KOMİSYON KONUŞMASI

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Biraz kısa... Gene bugün de aynı saatlere kalmayalım. İki gün üst üste dayanamayız.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Beşi hedef aldık Başkanım bugün, sabah 05.00'i hedef aldık.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - İsterseniz öbür sabaha kadar da gider ama bugün dayanamadınız.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım ve Bakan Yardımcım, değerli bürokratlar; hepinize tünaydın.

Herhâlde dün akşam fazla yormuşum sizi ki Sayın Başkanımız temennilerle başladı. İnşallah doğru saatte bitiririz, hedefimiz 05.00 dedik ama inşallah beşi bulduracağız Başkanım.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Pardon, bir şey söyleyeyim: Fizyolojiyi iyi bilenler her canlının bir enerjisi olduğunu bilirler. O enerjiyi zorladığın zaman hiç istemediği şeyler yapabilirler, herkes için geçerli.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Film kopuyor.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - O yüzden fizyolojimiz şöyle güzel çalışırken...

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - O zaman gol atmadan ve...

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Tamam, böyle gidelim yani.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Dün akşamki gibi meraya tecavüz etmediğimiz zaman sıkıntı yok.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Başkanım, dolaylı tehdit ediyorsunuz siz de ya, dolaylı tehdit.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Şimdi, yok yok, akşam biliyorsunuz...

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Tıpta tehdit olmaz.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Aslında tam da bunun üstüne oturdu bu, dün akşamki o gelen madde şu anda tartıştığımızın tam üstüne oturdu. Şimdi, Sayın Bakan Yardımcımız haklıdır, belki son zamanlarda yapılan uygulamalar doğrudur ama ben şimdi biraz da geriye doğru gitmek istiyorum. Yani ben bugün haklıyım ama arkadaşlar, on sekiz yıldan beri yöneten kimdi, onu sorgulamak lazım. On sekiz yıldan beri AKP iktidarda. Geldiğimiz noktada şimdi arkadaşlarımız savunabilir veya onların refleksleri olacak, doğaldır çünkü rahatsız olabilirler. Amma velakin rahatsız olmak değil, hepimizin rahatsız olması lazım. Çünkü Cumhurbaşkanı geçenlerde çıktı "Bir karış boş toprak kalmasın." söyleminde bulundu.

İlk geldiğimde, Mecliste -tahminim temmuz ayında- bir basın toplantısı yaptım, o gün de ifade etmiştik, "ekilemeyen hazine yerleri" dedik, kamu yararı dışında kullanılan boş araziler veya imara açılan araziler... TOKİ "Ben yaptım, oldu." mantığıyla Ankara'da, bir bakıyorsunuz, olmayacak yerde çıkarmış planlarını, projelerini Çevreden halletmiş, ne Tarım Bakanlığının haberi var, kimsenin haberi yok, orada bina yapıyor veya işte hastane yapacak veya başka bir şey yapacak.

Şimdi geldiğimiz noktada, Tekirdağ'da 11 taneye yakın OSB var. Sayın Bakan Yardımcımın dediği gibi yüzde 40-45'lerde doluluk oranı var. Islah organize yaptık, bir şekilde tamamlamaya çalışıyoruz. Amma velakin bundan üç yıl önce tahminim -yanlış hatırlamayayım, tarih olarak üç yıl olması lazım- Süleymanpaşa'da TORSAB diye bir proje gündeme geldi ve hızlı bir şekilde hemen "kamu yararı"nı patlattık. En basit yol "kamu yararı" denip en güzel topraklara... Sayın Başkanımızın dediği gibi Google'a girin "Tekirdağ, karpuz" yazın, neresi çıkacak? Ferhadanlı köyü çıkar, Ferhadanlı, Kaşıkçı. Hemen gölün orada, su da var yanında. O kadar güzel bir araziye TORSAB'la ilgili kamu yararı konularak bir organize sanayi ve ben de o zaman Ticaret Odasındayım. O akşam da özellikle aynen Meclis acil toplandı, ben de Meclis Başkan Vekiliyim, hatta o gece de Meclis Başkanlığı yapıyoruz. Dedim: "Arkadaşlar, Vali Bey bugün var, yarın yok." Şu andaki Vali de İstanbul Valisi, ismini de söyleyeyim, Ali Yerlikaya. Ali Bey bugün var, yarın yok ama biz o şehirde yaşayacağız, o şehre ihanet edemeyiz. Bizim milletvekilliğimiz bittiği zaman hepimiz o yaşadığımız ortama, şehre döneceğiz. Orada gezerken arkamızdan hiç kimsenin bize beddua okumaması lazım. Yaptığımız işin, attığımız imzanın sorumluluğunu bilerek doğru imza atmamız lazım. Dedim ki: "Şunu bir tartışalım." "Yok." dediler, Vali Bey, Ankara'ya gidecekmiş, "Acil isteniyor." Ya, arkadaşlar, merayı bozduk, aynen. Sonra neyse Danıştaydan döndü, 150 küsur lira mera bozuldu diye para ödedik Mera Kanunu'na göre. Yani "kamu yararı" konularak istediğimizi yapabiliyoruz.

Şimdi, dün akşam Adana vekillerim belki alınmış olabilirler. Ben ziraatçı olarak topraktan geldiğim için farklı bakıyorum olaya. Yani mera yerine... Orada, Tekirdağ'da da aynı şeyi söylemiştim, arkadaşlar, 2 kilometre ileride taş eleme tesislerinin olduğu bölge var, oralar artık üçüncü sınıf toprak arazi, biliyoruz. Sen gelip en güzel karpuzun yetiştiği topraklara bunu yaparsan olmaz. Ve Başkanımızın dediği gibi, 20 bin liradan çiftçilerin tarlalarını almaya başladılar. 20 bin lira para da yatırıldı, kamu yararına kurulan o istimlakten dolayı 20 bin liraya köylünün tarlalarını almaya başladılar. Neyse, Danıştay şusu busu, olay bozuldu. Ya, 2 kilometre öteye gitselerdi... Ama sanayici bakıyor, su var, yol geçiyor, tren yoluna yakın. 2 kilometre ileri gidecek, belki ona hiçbir maliyeti olmayacak, fazla bir maliyeti yok ama gidip o en iyi tarım arazisini seçtiler ve ondan sonra çiftçilerin ayaklanmasıyla, mahkemeyle en sonunda durduruldu. Şimdi gene başka bir proje var. Bakınız, projeye karşı değiliz amma velakin doğru adresler ve doğru yerde yapılmasından tarafız. Şimdi siz merayı bozarsanız, siz şimdi kalkıp birinci sınıf tarım arazisine getirir onu koyarsanız, 2 kilometre ileride üçüncü, dördüncü sınıf tarım arazisi varken oraya yapmazsanız o zaman ben art niyet ararım arkadaşlar. Bakın, örnek de verdim kendi ilimden.

Ve benim de AK PARTİ'li arkadaşlarım, vekil arkadaşlarımız veya işte aday arkadaşlarla ya işte, iş sorunu var, işsizlik... Kardeşim, Muratlı'da yüzde 45, bakabilirsiniz, Hayrabolu'da aynı şekilde, Ergene'de aynı şekilde, daha dolmamış organize sanayi bölgeleri amma velakin siyaset uğruna yani bir parmak bal sürme uğruna oradaki OSB'ler boş, oraya siz OSB veriyorsunuz, gidip en verimli toprakları sanayiye teslim ediyorsunuz. Şimdi, geçtiğimiz günlerde de Ergene'yle ilgili -dün de söyledim- bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Arkadaşlar, sanayiyi her yerde bulabiliriz ama tarımı bulamayız. Ekmeğe muhtaç olabiliriz. Bakınız, iki yıl önce söylediğim sözler; "Ekmekle ilgili sıkıntı geliyor, buğdayla ilgili sıkıntı geliyor. Su aynı şekilde, su ve enerji, gıda."

Sayın Başkan da geldi sağ olsun, geç oldu ama... Sayın Başkanım, hoş geldin.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Yani geceden bırakmadınız ki.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Bunlar geleceğin en büyük problemleri. Silah artık geri planda kaldı. En önemli silah şu anda gıda ve su. Bizim bunları korumamız gerekiyor. Bakınız, sulamayla ilgili kanunları getirelim, suyu doğru kullanalım.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Toparlayalım İlhami Bey.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Toparlayacağım Başkanım.

Dün akşam arka tarafta otururken Atatürk Barajı'nın bir an evvel sulamaya açılmasıyla ilgili taleplerimi dile getirdim. Konuşuyoruz hep beraber çünkü yapılması lazım, birim alandan verim almayı sağlamamız lazım. Şimdi, geliyor bana TOKİ, istediği yere istediği şeyi yapacak...

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) - Yapamazlar.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ya, Sayın Vekilim, nasıl? Yani benim dibimde, istediği yerde, Tekirdağ'da, örnek veriyorum bak, her araziye paldır kültür proje getiriyor, koyuyor.

Şimdi, bakınız, daha önce de şeyi söyledim, işte Mersin Vekili geldi yanıma, dün akşam da kulaklarını çınlattım kendisinin, Meclis kürsüsünden Mersin'deki marina yat sahibini anlattı. Aynı bela bende var, Tekirdağ'da var. Adam bir şekilde, nasıl çözüyorsa çözüyor, bütün sahili komple kapatmış, hazine yerlerini ve iki bakanlık da üç maymunu oynuyor, Çevre Bakanlığı ayrı, Ulaştırma Bakanlığı ayrı oynuyor; ikisinin de birbirinden haberi yok ama ikisi de izni veren. Çevre kiralamayı yapmış Ulaştırmaya, Ulaştırma ona yapmış, öyle bir karmaşa var ki hiç kimse bir şey bilmiyor. Çevre Şehircilikteki ÇED Genel Müdürü "Sayın Vekilim, ÇED yok Tekirdağ'da o dediğiniz yerde." diyor. Ondan sonra belgeleri koyuyoruz, "Aa varmış." Belgeleri koyunca var çıkıyor ortaya. Yani kimse üstüne alınmıyor, kusura kalmasın. Ama benim dibimde, Tekirdağ'da merkezde, her tarafta, nerede isterseniz, Türkiye'nin her yerinde TOKİ istediği şekilde konabiliyor.

Şimdi geldiğimiz noktada, arkadaşlar, bu "kamu yararı"nı ben merak ediyorum, neye göre kamu yararı? Akşam Savunma Sanayii Başkanlığıyla ilgili de "kamu yararı" diye verdik. Ama Savunma Sanayiine akşam bir şey dedim: "Gidince bir Savunma Sanayiinin yapısına bakın." diye rica ettim sizlerden. Yani verelim, verelim, önünü açalım ama sonra Bakanlık karşı karşıya kalıyor, sizler sıkıştırıyorsunuz. Bakanlık da ne yapıyor bu sefer? Akşamki gibi kara leke gibi anında üzerimize düştü, bana göre. O kanundaki mera yerine bile bile akşam lades dedik. Şimdi, bu gasp değil mi? Ama belki daha ileride, meranın ötesinde zaten 4-5 kilometre mi kaç kilometre olduğunu biz de bilmiyoruz, uygulama var. Onu doğru çalışabilseydik bakınız; konuşarak, tartışarak, münazara ederek her şeyi çözebiliriz amma velakin "Ben yaptım oldu." mantığına geldiği zaman iş bile gitmiyor maalesef yıllardan beridir, şu anda da mantık bu şekilde. Şimdi, belki bakanlık bürokratları zorlanıyorlar, çözmek için uğraşıyorlar ama elimizde kötü örnekler olduğu zaman nasıl güveneceğim karşı tarafa, güvenmiyorum ki güvenemiyorum çünkü örnekler var. Şimdi, en taze örnek dün akşam önüme geldi benim.

BAŞKAN YUNUS KILIÇ - Son cümlelerinizi alalım.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Şimdi, burada da bu "kamu yararı" olayı en büyük sıkıntı bana göre, bununla işin hep arkasına dalalım, arkasına dönüyoruz ve arkadan da gerekli işlemleri çözüyoruz; çocuklarımıza, geleceğimize bırakacak bir karış tarım arazisi bırakmamak için de çok hızlı bir şekilde duvara doğru tosluyoruz arkadaşlar.

Teşekkür ederim.