| Komisyon Adı | : | İÇİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 64 Milletvekilinin; Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu Teklifi (2/2972) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 24 .06.2020 |
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu teklif, öncelikle belirtmeliyim ki hukuk devletinin gerekleriyle çelişmektedir. Hukuk öngörülebilir olmayı gerektirir. Hukuk devletinde vatandaş yaptığı bir eylemin neticelerini öngörebilmelidir ki nasıl bir eylem yapıp yapmamakta iradesini ortaya koyabilsin. Bu hâlde eyleme bir yaptırım öngörülmüşse eylemi yapan bu yaptırıma çarptırılmayı da göze almış denilecektir. Ama belirsizlikler içinde oluşturulmuş yaptırımlar keyfîliğe bırakılmışsa kim nasıl davranacaktır? Bu, büyük bir belirsizlik oluşturur. Neye göre eylemlerini belirleyecektir vatandaş? Bir gün suç sayılan eylem ertesi gün suç olmaktan çıkarılacak veya bir gün suç sayılmayan eylem ertesi gün suç olarak öngörülürse vatandaş ne zaman, nasıl davranacağını neye göre belirleyecektir? Bu, hukuk devleti olmanın başlıca gerekliliğidir, öngörülebilir olmak.
Mesela birileri terör örgütlerinin ele geçirdiği kurumlarda aktif görevler almış, kuruluşunda veya yönetimde bulunmuş, gazetesinde yazmış, bankasında hissedar olmuş ama çeşitli görevlere getiriliyor; öbür tarafta bazı kişiler görevden el çektiriliyor veya göreve kabul edilmiyor. Bu ortamda, belirsizlikler içinde bu düzenlemenin gündeme getirilmesi samimiyet anlamında izaha muhtaçtır bana göre. Aslında bu düzenleme keyfîliğin yasallaştırılması düzenlemesidir. İdare keyfîlik yapmak istiyor ve bunu yapacak ama bu yasal bir statü içerisinde olsun, yasal bir dayanağı olsun diye bu düzenleme getirilmiş, anlaşılan o. Bu kanun teklifiyle yapılan düzenlemelerle ucu açık değerlendirmelere yol açacak, dönemin siyasi erkinin anlayışına veya konjonktürün yol açtığı sübjektif değerlendirmelerin önünü açmakta, daha doğrusu bunu kanunlaştırmaktadır. Mesela arşiv incelemesiyle ilgili düzenleme, kolluk tarafından aranıp aranmama, hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair arşiv kayıtlarının kamu görevine alınmasında nasıl bir etkisinin olacağı öngörülmemektedir. 7'nci madde bir komisyon değerlendirme yapacağı öngörülüyor ama bu komisyon hangi kriterlere göre bu kararları veya bu, işte önüne gelen arşiv kayıtlarını neye göre değerlendirecek? Mesela hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından baktığımızda koşulları oluştuğunda hukuk aleminde hiç doğmamış gibi kabul olunacak bir kararın kamu görevlisinin alınmasına veya alınmamasına nasıl bir etkisi olacağı öngörülmemektedir kanunda, bu belirlenmelidir kesinlikle. Daha doğrusu böyle bir kritere yer yoktur ama yapılacaksa da bir belirlilik getirilmelidir. Bu eksiklik masumiyet karinesinin ihlali anlamına da gelecektir. Mesela polis tarafından aranıyor olmak kriterin de hukuksal olarak ne anlama geldiğini ben anlayamadım. Yani "Bir adamı polis boşa aramaz." mı diyoruz veya polis bir adamı arıyorsa "Suçludur." mu diyoruz? Yani bu nasıl bir kriterdir, nasıl hukuksal bir değer atfedilmektedir? Bu da anlaşılamamaktadır.
Kamu görevinde esas olan liyakattir. Bununla birlikte kişinin adli sicil kaydının göreve kabule engel suçlar bakımından yeterli görülmelidir. Elbette birtakım meslek grupları için güvenlik araştırmasının kanunla sınırları net biçimde çizilmiş şekilde öngörülmesi de kabul edilebilir. Anayasa'nın emredici ve yasaklayıcı hükümleri de burada temel sınırlayıcı unsur olarak kabul etmek gerekir, gizlilik dereceli birimler bu kapsamda görülebilir. Güvenlik soruşturmasındaysa istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin değerlendirilebileceği düzenlenmektedir. Şimdi istihbarat örgütlerimizin FETÖ darbesini istihbar edememesi, güvenlik görevlilerimizle birlikte bu darbeyi önleyememesi gerçeği karşısında bu istihbarat örgütlerinin verilerine nasıl güvenileceği noktasında teminatınız nedir? Ya, bu cevaplanması gereken önemli bir sorudur bence. İstihbarat örgütlerimizde ve güvenlik güçlerimizde şöyle bir alışkanlık vardır -oralarda, o örgütlerde görev yapmış sayın milletvekillerimiz de var- yani genel bir bakış açısı vardır; bu bakış açısı da soğuk savaş döneminden kalmadır. Yani soğuk savaş döneminden kalma bu yaklaşım bugün bizi nereye götürür? Bu kanunla birlikte değerlendirdiğimizde, mesela bizim güvenlik ve istihbarat örgütlerimizde "yasadışı sol örgüt" diye bir tanımlama vardır ama "yasa dışı sağ örgüt" diye bir tanımlama yoktur. Bu anlamda mesela FETÖ terör örgütünün burada oturtulduğu yer güvenlik ve istihbarat bakımından neresidir? Yani soğuk savaştan kalma bu tür alışkanlıkların var olduğu istihbarat ünitelerinin gerçekliği tartışmalı verilerine kanunla sınır çizmeden kanuni bir değer atfetmek bence hukuk devleti açısından çok sakıncalıdır. Bu, keyfiyete yol açabilecek, keyfiyeti doğuracak bir düzenlemedir. Burada en önemli eksiklik -başta da ifade ettiğim gibi- öngörülebilir olmasıdır, yaptırımların, müeyyidelerin kanunla sınırlarının çizilmesidir diyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.