| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 182 Milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 03 .07.2020 |
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle... (Gürültüler)
ZEYNEL EMRE (İstanbul) - Ramazan Can'a sataşan olmadı ya! (Uğultular)
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Hatip konuşuyor.
SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Hatip konuşmaya başladı, hatip konuşuyor!
OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Devam edin.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, sözlerime başlarken yirmi yedi yıl avukatlık yapmış, mesleğini hak ihlalleriyle mücadele ve ihlale uğrayan mağdurların yanında olarak geçirmiş bir avukat olarak, burada, savunmayı savunmak zorunda kalmanın hüznünü ve üzüntüsünü yaşadığımı ifade etmek isterim.
Evet, değerli arkadaşlar, barolar ne iş yapar? Baroların, tabii ki, öncelikle kendi meslek mensuplarının yetiştirilmesi, menfaatlerinin korunması, hukuk ahlakını, meslek ahlakını ve mesleğin saygınlığını korumanın yanında; hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dair de görevleri vardır, sorumlulukları vardır ve savunma gibi bir refleksleri vardır. Yine, barolar, toplumun değişimine, gelişmesine katkı sunmak için itici güç durumundadırlar. Değerli arkadaşlar, işte, barolar, bu görevleri yerine getirirken hiçbir hamisinin olmaması, hiçbir vesayeti kabul etmemesi ve hiçbir otoriteden de güç almaması ya da talimat almamasıyla toplumun güvenini kazanmışlardır. Yargıya olan güvenin bu kadar düştüğü dönemlerde, vatandaşlarımız için hamisi olmayan, hiçbir otoriteden talimat almayan, özgür, bağımsız barolar, bir hukuki güvencedir. Bu güvence, vatandaşlarımızın hak arama özgürlükleri içinde oldukça kıymetlidir. Bu nedenledir ki bugün eğer barolara ilişkin bu kanun teklifi yasalaşırsa vatandaşlarımızın yargıya olan güvenlerindeki son kırıntı ve son dayanak olan barolar, elimizden, vatandaşın elinden kaymış olacak. En azından, vatandaş, artık yargıya güvenin zerresini yüreğinde hissetmeyecek. Bu anlamda da biz sadece avukatların, baroların yapısını değil aynı zamanda vatandaşın hak arama özgürlüğünü ve hak arama güvencesini, yargıya olan inancını da burada örseleyeceğiz diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, avukatlar ne yapar?
Sayın Başkan, uğultu çok fazla.
Avukatlar sadece bir bilgi mesleğini icra etmezler, avukatlık aynı zamanda bir cesaret mesleğidir. Neden böyle söyledim? Çünkü kamunun gündeminde sıkıntı veren, unutulan, sümen altı edilen sorunları gündeme taşımak ve hükûmetlerin, muhalefetin ya da farklı yapıların insanı olmadan hukuk ve insan hakları ihlallerine tanıklık etmek ve bunlarla mücadele etmekle de görevlidir. Avukatlar bir mühendis gibi bina inşa etmez, avukatlar bir karikatürist gibi bir karikatür çizmezler ve avukatlar bir gazeteci gibi bir köşe yazıp haber yapmazlar. Avukatların yaptığı görünmez, dokunulmaz ancak nefes alabilmeyi, özgür kalabilmeyi ve demokrasinin, anayasal güvence altındaki hak ve özgürlükleri kullanmanın rahatlığını, özgürlüğünü, huzurunu sağlarlar. Aslında, bundan daha büyük bir kazanım da olmaz diye düşünüyorum.
Peki, bunu yapan avukatlara, bu görevleri yerine getiren, bu sorumlulukları yerine getiren avukatlara ve barolara neden böyle davrandık? Avukatlar, bazı baro başkanları, 10 Haziran günü, Adalet Bakanıyla bir araya geldi ve Adalet Bakanı, onlara şöyle bir güvence verdi: "Baroların saygınlığı ve avukatlık mesleğinin saygınlığı için yapılması gereken ne varsa güvencesi biziz, biz yapacağız." dedi. Şimdi ben sormak istiyorum: 19 Haziranda "Savunmaya dokunma!" diye yürüyüşe çıkanların Ankara'nın girişinde, sıcakta, yağmurda bir çadır kurmasına bile izin vermeyip, cübbeden, cübbeyi temsil eden avukattan ve barolardan bu kadar korkarak güçlü bariyer koyup, onları o çemberin altında, en temel insani ihtiyaçlarının bile karşılanmasına müsaade etmeden neden polisle, Çevik Kuvvet'le yüz yüze bıraktık? Neden baroların, avukatların kanunu üzerinde konuşur iken o avukatlar, o baro temsilcileri ve az önce ifade ettiğim çok kıymetli sorumlulukları ve görevleri yerine getiren avukatlar bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde, milletin meclisinde içeriye alınmadan, kapı dışarısında bu eziyete, bu işkence ve zulme katlanmak zorunda bırakılıyor? Bunu düşünürken, Shakespeare'in Hamlet romanını ve oyununu hepiniz bilirsiniz, orada Kasap Dick diye bir karakter var; bu karakter aklıma geldi ve o karakterle ilgili o oyunda ve kitapta yazılan cümleleri hatırladım. Neydi diye bir baktım ve cümle şuydu arkadaşlar, Kasap Dick diyor ki: "Elime gücü geçirdiğimde ilk yapacağım iş, bütün avukatları öldürmek olacaktır." Yani aslında diyor ki: "Kendi amacıma ulaşmak için ve bu amaçta başarılı olabilmek için tek yolum hukuku yok etmek, onun için de hukuku temsil eden herkesi yani adaletin gerçekleşmesine katkı yapan yargıçları, savcıları, avukatları yok etmem gerekir." Tanıdık geliyor mu arkadaşlar?
2010 referandumunda ve 16 Nisan referandumunda üst mahkemelerin ve Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapısı değiştirilerek yargıçlar ve savcılar şu an hangi durumdalar, hepimiz biliyoruz. Buraya kimler atandı, kimler hâkim, savcı atandı, hepimizce malum. Yani aslında "Hukuku, adaleti ortadan kaldırmak ve kendi amacımızı, hedefimizi gerçekleştirmek için önümüzdeki tek engel avukatlar. Hâkimler tamam, savcılar tamam, şimdi de önümüzdeki tek engel avukatları halledelim." diyorsunuz.
Evet, kanunun gerekçesi üzerinden biraz da konuşmak isterim. Dünden bu yana, Avukatlık Kanunu'nun 1969 yılından beri uygulanageldiği ve artık günümüzün şartlarına uygun olmadığı, değişmesi gerektiği ifade ediliyor.
2001 yılında Denizli Barosu Genel Sekreteri iken Avukatlık Kanunu değişti. Avukatlık Kanunu'nun da 90 maddesi değişti. O 90 madde değişirken o gün barolar, baro başkanları temsilcilerle o kanun metni üzerinde birlikte çalıştılar ve bunlardan birisi de bendim. Hiçbir kavga olmadı, hiçbir gürültü olmadı, 90 madde değişti arkadaşlar.
Şimdi, gerekçe şöyle ifade ediliyor: "Yirmi yıldır artan avukat sayısı, bu artan avukat sayısı nedeniyle stajyerlerin meslek içi eğitimlerinin gerektiği gibi yapılamadığı ve gelişen hukuk konularında hazırlanamadığı, avukatların sorununun çözümünde baroların odaklanamadığı, Türkiye'yi uluslararası alanda hukuk ihtilaflarının çözüm merkezi hâline getirmedikleri..." Böyle bir gerekçe ifade ediliyor.
Değerli arkadaşlar, on sekiz yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi olarak siz iktidardasınız ve iktidarınız süresince açılan hukuk fakültesi sayısı 50'yi geçmiş. Peki, sayı artmış, nitelik artmış mı? Bunu birkaç sayısal veriyle sizlerin bilgisine sunmak isterim.
Değerli arkadaşlar, YÖK verilerine göre 2018-1019 öğretim yılında hukuk fakültelerinde okuyan öğrenci sayısı 82.322 yani en geç dört yıl sonra bu kadar öğrenci mezun olacak. Peki, Türkiye'de hukuk fakültelerinde kaç profesör var? Sadece 407. 211 doçent, 747 doktora öğretim üyesi. Bunların hepsini, doktora öğretim üyelerini bu sayısal verileri aldığımızda toplam 1.365 öğretim üyesi sayısı var. 82.322 öğrenci, sadece 1.365 öğretim üyesi. Değerli arkadaşlar, bir profesöre ya da bir doçente 133 hukuk fakültesi öğrencisi düşüyor. Peki, bu eğitimden bir hukukçu, Türkiye'nin dünyadaki hukuk ihlallerinde bir çözüm merkezi olabilme ihtimalini görebiliyor musunuz? O zaman bir yargı reformu yapacaksak, bir hukuk reformu yapacaksak düğmeyi doğru yerden iliklemek zorundayız. Öncelikle hukuk fakültelerindeki bu anlamsız, niteliksiz anlayışa bir son vermekle başlayabiliriz.
Değerli arkadaşlar, 1995 yılında resmen kurulan ve 2007 yılında fiilen eğitime açılan Bursa Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesinde sadece 1 profesör var. 2005 yılında kurulan Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde sadece 1 profesör var. 2007 yılında kurulmuş Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 4, 2008 yılında kurulan Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 2 profesör unvanlı öğretim üyesi bulunuyor. Verilen bu sayılar içerisindeki profesörlerin eğitimlerinin tamamı hukuk fakültesi ya da hukuk profesörü değil değerli arkadaşlar. İşte, bugün, hukuk fakültelerimizin ve hukuk eğitimimizin nitelik ve nicelik bakımından geldiği nokta, işte burası. Peki, bu şartlarda bu sorunu giderebilmek için baroların yapısını değiştirerek Türkiye'nin hukuk ihlallerinde bir merkez, hukuk ihlallerinin çözümünde danışılan, görüşüne değer verilen bir ülke hâline getirebilmesini çoklu baroyla mı sağlayacağız? Buna sizler inanıyor musunuz arkadaşlar?
Ayrıca, İstanbul Barosu, Ankara Barosu ve İzmir Barosundan bahsedilerek 3 barodaki avukat sayısının çokluğundan ve baro seçimlerinde avukatların seçimlere katılımındaki düşük orandan, düşük sayılardan bahsettiniz. Hoş, gerçi o da çok gerçekleri yansıtmıyor ama...
Değerli arkadaşlar, farz edin ki çoklu baro hayata geçti, 2.000 avukatlı barolar, barocuklar kurdunuz ve onların seçimine de 200 avukat katıldı. O zaman tekrar toplanıp avukatların baro kurma sayısını 200'e mi indireceksiniz?
Değerli arkadaşlar, seçimlere katılıp katılmama demokratik bir tercihtir. İnsanların demokratik tercihlerini, bugün yaptığınız, önümüze getirdiğiniz bu düzenlemelerle, kanunla zapturapt altına alamazsınız. O avukatların, o seçim sandıklarına gelmeme nedeninin acaba ekmek davası olduğu hiç aklınıza geldi mi? Baroda avukatlığa başlayan, dört yıl ailesinin umut bağladığı, "Kızım, oğlum avukat." diye övünerek okuttuğu avukatlarımız bir yıllık stajlarında ailesinin eline bakıp onlardan harçlık istemek durumunda kalıyor arkadaşlar. Bunu çözemez miyiz? Elbette ki çözebiliriz, yeter ki çözmek için çoklu baro değil, gerçek anlamda mesleğin sorunlarına eğilerek burada bir kanun teklifi hazırlayabilelim. Avukatlar altı ay adliye stajı yaparlar. Altı ay adliye stajlarında hazineden, altı ay avukat stajlarında barolardan stajyer avukatlarımıza geri alınmamak üzere -krediden bahsetmiyorum- ücret ödenemez mi arkadaşlar? Ödenebilir çünkü avukatlık mesleğinin saygınlığından bahsediyoruz ve o mesleğe hazırlanan gençlerimizin, ailesinin eline harçlık için bakmasının önüne geçmek bence halletmemiz gereken en temel sorunlardan biri.
Değerli arkadaşlar, avukat arkadaşımız stajını bitiriyor, bir avukatın yanında bir avukatlık ofisinde çalışmaya başlıyor. Aldığı ücret çoğu zaman asgari ücretin altında arkadaşlar. İşte, eğer biz reform yapacaksak bu reformun ana temellerinden biri de işte bu avukatlarımızın özlük haklarını ve işçi avukatlık sorununu çözmekten geçiyor değerli arkadaşlar.
Evet, "Yargı reformu yapalım." dendi, önümüze gelen paketleri görüyoruz. Bu paketlerin hiçbirinde de yargı reformu için bir iradenin olmadığını hepimiz biliyoruz. Evet, yargıda bir reform yapmak istiyoruz. Aslında, yargının, hukuk fakültelerinin bu sorunları dışında en temel reform yargının bağımsızlaştırılmasıdır arkadaşlar. Eğer, yargı bağımsızlığını sağlayabilirsek en büyük reformu bu ülkeye bizler yapmış olacağız, sizler yapmış olacaksınız. Örneğin, yargı reformundan bahsederken hukuk fakültelerinin açılmasına şu kayıtlar getirilebilir mi? En az 5 profesör, en az 5 doçent, en az 5 doktora öğretim üyesi bulunmayan, kendi bünyesinde barındırmayan hukuk fakültelerinin açılışına izin verilmemesi ya da öğrenci kabul etmesinin önüne geçilmesi sağlanamaz mı? Bunlar, bu sıkıntılar bugün önümüzde konuştuğumuz çoklu baro sistemiyle hiç alakası olmayan ve bu kanun teklifinin, bu sorunların hiçbirine çözüm üretmeyeceğini, yine stajyerlerimizin sorunlarının devam edeceğini, yine Türkiye'nin yargısal sorunların çözümünde bir merkez hâline getirilmesinin mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz.
Kamu avukatlarımız yıllardır avukatlık ücreti için sunulan kanun tekliflerinin yürürlüğü girmesini ve yasallaşmasını bekliyor. Peki, neden hiç onların bu emeklerine, bu taleplerine şimdiye kadar duyarlı olmadık? Birdenbire barolarımızı bölüp parçalayacak ve mesleğin saygınlığı, hukukun üstünlüğü mücadelesini sekteye uğratacak böyle bir sisteme "Evet." diyoruz. Barolar ne yapıyordu? Barolar öncelikle hak ihlalleri için mücadele ediyordu; barolar kadına şiddete, çocuk istismarlarına karşı hiçbir siyasi ayrım yapmaksızın hukuk adına, hukukun üstünlüğü adına, insan hakları adına yüreklice, cesurca mücadele ediyorlardı. Barolar Cerattepe için mücadele ediyorlardı, barolar Eskişehir Alpu için mücadele ediyordu, barolar özgürce akan derelerin önüne, ağzına vurulan kelepçeleri sökmek için mücadele ediyorlardı. Rahatsızlık bu mu arkadaşlar, hak ihlalleri için mücadele etmek bu kadar mı zorunuza gidiyor?
Değerli arkadaşlar, birçoğumuz avukatız burada, şimdi bu koltuklarda unvanımız her ne kadar milletvekili olsa da, milletvekili olarak bir makamda bulunuyorsak da bizlerin asıl mesleği avukatlık. Bu koltuklar, bu unvanlar, bu makamlar gelip geçici; yarın hepimiz bu görevlerimiz sona erdiğinde, bayrak yarışını bizden sonrakilere teslim ettiğimizde yine illerimize döneceğiz, yine barolara kayıt olacağız. Peki, soruyorum size: Bugün bu kanun için "evet" oyuna kalkan ellerle o meslektaşlarınızın gözlerinin içine bakabilecek misiniz, onların yaşayacağı ve yaşatacağınız hukuka, yargıya ve yargının üç sacayağından biri olan savunma mesleğine yapılacak olan bu ihanet karşısında başınız dik ilinizde avukatlık yapabilecek misiniz? Ben yapamam, yapamayacağım için de ben ve Cumhuriyet Halk Partisinin tüm milletvekilleri olarak bu teklifin derhâl geri çekilmesi, avukatların ve baroların siyasetin arka bahçesi hâline getirilmesinin önüne geçmek için elimizden gelen her türlü mücadeleyi vereceğiz diyorum.
Teşekkür ediyorum.