| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2812) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 15 .04.2020 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; coronavirüs nedeniyle bazı ekonomik önlemleri almak maksadıyla...
(Uğultular)
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Arkadaşlar lütfen sessiz olalım, bir de maskesiz kimse bulunmasın salonda.
Buyurun efendim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Coronavirüs nedeniyle bazı ekonomik önlemlerin alınması amacıyla getirilmiş bir kanun teklifidir. Bu teklifte imzası bulunan Uğur Aydemir arkadaşımıza; emekleri, zahmeti, burada takibi nedeniyle teşekkür ediyorum. Her zaman Komisyonda saygı duyduğumuz bir arkadaşımızdır, sevdiğimiz bir arkadaşımızdır ancak tabii, böylesine bir teklifin arkasında Hükûmetin ve tüm bakanlıkların koyduğu bir perspektifin olması lazım. İyi niyetle hazırlanmış bir paket olmakla birlikte, bu krizin ekonomik etkilerinden nasıl ülke kurtulacak? Bunun sıkıntısını bu ülke insanı nasıl daha az çekecek? Bununla ilgili bir strateji ortada yok, bir plan yok, bir program yok ve palyatif bir şekilde ortaya çıkmış bir düzenlemeler zinciri var. Zaten bundan önce de bazı idari kararlarla düzenlemeler yapılmıştı, yapılan tüm çabaların işin vahametini anlamayanlara özgü nitelikler taşıdığını da belirtmek istiyorum.
Bakın, bu olaylar daha Türkiye'ye yansımadan, ilk coronavirüs vakası Türkiye'de görülmeden önce, 2-3 Mart gibi Sayın Cumhurbaşkanı Ukrayna'dan gelirken gazetecilerin sorularına istinaden coronayla ilgili tedbirler nasıl? Neler yapıyorsunuz? gibi bir soru sorulduğunda, her gün sabah bir kaşık dut pekmezi yiyerek coronaya çare aradığını ifade etmişti, söylemişti. Dünya yanıyor, Uzak Asya kavruluyor, Avrupa'ya sıçramış, Avrupa yanıyor; devletin tepesindeki bir numaralı kişi hâlâ her sabah bir kaşık dut pekmeziyle meseleyi çözeceğini düşünüyor.
NİLGÜN ÖK (Denizli) - Sohbet esnasında belki öyle bir şey söylemiş olabilir de yani...
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani, olaya bakış tarzını bilmemiz lazım. Sonra, 18 Mart tarihinde Çankaya'da coronavirüsle mücadele eş güdüm toplantısı vesilesiyle yaptığı konuşma da aynı şekilde olayın vahametini anlamadığını gösteriyordu. Hâlbuki Türkiye'de ilk vaka ortaya çıkmış, Türkiye büyük bir risk altında, bu da hissedilmiş, böylesi bir tarihte söylediği sözler: "Dünyada bu corona virüsü var, petrol fiyatları da düşüyor, finans piyasalarında da bazı gelişmeler var. Bu, Türkiye için büyük bir fırsattır." Yani coronayı Türkiye için büyük bir fırsat olarak gören -hem de 18 Mart tarihi itibarıyla Türkiye'de bu olay görüldükten sonra- bir Cumhurbaşkanımız var.
Daha üç beş gün önce ekonomiden sorumlu Hazine ve Maliye Bakanı açıklama yapıyor: "Ekonomi yüzde 5 büyüyecek, bu hedefimizi tutturacağız." diye hâlâ ısrar ediyor. Yani bundan daha büyük, önündeki tabloyu görmemezlik olabilir mi arkadaşlar? Hâlbuki Bakanın açıklamasından bir iki gün sonra IMF bir rapor yayınladı, tüm ülkelerin ekonomileriyle ilgili öngörülerini yayınladı. Bu raporda diyor ki: "Türkiye ekonomisi yüzde 5 küçülecek." Üstelik bazı mütevazı varsayımlarla söylüyor bunu. Yani buradan neyi anlatmaya çalışıyorum. Buradan anlatmaya çalıştığım hadise şudur: Önümüzdeki tabloyu görmeyen, onunla ilgili sistematik bir önlem paketi hazırlayamayan, rastgele, palyatif, önüne düştükçe konuşan, önüne düştükçe küçük sorunları düzeltmeye çalışan ve bununla bu süreci geçiştirebileceğini düşünen bir Hükûmet var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Şener buyurun.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama değerli arkadaşlar, yasama yetkisi her şeyden önce Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir dolayısıyla Hükûmetin önerilerine falan takılarak bir şeyler düzenlediğimiz zaman bu süreci burası da kavramamış olabilir. Hükûmet anlamamış olabilir, işi kavramamış olabilir, bir strateji hazırlayamamış olabilir, önünü göremiyor olabilir ama yasama organı olarak bizim bu süreçte derli toplu, düzgün bir paket hazırlamamız lazım ve bir yasama süreci başlatmamız lazım. Bunun için "Bizim Meclis çoğunluğumuz var, biz ittifak olarak bu işleri hallediyoruz, siz bu işlere karışmayın." derseniz yanlış yaparsınız, hata edersiniz. Grubu bulunsun bulunmasın Mecliste bulunan tüm partileri bir araya getirmek suretiyle bir çalışma komisyonunun oluşması lazım, Meclisin idari birimlerinden lojistik desteklerin alınması lazım, bu Meclisin Hükûmetten bağımsız olarak önümüzdeki süreçle ilgili bir perspektif geliştirip sonunda hangi yasal düzenlemeler yapılması gerektiğine kendisinin karar vermesi lazım. Bu yapılmadığı takdirde inanın biz de görevimizi yapmış olmayız. Madem yasama organı üyeleriyiz, görevimizi yapmak zorundayız. Görevimizi yapmış olmak, Hükûmetin taleplerini karşılamak değildir. Bağımsız bir organ olarak bağımsız düşünüp bağımsız stratejiler ve bağımsız metinler ortaya çıkarmamız lazım. Şu ana kadar böyle bir gelişme yoktur.
Bakın, üretimde daralma var, iş yerleri kapanıyor, onun ötesinde, şu andaki, ekonomiyle ilgili...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Bir saniye, ilave süre vereceğim.
Tamamlayabilirsiniz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kaç dakika konuşma oldu?
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Şu an itibarıyla yedi dakika konuştunuz efendim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani on dakika mı konuşuyorduk? Niye ikide bir kesiyorsunuz?
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Şöyle yapıyoruz: Grup sözcülerine yedi dakika verdim. Çünkü almış olduğumuz bir karar gereği, bir saatte genelini tamamlayalım, saat üçe kadar da diğer maddeleri tamamlayalım ve bugün bu teklif, bir-bir buçuk saatlik bir süreçte basılacak, Genel Kurulda da bugün görüşülüp Meclise ara vermeyi düşünüyorlar, grupların almış olduğu bir karar bu, dün gece bize aktarılan. Dolayısıyla bu noktada biraz daha...
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Acelemiz var diyorsunuz?
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Yok, benlik bir şey söz konusu değil yani kendi içimizde...
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama bu süreler, bizim alıştığımız süreler, yasal haklarımız.
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, biliyorum, biliyorum ama işte maalesef böyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız.
Buyurun, tamamlayın.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, korkunç bir talep daralması var. Ekonomide talep yoksa hiçbir şey yok demektir. İstediğiniz kadar üretim yapın, eğer talep yoksa ürettiğiniz ürün başınıza bela olur. Bütün ürünlerde, bütün mallarda talep daralması var. Hani genel olarak bakarız ortama, ne oluyor, ne bitiyor diye, bazı ürünlerde de talep fazlalığı ortaya çıkmış diye düşünebiliriz. Örneğin, işte herkes diğer harcamalarından kısmıştır, zorunlu gıda harcamaları yapıyor yani gıda talebinin arttığını düşünebiliriz. Bu bile doğru değil, gıda ürünlerinde bile talep daralmasıyla karşı karşıyadır önümüzde ekonomi. Bir kere, kafeler, restoranlar, işte yemek fabrikaları -okullara, bazı iş yerlerine servis yapan- turizm sektöründeki pek çok firma ayakta olmadığına göre, gıda talebine yönelik daha toplu alımlar yapan firmaların talebi ortadan kalkacağına göre önümüzdeki süreçte gıda ürünlerinde dahi talep sıkıntısı olacaktır. Yani artacağı alanlar, işte bu coronavirüsle ilgili alanlar olabilir, örneğin maskenin talebi artmış olabilir, bunun dışında başka bir şey göremezsiniz hatta hastanelerde bile müşteri sıkıntısı vardır. Geçenlerde bir doktorun yaptığı açıklamayı dinliyorum, diyor ki: "Bu corona nedeniyle, diğer hastalığı olanlar hastanelere uğramaz oldular. Lütfen hayatınızı tehlikeye atmayın. Daha önceden bizim acil servisler kalp krizi geçirenlerle dolardı, şimdi acil servislere kimse gelmez oldu, kalp krizi geçirenler bile yok ortada, bunlar neredeler?" Yani şu anda yaşanmakta olan talep daralması, en canlı olması gerektiğini düşündüğünüz sektörlerde bile dip yapmış hâldedir ve önümüzdeki süreç de böyle devam edecektir. Böyle bir ortamda "Efendim, vatandaşın borçlarını erteleyelim, toplantılarını erteleyelim, bu işi çözelim." Böyle bir şey yok arkadaşlar, hiçbir şey çözülmez böyle. Sen zaten ertelemesen de kimse vergi borcunu, sigorta borcunu, kredi borcunu ödeyecek durumda değil ki, sen ister ertele, ister erteleme. Yaptığın şey, fiilî piyasanın aldığı dengeleri meşru hâle getiriyorsun, başka bir şey yok ki. Farklı şeyler yapmak lazım, daha ciddi şeyler yapmak lazım. O yapılması gereken ciddi şeylerin hiçbiri burada yok. Yine Fak-Fuk-Fon'dan bin lira vereceksin, vatandaşın derdini çözeceksin. Yılda vereceğin bin lira bir hafta da bitirilecek.