KOMİSYON KONUŞMASI

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifin oluşturulmasında yapılan temel bir mantık hatası var, o da şudur: Bu teklifle cezası kesinleşmiş mahkûmların cezaları infaz kanunda yapılan düzenlemeyle azaltılmakta yani hüküm giymiş kişilerin cezalarının bir kısmının çektirilmesinden vazgeçilmektedir.

Öte yandan, cezalarının infaz süreleri düşürülen suçların şüphelileri bile olsa tutuklular hakkında herhangi bir düzenleme yapılmamaktadır. Bu yapılan temel bir mantık hatasıdır. Bir tarafta cezaları kesinleşmiş ve infazına başlanmış hükümlüler, öbür tarafta beraat etme ihtimali olan tutuklu şüpheliler. Eğer, bu teklifin sahiplerinin de ifade ettiği gibi, cezaevlerindeki doluluk ve tüm dünyayı saran Covid-19 salgını bu kanunun hazırlanmasında etkili olmuşsa evleviyetle cezaevlerinden çıkarılması gerekenler kimlerdir? Elbette ki henüz hüküm giymemiş, cezaları kesinleşmemiş tutuklu olanlardır ama teklif sahipleri, bir başka deyişle AK PARTİ ve MHP ne yapıyor? "Biz af düzenlemesi yapmıyoruz, infaz düzenlemesi yapıyoruz." diyerek bu konudaki haklı talepleri görmezden geliyorlar. Her iki partiye ve teklifin sahiplerine şunu söylemek isterim: Bu türden, bütün toplumu etkileyen düzenlemeler yapılırken ön koşul samimiyettir. Size defalarca "Torba düzenlemelerden vazgeçin." dedik. Siz ısrarla yasama faaliyetini torba kanun şeklinde yürütüyorsunuz. Şimdi de "Bu, bir infaz düzenlemesi, bu nedenle maddi ceza hukukuna ve ceza yargılaması usulüne ilişkin talepleri şimdilik değerlendirmeye almadık." diyorsunuz. Bu, hiç inandırıcı değil, eğer bu yönde bir irade olsaydı elbette bu konular da bu teklife dâhil edilebilirdi. Bu tutum, sizleri kamuoyu vicdanında yargılayacak ve şüphesiz ki mahkûm edecektir.

Bu düzenlemede sergilenen temel anlayış, hukukun üstünlüğü ve vicdani olmaktan ziyade siyasi bir bakış açısıdır. Tutukluların kapsam dışında bırakılması -adi suçlardan tutuklu olanlar bir tarafa- günümüzde tutuklamanın genelde siyasi iktidara muhalif olan yazarçizer, bilim insanı, siyasetçi gibi toplumda karşılık bulmuş kişilere karşı bir sindirme, bir susturma, bir cezalandırma yöntemi olarak benimsenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Hükümden önce uzun tutukluluklarla bazı kişiler cezalandırılmaktadır. Hoşa gitmeyen her söz, her eylem hatta her "tweet" terör suçuymuş gibi değerlendirilip ilgililer gözaltı, tutukluluk, adil olmayan yargılama süreçleriyle ezaya uğratılarak cezalandırılmaktadır.

Bu kapsamda şunu da belirtmeliyim ki teklif sahiplerinden açıklama yapan Sayın Ali Özkaya "Siyasi suç diye bir suç yoktur, terör suçu vardır. Ayrıca Avrupa'daki terörle mücadeleyle Türkiye'yi bir tutmamak gerekir." dedi. Bu değerlendirme karşısında hayrete düşmemek gerçekten mümkün değil. Şunun için: Kendisi; lideri zamanında, konjonktür gereğince, o günkü siyasi koşullarda mahkûm edilmiş bir partinin mensubu. Güç ele geçince insan geçmişte yaşadıklarını unutmamalı, siyasi hareketler de geçmişlerini unutmamalı. Geçmişlerinde yaşadıklarını bugün, başkalarına özellikle de muhaliflere yaşatmamalı. Bu konuda sizden daha tutarlı bir siyasi duruş beklemek tüm toplumun hakkı. Hani, hep vesayetle mücadeleden bahsedersiniz ya, bugün, vesayet makamı maalesef siz oldunuz, bundan vazgeçerseniz ülkemiz açısından daha isabetli olur. Mesela daha önce de söylendi, dün "terör" dediğinize bugün demiyorsunuz. Örneğin, Ergenekon yargılamaları. Dün "makbul hareket" dediğiniz FETÖ'ye bugün "terörist" diyorsunuz. Hepinizin bildiği gibi terör tanımı her zaman değişebilir ve burada çerçevesini çizdiğimiz sınırlarda siyasi suçlarla ilgili bir düzenleme her zaman yapılabilir.

Burada şunu da belirtmek isterim yeri gelmişken, cezaların infazının öncelikle fail ile mağdur arasında barışmayı sağlamak ve dolayısıyla failin topluma yeniden kazandırılması amacına hizmet edecek mahiyeti taşıması gerektiği tartışmasızdır. Mesela bu nedenle hükmolunan cezanın kefareti olarak belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmesi şartıyla, suretiyle infazı için suçun mağdurunun rızasının aranması şartı benimsenmiştir. Bu nedenledir ki suçun mağduru hayatta olduğu sürece devletin, mağdura rağmen, suçluyu affetme yetkisinin olmaması gerekir. Devletin, ancak toplumu oluşturan herkesin mağdur edildiği, mağduru muayyen bir kişi olmayan suçlardan dolayı suçluyu affetme yetkisinin olduğu kabul edilmelidir.

Bu bağlamda, dolayısıyla yaptığımız teklifleri dikkate almanızı talep ediyoruz. Devlete karşı işlenen suçlarda, özellikle siyasi suçlarda ve özellikle "Örgüt üyesi olmamakla birlikte..." diyerek başlayan bir nitelemeyle tüm muhalifleri susturmayı amaçlayan, uydurulmuş suçtan mahkûm olan, tutuklanan kişilerin "af" "infaz düzenlemesi" ne derseniz deyin, bu teklifin kapsamına alınması gerekmektedir. Bununla birlikte de infazının bir kısmından vazgeçilen, kamu vicdanını yaralayacak bazı suçların cezalarında indirim yapılması yaklaşımından da vazgeçilmelidir.

Teşekkür ediyorum.