| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2596) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 12 .02.2020 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli üyeler; aslında bu sırla ilgili düzenlemeler değişik konularla ilgili olarak yasalarda var. Vergi mevzuatına bakarsanız, Vergi Usul Kanunu'nda vergi sırrı vardır, işte Ticaret Kanunu'nda ticari sır var, bilmem bankacılık sırrı var. Dolayısıyla, her kurumun yaptığı işlemlerin açık, şeffaf, herkesin bilgisi dâhilinde olacak diye bir şey yoktur. Belli usul ve esaslar dairesinde, belli sınırlar dairesinde sır düzenlemeleri yapılabilir. Ancak, gördüğümüz olay, bu masum düşüncenin üzerinde bazı gelişmelerin var olduğu izlenimini vermektedir.
Şimdi, bakıyorum, Türkiye'de bir iktidar gücü var, bu iktidar gücü bir kere sorumluluk taşımıyor. Yasal olarak suçlanamayan ve soruşturulamayan bir yapı oluşmuştur. Meclis denetiminin bile yapılamadığı bir yapı var, yargı denetiminin hiç işlemediği bir yapı var. Bu yapı, tüm ülkenin parasını, kaynaklarını kullanıyor. Sonra, üzerinde sadece kamuoyunun bilgilenmesi risk teşkil ediyor. Bu kamuoyunun bilgilenmesini de sürekli olarak daraltmaya yönelmiş vaziyettedir. Yani bakıyoruz bu konuyla ilgili olarak, işte kaç kere varlık barışı ilan edildi, Türkiye'ye girip çıkan paranın haddi hesabı yok, nereden girer nereden çıkar kimsenin bilgisi yok. Her açıklandığı zaman bakıyoruz rakamlara, hata noksan kalemidir diye nereden geldiği belli olmayan on milyar dolarların üzerinde para girişlerinin olduğu görülüyor. Neyin nesi olduğu düzgün bir şekilde açıklanmıyor. Veya devlet ihaleler yapıyor, işte şehir hastanelerinde olduğu gibi. Kamu parası harcanıyor ama sözleşmeler "Ticari sırdır." diye saklanıyor. Hâlbuki ben ömrümde görmedim devletin harcadığı, ihale ettiği sözleşmelerin bir sır kapsamına alınmasını. Ve bankacılık sistemi içerisinde de Türkiye'deki iktidar sahiplerinin kamuoyu tarafından bilinmesini istemediği pek çok konu dolaşıyor ve cereyan edip gidiyor. Ben öyle zannediyorum ki yukarıdan talimatlar geliyor, aşağıda normal hukuk devletine uygun mevzuatla bu işi zapturapt altına alamayan bürokrasi, kendilerini korumaya almak için hemen "Şunun sınırlarını biraz muğlak hâle getirelim, talimatları ona göre yerine getirelim." psikozuna katılıyor. Bunun neticesinde de biz burada yasama faaliyetlerini yaparken işte gelen metinleri makul, mantıklı, işte işin gereğine göre yapılması gereken metinlermiş gibi algılıyoruz, değerlendirme yapıyoruz ama Türkiye'de bir başka şey gelişiyor. Bu gelişen şey, sürekli olarak kamu kaynaklarının ve kamu menfaatinin bilmesi gerektiği hususların da bilinemediği, kamuoyu denetiminin de sıfırlanmaya çalışıldığı bir süreçtir. Bu maddeler hep buna hizmet ediyor, mesela ilk maddedeki işte soruşturma safhasını ilgili banka personelinin bankacılık sistemini zarara sokmak, tehlikeye sokmak, vesaire gibi kovuşturma safhasına alınmasında dahi bu vardır. Yani yukarıdan birinin yaptığı bir işe rahatsızlık duyulur, ilgili bürokrata talimat verilir, mevzuat gereği yapacağı bir şey yoktur, talimatı yerine getirmekte zorlanır. "En iyisi bunun sınırını biraz daraltalım, talimatlar daha kolay yerine gelsin." psikozu var, burada da böyle. Şu ana kadar sır düzenlemeleri her yerde var, bankacılıkta da var. Şimdiye kadar bu sır düzenlemeleri işlemiş. Üstelik o kadar varlık barışı, off-shore adalarda açılan hesaplar, hata noksan kalemleri gibi binbir bilinmezlikle birlikte bu sırla ilgili bir tereddüt ortaya çıkmamış ve kamuyu rahatsız edecek ve ülke menfaatlerine zarar verecek herhangi bir durum ortaya çıkmamış ama yine bu sırla ilgili yeni bir düzenleme yapma ihtiyacı duyuluyor.
Ben, tüm bu düzenlemelerin hiçbirinin iyi niyetli ve gösterilen gerekçelere uygun olduğunu düşünmüyorum. Bu, dünkü tartışmalardan da anlaşılmıştır. Yani Varlık Fonunun, Varlık Fonu içindeki bankaların kredi limitlerinin kaldırılmasıyla ilgili bir düzenleme de aynı cümle etrafında, burada saatlerce "O öyle miydi, böyle miydi? Öyle değildi, böyleydi." diye tartışmalar yapılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani Türkiye iyi bir tarafa doğru gitmiyor. Meclisin zaten yasama yetkisi sınırlandırılmıştır. Artık, yasama yetkimize Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle Cumhurbaşkanı ortak olmuştur. Hiçbir demokraside Meclisin yasama yetkisinin şeriki yoktur ama Türkiye'de yasama yetkisi Meclise ait olması gerekirken Meclisin bu yetkisinin bir şeriki vardır. Meclisin çıkardığı kanundan daha fazla Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle sürekli düzenlemeler yapılmaktadır. Gördüğüm kadarıyla da arada bir Meclis meşgul olsun diye bazı kanunlar da buraya geliyor, biz de ciddi ciddi bunları tartışıyoruz. Ciddi tartışmaya hiç gerek yok arkadaşlar.
Hepinize saygılar sunuyorum.