| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/278 ) ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/277) ve Sayıştay tezkereleri a) İçişleri Bakanlığı b)Emniyet Genel Müdürlüğü c)Jandarma Genel Komutanlığı ç)Sahil Güvenlik Komutanlığı d)Göç İdaresi Genel Müdürlüğü e)Afet ve Acil Durum Yönetimi Müsteşarlığı f)Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı g)Özel İdareler ve Belediyeler Kefalet Sandığı Başkanlığı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 20 .11.2019 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakan, değerli Komisyon üyeleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri ve çalışmalarımızın belkemiğini oluşturan değerli Meclis emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakan, ben Rabia Naz cinayetinin önümüze koyduğu bir soruna, çocuk haklarına ve çocuklarımızın durumuna hem dünyadan verilerle hem de ülkemizin içinde bulunduğu durum itibarıyla değinmek istiyorum. Bu vesileyle, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü'nü de kutluyorum.
Sayın Bakan, gün geçtikçe dünya, çocuklar için daha güvensiz, daha geleceksiz, daha mahrumiyet ve özellikle de şiddet dolu bir yer hâline geliyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2019-2030 arasında 52 milyona yakın çocuğun 5 yaşına gelmeden ölmesi bekleniyor. Yine, 2019-2030 arasında 150 milyon çocuğun 18 yaşına gelmeden evlenmesi bekleniyor. Her yıl 1 milyon çocuk dünyanın çeşitli yerlerindeki çatışmalarda ölüyor. Bugün bütün dünyada 50 milyon çocuk mülteci ya da göçmen bulunmaktadır. Bu 50 milyon çocuğun 28 milyonu savaşlar nedeniyle yerinden ediliyor. Bütün dünyada savaşlar nedeniyle ailesini yitiren 153 milyon resmî olarak kayıtlı çocuk bulunmakta olup kayıtsız olarak, bu rakamın 400 milyona ulaştığı düşünülmektedir. Her gün her 10 çocuktan 1'i çocuk istismarına uğramaktadır. 2015-2016 yılında internete yüklenen ve çocuk istismar eden video ve fotoğraf sayısı 4,4 milyonken 2017'de bu sayı 8,2 milyona ulaşmış vaziyettedir. Bugün 569 milyon çocuk için yapılan harcama günlük 1 euronun altındadır. Sadece 2012'de, 6,6 milyon çocuk açlık ve hastalıktan yaşamını yitirmiştir. Bugün bütün dünyada 200 milyon çocuk işçi bulunmakta olup bunların 73 milyonu 10 yaşın altındadır. Sanırım bu kadar veri dünyamızın çocuklar için ne hâle geldiğini gösteriyor.
Ülkemize gelirsek, mayıs ayında Tuvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfının (TOÇEV) yayımladığı Türkiye'deki Risk Altındaki Çocuklar Çalıştay Raporu'na göre, 2017'de 18.623 çocuk cinsel istismara uğradı. 2012'de 601 bin olan çocuk işçi sayısı, 2016 yılına gelindiğinde 709 bine kadar çıktı. Çalışan her 10 çocuktan 8'i kayıt dışı. Resmî olmayan rakamlara göre, 2 milyonun üzerinde çocuk işçi bulunuyor. Mülteci verilerinin de yer aldığı raporda Suriyeli mültecilerin yüzde 45,3'ü çocuk. Yaklaşık 400 bin Suriyeli çocuk okula gidemiyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin (İSİG) 2018 verilerine göre de, 2013 yılı ile 2018 yılının ilk beş ayına kadar toplam 319 çocuk işçinin iş cinayetlerinde can verdiği, bunların 29'unun mülteci göçmen çocukları olduğu görülmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumunun 2018 verilerine göreyse, evliliklerin yüzde 3,8'i kız çocuklarıyla yapılmış olup erkek çocuklarındaysa bu oran yüzde 0,2.
18.290 suçtan çocukların cinsel istismarı hakkında dava açıldı. Her 100 bin çocuktan 1.598'i suça sürüklendi. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2008'den 2013'e kadar çocuklara yönelik cinsel saldırı, istismar ve tecavüz vakaları yüzde 400 arttı. Adli Tıp kayıtlarında her ay ortalama 650 çocuk istismarı vakası kayıt altına alınmıştır. Türkiye'de ortalama cinsel istismar yaşı 13,7'yken cinsel istismara uğrayan çocukların yüzde 71'i 14-17 yaş arasındadır.
Türkiye internette çocuk istismar eden video ve fotoğraflar açısından da üst sıradadır Sayın Bakan. Türkiye'de 3,6 milyonu aşkın Suriyeli mülteci geçici koruma altında bulunmakta ve bu mültecilerin 1,6 milyondan fazlasını çocuklar oluşturmaktadır.
TÜİK'in 2012 Çocuk İşçilik Araştırması'na göre de, çocuk işçilerin yüzde 41,4'ü 6-17 yaş arasındadır ve bu çocuk işçiler ortalama 53,4 saat çalışmaktadır. Çocuk işçilerin yüzde 50,2'si de okula gitmemektedir. Sanırım bu kadar veri de ülkemizin çocuklar için bir kâbusa dönüştüğünü yeterli derecede göstermektedir. Esasında kâbusa dönüşen geleceğimizdir Sayın Bakan. Baktığımızda ne görüyoruz? Aç kalan, eğitim hakkından mahrum kalıp çalışan, istismara uğrayan çocuklar. Bütün diğer sorunları çözeriz, bu ülkeyi AKP'ye rağmen yeniden eşit, demokratik bir sosyal hukuk devletine elbette getiririz ama çocuklarımızda oluşan kalıcı etkileri yok edemeyiz, ölen çocuklarımızı geri getiremeyiz. İstisnasız her çocuğumuz bizim değerimizdir ve olmak zorundadır.
Şimdi, bu veriler eşliğinde Rabia Naz cinayetine dönüp baktığımızda, AKP yöneticilerinin neden sıkıştığını, onlar açısından bunun sadece birilerini korumak olmadığı, çocukların toplumsal konumlarını açığa vuracak bir olayın üstünü örtmeye çalıştıkları da açıktır. Aynısı, Fettah Tamince'nin otelinde çalışırken ölen çocuk işçi Burak Oğraş'ın durumu için de geçerlidir. Burak Oğraş, 16 yaşında "stajyer" adı altında çalışan bir çocuk işçiydi. 2011 yılında staj yaptığı Tamince'nin beş yıldızlı otelinde ölü bulundu. Bu cinayetin üstü "intihar" denilerek kapatılmaya çalışıldı. Adli Tıp "Kesinlikle intihar değil." raporu verdi ama davanın üstü alelacele kapatıldı. Tamince, korunmaya devam ediyor Sayın Bakan. Ama hepsinin hesabı hukuki yollardan halkımızla beraber sorulacaktır, bundan da kimsenin şüphesi olmasın.
Bütün bu olayların ortaya koyduğu şey, çocuklara karşı toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirmediğimizdir. Bu konuda, Sayın Bakan, sizin sunumunuzdan da anlaşıldığı kadarıyla ne bir tedbiriniz ne bir tasarrufunuz ne de bir politik vizyonunuz var. Fakat Sayın Bakan, Bakanlığınızın bu konuda hiçbir şey yapmadığı da söylenemez. Şunlarla başlayabiliriz: Önceki gün Taksim'de "Rabia Naz İçin Adalet! Çocuklar Uyurken Susulur, Ölürken Değil!" yazılı pankart açan 3 lise öğrencisini yaka paça gözaltına aldınız. Bu 3 genç pankartlarını açıp şiddet içermeyen bir açıklama yapsalar kime ne zararları olacaktı?
Dün akşam yaşanan başka bir olay: Dün, bir kadın cinayetine kurban giden Muğlalı genç kızımız Güleda Cankel için dün akşam saatlerinde İstanbul Kadıköy'de bir açıklama yapmak isteyen ve sayısı 10'u geçmeyen kadın hakları savunucularına emniyet güçlerince hemen müdahale edilmiş ve bu barışçıl açıklamanın yapılması yine engellenmiştir. Olayla ilgili görüntüler mevcut olup açıklama yapmak isteyen 7 kişinin polisin zorbalığıyla gözaltına alındığı sabittir. Kadın cinayetlerini engellemeyen iktidarın gücü kadın cinayetlerini protesto eden bir avuç insana mı yetmektedir?
Aynısını Aladağ'da ölen çocuklarımız için eylem yapan vatandaşlarımıza da yapmıştınız. 2016'da Adana'nın Aladağ ilçesinde 3 katlı bir kız öğrenci yurdunda çıkan yangında, 11'i kız öğrenci ve 1 görevli olmak üzere 12 kişi yaşamını yitirmiş, 22 öğrenci de yaralanmıştı. Bu faciayı protesto etmeyip de ne yapacaktı bu insanlar Sayın Bakan? Çocuklara sahip çıkmanın karşılığı gözaltına alınmak mıdır? Görüyoruz ki güvenlik anlayışınızın ana ilkesi, istisnasız her eylemi polisiye tedbirlerle engellemek olmuştur.
Sayın Bakan, dünyada çözülemeyen sorunları protesto eden yurttaşları gözaltına alarak sorunlarını çözen başarılı bir örnek var mıdır? İstisnasız her eyleme ve toplantıya polis müdahalesi yapmanın yasal temeli nedir?
Bir de toplantı örneği vereceğim. Ekim ayı başında yani geçen ayın başında kanun hükmünde kararnamelerle ve bunların yol açtığı hukuksuzluklarla ilgili partimiz Milletvekili Profesör İbrahim Kaboğlu ve Mehmet Bekaroğlu'nun katılacağı kapalı bir salon toplantısı -altını çizerek söylüyorum- kapalı bir salonda yapılacak bir toplantı Ankara Valiliği tarafından yasaklanmıştır. İnsanların fikirlerini kapalı bir salonda söylemesine bile tahammül edilememektedir. Emniyet teşkilatımız, maalesef tamamen siyasi saiklerle hareket eden ve muhalif her fikir ve açıklamayı susturmaya çalışan bir kimliğe bürünmüştür. Anlaşılan o ki olağanüstü hâlde ülkemizde en sert koşullarıyla yaşanmaya devam etmektedir. Bu, açık bir hukuksuzluk ve kanun tanımazlıktır.
Anayasa'mızda 34'üncü maddede "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." şeklinde açık bir hüküm var Sayın Bakan. Ülkemizin barışının, güvenliğinin, huzurunun temeli Anayasa'mız değil mi? Neden Anayasa hükümlerini uygulamamakta ısrar ediyorsunuz? Neden hakkını arayan işçileri, üniversite sistemini protesto eden öğrencileri, işsizliği protesto eden yurttaşlarımızı, şiddeti ve istismarı protesto eden kadınları sürekli gözaltına alıyorsunuz Sayın Bakan.
BAŞKAN - Lütfen toparlayınız.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Rabia Naz'ın babası, kızının durumunu araştırmaktan başka ne yaptı Sayın Bakan?
Bütün bunları düşündüğümüzde, ülkemizin toplumsal bir huzura kavuşması için güvenlik güçlerimizin de Anayasa'mıza, yasalarımıza, evrensel hukuk normlarına riayet etmesi gerektiğini düşünmüyor musunuz Sayın Bakan?
Bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum, teşekkür ediyorum.