KOMİSYON KONUŞMASI

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Çok değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Barolar Birliği temsilcisi bu yasanın birkaç maddesinin kendileri açısından önemli olduğunu, kabul ettiklerini ama yasayı getirenlerin, öneriyi getirenlerin ana hedefi olan, çoklu baro sistemine ve nispi temsile çok açık karşı olduklarını anlattılar. Hukukçular karşı olduklarını söylüyorlar. Günlerdir baro başkanları sokakta, Ankara sokaklarındalar ve şimdi de yine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapısında yerlerde oturarak 80 baro başkanı, siyasi görüş ayrımı gözetmeden tüm barolar yani Türkiye'nin 81 ilini temsil eden 80 baro da bu sürece karşı. Öğretmenler öğrencilere bazen soru sorarlar, öğretmen öğrencisini sevmiyorsa zor soru sorar çünkü öğrenci yanıtını çok fazla veremez. Dolayısıyla ben şimdi bir soru soracaktım ama arkadaşları seviyorum, onun için bu soruyu sormayacağım. Niye getirdiniz bu yasayı? Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın tüm toplumun önünde kamu çalışanlarının büyük bir bölümüne 3600 ek gösterge sözü vardı, bunu neden getirmediniz de bunu getirdiniz? İşsizlikle ilgili sorunu neden masaya getirmediniz? Yani toplumun temel ihtiyaçlarını ve topluma verdiğimiz sözleri yerine getirmek için acele etmiyoruz da bu konuda neden acele ediyoruz? Bu sorunun yanıtını buradaki arkadaşlarımızın veremeyeceğini biliyorum ya da biliyorlarsa da vermezler.

Bu kadar hukukçunun arasında ben hukuk anlatacak değilim ama toplumun en çok ihtiyacı olan, bizim de ihtiyacımız olan adalet duygusu üzerinde konuşmamı devam ettirmek istiyorum. Öncelikle, yirmi yedi yıl önce Sivas Madımak Otelinde yitirdiğimiz 35 canımızı saygı ve rahmetle anıyorum. Bu güzel ülkede türkülerini söyleyip şiirlerini okurken adalet, barış, kardeşlik istedi diye insanlarımız yakılarak katledildi. Geçmişte bugün, aynı zamanda, Çorum'da bir katliam oldu, Başbağlar'da bir katliam oldu. Ben bu katliamlarda kaybettiklerimizi rahmetle anıyorum, tüm Türkiye'ye başsağlığı diliyorum. Aradan yirmi yedi yıl geçmesine rağmen, adalet arayışı içerisinde olan ve bizden adalet bekleyen Madımakta yitirdiğimiz canlarımızın katilleri hâlâ ortalıkta yok. Bundan dolayıdır ki bizler hak, hukuk, adalet, insan hakları, demokrasi gibi evrensel değerlerin demokrasi adını kullanarak siyasal bir darbeye dönüştürülmesine asla tahammül etmiyoruz.

Şöyle bir bakın: On sekiz yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda, isminde "adalet" var ve "kalkınma" var; on sekiz yılda ne adalet bıraktınız ne de bir dirhem kalkınmaya imza attınız. Adalet kavramı tek başına hukukla ilişkilendirilerek tarif edilemez. Her alanda adaleti yok ettiniz veya yok etmeye çalışıyorsunuz. Geriye ne kaldı? Eğitimin, liyakatin, vicdanın, hakkın, adaletin ve hukukun egemen olduğu bağımsız barolar kalmıştı, şimdi bunu yok etmek istiyorsunuz. Bir dönemin vazgeçilmezi ve hepinizin hocası olan, kapısından içeri girerken erkeklerin el pençe divan durduğu, kadınların da başını örttüğü Fetullah Gülen hoca efendiniz çoklu baro projesi üzerinde adaleti ve hukuku nasıl yok edeceğim diye çok çalıştı ve bu konuda da ciddi başarılar elde ettiğini söylemek mümkün. Çünkü onun tam anlamıyla başaramadığı ama 15 Temmuz hain darbe girişiminde 251 insanımızın canına mal olan, binlerce insanın da gazi olmasına neden olan bir süreci yaşadık.

Baroların bölünüp talan edilmesine dair elimizde hiçbir sağlam argüman yok. Olmadığından dolayıdır, kargaların dahi güleceği "temsiliyette demokrasi" safsatasıyla yapmak istediğiniz, meşru zemin uydurmaya çalıştığınız işte başarılı olamadığınız açık ve net. Sanırım burada hiç bilmeyenimiz yoktur, emperyalizmin temel karakteristik özelliği böl, parçala, yönettir. Eğer siz baroları bölüp, parçalayıp daha sonra da yönetmek istiyorsanız şöyle geçmiş tarihimize, yüz yıl önceye bir bakın. Yedi düvel, emperyalist ülkeler bu toprakları işgal etti ama silahı olmayan, ordusu olmayan, parası olmayan Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve silah arkadaşları o yedi düvele karşı, emperyalizme karşı onurlu bir mücadele yürüttüler ve Türkiye'nin bağımsızlığını sağladılar, cumhuriyeti de ilan ettiler. Baronun en meşru ve demokratik hakkı olan bu hakkı elinden almak için kim ne diyor bir bakalım. Demokrasi ve temsiliyet kavramı, tek adam kanunlarıyla, saray rejimleriyle, dayatmalarla yürüyemez, bu mümkün değil. Anayasa değişikliğini OHAL döneminde gerçekleştirdiniz; siz şimdi, her alanı OHAL koşullarında yönetmeye çalışıyorsunuz. Mahalle arasında, iş yerinde veya telefonda iki kelime siyaset konuşsa tutuklanacağı korkusunu halkımıza sirayet ettiren Adalet ve Kalkınma Partisi gerçekten bunun olabileceğine inanıyor mu? Ağlanacak hâlimize gülüyoruz. Halkın ve çoğunluğun sesini yok saymak, çoğulcu demokrasiyi demokrasi adı altında katledip FETÖ projesi olan çoklu baroyu hayata geçirmek gerçekten "Beni Allah affetsin." demekle "Beni affedin." demekle kurtulabileceğimiz bir iş değil. Bu süreç cumhuriyeti ve demokrasiyi gerçekten ciddi bir akamete uğratacak bir süreçtir. Bu konuda hepimiz elimizi vicdanımıza koyalım, cumhuriyeti kuranlara olan saygımız ve onlara olan borcumuzdan dolayı da cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıkalım.

Sizin yaptığınız, tek tip parti devleti anlayışının "Çoklu baro demokratik bir haktır." göz boyamasıyla baroların tamamen siyasallaşmasıdır. Baroları siyasi kuruluş, cinsiyet, mezhep, kimlik, bölge siyaseti yapan ve yandaşlara iş bulma kurumu hâline getirerek bölücülük yapmak bu ülkeye yarar getirmez, hukukumuza da adaletimize de fayda getirmez. Böylelikle ne yapacaksınız biliyorsunuz değil mi? Kendi yandaş barolarınıza kayıtlar almak, o baroların avukatlarına iş istihdamı sağlamak, diğer barolarıysa ötekileştirip fişlemek; siyasi olarak atadığınız hâkim ve savcılara kartvizitler vererek adalet duygusunu tamamen yok etmek. Niye bu kadar eminim biliyor musunuz? Çünkü sizin fıtratınız kendinden olmayan herkesi ve her kesimi yok saymak, fişlemek üzerine kurulu. Yaptıklarınız on sekiz senelik tecrübeyle sabit olmuştur. Zihniyetiniz, tamamen siyasallaştırılmış bir baro gerçeği yaratmak. Halk ve kamu yararına hizmet veren boraları siyasallaştırmak, iktidarınızın arka bahçesi hâline dönüştürmek.

Arkadaşlarımız, konuşmacılar örnekler verdi kamu çalışanları sendikalarından, işçi sendikalarından. Unutmayın ki bu ülke topraklarında sendikal mücadele yürütenler hiçbir bedel ödemekten çekinmeden yıllarca mücadele ettiler. Bugün, 1 milyon sayısına ulaşan MEMUR-SEN Konfederasyonunun eğer sendikal mücadelede yeri varsa bunu bizim ödediğimiz bedeller üzerine kurdu; 15-16 Haziranlar, 17-18 Haziranlarda Kızılay Meydanı'nda 150 bin kişinin, kamu çalışanlarının sendikal hakkı için yürüttüğü mücadelenin üstüne oturdu. Biz yürüttüğümüz mücadeleyi unutmadık, haklarımızı da unutmadık. Dolayısıyla, avukatların bugün sokaklara dökülüyor olmasını oturup düşünelim. İşçi sınıfa sokaklara dökülebilirdi, esnaf sokaklara dökülebilirdi ama düşünebiliyor musunuz; memurların dışında mühendisleri, doktorları, avukatları sokağa döktünüz. Çünkü onlar "Bıçak kemiğe dayandı; biz demokrasi için, bu ülkenin geleceği için her türlü fedakârlığa hazırız." diyorlar. Biz asla cübbesinde düğme olan, siyasi kişilerin önünde eğilen; hukukun değil, şahısların üstünlüğüne inanan hukuk ve adalet anlayışını savunanların karşısında olacağız.

Konuşmamın başında adalet duygumu anlatacağımı söylemiştim. Adalet ne demek? Adalet hak yememektir. Adalet kendisinden olmayan herkesi ve her kesimi tehdit etmemektir. Adalet eli kanlı mafyaları, eroin babalarını serbest bırakırken daha adil bir ülke diyen gazetecileri cezaevine atmamaktır. Adalet kendi halkından kopuk 1.100 odalı kaçak sarayda yaşamak değildir. Adalet 2.500 lira asgari ücretle hayata onuruyla tutunan milyonlarca insanımızı ücretli köleliğe mahkûm ederken eski bir güreşçiye, başarılı bir güreşçiye, dünya şampiyonuna hak etmediği, onun madalyasının unutulacağı bir işi yapmamaktır yani 4 farklı yerden maaş vermemektir. Adalet liyakatsizliğin ortadan tamamen kaldırılıp sadece ama sadece kendisine biat eden yandaşlar ordusu yaratmak değildir. Adalet ülkemizde olan bütün yanlışlıklardan ve yönetememezlikten utanmadan ülkesinin muhalefetini sorumlu tutmak değildir. Adalet baroların Ankara'da yapma kararı aldığı mitinge yasak koymak değildir. Sizin yasağınız hem İstanbul Adliyesi önünde parçalandı hem Ankara Adliyesi önünde parçalandı çünkü onlar yürüttükleri mücadeleye inanarak sarılıyorlar. İşte bunun için onların önüne çekeceğiniz bariyerlerin hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Adalet "adalet" diye haykıran onurlu baro başkanları ve avukatlarımızı yandaşlarına terörist diye lanse ettirip terörist muamelesi yaptırmak değildir. Adaletin sanırım ne anlama geldiğini sizler de unutmamışsınızdır. Adalet kul hakkı yememektir, kula zulüm etmemektir ama sizler öyle haklar yediniz ki doymak bilmediniz. Günah heybeniz çoktan dolup taşmasına rağmen siz doymamaya devam ediyorsunuz.

Ülkemizde yaşayan yedisinden yetmişine, her kültürden, sosyal sınıftan, farklılıktan, inançtan ve kimlikten insanımıza borcumuz olsun ki bu devran böyle devam etmeyecek. Sizler kibir abideleri oldunuz, "Ben yaptım oldu." zehrine kapıldınız, gözleriniz kendi saltanatınızdan başka bir şey göremez oldu.

YKS ve LGS sınavlarının ertelenmemesi için bütün ülke, eğitim camiasının bütün paydaşları ve öğrencilerimiz haykırırken siz ne yaptınız? Ne yaptığınızı sizler çok iyi biliyorsunuz. Üç beş yandaş ve ortağı olduğunuz turizmciyi zengin etme derdine düştünüz. Sizler birilerini zengin etme derdine düşerken henüz 19 yaşlarında, hayatlarının baharında Muğla Milas'ta Melek, Diyarbakır Kulp'ta Osman intihar ederek sizleri vicdanınızla yüzleşmeye davet ettiler. Öyle ki YKS öncesi sosyal medya üzerinden gençlerimizle buluşan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan gençlerimiz tarafından görülmemiş ve kendiliğinden gelişen bir tepkiyle karşılaştı çünkü herkes, bütün ülke biliyor ki çağımızı çok iyi anlayan, kavrayan, soran ve sorgulayan gençlerimizin haykırışıydı bu. Bu haklı bir tepkiydi ama bundan ders çıkarmak yerine sizler kendinize yakın troller ordunuz aracılığıyla ne yaptınız? O pırıl pırıl, ülkemizin geleceği, cumhuriyet emanet edilen gençliği ve cumhuriyetin teminatı olan gençleri terörist ilan ettirip her türlü sövgülerin yapılmasına göz yumdunuz.

Bu kadar mı? Kendinizden olmayan herkese kin beslemekten vazgeçin. O pırıl pırıl çocuklarımız arasında sizin çocuklarınız da sınava girdi, bu durumdan şikâyetçi oldu. Çocuklarımıza olan saygımızı Allah hiç kimseye unutturmasın ama sizler hiç merak etmeyin, sizlerin ders almadığı ve söylediklerini kulak ardı ettiğiniz gençlerimiz var ya, işte o gençlik 2023'te hepimize hak ettiğimiz dersi verecek.

Hak ile batılı ayırmanın en önemli vasıtası ilimdir. İlmin artması insana büyük bir yük değildir.

OTURUM BAŞKANI GÜLAY SAMANCI - Sözünüzü keseceğim ama şöyle, dakikanızı bir hatırlatmak istedim, on altı dakika oldu. Salondaki uğultular da biraz arttı.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Şimdi, İYİ PARTİ konuşmacısı arkadaşımız on dakika konuştu. Biz ortağız, onun on dakikasını da bana verirsiniz, orada bir problem olmaz.

OTURUM BAŞKANI GÜLAY SAMANCI - Yani o kadar da ortaklığı arttırmasak diyorum arkadaşlar.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - İlmin artması insana bir yük değildir tam aksine onu yücelten bir fazilettir. İnsanın ilmi ve bilgisi arttıkça tevazu da artar, kişi birtakım kuruntulardan kurtulur, gerçeği anlar ve iyi bir insan olmaya elinden geldiğince özen gösterir. İlmin zıddı olan cehalet ve bilgisizlik ise şiddeti doğurur. Bu nedenle, ilimden giden yolu asla terk etmeyelim. Son sözlerimi bağlayacağım izin verirseniz.

OTURUM BAŞKANI GÜLAY SAMANCI - Buyurun.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Bütün ülke pandemide kenetlenmişken biz ayrışmayı körüklüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisine çağrımızdır: Gelin, bu ülke için birliği, beraberliği hep beraber gerçekleştirelim.

Biliyoruz ki 1 adet ücretsiz maskeyi halkımıza ulaştıramadınız. Sosyal yardımları gerektiği gibi dağıtamadınız.

Ülkemizde kadınlara yönelik şiddeti, nefret dilini hepimiz seyrettik. Önce, Sayın Demirtaş'a yapılan şiddet diline seyirci kaldık, daha sonra Sayın Albayrak'a yapılan şiddet başımıza geldi onu da seyrettik ve en son Küçükçekmece Belediyesinde kendini bilmez bir belediye meclis üyesi siyasi parti genel başkanlarını öylesine kötü bir tabloyla kendisini öyle bir kötü noktaya getirdi ki gerçekten hepimiz utanç duyduk. İşte bu tabloların karşısında birlik olmak zorundayız. Sayın Demirtaş'a yapılan hakarete sessiz kalırsak Sayın Yıldırım Kaya'ya hakaret gelir, Sayın Yıldırım Kaya'ya yapılan hakarete sessiz kalırsak başka bir arkadaşımıza gelir. Dolayısıyla, yanlışın karşısında hep beraber karşı durmak zorundayız.

Halk TV'yi kapatırsanız Tele 1'i kapatırsanız Z kuşağı size onlarca, yüzlerce Halk TV yaratır, Tele 1 yaratır, bunun farkında değil misiniz? Gelin, bunların tümünden vazgeçelim bilime ve özellikle birlikte hareket etmeye özen gösterelim. Eğer, dışarıda bekleyen baro başkanlarına karşı azıcık duygumuz varsa, insani duygumuz varsa, adalet duygumuz varsa o baro başkanlarının çığlığı bizi sağır etmeli. Eğer baro başkanlarını dinlemiyorsak, Türkiye Barolar Birliğini dinlemiyorsak... Kendi içinizdeki siyasi temsilcilerinizin birçoğunun da bu durumdan rahatsız olduğunu size beyan ettiğini ben adım gibi biliyorum.

Gelin, bu sevdadan vazgeçelim, ülkemizi yeniden demokrasinin vazgeçilmez bir ülkesi hâline getirelim. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün kadınlara Avrupa ülkelerinden önce seçme ve seçilme hakkı verdiği gibi biz de Avrupa ülkelerinden daha ileri demokrasiyi Türkiye halkına armağan edelim. Demokrasiyi Türkiye halkına armağan edersek ne olur biliyor musunuz? Cumhuriyet ilelebet yaşar, bu ülkede barış olur, bu ülkede kardeşlik olur, bu ülkede özgürlük olur. Baroların çoklu baro faşizmine karşı takındığı direnişi sahipleniyoruz ve Ankara Barosunun bir zaman astığı anlamlı pankartla sözlerimi noktalamak istiyorum: Hukuksuzluğun tam da karşısındayız, özgür ve bağımsız hukuk, bağımsız savunma ve adaletin tesisi için mücadele anlayışımızı sonuna kadar devam ettireceğiz. Bu ülke, halkın iktidarı kurulduğunda bu olumsuz koşullardan arınacak, yeniden cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi hem Türkiye halklarına hem dünya halklarına örnek bir modeli yeniden inşa edecektir. Bu, hem cumhuriyeti kuranlara hem Mustafa Kemal Atatürk'e hem İsmet İnönü'ye hem de Bülent Ecevit'e sözümüz olsun. Sözümüz olsun ki sizin yürüdüğünüz yoldan asla ayrılmayacağız ve yürüdüğünüz yolu iktidara biz yeniden taşıyacağız.

Saygılar sunuyorum.