KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 2020 bütçesi ve 2018 Kesin Hesap Kanunu üzerinde görüşmelerimizi sürdürüyoruz.

Her şeyden önce, bu bütçenin Bakanlığa, Bakanlık mensuplarına ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Elbette hükûmetler bütçeler vasıtasıyla pek çok hizmetler yaparlar. Millî gelirin aşağı yukarı yüzde 25 ila yüzde 30'u arasında bir miktarı vatandaşlardan toplamak suretiyle değişik hizmet türlerine veya politikalara yönelik olarak harcarlar. Bu toplama ve harcama mekanizması bir taraftan vatandaşın elindeki kaynakları alırken, kendisinin bireysel olarak kullanacağı yerlerden vatandaşı caydırırken diğer taraftan devlete geçmek suretiyle kamu yararı gözetilerek ve ülkenin geleceği planlanarak harcamalar ona göre düzenlenir.

Elbette bir bakanlığın yaptığı bütün işlerin yanlış olduğunu söyleyemeyiz ama zaman zaman "Niye sürekli eleştiriyorsunuz?" diye itirazlar gelebilir. Eleştirilerin özünde şu vardır: Zaten medya gücü, kamuoyunu oluşturma potansiyeli, imkânları iktidara ait olduğuna göre muhalefetin de eleştirmesi en doğal hakkıdır. Muhalefetin varlığı iktidarın kaynakları daha etkin kullanmasına yol açar, yönlendirir, hatta eleştiriler ne kadar sert ve ne kadar etkili olursa iktidarın o kadar isabetli icraat yapma imkânı da ortaya çıkar. Muhalefetin yaptığı eleştirileri bu bakımdan zararlı şeyler olarak değil, faydalı bir tavır olarak değerlendirmek, hatta teşvik etmek lazım "Neden daha sert eleştirmiyorsun?" diye ama bunu göremiyoruz, her eleştiriye büyük tepkiler geliyor, bunu belirtmek isterim.

Elbette on yedi yıllık bir iktidar döneminde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ilgi alanına giren konularda da yapılan iyi işler vardır ama eksikler, yanlışlar ve tüm toplumu etkileyen isabetsiz politikalar da vardır. Ekonomi bir süreyi aşkın süredir krizin içerisindedir. Bu krizi oluşturan bu Hükûmetin yanlış ekonomik politikalarıdır ve bu krizin bedelini de 82 milyon ödemektedir. Bu, ister istemez sosyal politikaları da etkileyen, ülkedeki çalışma hayatını etkileyen, ailedeki huzuru etkileyen en temel faktör hâline gelmiştir. Eğer makro politikalarda yanlış yapıyorsa Hükûmet, bu, mikro politikaları da olumsuz etkileyen bir şeydir ve maalesef içinde bulunduğumuz koşullarla hem aileyi hem çalışma ortamını hem de diğer hizmetleri etkileyen çok ağır bir kriz vardır. Bu krizin bedelini özellikle çalışan ve üreten kesimler, çalışmak isteyen nüfus ödemektedir.

En belirgin göstergesi işsizliktedir. Bugünkü Bakanlığın konusunu da ilgilendirmesi açısından işsizliğin özel olarak ele alınması lazım. Eğer bir ailede işsizlik varsa, aile fertleri veya ailenin geçimini sağlamakla yükümlü olan kişi işsizse, bir ailenin sıfır düzeyde geliri varsa o bütün aile düzenini altüst edecek bir hadisedir. Rakamlara bakıyoruz, bu rakamlar işsizlik konusunda cumhuriyet tarihinin kayıtlara girmiş en yüksek işsizliğini resmediyor. Resmî rakamlara göre yüzde 14'e varmıştır işsizlik yani yaklaşık 5 milyona yakın insan, çalışmak isteyen, iş arayan, iş aradığı kayıtlara geçen 5 milyona yakın insan bu ülkede işsizdir ama iş bulmaktan umudunu kestiği için iş aramaktan vazgeçmiş olanları da buna dâhil ederseniz işsizlik oranı yüzde 17'ye çıkıyor ve sayısı 7 milyona ulaşıyor. Bunun da ötesinde, birtakım geçici iş bulduğu için çalışıyor görünen veya memnun olmadığı bir işte çalışmak zorunda kalan ama iş arayanları da dâhil ederseniz işsizlik oranı doğrudan doğruya yüzde 23'e çıkıyor ve 8 milyon insan geniş tanımıyla bu ülkede işsizdir. Bu kadar çok işsizin bulunduğu bir ortamda elbette ki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bütün ilgi alanında da büyük sorunlar olduğunu gösterecektir. Sorun sadece bundan ibaret değil, çalışıyor görünenlerin yüzde 36'sı da hiçbir sosyal güvenlik hakkından yararlanamamaktadır yani kayıt dışı çalışıyor; emeklilik hakkı yok, sağlık sigortası hakkı yok, işsiz kaldığında bir iş güvencesi yok, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yararlanma imkânı yok. Bunu da ilave ettiğiniz zaman nüfusun demek ki yarıya yakın bir kısmı ya çalışmıyor veya çalıştığı iş, hayatını sürdürmeye müsait değil. Bu koşullar altında elbette sosyal problemlerin de derinleşeceği açıktır ve gerçekten Türkiye'nin bugün çok ağır sosyal problemleri vardır.

Diğer taraftan, yine, çalıştığı hâlde asgari ücretliler gerçekten zor durumdadır. Türkiye'de asgari ücret düzeyinde geliri olan veya biraz asgari ücretten düşük geliri olan veya biraz asgari ücretin üzerinde geliri olan nüfusun 9 milyona ulaştığı da biliniyor yani "İşi var." dediğiniz insanlardan da açlık sınırının altında maaş alan, gelir elde eden kişilerin sayısı 9 milyona ulaşıyor ve bunlar brüt gelirlerinin yüzde 35'ini de üstelik devlete vergi olarak ödüyorlar ve Avrupa Birliği ülkelerinde asgari ücretle çalışanların normal çalışanlara oranı en yüksek Türkiye'dedir ve bu da açlık sınırında çalışan insanların sayısının Türkiye'de ne kadar fazla olduğunu, ne kadar arttığını açık seçik göstermektedir.

Diğer taraftan, iş kazaları maalesef denetimlerle kontrol altına alınabilecek bir konuyken Türkiye'de iş kazalarının çok yüksek seyrettiği ve hızla artmaya devam ettiği de görülmektedir. Bunun denetim ve kontrol altına alınması lazım. Çoğu riskli işlerde çalışanların iş yerlerinin bile denetlenmediği, denetimlerin çok zayıf olduğu görülmektedir. 2018'de 430 bin işçi iş kazası geçirmiş, bu kazalarda 2 bine yakın insan hayatını kaybetmiştir ve yine bu yıl 615 işçi meslek hastalıklarına yakalanmıştır. Bu büyük bir sorun. Bu sorun ekonominin genel sıkıntılarıyla, Bakanlığı aşan boyutlarıyla değerlendirilemeyecek bir sıkıntı. Gerekli denetimler, kontroller, yönlendirmelerle disiplin altına alınabilecekken maalesef denetimlerin çok zayıf olduğu görülmektedir, bu da iş kazalarının çok yaygın bir şekilde sürmesine ve artmasına yol açmaktadır.

Diğer taraftan, ülkemizdeki önemli sorunlar arasında taşeron işçiler var. Kısa süreli çalışıyorlar, iş garantileri yok, bugün işleri var, yarın işleri yok, çoğu asgari ücret düzeyinde düşük bir gelire sahipler ve sosyal güvencesiz istihdam edilenler var ve bunların sayısı da gerçekten ciddi bir şekilde ele almamız gereken düzeye ulaşmıştır, milyonlara ulaşmıştır ve sürekli olarak taşeron işçiliğine doğru bir kayma, bir eğilim ortaya çıkmıştır. Bunun da ele alınması, gözden geçirilmesi lazım. Bildiğiniz gibi, kamudaki taşeron işçilerin kadroya alınacağı ifade edilmişti, bu konuda bir düzenleme yapıldı ama 275 bin kişi kadro dışı kalmıştır. Kadroya alınanların da ücret artışları, sendikal hakları, toplu pazarlık hakları kısıtlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kamuda ikinci sınıf bir işçi türü ortaya çıkmıştır. Bu da son derece yanlıştır.

Emekli aylıkları Türkiye'de çok düşük. Bakın, 847 bin kişinin emekli aylığı bin liranın altındadır, 248 bin kişinin aylığı bin lira ile 1.100 lira arasındadır, 220 bin kişinin emekli aylığı ise 1.100 lira ile 1.200 lira arasındadır yani 1 milyon 315 bin kişinin aylığı 1.200 liranın altındadır. Nasıl yaşayacak bu insanlar, nasıl ailesini geçindirecek, ailede nasıl huzur olacak? Bu mümkün değil. 6 milyon 850 bin emeklinin de emekli aylığı 2 bin liranın altındadır. 2 bin lira dediğiniz şey de zaten açlık sınırının altında bir rakamdır ve gerçekten, ülkemizde çok önemli ve büyük sosyal problemler vardır. Bu sosyal problemlerin iyi planlanmadan, iyi stratejileri belirlenmeden ve de çözülmesi iştiyakıyla üzerine gidilmeden halledilebileceğini düşünmüyorum.

Sayın Bakan biraz önce Sayın Durmuş'un işsizlik planlamasıyla ilgili cümlesine "O, kalkınma planlarının işidir." dedi ama o, kalkınma planlarının işi olduğu kadar sizin de işiniz Sayın Bakan. İşsizliğin arttığı İŞKUR özellikle size bağlı yani o söylediğiniz şey bana biraz pek yerine oturmayan bir ifade olarak geldi. Bu ülkedeki her işsiz ailenin sorunu sizin sorununuzdur. O hâlde üzerinde...

AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL HİZMETLER BAKANI ZEHRA ZÜMRÜT SELÇUK - "Onun tekniği farklı." dedim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Tekniği farklı değil, tekniği sizin de katkı sağlayacağınız süreçlerdir.

AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL HİZMETLER BAKANI ZEHRA ZÜMRÜT SELÇUK - Kalkınma planlarına da Bakanlık olarak katkı sağlıyoruz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - "Kalkınma planları" dediğiniz sizin de Bakanlık olarak katkı sağlayacağınız süreçlerdir, sizin dışınızdaki süreçler değildir, sizin de sorumluluğunuz olan süreçlerdir.

AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL HİZMETLER BAKANI ZEHRA ZÜMRÜT SELÇUK - Sayın Vekilim, Bakanlık olarak katkı sunuyoruz zaten.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlar mısınız Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben söylemeyeyim diyordum da çok komik bir şey söylediniz, onu arz edeyim.

Saygılar sunuyorum. Teşekkürler.