sonra döner sizi de tüketir.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) - Bağırma, bağırma! Bağırmana gerek yok.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Yani dolayısıyla şunu söylemeye çalışıyorum: Bugün yok ettiğiniz barolar, parçaladığınız, böldüğünüz... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Bağırmana gerek yok, duyuluyor.

OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Evet...

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bugün yok etmeye çalıştığınız, terbiye etmediğiniz zaman... Bugün terbiye ettiğinizi düşündüğünüz... TMMOB, diğer sanayi odaları, ticaret odaları, esnaf odaları, futbol kulüpleri yönetim kurulları aklınıza ne geliyorsa, muhtarlar...

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Milyonlarca insanı suçluyorsun.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bilin ki bu faşizm öyle bir şey ki kemirir, kemirir, kemirir kontrol altına alamadığınız zaman döner size gelir. Yani kısaca bu mesele, baroları bölme, parçalama meselesi, iktidarın kendine yakışanı yaptığı bir mekanizma. Yeni alanlar oluştu, bunlar üzerinden toplumu ayrıştırıp, toplumu ötekileştirip, bunun üzerinden yeni malzemeler çıkarıp teslim aldığı basın yayın organları üzerinden yeni bir siyaset stratejisi olarak gündeme gelmiştir. Bu, çok net, adı çok bellidir ama bizler, bu ülkenin yurtsever insanları, karanlığa karşı aydınlığı savunmaya devam edeceğiz, faşizme karşı demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz, emparyalizme karşı halkın bütünlüğünü, dayanışmasını sürdürmeye devam edeceğiz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Niye bağırıyorsun?

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Biliyoruz ki bu topraklarda ne saltanatlar ne hanlar ne krallar geldi geçti, elbette siz de geçeceksiniz. Biz, o gün çocuklarımıza vicdanlı olmayı, onurlu olmayı söyleyebileceğiz, sizlerin çocuklarınıza ne söyleyeceğini merak ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Kahrolsun faşizm, yaşasın dayanışma, yaşasın dayanışma diyorum.