| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/278 ) ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/277) ve Sayıştay tezkereleri a) Sağlık Bakanlığı b) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü c)Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ç) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 12 .11.2019 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, değerli Komisyon üyeleri, sevgili bürokratlar, basınımızın değerli emekçileri; salonda bulunan herkesi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakan, bu konuşmayı bir hekim veya bir sağlık görevlisi olarak değil, her an hasta olarak sağlık sisteminin doğal bir parçası olabilecek tüm vatandaşlarımız adına yapmak istiyorum.
Sayın Bakan, bütçe yasası diğer yasalardan farklı olarak, toplumsal kaynağın nasıl oluşturulacağının ve kullanılacağının, kimlerden alınıp kimlere ne için verileceğinin bir göstergesidir. Bütçe gelirlerinin büyük bir bölümünün zenginlik, kâr, rant ve faizden alınan vergilerle mi, yoksa yaşayabilmek için çalışmak zorunda olanların hem gelirlerinden alınan doğrudan vergilerle hem de harcamalar sırasında ikinci defa vergilendirmeye dayanan dolaylı vergilerle mi oluşturulduğu, bütçenin adaleti hakkında en önemli parametrelerdir.
2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin yalnızca yüzde 5,04'ü, yani 48 milyar 437 milyon TL'si Sağlık Bakanlığı bütçesine ayrılmıştır. TÜİK tarafından 2019 yılı için öngörülen nüfusun 83 milyon kişi olduğu dikkate alınırsa sağlık hizmetleri için kişi başına 584 TL düştüğü görülmektedir. Sağlık Bakanlığı bütçesinden personel gideri, SGK devlet primi gideri ve genel kamu gideri olarak planlanan 27 milyar liralık kısmı çıkartıldığında sağlık hizmeti sunumu için merkezi bütçeden yalnızca 21 milyar 519 milyon lira, koruyucu sağlık hizmeti sunumu için de 1 milyar 38 milyon TL ayrıldığı görülmektedir. Bu rakamlara göre, 2019 yılında merkezi bütçeden kişi başına sağlık hizmeti harcaması için 259 TL, yalnızca koruyucu sağlık hizmeti içinse 12 TL ayrılmış idi 2019 için. Yüzde 5'lik bütçenin yarısı hastanelere ayrılmış olmakla birlikte yine bunun yüzde 78'i personel giderleri için kullanılmıştır. Bu durum hesaba katıldığında sağlık harcamalarının neredeyse tamamının yani yüzde 92'isinin SGK tarafından, yani bizlerin ödediği primlerle karşılandığı görülmektedir. Üstelik sağlık hizmeti maliyetini karşılamada ödenen primler de yetmemekte, cepten harcamalar giderek artmaktadır. Sağlık hizmetlerini değerlendirirken sürekli memnuniyet vurgusu yapmak ve bunu inanılmaz bir başarı gibi sunmak bizler için bir anlam ifade etmemektedir. Siz yöneticilerin ilgilenmesi gereken asıl kısım, ne derece nitelikli sağlık hizmeti sunulabildiği, kapsayıcılığı ve sağlık çalışanlarının koşullarındaki olumsuz değişikliklerin giderilmesi olmalıdır.
Sağlık harcamalarına ayrılan pay kadar önemli diğer kısım ise ayrılan payın hangi alanlarda harcandığıdır. Sayın Bakan, sevk zincirinin çalışmadığı ülkemizde sağlıkta yapılan harcamalardan en büyük payı yatarak tedavi ve ilaç giderleri oluşturmaktadır. Hâlbuki gelişmiş ülkelerde yataklı tedavi hizmetlerinin yerini ayakta tedavi hizmeti almaya başlamış ve Türkiye'dekinin aksine hastane başvuruları azalmıştır. Temel sağlık göstergelerini -yani yaşam beklentisi, bebek ölüm hızı gibi- iyileştirebilmek için yatırım yapılması gereken koruyucu sağlık hizmetleri Sağlık Bakanlığı tarafından sunulmakta ancak bu hizmetler için bütçeden gerekli pay ayrılmamaktadır. Sağlık kurumlarında yapılan harcamaların maliyetinin altında geri ödeme fiyatlandırması ve kamuya yönelik özelden daha düşük geri ödeme nedeniyle pek çok ameliyat ve diğer hizmetin durma noktasına gelmesine, pek çok ilacın da geri ödemeden çıkartılmasına neden olmaktadır. Bu durum, vatandaşı özel sağlık sigortasına mecbur bırakmaktadır. Ayrıca, prim borçlusu sayısı da giderek artmaktadır. Genel sağlık sigortası borcu olan kişi sayısı 4 milyonu geçmiştir ancak sağlık hizmeti almak için primini ödemiş olmak da yeterli olmamakta, toplam 12 kalemde ayrıca katkı alınmaktadır. Katkı payları, emeklilerin bir sonraki ay maaşlarından kesilmekte, çalışanlarınsa eczanede ödeme yapması gerekmektedir.
Kamusal sağlık hizmetinin tasfiyesi, devlete ait kurumlarda sağlığın parayla satılmasının yanında özel hastane sayısında da hızlı bir artışı getirmiştir Sayın Bakan. 1980-1989 dönemi sonu itibarıyla özel sektör hastaneleri Sağlık Bakanlığı hastanelerinin yüzde 20'si iken 1990-2000 dönemi sonunda yüzde 30 olmuş, 2014 dönemine gelindiğinde ise bu oran yüzde 64'e çıkmıştır.
Vergilendirilmiş gelirden yapılan harcamaları yeniden vergilendirme yoluyla bütçenin yükünü emekçilerin sırtına yüklemiş olan iktidar, 2020 bütçe hazırlıkları sırasında da aynı tutumu devam ettirmiştir. Şirketlere teşvik ve vergi indirimleri, afları uygulamakta; emeğiyle geçinen kesimler ise zenginleri finanse etmektedir.
Sayın Bakan, Sayıştay Sosyal Güvenlik Kurumu 2018 yılı Denetim Raporu'na göre, Sağlık Uygulama Tebliği'ne aykırı olarak "check-up" işlemleri SGK'ye faturalandırılarak 35 milyon 384 bin liralık fazladan ödeme yapıldığı, hastalara konulan tanılar ve hastaların ameliyat bilgileri ile faturalandırılan işlemlerin birbiriyle uyuşmadığı tespit edilmiştir. Özel hastanelerde çalışan doktorların doğum izni, hastalık veya geçici iş göremezlik ödeneği aldığı tarihlerde aynı zamanda görevli oldukları, sağlık tesislerinde ameliyat, muayene yapmış gibi SGK'ye 2 milyon 634 bin liralık fatura kesilmiş, yine aynı şekilde, yatarak tedavi gören doktorların ameliyata girdiğini veya muayene yaptığını öne süren özel sağlık kurumları SGK'den 3 milyon 742 bin lira haksız ödeme talep etmiştir. Devlet hastanelerinin onkoloji servisinde tedavisi başlatılan 16.424 hasta için takip eden on gün içerisinde özel hastanede de muayene açılmış, bu nedenle SGK 2 defa ödeme yapmıştır.
2020 Sağlık Bakanlığı bütçesinin bütün bu bahsettiğimiz yanlışları dikkate alan ve yanlıştan dönen bir şekilde hazırlanması, sizleri gelecek kuşaklar tarafından bile saygı ve sevgiyle anılacak bir Sağlık Bakanı yapmaya yetecektir.
Sayın Bakan, ülkemizde sayısı sürekli ve hızlı şekilde artan otizmli çocuklar için Bakanlığınızca ne gibi çalışmalar yapılmaktadır? Türkiye'de otizm tanısı konulan kaç kişi vardır? Bu veriler Bakanlığınızda mevcut mudur? Bakanlığınız otizmle ilgili ne gibi tedavi yöntemleri üzerinde çalışmaktadır? Otizmin erken yaşlarda tespiti için aile hekimleri, çocuk doktorları ve gezici sağlık personelince taramalar yapılmakta mıdır? Bakanlığınızca, otizmli çocukların rapor alma süreçleri çocukların durumu da gözetilerek kolaylaştırılmalı ve mümkünse testler evde yapılabilmelidir Sayın Bakan.
Sayın Bakan, cumhuriyet tarihinin en büyük kara deliği olarak gördüğümüz ve sömürge aracı olarak gördüğümüz şehir hastaneleri hakkında da bazı sorularım olacak: Eğer bir ülkede idareciler kamu kaynaklarıyla bazı özel şirket sahiplerini kanunlara aykırı bir şekilde zengin etmek isterse şehir hastanelerinden başka bir model bulamaz. Ne otoyollar ne köprüler ne havalimanları hiçbir şey şehir hastanelerinden daha çok haksız kazanç yaratmaz. Sıfır risk, sıfır öz kaynak ve otuz yıl boyunca muazzam gelir akışı. Ortalama dört yıllık kirayla özel sektör yatırım için koyduğu tüm parayı geri alıyor ve kalan yirmi altı yılda da kâr ediyor. Bu konuda bir çalışma yapacak mısınız? Bu bir.
İki: Anayasa'da yazılan madde gereği sosyal devlet ve vatandaş bu modelde ne yarar sağlamış, anlayabilmiş değiliz. Sayıştay da işin içinden çıkamamış. Şehir hastaneleriyle ilgili olarak, hasta garanti sayıları, garanti gerçekleşme oranları, yatak başı maliyet gibi hususların ve diğer uygulama sözleşmelerinin detaylarının "ticari sır" denilerek millet adına denetim yapan Sayıştay ve millî Meclisimizle paylaşılmaması konusunda gerekçe nedir? Bakanlığınızın gizlediği bu sözleşmelerin yabancı danışmanlık şirketleri ve yabancı bankalar tarafından ayrıntılı bilindiği söyleniyor. Bu iddia doğru mudur? Bu bilgiler sır ise yabancılar tarafından nasıl bilinmektedir? Bu sözleşmeler çerçevesinde neden TL'yle değil de dolar ya da euro garantili ödemeler yapılmaktadır?
Üç: Yapımı biten ve devam eden, işletmeye geçmiş veya geçmemiş, ihalesi bitmiş ya da devam eden tüm şehir hastanelerinin devlet tarafından hemen devralınması gerekir Sayın Bakan. Bu amaçla Meclisle ivedilikle bir komisyon kurulmalıdır.
Dört: Sayıştay tarafından hazırlanan Sağlık Bakanlığı 2018 yılı Sayıştay Denetim Raporu'nun 87'nci sayfasında, yapılan incelemelerde son kullanma tarihi geçtiği görülen 72 bin doz aşının okul çağında olan yaklaşık 63 bin çocuğa uygulandığının ancak süre kısıtı nedeniyle aşı takip sistemine son tüketim tarihi öncesi girilemediği için "Uygulanmadı." olarak görüldüğünün anlaşıldığı ifade edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
(Oturum Başkanlığına Kâtip Şirin Ünal geçti)
BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Vekilim.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Bu büyük bir skandaldır. Son kullanma tarihi geçmiş olan söz konusu aşıların çocuklara yapılması işlemleri kimin imzasıyla yapılmıştır veya bu doğru mudur? Aşı yapılan bu çocukların kimlikleri tespit edilmiş midir, bu çocuklar Bakanlığınızca takibe alınmış mıdır?
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.